Evrimsel Bir Destan: Mitokondriyal Havva ve Y Kromozomu Ademi

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Hücrelerimiz içerisinde birçok özelleşmiş birim bulunur. Bunlara "organel" adı verilmektedir. Örneğin lizozom adı verilen organel, genellikle çeşitli kimyasalların yıkımı ve parçalanmasından sorumlu organeldir. Bitkilerde bulunan kloroplast adı verilen organeller, fotosentezden sorumludurlar. Hemen her ökaryotik canlıda bulunan mitokondri ise enerji üretiminden sorumludur. Özellikle kloroplastlar ve mitokondriler, evrimin her bir hücremizde bulunan harika ispatlarıdır. Zira bu canlıların, diğer hiçbir organelde görmediğimiz bir şekilde, kendilerine ait genetik materyalleri vardır! 

Normalde ökaryotik (zarlı organellere sahip, daha karmaşık yapılı) canlıların genetik materyali çekirdekte bulunur. Dolayısıyla çekirdek haricinde DNA bulmak şaşırtıcıdır, hele ki organeller içerisinde. Bunu merak ederek organellerin genetik analizini yapan bilim insanları, bu önemli organellerin bir zamanlar bağımsız olarak yaşayan prokaryotik canlılar (çekirdeksiz olan, zarlı organelleri bulunmayan, daha basit yapılı canlılar) ile büyük benzerlikleri olduğunu keşfetmiştir. Bu da, evrimin Endosimbiyoz Teorisi ile birebir örtüşmektedir: evrim tarihinde bir noktada, bir canlı bir diğerini fagositoz ("yeme") yoluyla sindirmeye çalışmış; ancak başarılı olamamıştır. Bu sindirilememiş birliktelik, iki tarafa da fayda sağladığı için, bunu yapabilen canlılar avantajlı konuma geçmişlerdir. Evrimsel süreçte bu daha ufak yapılı prokaryotların özelliklerini yitirip daha belirli işlerde özelleşmeleri (enerji üretimi ve fotosentez gibi) sonucunda karmaşık yapılı hücreler ortaya çıkmıştır. Bu konuda halen bilinmeyen birçok soru işareti bulunsa da, mitokondri ve kloroplastların genetik materyali ve çok sayıda yapısal özellikleri bu ilginç tespiti doğrulamakta ve derinleştirmektedir. Konuyla ilgili detaylı bilgi için buradaki makalemiz okunabilir. 

Mitokondrilerimiz içerisinde bulunan genetik materyale "mitokondriyal DNA" ya da kısaca "mtDNA" adı verilir. Bu çok kıymetli bir genetik malzemedir, çünkü neredeyse her zaman anneden yavrulara geçer; babalar bu sürece neredeyse hiç katkı sağlamazlar. Bu sayede, çok hassas bir şekilde çeşitli hastalıkların ve özelliklerin evrimsel geçmişini takip etmemiz mümkün olabilir. mtDNA'nın verdiği bilgiler, sadece baba tarafından gelen ve hiçbir şekilde dişiler tarafından aktarılmayan Y kromozomundan elde edilen bilgiler gibidir. Örneğin, mtDNA kullanılarak şu anda yaşayan bütün insanların en son "annesi" tespit edilebilir. Buna bilimde esprili bir şekilde "mitokondriyal Havva" adı verilir. Bu dişi, eğer şu anda yaşayan bütün insanların soy ağaçları, hiçbir atlama ve sıçrama olmaksızın geriye doğru takip edilecek olursa ulaşılacak olan kadındır. Ne yazık ki bu kadının tam olarak yaşadığı zaman bilinmemektedir. Ancak günümüzden 99.000 ila 234.000 yıl önce arasında bir yerlerde yaşadığı bilinmektedir. Tabii ki, adının gönderme yaptığı efsanevi hikayelerin aksine, bu kadın "ilk kadın" da değildir, "tek kadın" da... Tam tersine, onun yaşadığı dönemde çok sayıda insan dişisi yaşamıştır. Ancak bu dişi ve onun soy hattı, şu anda günümüzde yaşayan tüm insanlara kadar gidecek soy hatlarının atasıdır. Dönemindeki diğer kadınların soy hatları bir noktada tükenmiş, günümüze kadar ulaşamamıştır. 

Aynı şekilde, sadece baba tarafından aktarılan Y kromozomundan elde edilen veriler kullanılarak şu anda yaşamış bütün insanların en son ortak erkek atası tespit edilebilmektedir. Yine, aynı espritüel dille bu erkeğe "Y Kromozomu Ademi" ya da "Y Ademi" adı verilmektedir. Bu erkeğin günümüzden 163900 ila 260200 yıl önce yaşadığı düşünülmektedir. Tıpkı mitokondriyal Havva'da olduğu gibi, Y Kromozomu Ademi de ne "ilk erkek"tir, ne de kendi döneminde yaşamış "tek erkek". Zaten evrimsel süreçte (dolayısıyla doğada ve gerçekte) hiçbir türün "ilk bireyi" ya da "ilk erkeği" ya da "ilk dişisi" diye bir şey olmaz. Evrim süreğendir, kesintisizdir. Ait olduğumuz hayvan türü, Homo sapiens olarak isimlendirilmektedir ve günümüzden ortalamada 280.000 yıl kadar önce ilk defa evrimleştiği düşünülmektedir. Buradaki videomuzdan öğrenebileceğimiz gibi, ilk bireyi asla var olmamıştır ve "ilk birey" diye bir şeyin var olması da bilimsel olarak imkansızdır.

Dahası, Mitokondriyal Havva ile Y Kromozomu Ademi aynı dönemde bile yaşamamış olabilir! Bu erkekle dişi çift olmak zorunda da değildir. İlk etapta bu kafa karıştırıcı gelebilir. Ancak ana görselde bu durum net bir şekilde gösterilmektedir. Onu inceleyerek bu konuyu daha iyi anlayalım:

Görselde, en alt sıranın günümüzdeki tüm insanları temsil ettiğini düşünebilirsiniz. Her bir üst satır ise, tarihte soy hatlarımızın geriye doğru takibidir. Tabii ki anlatım kolaylığı olması açısından, eğer ki 300.000 yıllık bir zaman gösterilmek isteniyorsa, bu sadece birkaç sıra insan figürü ile gösterilmiştir. Çünkü 300.000 yılda yaklaşık 12.000 nesil insan yaşamıştır. 12.000 satır çizmek çok zor olacağı için, sadece birkaç satır ile durum anlatılmaktadır. Fakat ne olursa olsun, günümüzde yaşayan tüm insanların soyunu geriye doğru takip edecek olursanız, şu anda Dünya üzerinde yaşayan istisnasız her insanın ortak atasının bir noktada kesiştiğini görürsünüz. Önce giderek yakınsarlar, sonra da tek bir grupta ve nihayetinde bir insanda kesişirler. Bu insan, "ilk insan" olmak zorunda değildir. Zira onun döneminde yaşayan diğer insanlar da yavrular ve torunlar üretmiştir ve o yavrularla torunlar da binlerce yıl boyunca devam edecek nesillerin temelini oluşturmuş olabilir. Ancak bir sebeple (ki bunun binlerce nedeni olabilir), onların soyu günümüze ulaşamamıştır, bir noktada (belki 100 yıl önce, belki 10.000 yıl önce, belki 150.000 yıl önce) sonlanmıştır. Ancak bir tanesininki günümüze kadar gelebilmiştir. İşte o kişi erkek soy hattı üzerinde Y Kromozomuna bakarak aranacak olursa, Y Kromozomu Ademi'ne ulaşılır. Eğer dişilerin soy hattı üzerinde mtDNA'ya bakarak aranacak olursa, Mitokondriyal Havva'ya ulaşılır. 

Görselde, bu havva gösterilmektedir. Ancak sadece dişilerin takip edildiğine dikkat ediniz. Günümüzde yaşayan tüm erkeklerin soy hattı geriye doğru takip edilecek olsaydı, yine bir insana ulaşmak mümkün olurdu; ancak bu kişi, Mitokondriyal Havva'nın eşi olmak zorunda değildir. Çünkü Mitokondriyal Havva da, Y Kromozomu Ademi de, insanın ilk evriminden (yaklaşık 280.000 yıl öncesinden) sonra bir zamanda yaşamıştır. Kendilerinden önce de insanlar (Homo sapiens) olmuştur, kendi dönemlerinde de insanlar olmuştur, kendilerinden sonra da insanlar olmuştur.

Peki ya o soy hatları kesilen insanları, yani günümüze kadar ulaşamayan soy hatlarını da bu analize eklersek ne olur? İşte o zaman evrimde daha da geriye gitmeye başlarız! Ulaşacağımız Mitokondriyal Havva ile Y Kromozomu Ademi giderek daha da geriye gitmeye başlar; çünkü daha geniş bir başlangıç popülasyonundan geriye doğru yola çıkmış oluruz. Ancak bu atasal kadın ile atasal erkek, yine çift olmak zorunda değildir. Hatta artık yok olmuşları da hesaba kattığımız için, bu atasal erkekle kadın, Homo sapiens bile olmayabilecektir (hatta muhtemelen olmayacaktır). Çünkü yok olan soy hatlarını dahil etmeye başladıkça, yaşamış ve yok olmuş en yakın kuzenimiz olan Homo neanderthalensis (Neandertal İnsanları) türünden de bireyleri bir noktadan sonra hesaba katmak zorunda kalırsınız. Çünkü o kadar geriye gittiğinizde, artık bizden ayrılarak türleşen bu kuzenlerimizle çiftleşebildiğimiz dönemlere ulaşmış olursunuz. Bu noktada, kuzenlerimiz ile biz, ayrılamaz bir bütün gibiyizdir. Bu da, analizinizdeki ortak ataların, Homo sapiens ile Homo neanderthalensis türlerinin ortak atasına doğru kaymaya başlamasına neden olur. Bu tür, bildiğimiz kadarıyla, Homo heidelbergensis isimli türdür.

Daha da geriye gidecek olursanız, bu Havva ile Adem daha da eski türlere doğru kaymaya başlar. Öncelikle Homo cinsi içerisindeki 14 kadar farklı türün hepsi tek bir atada birleşir, sonrasında Australopithecus, Kenyanthropus, Ardipithecus gibi insansı atalarımız ortak noktalarda buluşur. Nihayetinde, yeterince geriye gittiğinizde, şempanzelerin ataları ile bizlerin atalarının birbirinden ayrılamayacak kadar benzer popülasyonlarda birleştiğini görürsünüz. Bu tür de muhtemelen Orrorin tugenensis ya da Sahelanthropus tchadensis türüdür. Daha da geriye gidecek olursanız, diğer türler de bu ağaca dahil olmaya başlar ve nihayetinde, bu soy hattını 4 milyar yıl geriye kadar takip ettiğinizde, ilk basit yapılı, canlı-cansız geçişinde bulunan koaservatlara ulaşırsınız. Bunlar yaşamış, yaşayan ve yaşayacak tüm canlıların ortak atasıdır. Bu nedenle bu canlılara artık "Adem" ya da "Havva" gibi isimler verilmez (zira cinsiyetleri bile yoktur; o noktada cinsiyetler daha evrimleşmemiştir). Bu ortak ataya "Evrensel Son Ortak Ata" adı verilir. Tüm türlerin ortak atası... Biyolojik evrimin nefes kesen tarihinin ilk başlangıcı...

Daha da geriye gitmek isteyecek olursanız, önce kimyasal evrimin alanına girersiniz. Canlılığı oluşturacak biyokimyasal tepkimeleri görmeye başlarsınız. Bu tepkimlerin bazıları canlılığı oluşturamaz. Ancak başka ilginç kimyasalları oluşturur. Bazı diğerleri ise, canlılığın temellerini atacak tepkimelerdir. Daha da geriye giderseniz, alakasız birçok tepkime grubu buna dahil olmaya başlar. Daha da geriye gidilirse, fiziksel evrimin sınırlarına girilmeye başlar: gezegen ve yıldızların oluşumu, ömürleri, ölümleri ve daha nicesi... Bu şekilde, her şeyi Büyük Patlama'ya kadar takip etmek mümkündür. 

Peki ya daha da gerisinde? Böyle bir soruyu sorabilmemiz bile mümkün olmayabilir. Buradaki yazımızda izah ettiğimiz gibi... Kuzey Kutbu'nun daha da kuzeyinde ne var? Hiçbir şey yok, çünkü öyle bir şey yok. Kuzey Kutbu'nu tanımlamamızı sağlayan meridyenlerin başlangıcı zaten Kuzey Kutbu'nun tanımıyla başlar. Onun ötesine geçemezsiniz. Dahası, Büyük Patlama ile ilgili konuda, "zaman" dediğimiz olgu da o noktada başlamıştır. Dolayısıyla "Büyük Patlama'dan önce ne oldu?" sorusu hatalı bir soru olabilir. Zaman başlamamışsa, nasıl olur da "önce"si sorulabilir? 

Fakat fizikçiler, bu tür felsefi çıkmaz gibi gözüken sokaklardan korkmazlar. Onlarca yıldır bu konularda çok kapsamlı araştırmalar yürütülmektedir ve Evren'in başlangıcı, Evren'i içerisinde barındıran bir yapı varsa bu yapının dokusu, özellikleri, potansiyel nitelikleri gibi konularda çok sayıda teori geliştirilmektedir. Bunların birçoğunu şu anda pratik olarak gözleyip doğrulamamız mümkün gözükmemektedir. Fakat bundan 200 yıl önce, canlılığın nereden geldiğine dair işe yarar bir cevabımız olmadığı düşünülecek olursa, bundan 200 yıl sonrasında Büyük Patlama'nın nereden geldiği sorusunun sıradan bir cevaba dönüşmemesi için pek bir neden yok gibidir. 

Tek ihtiyacımız olan çalışmaktır.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. MHRC
  2. ScienceDaily
  3. Nature

Beşgen Simetri: Dünya ve Venüs'ün Yörüngeleri

Özel Pi Günü!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim