BOŞLUK METİNLERİ
Özgün
- Blog Yazısı
Boşluk sandığımız şey gerçekten boş mu?
Boşluğu fazla hafife alıyoruz galiba. Bir odadan eşyaları çıkarınca boş kaldığını, bir insan gidince yatağın öbür tarafının boş olduğunu, gökyüzünden yıldızları söküp alınca geriye hiçbir şey kalmayacağını sanıyoruz.
Oysa boşluk, geride kalandır.
Ve geride kalan şeyler bazen gidenlerden daha ağırdır.
Gece üç.
Boş boş pencereden bakıyorum. Şehrin damarlarında birkaç taksi, ıslanmış bir köpek ve eve dönmek için neden bulamayan insanlar dolaşıyor. Karşı binanın ikinci katındaki söndürülmeyen ışığa takılıyor gözlerim. Orada kim yaşıyor, nasıl biri? Bilmiyorum.
Ama uyumadığını biliyorum.
Bu saatte uyumayan insanların birbirlerini tanımasına gerek yoktur.
Bir zamanlar evrenin büyük bir uyum içinde olduğunu düşünürdüm.
Sonra fiziğe biraz bulaştım.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Atomların içinin neredeyse tamamen boş olduğunu öğrendim. Madde dediğimiz şeyin büyük kısmının aslında dokunamadığımız mesafelerden oluştuğunu…
Ya insanlar…
Aynı şey.
Bir insanın da büyük kısmı boşluk.
Söylemediği cümleler.
Gitmediği şehirler.
Aramadığı insanlar.
Olmadığı kişi.
Bazen bir insanın gerçek ağırlığını, yaptıkları değil, yapabilecek haldeyken yapmadıkları belirliyor.
Bilim buna bir isim vermemiş.
Edebiyat da vermesin zaten.
Bazı şeyler isimlendirilince evcilleşiyor.
Bir an gözlerimi gökyüzünün karanlığında buluyorum.
Belki evren bilinç ortaya çıkana kadar kusursuzdu.
Kusursuz derken güzel demiyorum.
Güzellik insan icadı.
Evren yalnızca bütündü.
Bir yıldız patlıyor, milyarlarca ton madde karanlığa saçılıyordu. Kimse buna felaket demiyordu.
Bir gezegen donuyordu.
Trajedi yoktu.
Bir galaksi diğerini yutuyordu.
Cinayet yoktu.
Sonra bir yerde, önemsiz bir yıldızın çevresindeki önemsiz bir taş parçasında madde garip bir şey yaptı.
Kendisine baktı.
Belki bütün bela orada başladı.
Madde ilk kez:
“Ben buradayım.”
dedi.
Ardından kaçınılmaz ikinci cümle geldi:
“Peki neden?”
Evrenin birkaç milyar yıldır başına gelen en büyük sorun bu olabilir.
Neden.
İnsan bilinci evrenin yarası mı, bilmiyorum.
Belki de aynası.
Fakat aynaların kötü bir huyu vardır:
Önlerine konulan şeyi olduğu gibi bırakmazlar.
Onu görüntüye dönüştürürler.
Biz de evrene bunu yaptık.
Ölümü gördük, trajedi dedik.
Tesadüfü gördük, kader dedik.
Düzeni gördük, Tanrı dedik.
Kaosu gördük, anlamsızlık dedik.
Sonra kendi kelimelerimize inanıp bunlar uğruna birbirimizi öldürdük.
Evren muhtemelen bütün bunları sessizce izliyordur.
Gerçi “izlemek” bile bizim kelimemiz.
Evrenin umurunda olduğumuzu düşünmek, insanlığın en eski kibirlerinden biri olabilir.
Ama umurunda olmadığımızı düşünmek de başka türden bir kibir.
Çünkü ikisinde de kendimizi cümlenin öznesi yapıyoruz.
Saat dört olmuş.
Karşı binadaki ışık hâlâ yanıyor.
Tanımadığım o insanı düşünüyorum.
Belki sevgilisi terk etti.
Belki borcu var.
Belki kanser sonucunu bekliyor.
Belki hiçbir derdi yok ve sadece uyuyamıyor.
İnsanların mutlaka büyük acıları olması gerektiğine inanıyoruz.
Oysa bazen insanı mahveden şey büyük bir felaket değildir.
Küçük boşlukların yıllarca üst üste birikmesidir.
Bir telefonun çalmaması.
Bir kapının açılmaması.
Birinin artık “geldin mi?” diye sormaması.
Masadaki ikinci sandalyenin gereksizleşmesi.
Hayat büyük darbelerden çok küçük eksilmeler konusunda yeteneklidir.
İnsan bir sabah aynaya bakar ve hayatından tam olarak neyin çıktığını söyleyemez.
Ama içeride bir şeyin azaldığını bilir.
İşte boşluk böyle oluşur.
Bir şey çıkar.
Yeri kalır.
Sabaha doğru, gökyüzünün rengi değişirken karşı binadaki ışık sonunda söndü.
Garip biçimde yalnız hissettim.
Tanımadığım bir insanın uyanık olduğunu bilmek neden iyi hissettirirdi?
Karanlıkta iki kişinin birbirinden habersiz var olması, küçük bir dayanışma biçimiymiş.
Şimdi şehir uyanacak.
Fırınlar açılacak.
Otobüsler dolacak.
İnsanlar birbirlerine günaydın diyecekler.
Ve herkes sanki ne yaptığını biliyormuş gibi davranacak.
Bence medeniyet dediğimiz şey biraz da bu ortak numaradan ibaret:
Kimsenin neden burada olduğunu bilmediği halde herkesin bir yere yetişmesi.
Ben de birazdan kalkacağım.
Kahve yapacağım.
Giyineceğim.
Kapıyı kilitleyeceğim.
Ve milyonlarca insanla birlikte güne karışacağım.
Ve birden fark ediyorum: Pencereden boş boş bakarken boşluklarımı doldurmuşum.
Başa dönelim: Boşluk hiçbir zaman boş olmadı.
İçinde kaybettiklerimiz, söylemediklerimiz, olamadıklarımız ve hâlâ cevabını bulamadığımız o eski soru dolaşır:
Neden?
Belki evrenin bir cevabı yoktur.
Belki vardır da bizim anlayabileceğimiz bir dilde değildir.
Belki de cevap dediğimiz şey zaten yanlış beklentidir.
Bilmiyorum.
Ama bazı geceler insanın aklına başka bir ihtimal geliyor:
Belki biz evrenin cevabı değiliz.
Belki biz, evrenin kendisine sorduğu soruyuz.
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 17/09/2026 23:01:26 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23820
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.