Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
5,000 ATP Ödüllü Soru: Kendi kendinin üzerine düşünebilen bir şey bilinci oluşturmaz mı ve kendini duyumsayan bir şeyin materyalinin karbon, hidrojen ve oksijen yerine silikon temelli olması fark eder mi? Hemen cevapla! Poyraz Ç.'ın cevabı ödüllü bir soruda en iyi cevap seçildi! Ödüllü cevabı okumak için tıklayın!
Tüm Reklamları Kapat
Blog Yazısı
Tüm Reklamları Kapat

1. Bölüm: Tarihsel ve Coğrafi Bağlam

Mora Yarımadası, 1715 yılında Venediklilerden geri alınmasından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki en kritik askerî ve idari merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Yarımadanın coğrafi merkezinde, yüksek bir plato üzerinde konumlanan Tripoliçe (Tripoli), sahip olduğu stratejik konumuyla eyalet yönetiminin merkezi, yani paşa tahtı vazifesini üstlenmiştir. Şehir, çevre bölgelere hâkim yüksek surları ve askerî garnizonuyla, Osmanlı otoritesinin bölgedeki bekasının ve hükümranlığının en somut nişanesi olmuştur. Osmanlı devlet ricali, bu bölgeyi hem bir tarım merkezi hem de askerî bir lojistik üs olarak tasarlayarak idari istikrarı sağlamaya gayret etmiştir. Bölgedeki demografik yapı, yüzyıllar süren iskân politikaları neticesinde Müslüman Türkler ve yerleşik Rum tebaanın bir arada yaşadığı çok kültürlü bir kimliğe bürünmüştür. Ancak 19. yüzyıla gelindiğinde, imparatorluğun içine girdiği sarsıntılı süreç, bu kadim sosyal düzenin üzerinde ciddi bir ""tefrik"" baskısı oluşturmaya başlamıştır.

Mora Yarımadası’nın topografyası, dağlık ve sarp yapısı nedeniyle tarih boyunca isyan hareketlerine elverişli bir zemin sunmuştur. Tripoliçe, bu zorlu coğrafyanın tam kalbinde yer alarak Osmanlı idaresinin eyalet üzerindeki kontrolünü perçinleyen bir kilit taşı görevini görmüştür. Osmanlı bürokrasisi, bu stratejik noktayı sadece askerî açıdan değil, aynı zamanda bölgedeki vergi toplama ve asayişi sağlama merkezleri olarak da değerlendirmiştir. Şehrin mimarisi ve yerleşimi, Osmanlı döneminde geliştirilen iskan stratejileriyle, bölgenin güvenliğini tahkim edecek şekilde planlanmıştır. Ancak bu idari düzen, yerel Rum nüfusun milliyetçi ideallerle hareket etmeye başlamasıyla birlikte ciddi bir ""inhilal"" tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Coğrafyanın sunduğu doğal korunaklılık, isyan döneminde Tripoliçe’yi bölgedeki tüm Müslümanlar için son ve en güçlü sığınak yapmıştır.

Tüm Reklamları Kapat

Osmanlı idari sistemi, bölgeye yerleştirdiği Müslüman ahaliyi ve yerel yöneticileriyle uzun yıllar boyunca huzurlu bir ""teba"" düzeni sürdürmeyi başarmıştır. Müslüman Türk nüfus, şehir merkezlerinde ticaret ve idare ile meşgul olurken, bölgedeki toprakların bir kısmı da yine bu nüfus tarafından işletilmekteydi. Yahudi cemaati de Osmanlı’nın sağladığı dinî hoşgörü ortamında, şehirdeki ticaret ve zanaat ağının önemli bir parçası olarak huzur içinde yaşamaktaydı. Devlet-i Aliyye, Mora’da kurduğu bu dengeli yapıyla uzun vadeli bir istikrar amaçlamış, bölgeyi imparatorluğun Balkanlar’daki güçlü bir kalesi olarak korumayı hedeflemiştir. Ancak bu istikrar, milliyetçilik akımlarının etkisiyle dışarıdan gelen kışkırtmalar ve yerel güç odaklarının gizli teşkilatlanmalarıyla sarsılmaya başlamıştır. Bu süreç, toplumdaki ""telif"" zihniyetin yerini yavaş yavaş çatışma kültürüne bıraktığı sancılı bir dönemin başlangıcını işaret etmiştir.

Bölgedeki bu askerî ve sosyo-ekonomik yapı, aslında Osmanlı’nın bölgeye verdiği önemi ve duyduğu güveni göstermesi açısından oldukça manidardır. Tripoliçe, sadece bir merkez değil, aynı zamanda Mora’daki Türk varlığının ve medeniyetinin sembolik bir temsilcisi olarak kabul görmekteydi. Şehir, camileri, hamamları ve idari binalarıyla Osmanlı kültürünün yerel coğrafyaya yansıyan en seçkin örneklerine ev sahipliği yapmaktaydı. Ancak bu yapı, 1821 yılıyla birlikte karşı karşıya kalacağı büyük yıkımın henüz farkında olmadan, kendi içinde huzurlu bir yaşamı sürdürmekteydi. Devlet, merkezin sarsılması ve dış müdahalelerin artmasıyla bu stratejik şehrin savunmasını güçlendirmek için çeşitli önlemler almaya çalışmıştır. Fakat bu önlemler, yaklaşmakta olan büyük bir ""felaket-i kübra"" karşısında maalesef yetersiz kalmaya mahkûm bir durumda bulunmaktaydı.

2. Bölüm: İsyanın Patlak Vermesi ve Sığınma Süreci

1821 yılının baharında Mora Yarımadası’nda başlayan bağımsızlık hareketi, kısa sürede yayılarak bölgedeki Osmanlı idari yapısını kökünden sarsmıştır. İsyanın ateşleyicileri, Yunan milliyetçiliğini körükleyerek yerel Rum halkı Osmanlı yönetimine karşı silahlı bir kalkışmaya davet etmişlerdir. Eyaletin dört bir yanından gelen çatışma haberleri, Türk ve Müslüman nüfusun güvenliğini doğrudan tehdit etmeye başladığında büyük bir paniğin yayılması kaçınılmaz olmuştur. Kırsal kesimde yaşayan savunmasız Müslüman halk, köylerini terk ederek en yakın güvenli kale olan Tripoliçe’ye doğru büyük bir hicret dalgası başlatmıştır. Bu göç hareketi, sadece bir yer değiştirme değil, aynı zamanda hayatta kalma arzusuyla atılmış son ve zorunlu bir adımdı. Devletin merkezî otoriteleri, isyanın bu kadar süratli bir şekilde yayılmasını önleyecek askerî hazırlıktan yoksun kalarak durumu sadece raporlarla takip etmek zorunda kalmışlardır.

Tüm Reklamları Kapat

Tripoliçe’ye yönelik bu yoğun mülteci akını, şehrin demografik yapısında ve kaynak yönetiminde daha önce görülmemiş bir baskı oluşturmuştur. Birkaç ay içerisinde şehrin nüfusu, köylerden kaçan binlerce sivil ile beraber normal kapasitesinin çok üzerine çıkarak 40.000 sınırına dayanmıştır. Şehrin sınırlı gıda stokları, su kaynakları ve altyapısı bu denli hızlı bir nüfus artışını kaldırabilecek bir hazırlığa sahip değildir. İdari görevliler, artan nüfus karşısında asayişi korumak ve lojistik ihtiyaçları karşılamak adına ciddi bir ""ihtilal"" şokuyla karşı karşıya kalmışlardır. Şehrin etrafındaki surlar, hem bir koruma alanı hem de içerideki insanlar için dış dünya ile irtibatın kesildiği bir hapishane hâlini almıştır. Bu süreçte Tripoliçe, artık sadece bir eyalet merkezi değil, Mora’daki Türk varlığının son kalesi olarak tanımlanmaya başlanmıştır.

İsyanın şiddetini artıran isyancı liderler, Tripoliçe’yi çevreleyerek Osmanlı’nın elindeki en önemli güç kaynağını felç etme stratejisini benimsemişlerdir. Şehrin etrafındaki kasabalarda yaşayan Türk aileler, isyancıların hedefi haline gelmiş ve sığınmacı akını Tripoliçe’nin kapılarında birikerek büyük bir toplumsal baskı yaratmıştır. Devletin bölgeye askerî destek göndermekte gecikmesi, kuşatmacıların işini kolaylaştıran bir ""noksanlık"" (eksiklik) olarak kayıtlara geçmiştir. Şehir içinde kalan halk, dışarıdan gelen destek umuduyla beklerken, isyancı çeteler kuşatmayı daha da sıkılaştırarak şehri teslim olmaya zorlamıştır. Bu sığınma süreci, hem ahlaki hem de lojistik açıdan, yaşanacak büyük bir dramın ilk ve en sancılı evresi olmuştur. Müslüman nüfus, kendi topraklarında bir kuşatılmışlık psikolojisi içerisinde, kaderine terk edilmiş bir şekilde beklemeye başlamıştır.

İsyancılar, Tripoliçe etrafındaki kuşatma halkasını genişleterek şehri tamamen dış dünyaya kapatacak bir abluka düzeni kurmuşlardır. Tripoliçe’deki mülteciler, kuşatmanın ilk günlerinden itibaren açlık ve salgın hastalıkların pençesinde yaşam mücadelesine girişmişlerdir. Osmanlı yönetimi, içerideki halkın güvenliğini sağlamak için çeşitli diplomatik girişimlerde bulunmuş olsa da, karşı taraftaki “muarız” (karşı gelen) güçlerin radikal tutumu buna izin vermemiştir. Şehir, sanki dış dünyadan koparılmış bir vaha gibi, yavaş yavaş tükenen imkânlarıyla büyük bir sona doğru sürüklenmiştir. Bu dönemde Tripoliçe, sadece bir yerleşim yeri değil, büyük bir milletin ve medeniyetin kaderinin tayin edileceği bir hesaplaşma sahasına dönüşmüştür. Sığınmacıların umudu, İstanbul’dan gelecek bir yardım veya isyancılarla yapılacak onurlu bir anlaşma üzerine kurulu kalmıştır.

3. Bölüm: Beş Aylık Kuşatma – İnsani Krizin Derinleşmesi

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Kuşatmanın beş ay gibi uzun bir süreye yayılması, Tripoliçe’de insani bir felaketin boyutlarını tahammül edilemez bir seviyeye taşımıştır. Şehirdeki erzak stoklarının tükenmesiyle başlayan süreçte, halkın besin ihtiyacını karşılamak imkânsız bir hâl almış ve açlık her geçen gün ölümlerle sonuçlanmıştır. Gıda temininin tamamen imkânsızlaşması, şehirde at, eşek gibi binek hayvanlarının bile tüketilmesine kadar varan bir ""buhran"" (kriz) dönemi yaşatmıştır. Şehirdeki su kuyularının kuruması veya kirlenmesi, tifo ve dizanteri gibi salgın hastalıkların hızla yayılmasına zemin hazırlamıştır. Gün geçtikçe artan bu salgınlar, çatışmalarda ölenlerden daha fazla sayıda sivilin canını alarak şehri bir toplu mezara dönüştürmüştür. Savunma gücü olan askerler bile, bu salgınlar ve yetersiz beslenme nedeniyle zafiyete düşerek surlardaki nöbet görevlerini zorlukla yerine getirmişlerdir.

Kuşatmanın getirdiği bu ağır şartlar altında, şehirdeki ileri gelenler ve komutanlar isyancılarla teslim şartlarını görüşmek üzere müzakerelere başlamışlardır. Ancak isyancı liderlerin çoğu, şehri teslim almak yerine içerideki tüm Müslüman varlığını tasfiye etmeyi amaçlayan gizli bir ajandaya sahip olduklarını göstermişlerdir. Müzakereler, aslında her iki taraf için de zaman kazanma veya stratejik üstünlük sağlama amacı güden karmaşık bir ""muvazaa"" (danışıklı dövüş) sürecine dönüşmüştür. Osmanlı komutanları, sivil nüfusun can güvenliğini koruma çabasıyla ciddi fedakârlıklara razı olduklarını belirtmişlerse de, karşı tarafın niyetinin ne olduğu netleşmiştir. Şehrin savunma hattı, bu müzakereler devam ederken içerideki disiplinsizlik ve moral bozukluğu nedeniyle gün geçtikçe zayıflamıştır. İsyanın yarattığı kin ve düşmanlık, teslim görüşmelerini barışçıl bir çözümden ziyade, büyük bir kıyımın habercisi haline getirmiştir.

Kuşatma altındaki şehirde, her gün yaşanan acı haberler ve salgın hastalıkların getirdiği ölüm sessizliği, halkın umutlarını tamamen tüketmiştir. Özellikle yaşlılar ve çocukların bu ağır şartlar karşısındaki direnişi kırılarak, şehirde büyük bir hüzün ve çaresizlik iklimi oluşmuştur. İsyancılar, surların hemen dışından şehre gönderdikleri tehdit mesajlarıyla halkın moralini bozarak, içerideki ""izmihlal"" (çöküş) sürecini hızlandırmaya çalışmışlardır. Tripoliçe, dışarıdan gelen her türlü destekten mahrum bir şekilde, kendi iç dinamikleriyle ayakta kalmaya çalışan bitkin bir organizma gibi çabalamıştır. Şehirdeki camilerde yapılan dualar, yaşanacak felaketin engellenmesi için yapılan birer çığlık niteliği taşısa da duyan olmamıştır. Kuşatma uzadıkça, içerideki insanların yitirdikleri sadece fiziksel güçleri değil, aynı zamanda hayata olan inançları ve güven duyguları olmuştur.

Osmanlı yönetimi, Tripoliçe’yi kurtarmak adına bazı girişimlerde bulunsa da, bölgenin sarp yapısı ve isyancıların etkin ablukası bunları sonuçsuz bırakmıştır. Şehir, dış dünyadan tamamen izole edilmiş bir şekilde, her geçen gün biraz daha içe kapanarak kaderine terk edilmiştir. İsyancıların amacı sadece askerî bir zafer değil, Tripoliçe’deki Osmanlı varlığını tarih sahnesinden tamamen silecek bir ""teb'id"" (uzaklaştırma/yok etme) operasyonu gerçekleştirmekti. Kuşatmanın beşinci ayında, artık şehirde sadece direnci kalmış az sayıda insan değil, ölümle yüzleşmiş bir halk kitlesi bulunmaktaydı. Bu durum, 5 Ekim sabahı surlarda yaşanacak o büyük felaketin, aslında kaçınılmaz bir sona doğru hızla aktığını göstermekteydi. Tripoliçe, artık kendi kaderini tayin edemeyecek kadar zayıflamış ve teslim olmaya mecbur bırakılmış bir durumdaydı.

4. Bölüm: 5 Ekim 1821 – "Gadr-i Âm"ın Gerçekleşmesi

5 Ekim 1821 Cuma günü, kuşatmanın son perdesi olarak kabul edilen o karanlık sabah, Tripoliçe surlarında büyük bir ihanet ve yıkım yaşanmıştır. Müzakerelerin hâlâ devam ettiği ve halkın en azından can güvenliği konusunda umut beslediği bir anda, Argos Kapısı'nda meydana gelen bir zafiyet kapıların açılmasına yol açmıştır. Kapıların içeriden birileri tarafından açılması veya savunmadaki bir boşluktan yararlanılması, binlerce silahlı isyancının şehre hücum etmesiyle sonuçlanmıştır. O ana kadar süregelen sessizlik, yerini korkunç bir feryada ve kanlı bir ""kıtal"" (öldürme) eylemine bırakmıştır. Şehre giren isyancı güçler, hiçbir kural tanımadan, yaşlı, çocuk, kadın demeden önüne çıkan herkesi kılıçtan geçirerek ilerlemişlerdir. Tripoliçe’nin düşüşü, tarihe geçecek en vahşi ve plansız görünen ancak aslında hedeflenmiş bir temizlik hareketi olarak kazınmıştır.

Tüm Reklamları Kapat

İsyancılar, Tripoliçe’ye girdikten sonra üç gün boyunca şehri tam bir anarşi ve imha süreciyle yöneterek büyük bir ""Gadr-i Âm"" (toplu katliam) gerçekleştirmişlerdir. Bu süreçte camiler, türbeler, idari binalar ve sivil konutlar birer birer yağmalanarak ateşe verilmiştir. İsyancı liderler, ellerindeki kalabalığı durdurmak veya vahşeti engellemek yerine, ganimet hırsına kapılmış askerlerini izlemekle yetinmişlerdir. Tripoliçe’de yaşayan Yahudi cemaati de, Türklerle iş birliği yaptıkları bahanesiyle bu imha hareketinin doğrudan hedefi hâline getirilmiştir. Şehrin sokakları, hayatını kaybeden insanların naaşlarıyla dolmuş ve Tripoliçe, Osmanlı’nın o parlak döneminden geriye kalan acı bir hatıraya dönüştürülmüştür. Bu katliam, Mora’da sadece bir askerî yenilgiyi değil, aynı zamanda asırlık bir medeniyetin izlerinin silinmesini temsil etmiştir.

Yaşananların vahşeti o denli büyüktür ki, isyanı destekleyen bazı Avrupalı gönüllüler dahi gördükleri manzara karşısında büyük bir dehşet yaşamışlardır. Tripoliçe, bu üç gün içerisinde bir şehirden ziyade, insanlığın yitirildiği ve acımasızlığın her türlü sınırının aşıldığı bir cehenneme evrilmiştir. Şehrin zenginlikleri yağmalanarak isyancıların ganimet hırsı tatmin edilmiş, ancak bu süreçte kaybedilen binlerce insan hayatı hiçbir şekilde telafi edilememiştir. İsyancılar, bu katliamla Mora’da artık Müslümanların barınamayacağını dünyaya ilan etmek istemişlerdir. Tripoliçe’nin düşüşü, bölgedeki Osmanlı varlığına vurulan en büyük darbe olarak, ilerleyen dönemlerde de sıkça hatırlanacak olan bir ""facianın"" başlangıcı olmuştur. Bu üç gün, bölge tarihine kanla yazılmış en kara sayfa olarak kaydedilmiştir.

Katliamın sona ermesiyle birlikte, Tripoliçe’de Osmanlı medeniyetinden geriye neredeyse hiçbir somut yapı veya insan topluluğu kalmamıştır. İsyancıların ellerine geçirdikleri ganimetleri taşımak için onlarca katır ve deve kullandıkları bilgisi, yağmanın boyutunu gözler önüne sermektedir. Şehirdeki tüm dinî ve kültürel miras, tahrip edilerek bölgenin İslami kimliği tamamen yok edilmeye çalışılmıştır. Tripoliçe, Mora Yarımadası’ndaki Türk varlığının son kalesi olarak, bu ""inkisar"" (kalp kırıklığı) dolu olayla birlikte haritadan silinmiş bir şehre dönüşmüştür. Bu durum, milliyetçilik akımlarının yarattığı en büyük trajedilerden biri olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Tripoliçe, artık sadece bir geçmişin acı bir hatırası olarak, unutulmaması gereken büyük bir kıyım alanı olarak kalmıştır.

5. Bölüm: İstatistikler ve Tarihsel Yüzleşme

Tripoliçe’de yaşanan bu büyük trajedi, istatistiksel veriler açısından da tarihçilerin sürekli üzerinde durduğu ve tartıştığı bir konu olmuştur. Dönemin tanıklarından İskoç subay Thomas Gordon, katliamın ardından şehre girdiğinde gördüğü manzaranın, askerî bir zaferden ziyade tam bir imha olduğunu vurgulamıştır. Gordon’un verdiği rakamlar, Tripoliçe’de en az 15.000 ile 20.000 sivilin katledildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Modern tarihçi William St. Clair ise, bu sayının 20.000’den çok daha fazla olduğunu belirterek, imha hareketinin boyutlarını geniş bir perspektifle ele almıştır. Yaşanan bu ""ihtilaf"" (görüş ayrılığı) dolu rakamlar, tarihsel gerçekliğin ne kadar büyük ve sarsıcı olduğunu göstermektedir. İstatistikler, aslında birer sayı değil, on binlerce insanın yitirilmiş hayatının buruk bir özetidir.

Kendi anılarında itiraflarda bulunan isyancı lider Theodoros Kolokotronis, katliamın büyüklüğünü kendi ağzıyla doğrulamıştır. Kolokotronis, "atımın toynakları yerdeki cesetlerden toprağa değmiyordu" diyerek, toplam ölü sayısını 32.000 olarak ifade etmiştir. Bu ifade, katliamın planlı bir imha projesi olduğunu, failin kendi sözleriyle tescil etmiştir. Osmanlı arşivlerindeki tahriratlar ve resmî raporlar da benzer bir tabloyu, ancak çok daha derin bir üzüntü ve ""teessüf"" (esef etme) duygusuyla yansıtmaktadır. Arşiv belgeleri, şehre sığınan Müslüman ve Yahudi tebaanın neredeyse tamamen yok edildiğini belgelemektedir. Bu veriler, Tripoliçe’deki Türk varlığının tamamen silinmesi sürecini, belgelerle tarihe kazımıştır.

Modern dönem tarih çalışmaları, bu katliamın Mora’daki etnik temizliğin en somut ve kanlı örneği olduğu konusunda hemfikirdir. Justin McCarthy gibi araştırmacılar, bölgedeki Müslüman nüfusun uğradığı zorunlu göçler ve katliamlar üzerine yaptıkları detaylı çalışmalarda, Tripoliçe’yi bir dönüm noktası olarak görürler. Katliam, sadece bölgedeki nüfus yapısını değil, aynı zamanda imparatorluğun Balkanlar’daki askerî prestijini de sarsan büyük bir ""tazyik"" oluşturmuştur. Yaşanan bu olay, uluslararası kamuoyunda uzun süre ya görmezden gelinmiş ya da çarpıtılarak yansıtılmıştır. Ancak tarih, tüm belgeleri ve itiraflarıyla, yaşanan bu trajedinin ne denli büyük ve vahşi olduğunu her zaman hatırlatacaktır. Gerçekler, zamana yenilmeden, tüm çıplaklığıyla belgelerde yaşamaya devam etmektedir.

Tüm Reklamları Kapat

Kaynaklara Göre Öldürülen İnsan Sayısının Tablosu ( Tablo resmi rakamlar verilerek yapay zeka destekli hazırlanmıştır.)
Kaynaklara Göre Öldürülen İnsan Sayısının Tablosu ( Tablo resmi rakamlar verilerek yapay zeka destekli hazırlanmıştır.)
Yapay Zeka


Okundu Olarak İşaretle
1
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Raporla
Mantık Hatası Bildir
Yukarı Zıpla
Bu Blog Yazısı Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 1
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Thomas Gordon. (1832). History Of The Greek Revolution. ISBN: 978-0543939616.
  • ​Kolokotronis Theodoros. (1892). Memoirs Of The War Of Independence. ISBN: 978-1178652011.
  • Justin McCarthy. (1995). Death And Exile: The Ethnic Cleansing Of Ottoman Muslims, 1821-1922.. ISBN: 978-0873000592).
  • William St. Clair. (1972). That Greece Might Still Be Free: The Philhellenes In The War Of Independence. ISBN: 978-1906516009.
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 07/07/2026 03:34:08 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23318

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Evrime inanmak diye bir şey yoktur; evrim bir gerçektir. Bir inanç meselesi değildir. Güneşi balçıkla sıvayamazsınız. Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır."
Aziz Sancar
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)