Sabah yedi buçuk. Okul çantası sırtında, ayakkabıları henüz bağlanmış, saçları yarım taranmış. Kapıdan çıkarken annesi arkasından sesleniyor:
"Dikkatli ol."
Çocuk başını sallıyor. Kapı kapanıyor. O iki kelime havada asılı kalıyor.
"Dikkatli ol."
Bu cümleyi kaç kez duyduk hayatımızda? Kaç kez söyledik? Çoğumuz için bu, bir alışkanlık sesi "güle güle"nin biraz daha endişeli hali. Yolda arabaya dikkat et. Teneffüste koşarken düşme. Öğretmen soru sorarsa elini kaldır, cevabını bilmesen bile, ama bir düşünelim: O annenin bugün "dikkatli ol" derken aklından ne geçiyor?
Şimdi duraksayalım bir saniye. "Türkiye'de okullar tehlikeli mi?" diye sorsak, istatistikler büyük ihtimalle "hayır, genel olarak değil" diyecek. Milyonlarca öğrenci her gün okula gidip geliyor, büyük çoğunluğu için o gün sıradan bir gün oluyor. Bunu küçümsemek istemiyorum. Ama istatistik, o annenin kalbindeki sıkışmayı açıklamıyor çünkü mesele "her gün bir şey olur mu" değil, mesele, "olabilir mi" sorusunun artık akıldan çıkmaması ve bu soru bir kez yerleşti mi, kolay gitmiyor. Gerçeklere bakalım o zaman.
Türkiye'de okullarda şiddet vakaları yeni bir olgu değil ama görünürlüğü ve niteliği değişti. Son seneler de öğrenci-öğrenci şiddetinin hem sıklığı hem de ağırlığı arttı. Bıçaklı kavgalar, toplu darp görüntüleri, öğretmene yönelik saldırılar bunlar artık "şok" olmaktan çıkıp "ne zaman bir daha" beklentisine dönüştü.[1] Yalnızca kamuoyuna yansıyan vakalar incelendiğinde, ciddi fiziksel şiddet içeren okul olaylarının onlarca habere konu olduğu görülüyor. Yansımayan, ailesi şikayet etmeyen, okul idaresinin "içeride hallettiği" vakaların sayısını kimse bilmiyor. Öğretmenler de bu denklemin içinde. Bir öğretmen sınıfta ders anlatırken artık zaman zaman şunu düşünüyor: "Bu çocuğu kızdırsam ne olur?" Bu düşünce bir kez geldi mi, o sınıftaki otorite ilişkisi temelden değişiyor. Ders anlatmak ile hayatta kalmak arasındaki mesafe, bazı okullarda inanılmaz biçimde daraldı. Peki bu neden oluyor? Tek bir cevap yok ama bazı şeyler konuşulmadan da geçilmemeli.
Birincisi: Pandemi. 2020-2022 arasında milyonlarca çocuk sosyal becerilerini geliştirmeleri gereken en kritik dönemde evde kaldı. Ekrana baktı, çevrimiçi derse girdi, ama kavgayı da barışmayı da öğrenemedi. Okullar açıldığında bu çocuklar farklı birer insandı daha az sabırlı, daha az donanımlı, çatışmayı yönetmekte daha az yetenekli. Bunu söylemek çocukları suçlamak değil. Onlara verilmesi gereken şey verilmedi sadece.
İkincisi: Ekonomik baskı. Türkiye'nin son birkaç yılda yaşadığı enflasyon ve geçim sıkıntısı, hane içi stresi artırdı. Stresli bir hanede büyüyen çocuk, o stresi okula taşıyor. Sabah kahvaltısız çıkan, evde bağırma sesi dinleyerek uyuyan, geleceğinin belirsiz olduğunu sezen bir çocuktan ne bekliyoruz tam olarak? Sabır mı? Empati mi? Bunlar öğrenilen şeyler ve öğrenmek için önce güvende hissetmek gerekiyor.
Üçüncüsü: Ekranlar ve içerik. Çocukların eriştiği içerik özellikle sosyal medya ve oyun platformlarındaki şiddet normalleştirmesi tartışmalı bir alan. Ama on iki yaşında bir çocuğun günde saatlerce maruz kaldığı şeyleri "alakasız" saymak da naiflik olur. Şiddet, eğlence formatında paketlenip çocuğun avucuna bırakılıyor. Sonra "neden saldırgan davranıyorlar" diye soruyoruz.
Dördüncüsü, ve belki en az konuşulanı: Kurumsal boşluk. Pek çok okulda rehber öğretmen ya yok ya da onlarca öğrenciye bakan bir kişi. Psikolojik destek sistematik değil. Bir şey olduğunda prosedür genellikle şu: olayı minimize et, aileyi çağır, kayıt tut, geç. Önleme değil, örtme. Bir de şu var, nadiren dile getirilen ama herkesin hissettiği bir şey: Okullar artık tek başına okul değil. Sosyal medyanın içine sızdığı, gruplarda "yarın hesabını sorarım" mesajlarının döndüğü, kavganın koridorda değil önce telefonda planlandığı bir dünyada yaşıyoruz. Okul bittikten sonra da bitmiyor. Eve gidiyorsun ama baskı eve kadar geliyor, ekranın içinden. Zorbalık artık zil çaldığında durmuyor. Gece yatakta da devam edebiliyor. Bu yeni bir şey ve buna karşı okulların elinde neredeyse hiçbir araç yok. Şimdi şunu sormak lazım: Biz, toplum olarak, okuldan ne bekliyoruz?
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Bilgi aktarımı, tamam. Sınav hazırlığı, tamam. Ama bunun altında, en temel şey: Çocuğun güvende olması. Fiziksel olarak, evet ama sadece o da değil. Koridorda yürürken omuz atmaktan korkmadan. Sınıfta farklı bir fikir söyleyebildiğinde dalga geçilmeden. Güvenli bir okul budur; yani çocuğun ruhunun nefes aldığı o birinci ve asıl güven ortamı. Oysa Türkiye’deki pek çok okul, sadece ikinci tür güvenliğe yani teknik önlemlere doğru adım atıyor; kameralar, güvenlik görevlisi ve metal dedektör tartışmalarıyla sınırlı kalıyor. Bunlar anlamsız değil ama bu soğuk cihazlar bizi, o samimi ve gerçek huzur ortamına yaklaştırmaya yetmiyor. Çünkü böyle bir güvenliği inşa etmek için önce şunu dürüstçe kabul etmek gerekiyor: İçeride ciddi bir sorun var. Bu kabul, Türkiye’de oldukça zorlu bir süreç. Okullarımız güvende söylemi, gerçekle yüzleşmek yerine bir siyasi refleks olarak işliyor. Bir vaka patladığında "münferit olay" deniyor, birkaç gün sonra başka bir şey gündemin önüne geçiyor. Aileler hem korkmamak istiyor çünkü korku yorucu hem de gerçeği görmek istiyor, Bu gerilim, suskunluk üretiyor. Suskunluğun bir bedeli var. Konuşulmayan şeyler büyür. Küçümsenen bir korku, zamanla güvensizliğe dönüşür. Güvensizlik ise insanları birbirinden uzaklaştırır aile ile okul arasında, öğretmen ile öğrenci arasında, devlet ile vatandaş arasında. Ve bu mesafe açıldıkça, tam ortada kalan çocuk daha da yalnız kalır. Yalnız kalan çocuktan ne çıkar? Bazen mağdur. Bazen fail. Çoğu zaman ikisi arasında bir yerde, adı konmamış bir şey.
Sabah yedi buçuk. Aynı çocuk, aynı kapı.
Annesi yine "dikkatli ol" diyor ama bu sefer çocuk bir an duruyor neden durduğunu kendisi de bilmiyor belki ve soruyor: "neden dikkatli olayım?"
Anne cevap veremiyor ya da veriyor ama cevap, ikisini de tatmin etmiyor.
İşte tam da burada, bu küçük yarım kalmış soruda bir şey yatıyor. Çocuk bilmeden doğru soruyu sormuş. Neden dikkatli olması gerektiği, cevabı biz yetişkinlerin vermesi gereken bir soru.
Ama önce kendimize sormamız lazım:
Gerçekten vermek istiyor muyuz bu cevabı.
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ Eğitim Sen. Ortaöğretim Kurumları Şiddet Araştırması - Eğitim Sen. (8 Ocak 2007). Alındığı Tarih: 16 Nisan 2026. Alındığı Yer: Eğitim Sen | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 20/04/2026 14:22:59 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22706
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.