Zar Atan Evren: Bir Düşünce Deneyi
Bu derece "hassas" oranlara sahip bir evren kendiliğinden oluşabilir mi? İçerisinde bulunduğumuz mevcut epistemik durum ışığında anlayışımızı kuvvetlendirmek için yeni bir düşünce deneyi öneriyorum...
Öncül Analitik Felsefe
- Blog Yazısı
Sallanan Kütleler Düşünce Deneyi...
Etrafı tamamen boş, düz bir yol üzerinde yürüdüğünüzü hayal edin. Yol üzerinde hiçbir yapı veya canlılık belirtisi bulunmuyor olsun. Derken bu yolun kenarında yalnızca tek bir penceresi bulunan, kapısı veya başka bir girişi bulunmayan bir yapı görüyorsunuz. Pencereden dışarı doğru sarkan, ucu boş ve sallanan bir ip bulunuyor. Yerde ise o ipten düştüğü belli bir kütle mevcut. Kütlenin üst tarafında bir askı yeri bulunmasından ve askı yerinde yukarıda sallanan ipten kaldığı belli bir parça olmasından bunu anlayabilirsiniz.
Söz konusu kütlenin nasıl olup da yere düştüğünü merak ediyor ve araştırmaya başlıyorsunuz. Kütlenin ucunda kalan ipi çeşitli yöntemlerle incelediğinizde ipin gerçekten çok sağlam bir yapıya sahip olduğunu fark ediyorsunuz. Öyle ki bu ipin salınımın etkisiyle kopması çok ama çok düşük bir olasılık (milyarda birden dahi çok daha küçük) olduğunu görüyorsunuz. Araştırmaya devam ettiğinizde ipin mikroskobik düzeyde pürüzsüz olacak şekilde koptuğunu anlıyorsunuz. Bu durum, ipin bu şekilde kopma olasılığını daha da azaltarak imkansıza yakın hale getiriyor.
Bu sebeple araştırmaya devam ediyor ve pencerenin kendisine odaklanıyorsunuz. Ne yazık ki pencerenin fazlasıyla küçük ve duvarın fazlasıyla geçirimsiz olduğunu görüyor ve araştırmanızdan bir sonuç elde edemiyorsunuz. Yine de salınan ip, salınım periyodu içerisinde pencere içerisine girdiğinden belki de ipi mikroskobik düzgünlükte kesebilecek ve sağlamlık-düzgünlük problemine kolay yoldan çözüm üretecek bir bilinçli varlığın (veya onun tarafından tasarlanmış bir makinenin) bulunabileceğini düşünüyorsunuz. Sizin teknolojiniz ipi o derece düzgün kesemeyeceği için içerideki bilincin sizden çok üstün olduğuna kanaat getirmekte gecikmiyorsunuz. Bütün bunlara rağmen ipin kendiliğinden de pekâlâ kopabileceğini bildiğinizden ve pencere içini gözlemleyemediğinizden yola devam etmeye karar veriyorsunuz.
Düşünceler içerisinde yürürken karşınıza yeni bir yapı çıkıyor. Bu yapı, öncekine kısmen benzese de aslında oldukça farklı. Çünkü yukarıya doğru göz alabildiğine uzanıyor ve üzerinde önceden gördüğünüz pencerelerden sınırsız sayıda bulunuyor. Zeminde ise sayamayacağınız kadar çok kütlenin yığılmış olduğuna şahit oluyorsunuz. Kütleleri incelediğinizde yine pencerelerden sarkan iplerden koptuklarını kolayca anlıyorsunuz. Ancak şaşılası biçimde kütlelere bağlı kalmış iplerin mikroskobik olarak mükemmel olmak zorunda olmadığını fark ediyorsunuz. Öyle ki içlerinde mükemmel ayrılanlar olduğu kadar oldukça pürüzlü olanlar da var. Yine de iplerin kopma ihtimali ilk yapıda olduğu kadar düşük.
Bunun üzerine düşündüğünüzde kütlelerin ayrılmasının aslında o kadar da "imkânsız" olmadığını anlamaya başlıyorsunuz. Sonuçta iplerin kopma olasılığı çok çok düşük olsa da etrafta sayamayacağınız kadar çok (hatta belki de sonsuz miktarda) ip bulunuyor. Bu durumda iplerden birkaçının (olasılık ne kadar düşük olursa olsun) sayılamayacak kadar çok deneme yapıldığı için kopmasının muhtemel olduğu sonucuna varıyorsunuz. Ulaştığınız sonuç, iplerin kopma düzgünlüğünü de açıklar nitelikte. Çünkü etrafta mikroskobik olarak düzgün ipler olduğu kadar düzgün olmayan ipler de bulunuyor.
Böylece olasılık ne kadar düşük olursa olsun iplerin farklı düzgünlük derecelerinde kopmasının sınırsız denemede gayet anlaşılır olduğunu düşünüyorsunuz. Nitekim aklınızda ilk yapıda gördüğünüz kütleye dair yeni bir anlayış belirmeye başlıyor. Belki de kopma olasılığı çok düşük, düzgün kopma olasılığı ise imkansıza yakın olan bir ipin dahi o şekilde kopabileceğini anlıyorsunuz. Zira olasılık değerinin sıfırdan büyük olduğu her durumun gerçekleşmesinin mümkün olduğunu fark ediyorsunuz. Olasılığın ne kadar düşük olduğu bir önem taşımıyor. O, sadece farklı ihtimaller arasından seçilen bir ihtimalin ne kadar sık gerçekleşeceğini ifade ediyor. Ancak ihtimalin gerçekleşmesine bir yasak koymuyor.
Sınırsız pencereli yapı örneği bu durumu özetliyor. Yapı, sınırsız denemede en düşük olasılıkların dahi matematiksel olarak muhtemelen en az bir kez gerçekleşeceğini gösteriyor. Milyarda bir olasılıkla gerçekleşecek bir ihtimal için trilyonlarca deneme yaptığınızı hayal ediyor ve gerçekleşme sıklığının artacağını gözlemliyorsunuz. Deneme sayısı sonsuza yaklaştığında ise sıklığın bire yaklaşacağını anlıyorsunuz. Ayrıca gerçekleşen olasılığın özel olmadığını, diğer olasılıkların da pekâlâ gerçekleşebileceğini “kusursuz” olmayan yapıları (ve diğerlerini) inceleyerek fark ediyorsunuz. Sonuçta “kusursuz” kavramı farklı anlamlara gelebilecek nitelikte (belki de pürüz oluşması bir şeyler için faydalıdır ve onlar için “kusursuzdur” (?)).
Kazanmış olduğunuz anlayışın ışığında ilk yapıya geri dönmeye karar veriyorsunuz. Ancak orada sizi bir sürpriz bekliyor. Kütleye bağlı kalan ip, mikroskobik olarak pürüzsüz ayrıldığından üzerinde sadece bu ortamda yaşayabilen bir yosun türünün oluştuğunu gözlemliyorsunuz. Öyle ki yosun türünden aldığınız örnekleri kendi örnek kaplarınıza veya ortamda doğal olarak bulunan diğer yüzeylere yerleştirdiğinizde yosunların öldüğünü fark ediyorsunuz. Yosunların yaşayabileceği tek ortam, incelediğiniz kütlenin üzerindeki pürüzsüz bölünmüş ip olarak anlaşılıyor. Bu durum oldukça ilginç. Sonuçta tek bir mikroskobik pürüz dahi kütle üzerindeki yaşamı sonlandırabilirdi. Sanki kütle “pencerenin ardındaki bilinç tarafından” özellikle o şekilde bölünmüş gibi anlaşılıyor. Zira aksi takdirde yosunların oluşması mümkün olmayacaktı. Sanki ip, yosunların oluşması için tam gereken ayarda “özellikle” bölünmüş gibidir.
Bunun üzerine anlayışınızı derinleştirmek için tekrardan ikinci yapıya geri dönmeye karar veriyorsunuz. Çünkü yaptığınız son gözlemler, olasılıklara dair geliştirdiğiniz anlayışı sarsıyor gibi görünüyor (bu derece mükemmel oranlar (canlı oluşmasına bile sebep olabiliyorlar) kendiliğinden oluşabilir mi?).
İkinci yapıya geri döndüğünüzde hayretler içinde kalıyorsunuz. Farklı kütleleri incelediğinizde yosunlar yeniden karşınıza çıkıyor. Tahmin edileceği üzere yalnızca bazı mikroskobik olarak pürüzsüz kütlelerin üzerinde yosunlar bulunuyor. Diğerlerinde ise bulunmuyor. Böylece olasılık teoriniz tekrardan güç kazanıyor. Sınırsız sayıda deneme yapıldığında mükemmel kütlelerin oluşabileceğini (mükemmel olmayanlar ile birlikte) zaten gözlemlemiştiniz. Şimdi de mükemmel olan durumların “bazılarında” canlıların oluştuğunu gördüğünüze göre oranların "canlılar için belirlenmediğini", aksine "uygun oranlar meydana geldiğinde canlıların oluştuğunu" anlamaya başlıyorsunuz.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Öyle ki tamamen rastgele biçimde mikroskobik olarak mükemmel bir kütle elde ettiğinizde yosunlar da otomatik olarak belirme potansiyeline sahip oluyor. Diğer durumlarda oluşmama sebepleri ise açık. Mikroskobik pürüzler yosunların oluşmasını engelliyor.
Rastgelelikten doğan özellikler, yine rastgele (sonuçta bazı kusursuz mikroskobik kürelerde de yosun oluşumu yok) yosun oluşumunu baştan baltalıyor. Diğer durumlardaysa yosun oluşma ihtimalinin önü açık kalıyor. Bu durumda anlayışınız tekrardan güçleniyor. Kısaca yosunların var olması, oranların onlar için özel olarak belirlenmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Sadece rastgele belirlenmiş (ve sayısız deneme yapıldığı için muhtemelen en az bir kez gerçekleşmiş) bir durumun yine tamamen rastgele yosunları desteklemesi gerekiyor. Yani yosunlar, ortam o şekilde oluştuğu için oluştular; ortam onların oluşması için o şekilde düzenlenmedi.
Artık gittikçe güçlenen anlayışınızla beraber son kez birinci yapıya geri dönüyorsunuz. Kafanızdaki soru oldukça derin ve cevaplanması da bir o kadar zor. O yapıları, ipleri ve kütleleri oraya yerleştiren şey nedir? Bunu anlayabilmek için uzun araştırmalar ve deneyler gerçekleştiriyorsunuz. Bulduğunuz sonuçlar sizi adeta şok ediyor. Tam bir vakum ortamı yarattığınızda normalde boş olması gereken alanlarda birbirine zıt, iki minik yapının (penceresi, ipi ve kütlesi ile beraber) belirip ortadan yok olduğunu gözlemliyorsunuz. Farklı düzeneklerle deneyinizi güçlendirdiğinizde minik yapılardan minik kütlelerin elde edilebileceğini fark ediyorsunuz. Öyle ki bu minik kütleler büyük kütlelerin (veya büyük yapıların) yapıtaşları olabilecek potansiyele sahip. Bunun üzerine x-faktörü adı verdiğiniz bir özellik tanımlıyorsunuz. Bu özellik, zamandan bağımsız olarak bulunabiliyor. Ayrıca bir düzeyde belirsizlik içerdiğinden minik yapıların kendiliğinden oluşmasına da imkân sağlıyor. Böylece büyük yapıların "neden orada olduğunu" anlamaya başladığınızı hissediyorsunuz. Onlar, zamandan bağımsız olarak bir olasılık dahilinde belirebiliyorlar. Olasılığın imkansıza yakın olması bir şeyi değiştirmiyor. Sonuçta ikinci yapıdan biliyorsunuz ki sınırsız zamanda (olay zamandan bağımsız ise bu ifade muğlak hatta yanlış olmakla beraber kavramsal olarak en iyi bu şekilde anlatılabileceğini düşünebilirsiniz) sınırsız deneme yapıldığında imkansıza yakın olayların bile muhtemelen en az bir kez gerçekleşmesi gerektiğinin farkındasınız.
Böylece zihninizde oluşan genel tablo netleşmeye başlıyor. Yapılar, zamandan ve mekândan bağımsız olarak ortaya çıkıp yok olabiliyorsa, son derece düşük olasılıklı süreçlerin bile yeterince fazla deneme sonucunda büyük yapılar meydana getirmiş olması mümkün gözüküyor. Sınırsız sayıda deneme söz konusuysa, teorik olarak sayısız pencereye sahip yapıların ortaya çıkması ve bu yapılardan düşen kütlelerden bazılarının mikroskobik olarak son derece pürüzsüz ayrılması da beklenebilir oluyor. Bu tür pürüzsüz kütleler, yosunların oluşumuna imkân tanıdığından, canlılığın da tamamen olasılıksal süreçler sonucunda ortaya çıkması durumunu anlaşılır hale getiriyor.
Buna rağmen, pencerenin ardını hiçbir zaman doğrudan gözlemleyemediğiniz için, bilinçli bir varlığın varlığını kesin olarak reddetmeniz de mümkün olmuyor. Elinizdeki veriler, böyle bir varlığın zorunlu olduğunu göstermediği gibi, onu tümüyle dışlamanıza da izin vermemekte. Bu belirsizlikle birlikte, zihninizde soru işaretleri taşıyarak yolunuza devam ediyorsunuz…
Notlar (metnin dayandığı gerçekler ve ilkeler)
- Matematiksel olarak olasılık, 0 ile 1 arasında değerler almaktadır. Olasılığı 0 olan olaylar imkânsız demektir. Kısaca gerçekleşme ihtimali asla bulunmamaktadır. Olasılığı 1 olan olayların ise gerçekleşmeme ihtimali bulunmamaktadır. Yani kesinlikle gerçekleşecektir. Olasılık değeri 0’a çok yakın olan olaylar nadir de olsa elbette gerçekleşebilmektedir. İnsan zihni “olasılık çok düşükse kendiliğinden gerçekleşmemeli” mantığını taşısa da matematik bu şekilde çalışmamaktadır. Olasılık; olup olmama hakkında değil, gerçekleşme sıklığı hakkındadır.
- İp örneği üzerinden gidildiğinde ipin belirli bir biçimde kopması olasılığı “p” harfi ile gösterilebilir. Burada p, çok küçük bir sayı olmasına rağmen 0 değildir. Matematiksel tanım gereği olasılık değerlerinin (gerçekleşme-gerçekleşmeme) toplamı 1 olacağından bir denemede ipin kopmama ihtimali 1-p’dir. İki denemede ise (1-p)*(1-p) yani (1-p)^2 kadardır. Durum “n” sayıda deneme için ifade edildiğinde işlem (1-p)^n haline geçmektedir. Sorulan soru “n denemede olayın en az bir kez gerçekleşme ihtimali nedir?” olduğunda eşitlik de, P(gerçekleşme)=[1-((1-p)^n)] şekline evrilecektir. Eğer n→∞ olursa (yani sınırsız sayıda deneme yapılırsa) p > 0 olduğu için lim┬(n→∞) iken (1-p)^n =0 ve lim┬(n→∞) iken [1-((1-p)^n)]=1 olacaktır. Kısaca olasılık 1’e yaklaşacak, yani olayın en az bir kez gerçekleşmesi ihtimali neredeyse kesin olacaktır (kesin olmaya anlamlı ölçüde yaklaşacaktır). Bu durum, metnin dayandığı fikrin matematiksel (işlemsel) temelidir.
- Seçim yanlılığı en sade haliyle incelenen veri kümesinin gerçekliğin tamamını değil, belirli işlemlerden geçmiş kısmını yansıttığını söylemektedir. Örneğin hayatta kalanlar yanılgısına göre yalnızca var olabilmiş ve gözlemlenebilir hale gelmiş sonuçları algılayabiliriz. Gerçekleşmeyen ihtimalleri, başarısız denemeleri gözlemleyemediğimiz için veri kümesinden otomatik olarak dışlamış oluruz. Kozmolojik bağlamda gözlemlenebilir evrenimiz kararlı ve uzun ömürlüdür. Ancak hemen çöken, parçacık oluşturamayan ve yapı oluşumuna izin vermeyen evrenler gözlem dışıdır. Bu durum, onların var olmadığı anlamına gelmemektedir. Onlar, sadece gözlemlenememektedirler. Duruma gündelik hayat örneği olarak sosyal medyada gözlenen "Genç yaşta okulu bırakıp zengin oldu!" haberleri verilebilmektedir. Bu haberler genellikle doğru olsa da oldukça eksiktir. Zira genç yaşta okulu bırakıp zengin olamayan binlerce kişi vardır. Ancak bu kişiler sosyal medyada sıklıkla paylaşılmaz. Bu durumda insanlarda "Okulu erken bırakmak zenginliğe giden bir yol olabilir" düşüncesinin oluşması şaşırtıcı olmamaktadır. Maalesef gerçekler böyle değildir. Bu, metnin dayandığı önemli durumlardan bir tanesidir.
- Antropik ilke basitçe “gözlemci varsa koşullar zaten uygundur” demektedir. Zayıf Antropik ilkeye göre bir evren gözlemlenebiliyorsa o evrenin gözlemcilerin ortaya çıkmasına izin veren koşullara sahip olması gerekmektedir. Kısaca canlılar yalnızca belli koşullara sahip evrenlerde ortaya çıkabilir. Yani insanlar zaten ancak böyle bir evrende bulunabilir. Dolayısıyla hayat olmayan evrenler varsa o evrenlerde kimse “evrendeki kuralların neden böyle olduğunu” sorgulayamayacaktır. Anlaşılacağı üzere insanlar "özel olduklarını hissetmeye" meyillidir (Durum, çeşitli beyin-bilinç-psikoloji araştırmalarında kanıtlanmıştır. Daha geniş bir anlayış için yine benim yazmış bulunduğum (bu platformda bulunan) Beyin Ve Bilincin Deneylerle Analizi Üzerine başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz). Bu ilke, bu metnin temel felsefi dayanaklarından bir tanesidir.
- Bilimde iki tür rastgelelik tanımlanmaktadır. Epistemik rastgelelikte sistem deterministik olmasına rağmen başlangıç koşulları bilinmediği için sonuç tahmin edilememektedir. Yani 6 yüzlü bir zar atıldığında gelecek sonuç rastgele olsa da başlangıçta zarın ilk hızı, açısal momentumu, hava direnci ve yüzey sürtünmesi gibi etkiler bilinirse sonuç hesaplanabilirdir. Zar rastgele değil insanlar bilgisizdir. Ontolojik rastgelelikte ise doğanın kendisi gerçekten belirsizdir (kuantum fiziği gibi). Örneğin ∆x*∆p≥ℏ/2 Heisenberg Belirsizlik İlkesinde de görüldüğü üzere evrenin yapısal özelliği gereği bazı şeyler belirsizdir. Enerji de bunlara dahildir. Evren, bu belirsizlikler gereği olasılıksal olarak oluşabilir özelliktedir.
- Metinde bu fizik ilkesi de temel alınmaktadır. Metin içerisinde bahsi geçen X-faktörü kuantum olayları temsil etmekte olup metinde yeni bir bilimsel gerçeğin varlığı önerilmemiştir.*
- Metin; mevcut bilgi sınırlarımız dahilinde bilindik "hassas" oranlara sahip bir evrenin kendiliğinden oluşup oluşamayacağı, kişilerin mevcut bilgilerle bu konu hakkında nasıl yorumlar izleyebilecekleri gibi derin sorulara kavramsal ve açık bir değerlendirme sunmak amacıyla kaleme alınmıştır. Oluşturulan düşünce deneyi mevcut durumumuzu kavratır ve özetler niteliktedir. Elbette felsefi izler barındıran bu metnin yorumlanması okurun bakış açısına göredir.
- 1
- 1
- 1
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 07/02/2026 08:41:02 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22155
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.