Tanrıyı Neden ve Nasıl Yarattık?
Tevhit Filozofunun Cevabı: Tanrı Var mı?
Tevhit Filozofunun Cevabı: Tanrı Var mı? Hayır Yok!
- Blog Yazısı
Tanrıyı Neden ve Nasıl Yarattık?
Tevhit Filozofunun Cevabı: Tanrı Var mı?
“Herkesi ciddi olmaya ve hayatın hakkını vermeye çağırıyorum; köle ahlakında bir erdem yoktur.”
Senin felsefe sisteminde “Tanrı” var mı ego?
Hem var hem yok… Felsefe sistemimin ontolojisine veya epistemolojisine bakılırsa şu görülür: Tarihsel ve zamansal olmak üzere iki Jîyanus küresi vardır. Biz şu an altı kâinattan oluşan tarihsel Jîyanusun içindeyiz. Bir de birçok bakımdan bizim simetrimiz ve asimetrimiz durumunda olan ve altı kâinattan oluşan zamansal Jîyanus küresi var. Bu iki küre birbirinin etrafında dönerler ama aralarındaki simetrik ve asimetrik ilişki belli bir zaman sonra kırılır ve bir araya gelip tekrar ayrılırlar. Ayrıldıkları andan itibaren yepyeni bir varoluş başlar ve bu durum diğer kırılmaya kadar devam eder. İşte bu iki küreyi ezeli-ebedi şekilde birbirleri etrafında döndüren, bir araya getirip sonra ayıran içsel ve-veya dışsal enerjiye, inanan insanlar Tanrı diyebilirler, inanmayanlar ise kuvvet diyebilirler. Buradan da anlaşılacağı üzere tevhidi felsefe sistemim, bir Tanrıya inanmayı da inanmamayı da içerir.
Peki bu Tanrı insana doğrudan etki eder mi ya da peygamberler gönderir mi?
Hayır hayy… Tanrının varlığı da yokluğu da hiçbir şekil ve durumda bizi etkilemez.
Bu felsefe sisteminin kurucusu “tevhit filozofu” olarak sen bir Tanrının olduğuna şahsen inanıyor musun?
Tanrının varlığına şahsen inanmıyorum ve onun nesnel bir bilgisinin de olabileceğini düşünmüyorum. Ulaşılabilecek en yüksek-nesnel bilgisine de felsefe sistemimde ulaşıldığını düşünüyorum. Yani tarihsel ve zamansal Jîyanus kürelerini bir araya getirip sonra onları ayıran bir varlık veya kuvvet olmasının ötesine geçebileceğimizi düşünmüyorum.
Daha önce inandığını söylüyordun ve hatta “filontolojik Tanrı kanıtı” adını verdiğin bir kanıtın da vardı. Neden şimdi inanmadığını söylüyorsun?
“Bilincinin hakkını veren her insan mutlak şekilde hiçlik sahasına çıkar.”
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Evet, benim filontolojik Tanrı kanıtım var doğru… Kısaca şu şekildeydi: Bilinç evrimsel süreç içinde gelişir ama bilincimiz Tanrı kavramını aşamıyor. Bizden öncekiler nasıl oluyor da bizi aşan “Tanrı gibi bir kavram” yaratabilirler ki? Bu bir mucizedir ve bence bu bir Tanrı dokunuşudur. O halde Tanrı vardır… Oysa her Tanrı kanıtı gibi bu da bence klasik anlamda bir kanıt değildir. Çünkü bütün bunlar zaten insan bilincinin özellikleridir, yani insan öyle bir kavram yaratır ki ne kesin yanlışlayabilirsin ne de doğrulayabilirsin. Biraz mantık bilen her insan bu tip örnekler yaratabilir zaten.
Bu bir olgunlaşmamı mı ego, yani kendi argümanını bile eleştirme ve hatta onun tersini düşünme?
Daha önce bilincimin bir yolda olduğunu ve şimdilik Tanrıya inandığımı söylemiştim hayy. Bugün bilincimin geldiği aşama bir Tanrı varlığına inanmıyor. Bilincin hakkını veren her insan kaçınılmaz bir şekilde bu noktaya gelir diye düşünüyorum. Ben bir filozofum, dogmatik değilim, bir yol ve yolcuyum, kendi bilincime, insanlara ve doğaya karşı ödevlerim var. Bir yerlerde donup kalmamı kimse beklemesin! Unutulmasın ki ben, insanlık tarihinde hayatı bir bütün halinde en iyi şekilde anlamaya-açıklamaya çalışan ve bunu büyük bir ciddiyetle yapan nadir şahsiyetlerden biriyim!
Senden önceki sistem kurucu filozoflar ve bilim insanları genel olarak Tanrının varlığını kabul ettiler. Ne yani onlardan daha mı iyi bilincin hakkını verdin?
Kısaca cevabım evet, ben onlardan daha iyi düşündüm. Bu da doğaldır, çünkü bilinç dediğimiz varlık evrimsel süreç içinde olan, sürekli gelişen, değişen ve dönüşen bir varlıktır.
“Felsefe kişide değil, insan türünde kemale erer.” Kant
Aştığını düşündüğün şahsiyetler kimler ego?
Benden önce sırasıyla yedi büyük sistem-konsept-paradigma kuruldu, bunların kurucuları sırasıyla şu şahsiyetlerdir: Platon, Aristoteles, René Descartes, Isaac Newton, Immanuel Kant, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Albert Einstein.
Bu kişiler sence Tanrının varlığı konusunda neden yanıldılar veya nasıl oldu da hata yaptılar?
Tek tek açıklamak yerine hepsini kuşatacak şekilde anlatmaya çalışayım bu konuyu… İlk sahip olduğumuz bilgiye-düşünceye “1 kümesi” diyelim, daha sonra gelene “2 kümesi”, daha sonrakine “3 kümesi” diyelim. Şimdi; bu sonsuza dek gidecektir, en azından insan bilinci için, öyle değil mi?
Evet…
Bireysel insan bilinci ve ömrü sınırlıdır ve bundan dolayı da hemen soyutlama yapmaya kalkışarak şunu söyler: Sonsuza doğru akıp giden bu kümeleri içeren “evrensel bir küme” var. Ya da şunu söyler: Her şeyin bir nedeni var ama “bütün nedenlerin nedeni olan bir ilk neden var ve o başka bir nedene dayanmıyor.” Ya da bütün varoluş hareketlerden oluşur ama bunların dayandığı “hareket etmeyen bir hareket ettirici var”. Ya da her varlık en azından hacmi kadar yer-uzay kaplar, bunu sonsuza dek götürebiliriz ama “bütün varlıkları kuşatıp aşan bir Varlık var.” İşte bu şekillerde anlamsız (temelsiz) büyük sıçramalar-soyutlamalar yaparak “Tanrı” kavramına ulaşmışlar.
“Bütün sayıları ya da uzayları kuşatıp aşan sayıya Tanrı denilir demek anlamsızdır”
Tanrı denilen bir varlığın olmasının temel nedeni sadece bu yanlış soyutlamalar-genellemeler mi?
Tanrıyı yaratmamızın tek şekli bu değil tabi, başka şekiller de nedenler de var. İnsan bilinci “duyum ve duygu evrelerindeyken” yani “biliş evresine” ulaşmadığı dönemlerde hayatı açıklayacak-anlayacak ve ideolojiler yaratacak kadar gelişmemişti. Dikey hiyerarşilerin-egemenliklerin kurulamadığı bu evrelerde doğanın ruhlarını, ataların ruhlarını, tanrıları, peygamberliği ve Tanrıyı yarattı. “Bana boyun eğin, çünkü sözlerimin esas kaynağı ben değilim, atalarımızın yüce ruhlarıdır” ve sonraki tarihlerde “Tanrının sözleridir” demek ekonomi-politik etkinliğin bir gereğiydi.
Diğer taraftan “insan” denilen varlık evrim ağacının en tepesindeki varlık olmak gibidir. Yani insan, bir çeşit canlılardan oluşan bilinç kümelerinin tepesindeki kümedir. Bu küme ya kendisini Tanrı ilan edecekti, ki bütün peygamberler ve krallar aslında bunu yapmışlardır ya da kendisi de dahil her şeyi kuşatıp aşan aşkın bir Tanrıyı yaratacaktı, ki bunu da yapmıştır.
“Bütün nedenlerin nedeni Tanrıdır demek anlamsızdır.”
O halde bir çeşit olan ve olması gereken durumu da yaşanmış diyebilir miyiz?
Diyebiliriz ama artık insan bilincinin geldiği seviye bunlara ihtiyaç duymaz. Tabi kitleler için bunu söylemek şimdilik doğru olmaz, onlar bir süre daha yarattıkları Tanrıya inanmaya devam edecekler. Çünkü yeterince güçlü ve gelişmiş bilinçlere sahip değiller.
Durum sanki daha çok insan olmakla ilgili görünüyor… İnsan nedir veya kimdir ego?
İnsan; sınırları yoklamak isteyen, varlığa şahit olan, varlığına şahit arayan, canı-ruhu sıkılan, diğer taraftan hastalanmak, yaşlanmak ve ölmek istemeyen, bilinci ve ömrü sınırlı ama bunlardan da kurtulamayan çelişkili bir varlıktır.
“Hareket etmeyen hareket ettirici Tanrıdır demek anlamsızdır.”
İnsanın bu özelliklerini soyutladığımızda, yani ister büyütelim ister küçültelim karşımıza neredeyse her bakımdan “edilgen” olan “mutlak bir köle” varlık çıkar. Çünkü bir annenin içinden çıkan, evrenin içinde olan, hastalanan, yaşlanan ve ölen bir vücudun içinde olan, ölmek istemeyen, ontolojisi çelişkili olan, bu durumlarının farkında olan ve bunları aşamadığının da farkında olan bir varlık, doğası gereği mutlak bir köledir hem de travmatik bir köledir. Bu nedenle bütün hayatını bir savunma mekanizmasına dönüştürür. İçinde bulunduğu bu kötücül durumu “yadsır”, bir “Tanrı ve öte dünya” yaratarak kendisini “aldatır” ve “intihar” etmeden mümkün olduğunca “mutlu” bir şekilde “yaşamaya” çalışır.
“Bütün tarih bir savunma mekanizmasıdır.”
Bir mutlak köle iki şey yapabilir: Birincisi; bu ontolojisini kuşatıp aşan bir yaratıcı-efendi yaratıp ölümden sonra köle olmayacağı, ölümsüz olacağı bir ahiret hayatı yaratır. İkincisi ise bu durumunu olduğu gibi kabul edip hayatın verebildiği kadar hakkını verebilir. Bu ikinci tip insan olmak çok zordur, çünkü yapayalnız kalır, ontolojik çelişkilerle baş başa kalıp çok derin bir hüzün ve son derece beşerî olan bir çeşit neşe arasında salınarak yaşar. Ve elbette egemenlerin ve onların kulları olan kalabalıkların nefreti peşini hiçbir zaman bırakmaz. Birinci tip insan olmak ise çok daha kolaydır. Çünkü zaten kendisinden öncekilerin hemen hemen hepsi bu durumda yaşamış ve yaşıyordur, onların yarattıkları kültür içine doğar, bu kültüre maruz kalıp yalancı bir anne karnı mutluluğu içinde yaşayıp gider. Hem kalabalıklar onları sever hem de egemenler, çünkü uyumludur, hayatın hakkını vermek yerine mevcuda-olan duruma boyun eğer. Egemenlerin en sevdiği insan tipi budur. Egemen sınıf, devlet ve büyük kitleler el ele vererek bir çeşit tanrıcı kültür yaratırlar. Bu büyük bir gerçeklik kırılması-bastırması olmasına rağmen onları rahatsız etmez, çünkü diğer yolu yaşayacak kadar cesur değillerdir.
“Bütün hayvanlar, bitkiler, sular, madenler ve hatta evren yok olacak ama biz insanlar cennete veya cehenneme gideceğiz demek haddini bilmemektir ve anlamsızdır.”
Yani Tanrıyı insan mı yarattı diyorsun?
Evet insan yarattı. Çünkü insan çelişkilerle kuşatılmış bir bilinçtir, bu çelişkilere tahammül etmek çok zordur, bunları yok saymak en kolay yoldur ve kitleler en kolay yolları seçerler, zora gelemezler. Egemenler ve devletler için de bugüne kadar din-tanrı kullanışlıydı ama artık onlar için de yük olmaya başladırlar. Çünkü kârlı değil, yani insanları dinlerle artık kandıramıyorlar. “Ölüp mutlak şekilde yok olacağız” yerine, “Tanrı var, bizi öteki dünyada bir şekilde yaşatacak” demek yalan da olsa kitlelere iyi hissettiriyor. Ama her şey gibi yalanların da bir kullanım ömürleri vardır ve o ömür tükendi.
“Zihnimizde sonsuz ve mükemmel bir varlık fikri vardır, o halde Tanrı vardır demek anlamsızdır.”
İnsan bir yalan yarattı, o yalan çeşitli kültürlerle zaman içinde birike birike o kadar büyüyüp kuvvetlendi ki hem kitleleri hem de sistem kuracak kadar yüksek bilince sahip olan filozofları ve bilim insanlarını bile etkisi altına aldı. Sıradan insanların bu “tanrı haline gelmiş kültür” karşısında sağlıklı düşünmeleri ve özgür yaşamaları uzun bir süre daha mümkün değildir. Binlerce yılın birikmiş alışkanlıklarını terk etmeleri çok ama çok zordur.
“Toplumların Tanrıları olmaz, alışkanlıkları olur. Ateizme alıştıklarında teizme, teizme alıştıklarında ise ateizme savaş açarlar.”
Peygamberlik ve Tanrı merkezli olan, olmayan bütün kültürleri ve ideolojileri kuşatıp aşmamız gereken bir çağda yaşıyoruz. Güçlü-güçsüz, uyum sağlayan sağlamayan, Aristoteles mantığı, Newton fiziği egemenliğinde olan “temel merkezli” bu ölü kültürden kurtulmamız gerekiyor. Bu kültür “duyum, duygu ve biliş çağ dalgalarından” oluşuyor ve insanlık bunlara demir atmış bekliyor. Her şeyin çökmesinin nedeni budur. Bizi bekleyen “ilke, sezgi ve tekillik çağ dalgalarına” yani “menzil merkezli” kültüre doğru yola çıkmamız gerekiyor.
“Tarihte ya da günümüzde, örnek alabileceğimiz bir tane bile dindar toplum gösteremezsiniz. Tek başına bu durum bile Tanrının ve peygamberlerin olmadığının ispatıdır.”
Sen Tanrının varlığını kabul etmeyen ilk sistem filozofu musun?
Evet, şahsen Tanrı denilen bir varlığın olmadığını düşünüyorum ama felsefe sistemim hem inanmayı hem de inanmamayı kuşatır. Yani felsefe sistemim bir Tanrıya inanan veya inanmayan herkesin hesaplaşması gereken bir sistemdir.
Kızgın mısın ego?
Kızgın değilim demek isterdim ama bu doğru ve gerçek olmaz. Dehşet verici yalanlar zincirinin içinde debelenmeyi yaşamak sandık ve hatta bu yalanları yüce sandık. Dinler bilincimizi dondurdular, hayatı zehirlediler, dünyayı kan gölüne çevirdiler. Hepimiz hayatın hakkını veremeyen birer zavallı insan karikatürü haline geldik. Öyle yalan bir din kültürü yarattık ki benim gibi filozoflar bile bu kültürden zar zor kurtuldular. Bu nedenle herkese sabır, sağlıklı bilinç ve zamanında iyi bir değişim ve dönüşüm diliyorum!
“Haddinizi bilin ve beni hemen eleştirmeye kalkmayın; önce benim geçtiğim yollardan geçmeye çalışın ve yarattığım kavramlarla hesaplaşın. Başka türlü düşüncelerinizi ciddiye almam mümkün değildir!”
Not: Bu videonun kaynağı yaklaşık 5 sayfalık bir metindir. Filozofun düşüncelerini bütünlüklü bir şekilde bilmek istiyorsanız videonun başında verilen orijinal metni okuyunuz!
Ercan Turan
Filozof Kral
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 13/03/2026 10:31:00 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22443
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.