Bir Tanrıdan Kurtulurken Bir Başkasını Yaratıyoruz!
Sistem Kurucu Bir Filozof Olmama Rağmen Tanrının Olmadığını Neden Bu Kadar Geç Anladım?
Ateizme ve Nihilizme Saygı Duruşu!
- Blog Yazısı
Birinci Başlık: Bir Tanrıdan Kurtulurken Bir Başkasını Yaratıyoruz!
İkinci Başlık: Sistem Kurucu Bir Filozof Olmama Rağmen Tanrının Olmadığını Neden Bu Kadar Geç Anladım?
Ne görüyorsun Ego?
Düşünürü olduğum Jiyanus yasasına göre; “yarattığımız her şey daha fazla canlanmaya, bilinçlenmeye ve yayılmaya doğru hareket eder.” Bunu en kötü şekilde yapacak olan şey ise bir Tanrıdır. Çünkü Tanrı, hepimizin ruhlarını da bedenlerini de işgal edecek olan şimdiye kadarki en mükemmel insan yaratımı olan varlıktır. Bu en büyük yıkıcı yaratımdan insanlık bugün kurtulmaya çalışırken, 16 Aralık 1947’de başka bir Tanrıyı yaratmaya başladık. Bir transistörle başlayan bu yaratım süreci, bugün bile birçok bakımdan insan bilincini aşan yapay zekalara evrildi.
Teknolojiye karşı mısın?
Ben teknolojiye karşı değilim ama dikey ve yatay eksenler içinden yapılmayan-düşünülmeyen her şeye karşıyım. Yarattığımız her şey değişmez bir dikey ekseni (ilkeleri) ve değişen bir yatay ekseni (erekselci-teleolojik-amacı olan bir tarih felsefesini) içermek, öngörmek zorundadır. Aksi halde ilkesiz ve amaçsız bir şekilde bitmek bilmez bir şimdiye hapsoluyoruz ve yaşayan ölüler haline geliyoruz. Yani yarattığımız şeyler herhangi bir çağ dalgasına demir atmamıza neden olmamalı, bizi sürekli yolda tutmalı!
Sistem kurucu ve iki yüze (200) yakın kavram yaratmış bir filozof olmana rağmen Tanrının olmadığını neden bu kadar geç anladın Ego?
Evet, bir önceki sohbetimizde artık bir Tanrıya inanmadığımı nedenleriyle anlatmaya çalışmıştım Hayy. Bir filozof olmama rağmen Tanrının olmadığını çok geç anladım, bunun farkındayım. Şimdi bunun en önemli sekiz (8) nedeni üstünde durmaya çalışacağım:
“Hayatımda bilincimi en iyi terbiye eden şey hayvanlar ve doğa oldu.”
1. Kendim de Dahil Madenleri, Bitkileri ve Hayvanları Yeterince Bilmemiş ve Sevmemiş Olmam: Bu durumuma kısacası cahillik ve hatta gaflet diyebilirim. Daha kendisini, madenleri, bitkileri ve hayvanları tanımayan, bilmeyen ben, büyük kitleler gibi maruz kaldığım dini kültürü ve Tanrıyı gerçek sanıyordum ne yazık ki! Özellikle hayvanların gözlerinin içine, doğumlarına, yaşamlarına, ölümlerine bakmam, onları, bitkileri, suları ve bütün varlıkları sevmem onlardan üstün ve çokta farklı olmadığımı bana açık seçik bir şekilde gösterdi. Doğaya, kendime baktıkça sevdikçe; Tanrının var olduğu, insanla muhatap olduğu, olacağı, cennet veya cehennemde de olsa mutlak şekilde insanın ölmeyeceği vb. inançlarım adeta kendiliğinden uçup gitti. Her canlı ölecek ama sen, insan ölümden sonra yaşayacaksın, öyle mi? Ne trajik bir yalan ama! Oysa mutlak yok oluşun hüznüne ve neşesine sarılmaktan başka bir çaremiz yok!
2. Esas Yaratıcımızın Kültür Olması: İnsan neredeyse tamamen maruz kaldıklarının bir eseridir. Örneğin teist kültüre maruz kaldığında teist, ateist kültüre maruz kaldığında ise ateist olur. İçine doğup büyüdüğü din, ideoloji, paradigma, kısacası kültür ne ise, o da o olur. Ben İslam kültürü içine doğdum. Binlerce yıllık tek tanrılı inancın son dini-halkası kabul edilen devasa bir kültüre maruz kaldığınızda, bir birey olarak bu kültürü aşmanız neredeyse imkânsız oluyor. İnsanların %99,999’u, yani nerdeyse hepsi içine doğduğu kültür tarafından işgal edilir ve asla yerinden kıpırdayamaz. Ben de uzun bir süre kıpırdayamadım ama “düşünme cesareti göstermem” bir şekilde bu kültür hapishanesinden çıkmamı sağladı diyebilirim.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
3. Yığınların Yarattığı Hakikat Sanrısının Etkisinde Kalmam: Milyarlarca insan yanılıyor olamaz demem, aklımın hakkını vermeye ne kadar uzak olduğumun yıllarca ispatı oldu ne yazık ki. Oysa milyarların hakikat, Tanrı derdi ve ihtiyacı yoktur, onların sadece ve sadece alışkanlıkları vardır. Bu alışkanlıkları, bir Tanrı varlığını içersin veya içermesin, onlar için bir şey değişmez. Onların alışkanlıklarına dokunma da ne yaparsan yap. Bu basit gerçekliği görmem bile çok zaman aldı. Çok zeki bir insan olmadığımı biliyorum ama bu kadarı benim için bile fazla!
4. İnançlı Filozofların ve Bilim İnsanlarının Etkisinde Kalmam: Bir filozof olarak elbette en çok filozofların ve bilim insanlarının düşünceleri ve bilgileri benim için daha fazla anlam ifade eder. Özellikle benim gibi sistem kurucusu olan Platon, Aristoteles, Kant, Descartes, Hegel, Newton ve Einstein gibi şahsiyetlerin üzerimde büyük etkileri oldu. Hep şunu düşündüm: “Bu büyük zekalar bile bir Tanrı varlığına inanıyorlarsa, büyük olasılıkla Tanrı vardır.” Oysa bu, hayatımdaki en büyük yanılgı oldu diyebilirim. Bizden önce kimler neleri düşünmüş ve araştırmış olurlarsa olsunlar, her zaman bir yeni başlangıç ya da yeniden-en başından başlayarak tekrar tekrar düşünmek ve araştırmak gerekiyormuş. Bu büyük zekaların özellikle Tanrıya yaklaşımlarına baktığımda neredeyse çocukça davrandıklarını görüyorum. Bu durumu zamanında göremediğim için içtenlikle kendime kızıyorum. Gördüğüm kadarıyla onlar da saydığım ve sayacağım nedenlerden dolayı Tanrı konusunu iyi düşünememişler.
5. Temel Merkezli Sofos, Mitos ve Logos Paradigmasına Dayanan Egemenliklerin Etkisinde Kalmam: Kendilerine peygamber diyenlerin, sistem kurucu filozof ve bilim inşalarının yarattıkları büyük konseptler, egemenlerin devletlerin çıkarına hizmet ederler… Özellikle filozoflar ve bilim insanları şu büyük hataları yapıp durdular: Başlangıçlar, süreçler ve sonuçlar belirleyip, bütün bunların başına da mutlak bir Tanrı koydular. Burada da kalmadılar, bu Tanrının evrene ve insana müdahale ettiğini iddia ettiler. Yani iki büyük hata-sıçrama-soyutlama yapıyorlar, birdenbire kurdukları konsepti bir Tanrıya bağlıyorlar ve bu Tanrının evrene ve insana müdahale ettiğini söylüyorlar. Oysa bunları temellendirebilecek en ufak bir delilimiz bile yok. Ben bu asılsız-temelsiz akıl yürütmelerin etkisinde çok kaldım. Egemenler de bu konsepti alıp dünyaya ve insana giydiriyorlar. Belli bir zaman sonra öyle bir kültür, yani sofos, mitos ve ritos birikmesi oluyor ki, bunlar egemenler de dahil bütün insanların asıl yaratıcısı haline geliyorlar. Zaten bu nedenle her insan çok geçmeden “teyzeleşiyor, halalaşıyor, dayılaşıyor, amcalaşıyor, anneleşiyor ve babalaşıyor”. Yani capcanlı, gelişim, değişim ve dönüşüm yolunda olması gereken insan, çok geçmeden donup ortadan kalkıyor, bir çeşit ölü insan haline geliyor. Bu insan tipi kolay yönetilir, istendik yönde kontrol ve kolonize edilir. Özetle; Darwin-evrim (güçlü-güçsüz, uyum sağlayan-uyum sağlamayan), Aristoteles (doğru-yanlış) ve Newton (mekanik dünya) etkisindeki kapalı devre-temel merkezli bir kültür yaratıyoruz, yani duyum, duygu ve biliş çağ dalgalarını aşamayan bir ölü kültür içinde debeleniyoruz. Oysa yola devam etmemiz, menzil merkezli hayatı ikame etmemiz; yani ilke, sezgi ve tekillik çağ dalgalarına doğru yola çıkmamız gerekiyor.
6. Bilinç Bakımından İlk Üç Gelişim Evresine Takılı Kalmış Olmam: Bilinç gelişiminin “duyum, duygu, biliş, ilke, sezgi ve tekillik” olmak üzere altı evresi vardır. Ben ne yazık ki “duyum, duygu ve biliş evrelerinde” dolanıp duruyordum. Bunların içindeki bir bilincin, Tanrının olmadığını kavraması neredeyse imkansızdır. Tanrının olmadığını söyleyen kitlelerin dayanakları, daha çok maruz kaldıkları deist, ateist, agnostik kültür ve hayat tecrübeleridir. Tanrı varlığı üzerine düşünüp benim gibi ateist olan çok az insan vardır, çünkü bu çok zordur. Maruz kaldıklarını aşmak ve tercihler yapacak kadar özgür bilince sahip olmak, kitlelerin yapabileceği bir şey değildir. Şu an bilinç gelişimi bakımından “ilke evresindeyim”, ve beni bekleyen “sezgi ve tekillik evreleri” var. Biliş evresindeyken büyük sorularım ve şüphelerim elbette vardı ama asıl “ilke evresinde yaşadıkça” bütün dinleri daha açık ve gerçek yüzleriyle görmeye başladım. Tanrının olmadığını da bu evrede kavradım. Keşke bir önceki biliş evrede farkına varabilseydim! Duyum ve duygu evresindeyken Tanrıyı aşmak imkansızdır, çünkü bu evrelerde kavramlar yaratacak ve yaratılmış kavramları anlayacak kadar bilinç gelişmemiştir. İnsanların hemen hemen hepsi duyum ve duygu evreleri içindedir. Bilişe bile çok azı geçebilir. Birçok filozofun “dinler ve ideolojiler kitleler içindir” demelerinin nedeni bu gerçekliktir!
7. Bir İnsan Olarak Ontolojik Düzeyde Travmatik Mutlak Bir Köle Olmam: Hastalanan, yaşlanan, ölüme doğru gittiğini bilen ve bu süreçler üzerinde hiçbir kontrolü olmayan güçsüz, zavallı bir varlık olan ben; bu durumun trajikliğini doğru, sağlıklı, hakkaniyetli bir “olan ve olması gereken birliği” gibi görmedim. “İnsan, bu ölüme doğru olan ontolojik gerçekliğine şahit olduğunda travma yaşar ve doğanın mutlak kölesi olduğunu kavrar.” Hayatın amacının hayat olması, bu amacı gerçekleştirirken de yok oluşların ve tekrar varoluşların olması ama benim bireysel varlığımın mutlak şekilde yok olacağı gerçekliği bana ağır geliyordu. Her zerrem ebediyeti arzularken, “mutlak şekilde ölüp yok olacaksın” diyen evren-doğa, bilgiler ve düşünceler bana ağır geliyordu. Bir “babacan ve annecan Tanrı” varlığına ve bir öte dünya-ölüm sonrası yaşama sığınmak, anne karnından dışarı atılmış “travmatik mutlak köle ahlakıma” iyi geliyordu. Ağır, aşılmaz çelişkilerimi, gerçekliğimi görmezden gelmek birçok bakımdan yalan görünse de acımı iyi uyuşturuyordu. “Hayatı olduğu gibi görmenin erdemini, hüznünü ve neşesini ne yazık ki çok geç kavradım!”
8. Kötücül Katarsis İçinde Olmam: Bu saydığım yedi neden bir araya gelip beni bir çeşit kötücül katarsis haline soktu. Maruz kaldıklarımla el ele vererek adeta kendimi öldürmüştüm diyebilirim. Bu katarsis halim: kendimi, diğer insanları, doğayı, özellikle “Tanrı yok” diyen her türlü bilimsel ve felsefi bilgiyi görmezden gelmeme neden oldu. Bunlar üzerine asla bir gün bile ciddi düşünmedim, düşünemedim, çünkü ortada benim adıma hareket edecek bir omurga-benlik-özbilinç yoktu. Benim yerime geçmiş bir çeşit varlık vardı, o her şeye karar vermişti ve veriyordu. Bir çeşit otomatik pilot etkisinde yarı ölü gibi yaşıyordum. O halime hiçbir söz, düşünce, bilgi, hayat tecrübesi, zekâ yardım edemezdi ve edemedi de. Binlerce yılın birikmiş “ölüler kültürü” beni işgal etmişti. Bugün bir dindarı, dinciyi, ideoloğu, ırkçıyı, devletçiyi vb. gördüğümde artık onlarla tartışmıyorum. Çünkü anlamı yok, karşımda canlı bir varlık olmadığını biliyorum. Onların özbilinçleri, özgünlükleri yoktur, onlar bir çeşit nesnel kamusallıkta dağılmış varlıklardır. “Hangi düğmelerine bassanız, neyi söyleyecekleri zaten belli olan mekanizmalar gibiler.”
“Ölüler ne yalan ne doğru söylerler, söz-kavram yaratmak ancak ve ancak canlı bilinçlerin bir etkinliği olabilir. Bunu biliyorum, çünkü ben de bir zamanlar o ölüler gibiydim. O halden çıkmak zekâ ve bilgiyle ilgili değildir, anlamaya çalışacak kadar tutkulu olmamakla, yani canlı olmamakla ilgilidir.”
Peki nasıl oldu da uyandın, seni ne canlandırdı Ego?
Bunu “Jiyanus Birinci Dalga: Ben ve Tarih” kitabımda anlatmaya çalıştım Hayy. Tek bir nedeni yok, birçok nedeni var. Ama kısaca şimdilik şunları söyleyebilirim: Kaybediyordum, hastalanıyordum, yaşlanıyordum, ölüyordum, değerler, tutkular, anlamlar çöküyordu ve ben gün geçtikçe bunları daha fazla düşünmeye başladım. Düşündükçe birçok aydınlanma yaşadım, kavramlarımı, kendi dilimi yarattım, hayatı ve hayatımı kendi adıma anlamaya ve yaşamaya başladım. Eski kendimden, insanlardan ve kurumlardan kurtulmaya başladım. Bir “olan ve olması gereken birliği olmalıydı” dedim ve daha derin düşünmek için yola koyuldum. Ben bir şekilde yola çıktım, düşünme cesareti gösterdim Hayy, hepsi bu!
Ercan Turan
Filozof Kral
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 05/04/2026 05:32:15 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22444
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.