Ay Görevleri: Ortaya Atılan İddialar, Bu İddiaların Bilimsel Analizi ve Gerçekler
Ay Görevleri: Ortaya Atılan İddialar, Bu İddiaların Bilimsel Analizi ve Gerçekler

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Komplo teorilerinden söz ettiğimiz zaman aklımıza ilk gelenlerin arasında oldukça kapsamlı olan Apollo Görevleri (diğer adıyla Ay Görevleri) olmaktadır. Komplo teorisyenleri bu konuyu tartışırken sık sık FOX kanalında yayınlanan Conspiracy Theory: Did We Land on the Moon? (2001) programına değinmektedirler.

Ay Görevlerini ele alırken sadece Apollo 11 görevinden bahsetmek bir hata olurdu. İçeriğinde siyaset ve genel olarak uzay programlarının tümü de bulunmaktadır, bu sebeple burada bunlara da yer verdik. Ancak şundan da eminiz ki, bütün bu yanıtların sonunda hala “Ben gittiklerine inanmıyorum” diyenler görülebilecektir, çünkü bazı insanlarda işin içinde ABD söz konusu olunca mutlaka bir hile vardır düşüncesi hakimdir.

Eğer dikkatli okuduysanız, Ay “Görevi” yerine “Görevleri” diyoruz, çünkü bazı kişiler Ay’a sadece bir kere gidildiğini düşünmektedirler, oysa 1969-1972 seneleri arasında Ay’ın üzerine 12 insan ayak basmıştır (toplamda 6 insanlı görev başarıyla Ay’a iniş yapmıştır):

  • Apollo 11 (1969) - Neil A. Armstrong, Buzz Aldrin, Michael Collins 
  • Apollo 12 (1969) - Charles (Pete) Conrad, Alan Bean, Richard Francis Gordon 
  • Apollo 14 (1971) - Alan Shepard, Edgar Mitchell, Stuart Roosa 
  • Apollo 15 (1971) - David Scott, James Irwin, Alfred Worden 
  • Apollo 16 (1972) - John Young, Charles Duke, Thomas Mattingly 
  • Apollo 17 (1972) - Eugene Cernan, Harrison Schmitt, Ronald Evans

İkinci bir yanılgı ise, her ne kadar Ay Görevleri birer bilimsel başarı olsaydı bile, motivasyonu ve sebebi bütünüyle “siyasiydi”. İnsanların sıklıkla unuttukları şey ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş döneminde “Göklerde hakimiyet tüm Dünya’ya hakimiyet demektir” görüşü sebebiyle bir “Uzay Yarışı” (İng: Space Race) başlamıştı, çünkü uzaya çıkan ve hatta Ay’a giden bir roket üretebilirseniz, Dünya’nın herhangi bir yerine de rahatlıkla roketli saldırı düzenleyebilirsiniz demekti. Bu yüzden Sovyetler Birliği uzaya ilk insanı başarıyla çıkartabildiği zaman, Amerikalı bilim insanları sevinçten yerlerinden zıplamıyordu.

Uzay Yolculuğu Başlıyor

Dünya’nın ilk yapay uydusu olan Sputnik 1’den sonra tarihe geçen en önemli olaylardan birisi de 12 Nisan 1961 tarihinde uzaya çıkan ilk insan Sovyet kozmonotu Yuri Gagarin’in olmasıdır (ve sanılanın aksine uzaydayken “Burada bir tanrı göremiyorum” sözlerini söylememiştir). Bununla beraber 16 Haziran 1963 tarihinde Vostok 6 ile uzaya çıkan ilk kadın da Valentina V. Tereşkova olmuştur. Bunun üzerine ABD teknoloji konusunda geri kaldığı endişesini yaşadı. ABD’nin ilk insanlı uzay uçuşu olan Freedom 7’den (Mercury-Redstone 3) 21 gün sonra 25 Mayıs 1961 tarihinde ABD başkanı John F. Kennedy kongrede şu sözleri dile getirdi:

Bu ulusun bu on yıl bitmeden evvel bir insanı Ay'ın üzerine koymayı ve onu sağ salim Dünya’ya geri getirme hedefini başarabilmek için gayret etmesi gerektiğine inanıyorum. Hiçbir uzay projesi tek başına bu dönem içerisinde insanoğlu için daha etkileyici ya da uzayın geniş keşfi içerisinde daha önemli olamaz ve hiç biri bunu başarabilmek için bu kadar zorlayıcı ve pahalı olmayacaktır.

Bu sözleri söyleyen Kennedy’nin hayali Apollo 11’in başarısıyla gerçekleşmişti. 20 Temmuz 1969 tarihinde Neil A. Armstrong ve Edwin E. "Buzz" Aldrin Jr., Ay Modülünü Ay’ın yüzeyine indirdiler ve Michael Collins de yörüngede kaldı. Üçü de 24 Temmuz 1969 tarihinde Dünya’ya sağ salim döndüler. Bu, insanlık tarihi açısından önemli bir simge haline geldikten sonra 5 ayrı görev daha yer aldı ve en sonuncusu olan Apollo 17 de 1972 senesinin Aralık ayında gerçekleşti. Toplamda 6 görevde 12 insan Ay’ın yüzeyinde yürümüş oldu. Böyle bir deneyimi birçok sözlerle ifade etmeye çalıştılar, fakat bu “ancak orada olunca anlarsın” tarzından bir deneyimdi, hatta buna “Tepeden Gözleme Etkisi” (İng: Overview Effect) denmektedir ve ISS’dekiler de (Uluslararası Uzay İstasyonu) benzer bir deneyim yaşamışlardır. Armstrong’un bir sözünde yer aldığı gibi Dünya’yı gözünüzün önünde başparmağınızla üzerini örtebileceğinizi bir hayal edin. Gerçek anlamda küçük yuvamıza baktığımız zaman bu insanda farklı bir etki yaratmaktadır, işte gökbilimci Carl E. Sagan’ın da Pale Blue Dot (1994) adlı kitabı yazmasının da sebebi bu görüş olmuştur.

Amerikan Apollo Uzay Programına ait ilk insanlı görevi olması planlanan Apollo 1, 21 Şubat 1967 senesinde kalkışa geçecekti, ancak Ocak ayının 27’sinde test uçuşu sırasında kabinde oluşan bir yangın sebebiyle bütün mürettebat hayatını kaybetti. NASA’nın (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) yaşadığı ilk travmalardan biri olarak her sene bu tarih anılmaktadır. 

Yedinci insanlı uçuş olan Apollo 13 bile 11 Nisan 1970 tarihinde Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden kalkış yaptıktan sonra Ay’a gidilmesi hedefleniyordu fakat görev ertelenmişti çünkü oksijen tankı patlamıştı (meşhur “Houston, bir sorunumuz var" sözü bu olayda söylenmişti). Tüm zorluklara rağmen ekip 17 Nisan tarihinde sağ salim bir şekilde Dünya’ya dönüş yaptı. Maalesef tartışmalarda bazen komplo teorisyenlerinin "başarısız" olan görevleri de unuttuklarını sanıyoruz, çünkü insanlar daima bir şeyleri başarabilmek için deneme-yanılma yolunu kullanmışlardır. Kısacası Ay’a gidebilmek için birçok çalışma yapılmıştır ve bu çalışmalar sırasında da hayatlarını kaybedenler olmuştur.

Gerçek Apollo Görevlerinin dışında, bir de kurgu olup da insanların gerçek olduğuna inandıkları Apollo 18 vakası da var. Apollo 18 (2011) bilim-kurgu ve korku karışımı olan bir Hollywood filmidir. Bu sebeple bilimsel bir makalede bahsetmeye bile değmez; ancak bunu bir belgesel tadında izleyenlerin de olduğunu görünce şaşırdık doğrusu. Çünkü film "Ay’a gizli bir görev daha yapıldı, fakat bir daha geri dönmedik, çünkü orada ölümcül uzaylılar var." temasına sahipti, ancak Ay, bildiğimiz anlamıyla yaşam için uygun bir gök cismi değildir. Zaten orada canlılar yaşasaydı, bunu ilk bilim insanları bilmek isterdi, çünkü böylesine bir keşif "Evrende yalnız mıyız?" tartışmasına bir son getirirdi. Ay’la ilgili birçok film çekilmiş olsa da, özellikle Armstrong’a odaklanan First Man (2018) adlı filmi tavsiye edebiliriz.

Terk Edilen Ay

"Neden Ay’a tekrar gitmedik?" diye bir soru sorulmaktadır. Güzel ve mantıklı bir sorudur, ancak bazıları buna cevap olarak "çünkü orada ölümcül uzaylılar var!" ya da "orada zaten uzay üsleri var, gizli projeler yürütülüyor!" demektedirler. Gerçekler ise bundan daha farklıdır. Hele Ay'ı inceleyen binlerce amatör astronomun ve Ay'ı görüntüleyen LRO'nun (Ay Keşif Uydusu) sözde gizli üsleri görmemesini de anlayamıyoruz. Buna da "çünkü Ay’ın karanlık tarafındalar!" diye cevap verilir. Bu da hatalı bir bilgidir, çünkü gerçekte Ay’ın karanlık yüzü diye bir tarafı yoktur, sadece kütleçekimi sebebiyle hep aynı yüzüne bakıyoruz. Ay’ın her tarafı belirli bir süreliğine tıpkı Dünya gibi Güneş tarafından aydınlatılmaktadır. Öyle ki bugün Ay’ın bütün haritasını dahi çıkarttık ve Google Moon sitesi üzerinden de bakabilirsiniz.

Görsel 1: Ay’ın her iki yüzünü de gösteren çekimler
Görsel 1: Ay’ın her iki yüzünü de gösteren çekimler
Spudis Lunar Resources

Peki neden Ay’a onlarca sene boyunca bir daha gitmedik? Büyük olasılıkla bu kitabın basımından sonra tekrar gidilecektir diye tahmin ediyoruz, tıpkı Mars gezegenini hedef olarak belirlememiz gibi. Birincisi, uzaya gitmek için büyük bit bütçeye ihtiyaç vardır. 1961 ile 1972 arasındaki Apollo Görevlerin toplam maliyeti 25 milyar dolar idi. O zamana göre bu miktar çok yüksekti. Tüm harcamaların 1969 senesinde yapıldığını varsayarak, enflasyonu da katıp 2017 senesindeki değerine göre hesaplarsak karşımıza yaklaşık olarak 170 milyar dolar çıkmaktadır! Ayrıca gitmek için bir tür sebep olmalıydı. Hele NASA gibi önemli ancak bütçesi düşük olan bir merkez için öylesine Ay’a ikidebir gidip gelmek maddi sıkıntılara sokabilir. 1970 senesinde Central Missouri Astronomi Dernek başkanı olan ve Missouri Columbia Üniversitesi’nde 20 senedir astronomi üzerine dersler veren Van Germann "Dönmek için bir sebep yoktur" diye belirtmiştir. Bir de “(Ay’a gidilmesi planlanan) üç tane görevi bütçe sorunlarından dolayı iptal etmişlerdi. Açıkçası Ay büyük bir park alanı gibidir, orada fazla bir şey yoktur. Uzay tehlikeli bir yerdir. Radyasyon oranı yüksektir. Ve insanlar düşük yerçekimi olan bir ortamda rahatsızlanabilmektedir. Konforlu bir şey değildir, gidip yaşamak isteyeceğiniz bir yer değildir” diye de eklemiştir.

Ay’a ayak basan ikinci insan olan Aldrin de “Ay’ı hallettik zaten, onun hakkında diğer şeylerden daha fazla bilgimiz var” ve “Kısa dönemlik heyecanları unutup uzun dönemli yatırımları düşünmeye başlamalıyız” demiştir. NASA’dan John Olson ise konuya farklı bir açıdan yaklaşarak “Bu birkaç bayraktan ve adımdan fazlasıdır” ve “insanların uzayda kalıcı bir yaşamları olabilmesi için gidiyoruz” demiştir. Yine de Ay’a tekrar gitmek isteyen NASA bu işi daha ucuz ve güvenli bir şekilde yapabilmek için Ares I ve Ares V gibi roketleri geliştirmektedir. Bunlar öncekilerine oranla daha büyük ve yüksek olduğu için daha fazla ağırlık taşıyabilecektir. Aynı şekilde yeni araçlar ve astronot giysileri üzerinde de geliştirmeler yapılmaktadır, çünkü amaç birkaç saat yerine birkaç gün, hafta, ay ve hatta birkaç yıl kalabilmeyi sağlamaktır. Zamanında ABD federal bütçesinin %5’ine sahip olan NASA günümüzde ise sadece %0.5’inden daha azına sahiptir (bu da yaklaşık olarak 16 milyar dolardır). Sadece Orion ve Ares I’in yapımı için 35 milyar dolar harcamaktadırlar ki NASA’nın hayalleri Mars’a yerleşmek bile olsa da maalesef bütçe konusunda zorluklar çekmektedirler. Ünlü astrofizikçi Neil deGrasse Tyson bunu birçok kez konuşmalarında dile getirmiştir. NASA’nın haricinde gözler bir de başarılı testler geçiren Elon Musk’ın SpaceX programına çevriliyor. Her halükarda bu yüzyıl içerisinde Ay, Mars ve belki de başka ziyaretleri de gerçekleştirebileceğiz.

İddialar Yayılıyor, Şüpheler Artıyor

Landing a Man on the Moon: The Public’s View (1999) Gallup anketine göre Amerikan halkının %6'sı Apollo Ay İnişlerin sahte olduğunu düşünmektedir. Apollo Görevlerinden sonra Bill Kaysing tarafından yazılıp yayınlanan We Never Went to the Moon: America’s Thirty Billion Dollar Swindle (1976) bu konuyla ilgili ilk kitaptır. Düz Dünya Topluluğu, NASA'yı Walt Disney sponsorluğuyla Ay görevlerinin sahte olduğunu iddia eden ilk organizasyonlardan birisi olmuştur. İlerleyen yıllarda bu iddialar daha da büyüyerek insanların Ay görevlerinden şüphe etmesi sağlanmıştır. Bu tarz şüphelerin artmasında birçok faktör olmuştur. Bunlar:

  • Uzay Yarışı: Soğuk Savaşta uzay yarışının kazanılması büyük bir başarı olurdu. Fakat Sovyetler Birliği'ne karşı olan ABD'nin tüm bunları bir stüdyoda çekmesi ve Sovyetler Birliği’nin bunu fark edip açığa çıkarması Sovyetler Birliği için bir zafer haline gelebilirdi, ancak 1959 senesinden beri Ay'a insansız araç yollayan Sovyetler Birliği, gerçekleştirilen Ay görevlerini yakından takip edip, sahte olduklarına dair bir şey öne sürememiştir.
  • Para Kaynağı: NASA'nın Ay görevlerini sanki gerçekmiş gibi gösterip rezil olmamak adına daima para alabilmek için bütün görevleri bir stüdyoda çektiği iddia edilmiştir.
  • Vietnam Savaşı: ABD, Vietnam'daki sürecini bitirmesiyle (1975) beraber yakın bir zamanda Ay görevlerini de bitirmiştir. Bu da insanların Ay görevleriyle Vietnam Savaşı’ndan dikkati çekmek için yapılan bir şey olduğunu sanmalarına yol açmıştır. Bunu düşünmek mantıklı gelebilir, ama her şey illa birbiriyle bağlantılı olmak zorunda değildir.

Bazı insanlar Ay görevlerinin baştan sona kadar sahte olduklarını, bazıları da Ay'a inildiğini fakat anlatıldığı şekilde gerçekleşmediğini iddia etmişlerdir. Özellikle birçok insanın o zamanın teknolojisine göre ve uzayda olan Van Allen radyasyon kemerleri, Güneş patlamaları, Güneş rüzgarları, büyük koronal atılmaları ve kozmik ışınlar sebebiyle böyle bir yolculuğun imkansız olduğunu vurgulamışlardır. Komplo teorisyenlerinin sorularına karşı Argonne Ulusal Laboratuvar’dan olan Vince Calder ve Andrew Johnson adında iki bilim insanı cevapları sunmuştur ve neden komplo teorilerinin geçersiz olduklarını göstermişlerdir. 

Apollo Görevleri üzerinde 400,000'e yakın kişi çalışmıştı. Bunlar astronotlar, bilim insanları, mühendisler, teknisyenler ve diğer çalışanlardır. Gerçekleşen 6 Ay Görevindeki tüm astronotlar ve Ay'ın yörüngesinde bulunan diğer astronotlarla beraber bütün o çalışanlar bu görevler üzerinde 10 yıl boyunca çalışmıştı. Bu kadar sayıda kişi bulunuyorken, böylesine ciddi bir iddiayı bir sır olarak saklamaları pek de mümkün değildir. Bu kişilerden hiçbiri Ay Görevlerinin sahte olduğunu söylememiştir ve hükumetin bu kişileri susturması da olası bir şey değildir, çünkü bunun üzerinde çalışan kişi sayısı çok ama çok fazladır.

LRO adlı uzay aracının çektiği bazı görüntüler de bulunmaktadır. Güvenli iniş yerlerini ve potansiyel kaynakları belirleyebilecek olan bu misyonda Apollo Görevlerinin iniş yaptığı yerler açıkça ortaya koyulmuştur.

Apollo 11'in İnanılmaz Macerası

Tarih 16 Temmuz 1969 ve Apollo 11 onu taşıyan Saturn V roketiyle Kennedy Uzay Merkezi Fırlatma Kompleksi 39A’dan kalkış yaptı. Dünya’nın yörüngesinde 2 saat 33 dakika geçirdikten sonra yörüngeden kurtulabilmek için S-IVB motoru yeniden çalıştırıldı ve 20 Temmuz 1969 tarihinde fırlatılıştan 102 saat 45 dakika 40 saniye sonra Ay Modülü (LM) Komuta Modülünden (CM) ayrıldı ve Ay yüzeyinin Mare Tranquillitias bölgesine iniş yapılarak "Eagle iniş yapmıştır" sözü söylendi.

Görsel 2: Apollo Görevleri için kullanılan modüller
Görsel 2: Apollo Görevleri için kullanılan modüller
NASA

Komutada bulunan Armstrong çıktığı zaman üzerine televizyon kamerasının yerleştirildiği MESA (Modüler Ekipman İstifleme Montajı) serbest bırakıldı ve bütün Dünya Neil’in yüzeye ilk adımını atmasını izledi ve ardından “Bir insan için küçük bir adım, insanlık içinse büyük bir sıçrayış” olan meşhur sözünü dinledi. Ardından Aldrin de Ay yüzeyine indi ve SWC (Solar Rüzgar Kollektörü) ve LRRR (Lazer Aralıklı Retroreflektör) ile PSEP (Pasif Sismik Deney Paketi) kuruldu, bölgenin panoramik fotoğrafları çekildi, yüzeydeki materyallerin yakın görüntüleri çekildi ve yüzeyden örnekler toplandı. Armstrong’un Ay’ın yüzeyine adım attıktan sonra çektiği ilk fotoğraf AS11-40-5850 arşiv numaralı fotoğraftır.

Ay’ın yüzeyinde 21 saat 38 dakika 21 saniye kalındıktan sonra 21.7 kilo ağırlığında Ay taşı toplandı ve 21 Temmuz’da yeniden kalkış yapıp 24 Temmuz tarihinde Dünya'nın atmosferine saniyede 11,032 metre hızla giriş yapıp Pasifik Okyanusu'na düşerek sağ salim bir şekilde geri dönüş yapıldı. Görevin toplam süresi 195 saat 18 dakika 21 saniye sürdü.

26 Kasım 2011'de fırlatılan ve 6 Ağustos 2012 tarihinde Mars yüzeyine inen Mars Curiosity robotunun sahte değil gerçek bir olay olduğu herkesçe kabul edilmesine rağmen bize daha yakın olan Ay'a (ortalama 384,000 kilometre uzaklıkta) insanların gittiğine dair şüphelerin olması biraz düşündürücüdür.

Ortaya Atılan İddialar

Buradaki iddialarda yer alan bazı sorular mantıklı sorulardır çünkü teknik bilgilere sahip olmayan insanların bu tarz soruları sormaları normaldir. Ancak burada eleştirilen şey bu soruların birer iddia olarak ileri sürülüp Ay Görevlerinin bütünüyle bir yalan üzerine kurulu olduğunu belirtilmeleridir.


1. İddia: “Kameraların üzerinde artı işaretleri yer almaktadır. Bazı fotoğraflarda objelerin bu artının önünde olduğu görülmektedir ancak objelerin gerçekte artıların arkasında olmaları gerekirdi. Demek ki objeler daha sonrasında bu görüntülerin üzerine yapıştırılmıştır.”

Siyah renginde olan artı işaretleri (İng: Crosshair/Fiduicial) 0.1 milimetre kalınlığındadır ve arkalarındaki beyaz objelerden yansıyan ışık parlaklığından dolayı üzerine gelen artı işaretinin bir kısmını örterek görünmez olmasını sağlar. Benzer bir deneyi kameranıza bir saç telinizi bantlayıp Güneşli bir günde beyaz bir kağıdın fotoğrafını çekerek görebilirsiniz, ancak unutmayınız ki Ay atmosfersiz bir ortam olduğu için Dünya’da çektiğiniz fotoğrafta saç teliniz kısmen görülebilirken Ay’da bu tamamen görünmez olabilir. Ek bilgi olarak da fotoğraf filmleri iki türlü taranarak dijital ortama aktarılabilmektedir. Biri, hepimizin bildiği masaüstü tarayıcılar yoluyla yapılır. Bu tarayıcılar ne kadar kaliteli olurlarsa olsunlar, 35mm'lik bir diayı "detaylı" taramakta yetersizdirler. Geçmişte (2005-2006 öncesi) basın-yayın işiyle uğraşmış olanların da bildiği gibi masaüstü bir tarayıcıda taranmış hiçbir fotoğraf filmi baskıya gönderilmez, çünkü görüntü kalitesi çok düşüktür. Bunu önlemek için, fotoğraf filmleri "tambur tarayıcı" denilen bir cihazla taranır. Büyükçe bir cam silindirin üzerine yapıştırılan dialar büyük bir hızla döndürülerek, çok hassas bir okuyucu sensör tarafından satır satır okunarak sayısallaştırılır. Bu tarz bir tarama, tek bir 35mm film için 15 dakikadan fazla sürer. Ayrıca tambur tarayıcılar çok büyük ve çok pahalı (onbinlerce dolar) olduğu için sadece büyük matbaalarda bulunur. Dolayısıyla NASA'nın diaları 1990'lı yıllarda tambur tarayıcı ile tarayıp halka sunması beklenemez. Ancak, 2000'li yılların ortalarında bu cihazların fiyatları makul seviyeye ulaştığında böylesi kaliteli tarayıcılar kullanılarak fotoğraflar yeniden taranıp çok daha net olarak halka sunulmuştur. Yeni taramalarda artıları daha rahat görebilirsiniz.


2. İddia: “Bazı fotoğraflarda artı işaretleri düz durmuyor. Üzerinde oynandıkları belli.”

Bu estetik sebeplerden dolayı yapılmıştır. Örneğin Aldrin’in Ay Modülüne tutunurken çekilen fotoğrafta arkadaki ufuk çizgisi düz görünsün diye aynı fotoğrafın yan çevrilerek paylaşılan fotoğraflarda düz duran artı çizgileri ister istemez yan duracaklardır.

Görsel 3: Astronot Buzz Aldrin, Ay Modülüne tutunurken
Görsel 3: Astronot Buzz Aldrin, Ay Modülüne tutunurken
NASA, Nu: AS11-40-5869

3. İddia: “Fotoğrafların kalitesi şaşırtıcı derecede iyidir.”

Apollo astronotları 70mm'lik film dergisi olan Carl Zeiss optikli Hasselblad 500 EL/M Data kameralarıyla birçok sayıda düşük-kaliteli fotoğraflar da çekmiştir. NASA ise en iyi örneklerini ön planda tutarak paylaşmıştır. Bugün, çekilen tüm fotoğrafları aratıp bakabilirsiniz.


4. İddia:“Fotoğrafların hiçbirinde yıldızlar görünmüyor. Apollo 11 astronotları da görev sonrası basın toplantısında hiç yıldız görmediklerini söyledi.”

Astronotlar gün ışığında çıplak gözle yıldızlara bakmaktan bahsediyorlardı, sonuçta tüm görevler gündüz vakitlerinde gerçekleşti. Ay’ın yüzeyinden (ve astronotun üzerinden) yansıyan Güneş ışınlarından dolayı daha düzgün fotoğraflar çekebilmek için kameranın daha az ışık almasını sağlayan ışık düzengeci küçültüldü (Güneşli bir günde gözlerinizi kısmanız gibi). Bu şekilde arka plan simsiyah görünmektedir. Aynı efekt Dünya’da da görülebilir. Ayrıca poz süresi de kısa tutuldu. Yıldızların görülmediği farklı fotoğraflar da mevcuttur. NASA arşivlerine bakarsanız bir sürü örnek bulabilirsiniz.

Görsel 4: 6 Nisan’da çekilen ISS. Aynı şekilde arka planda yıldızlar görülmüyor
Görsel 4: 6 Nisan’da çekilen ISS. Aynı şekilde arka planda yıldızlar görülmüyor
NASA, STS-119 Space Shuttle Crew, 2009

5. İddia: “Gölgelerin açıları tutarsızdır. Bu birden fazla ışık kaynağının olduğunu gösterir.”

Işığı sağlayan tek kaynak Güneş'tir, ancak Dünya'dan, Ay'ın yüzeyinden ve objelerden de ışığın yansıdığı da unutulmamalıdır. Ay yüzeyinin düz bir eğime sahip olmadığını da göz önünde bulundurmamız gerekir, bu yüzden kraterlerin içine ve tepeciklerin üzerine gelen gölgeler uzun ya da kısa olabilir ve farklı açılara da bakabilirler. Hangi açıdan baktığınız ve objelerin arasındaki mesafeler de bu durumda önemli olabilir. Benzer bir efekti Dünya'da da görebilirsiniz. Perspektif çizimler yapan tasarımcılar da gölgelerin farklı açılara sahip olacağını bilmektedirler. Eğer gerçekten iddia edildiği gibi birden fazla ışık kaynağı olsaydı (stüdyo ışıkları gibi), neden birden fazla gölge de görünmüyor?

Görsel 5: Apollo 14 görevinde astronot Edgar B. Mitchell tarafından çekilen fotoğraf
Görsel 5: Apollo 14 görevinde astronot Edgar B. Mitchell tarafından çekilen fotoğraf
NASA, Nu: AS14-68-9486

6. İddia: “Aynı arka plana sahip fotoğraflar bulunmaktadır oysa bunların arasındaki mesafeler kilometrelerce uzaktır. Bu durum tüm fotoğraflar için aynı arka planın kullanıldığını gösterir.”

Görülen arka planlar birebir aynı değildir. Bir yerden bir yere gidince uzakta yer alan bölgelerin konumu küçük bir oranda değişmektedir. Arabanızla dağlık bir alana girdiğinizi düşünün. Yüzlerce metre boyunca yol alsanız bile çok uzakta yer alan dağların konumu bakış açınıza göre az oranda değişmiştir, ancak bu oran öylesine küçük olabilir ki sanki hiç hareket etmemiş gibi görünürler. Atmosferin ve toz pusunun olmadığı Ay'da uzak objelerin mesafesi anlaşılmaz oluyor, bu yüzden bunlar sanıldığından daha yakın görünebiliyor. Astronotların görevleri sırasında hareket ederken bu sebepten dolayı dikkatli hareket etmeleri gerekirdi, çünkü fark etmeden uzak gibi görünen bir bölgede bulunan kraterin içine düşebilirlerdi. Bir obje birkaç metre önünüzde gibi görünebilir iken, gerçekte onlarca ve hatta yüzlerce metre ötede bile olabilir. Apollo Görevlerinde ufuk çizgisini gösteren fotoğraflarda “sanki kenardan düşebilecekmişsin gibi görünüyor” diyebilmenizin sebebi budur.


7. İddia: “Çekilen fotoğraf sayısı çok fazladır. 50 saniyede bir fotoğraf çekilmiştir.”

Böylesine muhteşem bir görevde elbette birçok sayıda fotoğrafın çekilmesi anlaşılabilir bir durumdur (sonuçta siz bile birkaç günlüğüne tatile gittiğinizde de onlarca fotoğraf çekebilirsiniz, bir de Ay'a gittiğinizi bir hayal edin!) ve aralarından en iyileri seçilip paylaşılmıştır. İsterseniz Apollo 11 görevinde çekilen 857 siyah-beyaz ve 550 renkli fotoğrafa Lunar And Planetary Institue sitesinden bakabilirsiniz. 

Peki görevlerin süreleri belli iken ve bu kadar sayıda fotoğraf varsa, diğer aktivitelerin haricinde nasıl bu kadar sayıda fotoğraf çekilebilmiştir? Her 50 saniyede 1 fotoğrafın çekildiği hesaplamaları sadece tek bir astronotu hesaba katmaktadır, ancak her Ay görevinde Ay'ın yüzeyine 2 astronot inmiştir. Apollo 11 görevinde 4 tane 70mm'lik kamera taşınmıştı ve birkaç ayarda bunların her saniyede iki fotoğraf çekilmesi sağlanıyordu. Zaten fotoğrafları incelerseniz bu çekimlerin art arda yapıldığını da görebilirsiniz. Şu şekilde düşünün: 2 dakikada (120 saniyede) 20 fotoğraf çektiniz. Belki siz bu 20 fotoğrafı ilk 40 saniye içerisinde çektiniz ve size geriye 80 saniye kaldı, bu durumda her 6 saniyede 1 fotoğraf çektiğiniz söylenemez.


8. İddia: “Bir taşın üzerinde ‘C’ harfi bulunmaktadır. Bu objenin bir stüdyo eşyası olduğunu göstermektedir.”

Görsel 6: Apollo 16 görevinde çekilen bir fotoğrafta taşın üzerinde ‘C’ harfi görünüyor diye iddia edilen görüntü
Görsel 6: Apollo 16 görevinde çekilen bir fotoğrafta taşın üzerinde ‘C’ harfi görünüyor diye iddia edilen görüntü
NASA

"C" işareti orijinal fotoğrafta hiç görünmüyor. Fotoğrafın sonraki baskılarında ortaya çıktığı görülüyor, bu da ya basımda bir tür hata ya da bir saç teli veya benzeri bir şey olabilir.

Görsel 7: Apollo 16 görevinde astronot Charles M. Duke Jr. tarafından çekilen fotoğraf. Bahsedilen taş sol alt taraftadır
Görsel 7: Apollo 16 görevinde astronot Charles M. Duke Jr. tarafından çekilen fotoğraf. Bahsedilen taş sol alt taraftadır
NASA, Nu: AS16-107-17446

9. İddia: “Bazı fotoğraflarda sanki büyük bir sahne ışığı kullanılmış gibi sıcak bölgeler bulunmaktadır.”

Astronotların üzerinden ışığın yansıtıldığını zaten belirtmiştik. Yayınlanan fotoğraflar yüksek-kontrastlı kopyalar oldukları için bir tür sahne-ışığı efekti görülebilmektedir. Orijinal fotoğraflarda ise bu ışık daha eşit bir şekilde dağılmıştır, bu yüzden böyle bir efekt pek görülmemektedir. Apollo 11 görevinde çekilen astronot Buzz Aldrin'in fotoğrafının Haziran 2004 SJC taraması orijinalinden daha çok tanınmaktadır ve bu sahne-ışık efekti daha rahat bir şekilde görülmektedir. Ancak 1969 tarihli orijinal fotoğrafa dikkat ederseniz aradaki farkı görebilirsiniz. Fark edeceğiniz ilk fark, orijinal olmayanın üzerine ek bir siyah alanın eklenmesidir. Bu fotoğrafa biraz denge vermek için yapılmıştır, yani tekrardan estetik bir sebep bulunmaktadır. 

Bununla beraber Ay'da bulunan çukurlardaki tozlar da küçük cam daireleri gibi ışığı yansıtmaktadır. Islak çimendeki damlacıklar da benzer bir şekilde ışığı yansıtmaktadır, bu da çekilen fotoğrafta gölgelerin etrafında bir parlaklık oluşturur. Bu efekte "Heiligenschein" denmektedir.

Görsel 8: Astronot Neil A. Armstrong tarafından çekilen astronot Buzz Aldrin’in orijinal fotoğrafı
Görsel 8: Astronot Neil A. Armstrong tarafından çekilen astronot Buzz Aldrin’in orijinal fotoğrafı
NASA, Nu: AS11-40-5903

10. İddia: “Ay'a ilk ayak basan Neil A. Armstrong ise, yüzeye ilk kez inerken görüntüsünü kim çekmiştir?”

Neil A. Armstrong'un ilk adımları Ay Modülünün dışına takılan bir kamera tarafından çekilmiştir.


11. İddia: “Astronotlar yolculuk sırasında Van Allen radyasyon kemeri ve galaktik çevre radyasyonu sebebiyle hayatta kalamazlardı. Kameralardaki filmler de radyasyondan dolayı kararırdı.”

Van Allen kemerleri genel olarak "iç kemer" ve "dış kemer" diye iki kısımdan oluşmaktadır ve Güneş'ten gelen partiküller Dünya'nın manyetik alanı içerisinde hapsolunmaktadır. En tehlikeli olanı içteki kemerdir, ama buna rağmen Apollo uzay aracı iç kemeri birkaç dakikada ve dış kemeri de bir buçuk saatte geçmiştir. Uzay aracındaki alüminyum gövde astronotları iyonlaşan radyasyondan korudu. Apollo Görevleri için Van Allen radyasyonunun çok zararlı olduğu iddiaları bizzat onları keşfeden Dr. James Van Allen tarafından çürütüldü. Alınan radyasyon oranının nükleer enerji alanında bir sene boyunca çalışanların aldığı radyasyon oranına yakın olduğu söylenebilir. Ancak ortada herhangi bir risk yoktu, üstelik bir kişinin radyasyon hastalığına yakalanması için 100-200 rem, ölmesi için de 300+ rem dozajı gerekirdi, oysa astronotların aldığı radyasyon oranı 1 rem idi. Kameralara gelince, film metal konteynerlerde tutulduğu için bulanıklaşma önlenmişti.


12. İddia: “Gündüz zamanı Ay'ın yüzeyi o kadar sıcak oluyor ki kameralardaki filmlerin erimesi gerekirdi.”

Ay'ın yüzeyine değmediği sürece ısıyı cihazlara düzgünce aktaracak bir atmosfer yoktur. Bir vakumda sadece radyasyon bir ısı aktarma mekanizmasıdır. Zaten inişler ona göre ayarlanmıştır ve Güneş ışınları direkt filmlerle temas etmemiştir. Artan sıcakları karşılamak için de soğutucu sistemler kullanılmıştır.


13. İddia: “Apollo 16 ekibi Ay'a giderken büyük bir Güneş patlamasının yaşanmasıyla hayatta kalamazlardı.”

Apollo 16 görevi sırasında büyük bir Güneş patlaması yaşanmadı. 1972 yılın Ağustos ayında büyük Güneş patlamaları yaşanmıştı ancak bunlar Apollo 16 Dünya'ya döndükten sonra ve Apollo 17 Dünya'dan ayrılmadan önce gerçekleşmişti.


14. İddia: “Ay'da rüzgar olmadığı halde Ay'daki bayrak dalgalanıyordu.”

Bayrak Г şeklindeki bir direğe bağlıydı ve bu şekilde bayrağın kendisi Dünya'da bulunan rüzgarsız bir bayrak gibi aşağı düşmüyordu. Bayrağın kendisi katlanmış bir haldeydi ve çıkartıldığı zaman astronotlar bayrağı dikerken onu düzeltmek yerine dalgalanır gibi görünmesini tercih ettiler. Astronotlar bayrağı tutunca hareketten dolayı bayrağın kendisi de hareket ediyordu. Bayrak direğinin kendisi astronotun hareket ettirmesinden sonra sabitlenene kadar hareket etmeye devam etti çünkü Ay'da atmosferin olmaması bayrağın hava direnciyle karşılaşmasını sağlamıyordu, bu sebeple Dünya'ya oranla daha uzun bir süre boyunca dalgalanabiliyor. Rüzgarın olmamasıyla beraber bu durumun haricinde hiçbir video kaydında bayrağın kendi başına dalgalandığı görülmemektedir.

Birbirinden farklı iddiaları test etmeyi seven MythBusters ekibi programlarının 104. bölümünde Ay iddialarını ele alarak Marshall Uzay Uçuş Merkezi’ne gidip Ay’da dikilen bayrağın replikasını bir vakum odasına koyarak olanları izlediler ve ortaya atılan iddianın geçersiz olduğu kanısına vardılar. Ortalıkta en çok gezinen iddia bu olduğu için, sizin de bu bölümü açıp izlemenizi tavsiye ederiz.


15. İddia: “Nemin olmamasına rağmen Ay'ın yüzeyindeki bot izleri beklenmedik bir şekilde iyi korunmuştur.”

Ay'daki toz parçacıklarının farklı boyutları ve şekilleri vardır, bu yüzden Dünya'daki kumlar gibi davranması beklenemez. Bu parçacıkların sivri kenarları olduğu için birbirlerine daha iyi tutunabiliyorlar, ayrıca bir vakumun içerisinde bulunduğunu da unutmamalıyız. Astronot bu yüzeye bastığı zaman oluşan şekil sabit kalabiliyor ve bunun için de nemin bulunmasına gerek yoktur. Astronotlar Ay’da yürümeyi talk pudrası ya da ıslak kumun üzerinde yürümeye benzettiler.


16. İddia: “Ay İnişleri ya bir ses sahnesinde (ses geçirmez bir yapı ya da oda) ya da bir çölde çekildi ve astronotlar da sanki Ay'dalarmış gibi ağır çekimler yapıldı. Bu çekimleri iki kat hızlı bir şekilde oynattığınız zaman görüntüler Dünya'da çekilmiş gibi görünmektedir.”

Astronotlar araçlarını kullandıklarında tekerlekten dolayı yüzeydeki toz havaya yükseliyordu. Esas olaysa bu tozun parabolik bir yay gibi yükselip her yere yayılmak yerine olduğu gibi yüzeye geri inmesiydi. Astronotların yürüyüşleri de Dünya'da taklit edilemez ancak böyle bir taklit başarılsa bile, Ay'da kullanılan araçtan dolayı yükselen tozun durumu hiçbir şekilde taklit edilemezdi. Bununla beraber Apollo 15 görevinde astronot David Scott bir çekiç ile bir şahin tüyünü aynı anda bıraktı, her ikisi de aynı anda yere çarptı. Bu durum onun bir vakum içerisinde bulunduğunu kanıtlıyordu.


17. İddia: “Ay Modülleri inişte bir çukur oluşturmadı. Kalkışta da tozun dağıldığı görülmedi.”

Ay Modülü yüzeye yaklaştığı zaman 2 metreye yakın iniş sondaları yüzeyle temas edince iniş motorları kapatıldı. Komplo teorisyenleri bu esnada modülün roket egzozuyla iniş için 10,000 pound (4500 kilogram) kadar güç uyguladığını iddia etseler de gerçekte kullanılan güç 3000 pound (1400 kilogram) kadardı, sonuçta Ay'ın çekim kuvveti Dünya'nın 6’da 1’i kadardır. İniş sırasında yüzeyde bulunan toz dağıldı (demin belirttiğimiz gibi bu toz Dünya'daki tozlar gibi her yere yayılmak yerine iniş yerinden uzaklaştı) ve altta yer alan sert zemin yüzeye çıkmış oldu. 

Lunar Regolith olarak bilinen bu toprak yapısının sert olmasıyla beraber iniş motorları da kapalı olduğu için bir çukurun oluşmaması normaldi. Motorlar açık olsaydı bile yine de bir çukurun (ya da kraterin) oluşması beklenemezdi. Örneğin DC-X test uçuşunun programında uçuşlardan birinde bir roket acil iniş yaptı ve zemine uygulanan güç 60,000 pound (27,200 kilogram) kadardı. Bu motorun uyguladığı kuvvet çölde yaptığı iniş yerinde çok belirgin olmayan bir iz oluşturduğu halde hiçbir şekilde bir krater oluşturmamıştı. Bununla beraber iniş sırasında Ay Modülünün altında yer alan tozlar dışarıya atıldığı için kalkış sırasında yeniden tozun dağıldığının görülmesi de beklenemezdi.


18. İddia: “Kalkış roketinin ikinci aşamasında ve/veya Ay Modülünün çıkış aşamasında bir alevlenme görülmedi.”

Ay’da atmosfer olmadığından bir alevlenmenin görülmemesi anlaşılır bir durumdur. Bununla beraber Ay Modüllerinde yakıt türü için Aerozine 50 ve itici güç için de Dinitrojen Tetroksit kullanılmıştır. Dünya’da iken biraz daha belirgin olabilir ancak Ay’da iken egzoz gazları görünmeze yakın bir görünüme sahiptir.


19. İddia: “Apollo 11 ineceği yerden daha uzak bir yere indiği halde Apollo 12 hedefine tam ulaşarak Surveyor 3 sondasından sadece 200 metre uzağa inmişti.”

Apollo 11’in iniş yeri normalde inilmesi gereken yerden güneydoğu yönünde birkaç kilometre ötedeydi. Bunun sebebi inilmesi gereken yerde orta büyüklükte bir kraterin yakınlarında kaya parçalarının bulunmasıydı. Bununla beraber Ay Modülü ile Komuta Modülü arasındaki tünelde yer alan basınç bütünüyle azaltılamadığı için ayrılma esnasında Ay Modülü kaçak havanın itmesiyle beklenenden daha yüksek bir yörünge hızına çıktı. Yine de yaşanan bu durum Apollo 11 görevini engellemedi ve güvenli bir iniş yapılabildi. Bu problem Apollo 12’de yaşanmadığı için belirlenen yerde inilebildi, Surveyor III uzay aracının yanına da gidilebildi.


20. İddia: “NASA, Dünya'ya veri gönderebilmek için TETR-A uydusunu kullanarak Dünya'daki herkesin gerçek verileri elde ettiklerini düşündürtmüştür.”

Uçuş kontrolleriyle ilgilenen MCC (Görev Kontrol Merkezi) bilgisayar ekranlarında ne yazıyorsa onları okuyordu. Ancak MSFN (İnsanlı Uzay Uçuşu Ağsı) uzaydan radyo sinyallerini alıp bunları MCC'ye iletiyordu, bu yüzden bir uydu buradaki çalışanları kandıramazdı. Apollo uzay aracı Ay'a doğru belirli bir yörüngede gitti ve bunlar düzgün bir şekilde takip edilebildi. TETR-A uydusu Dünya'yı çevreleyen bir uyduydu ve Apollo'dan ayrı olarak farklı bir yörüngedeydi. Bununla beraber TETR-A uydusu 28 Nisan 1968 senesinde (yani Apollo 11'den 8 ay evvel) Dünya'nın atmosferine giriş yapmıştı.


21. İddia: “Ay ile Dünya arasındaki mesafe 400,000 kilometreye yakın iken aralarındaki iletişim 2 saniye gecikmeli olmalıydı.”

Bu yaklaşık olarak 2 saniyelik gecikme bütün kayıtlarda görülmektedir zaten, ancak belgeseller için bu gecikmeler eşzamanlı bir hale getirilmiş olabilir. NASA’ya gelen sinyal anlık olarak halkla da paylaşılmaktadır zaten.


22. İddia: “Astronotlar, Ay Modülü ile Komuta Modülünü birbirine bağlayan tünelin arasından uzay giysileri ve arka çantalarıyla geçemezdi çünkü tünelin kendisi bunun için fazlasıyla dardı.”

Astronotların uzay giysilerini ve arka çantalarını takıp tünelden geçemeyecekleri kısım doğrudur. Ancak böyle bir durumun yaşanmasına da gerek yoktu çünkü bunlar zaten Ay Modülünün içinde yer alıyordu, yani bir modülden diğer modüle taşımaya gerek kalınmadı.


23. İddia: “Avustralya’daki Parkes Gözlemevi bütün Dünya’ya ilk Ay yürüyüşünün irtibatını sağlayacaktı ancak asıl iletişimin kurulmasından 5 saat öncesinde geri çekilmeleri söylendi.”

İlk Ay yürüyüşünün zamanlaması inişten sonra değişti. Aslında, Ay yürüyüşünü başlatmanın geciktirilmesi, Parkes'ın hemen hemen tüm Apollo 11 yürüyüşünü kayda aldığı anlamına geliyordu.


24. İddia: “Ay’da garip ışıklar görüldü.”

Bazıları için bu garip ışıklar UFO iken, bazıları için de bunlar stüdyo ışıklarıdır. Her türlü ikisi de doğru değildir. Görülen şey gerçekte mercek parlamalarıdır ve dikkatle bakılırsa Güneş ışığının geldiği hizadalar. Bu parlamaları görmek için AS11-40-5955 numaralı fotoğrafa da bakılabilir.

Görsel 9: Astronot Buzz Aldrin Güneş’e doğru bakacak şekilde Solar Rüzgar Kolektörünü kuruyor
Görsel 9: Astronot Buzz Aldrin Güneş’e doğru bakacak şekilde Solar Rüzgar Kolektörünü kuruyor
NASA, Nu: AS11-40-5872

25. İddia: “Telemetri içeren Apollo 11 veri kasetleri ile ilk Ay yürüyüşünün kaliteli videoları kayıp.”

Apollo aracı sürekli olarak telemetri iletimlerinde bulunmuştur. Telemetri bir sistem ya da tesisin uzaktan kablo veya kablosuz olarak izlenmesi veya kontrol edilmesidir. Amatörler bile Apollo iletişimlerini radyolarından dinleyebilmiştir. Uzay aracı Ay'a yaklaştıkça Doppler Etkisi’nden dolayı iletim frekansları değişmektedir. Komuta Modülü Dünya'ya yaklaşınca da bu frekanslarda bir değişim görülmektedir. Radyo teleskopları olan her ulus bu değişimleri kolayca saptayabilir. Bu durumda özellikle Sovyetler Birliği böyle değişimlerin yer alıp almadığına dikkat ederdi ve eğer herhangi bir sahtekarlık tespit edilseydi, bunu ilk kendileri ifşa ederdi. 

Kaybolan videolar konusuna da gelirsek, ilk Ay yürüyüşünün canlı yayınlanan "kaliteli" videoları yoktur. Dünya'ya gönderilen canlı yayın sinyalleri oldukça düşük çözünürlüğe sahipti. Bunun yanında, ABD ile Avrupa arasındaki yayın standart farkı (PAL, NTSC ve SECAM) nedeniyle, yayının doğrudan Dünya televizyonlarına verilmesi, dönüştürme işlemi nedeniyle çok zordu. Bu nedenle, yayın bir perdeye yansıtıldı ve tüm televizyon kanalları çekimlerini bu perdedeki yayının üzerinden yaptı. Bu yayınlar kaydedilmişlerdi, ancak kayıtlar perdeye yansıyandan daha kaliteli değildi. Sonrasında arşive kaldırılan orijinal kayıtlara yıllar boyunca ihtiyaç duyulmadı. 

İlerleyen yıllarda görüntü işleme teknolojilerindeki gelişme nedeniyle görüntülerin yeniden restore edilerek kalitelerinin artırılmasıyla orijinal kayıtların bir kısmı restore edilerek yayınlandı. Film restorasyonu (özellikle düşük çözünürlük söz konusu olunca) çok pahalıya malolur. NASA gibi bütçesi belli bir kurumun videoları restore ettirmek için para ayırması oldukça güç. Star Trek gibi, Dünya'da milyonlarca hayranı bulunan bir dizi serisinin bile, orijinal çekimleri çok kaliteli olduğu halde restorasyona tabi tutulması ancak 2006 yılında mümkün olabildi. Üstelik, yapımcı bu restorasyondan milyonlarca dolar kazanacağı halde, çok uzun yıllar beklemek zorunda kaldı. Oysa NASA, restorasyondan para kazanmayacak, aksine milyonlarca dolar kaybedecekti.


26. İddia: “1968 yapımlı “2001: A Space Odyssey” filminin direktörlüğünü yapan Stanley Kubrick, Apollo 11 ile 12 görevlerinin çekimini yapmıştır.”

NASA’nın gizlice yönetmen Stanley Kubrick ile bir görüşme düzenlendiği iddia edildiği halde yayınlanan film ilk Ay inişinden evvel çıkmıştı ve Stanley'nin tasvir ettiği Ay yüzeyi gerçek görüntülerden çok daha farklıydı. O dönemlerde kullanılan film efektleriyle Ay'da yaşanılan şeylerin bir taklidi yapılamazdı.


27. İddia: “Ay'dan ayrılınca kalkışın görüntülerini kim çekti?”

Ay aracının ön tarafına uzaktan kontrol edilebilen bir kamera yerleştirilmişti. Bu kamera Houston'daki Görev Kontrol Merkezi’nden kontrol edildi. Yaşanılacak 1.3 saniyelik gecikme için kameraya sinyal erkenden gönderildi, böylece Ay Modülünün kalkışı izlenebildi.

Görsel 10: Astronot David Scott, Ay Aracının (İng: Lunar Rover) üzerindeyken
Görsel 10: Astronot David Scott, Ay Aracının (İng: Lunar Rover) üzerindeyken
NASA, Nu: AS15-85-11471

28. İddia:“NASA neden tüm tartışmaları bitirmek için Hubble teleskobuyla Ay’ın yüzeyinde ekipmanların görüntülerini çekmiyor?”

Hubble Uzay Teleskobu sayesinde nebulalar gibi hem aşırı büyük hem de muhteşem görüntülere bakabildik. Ancak Ay'daki ekipmanları görüntülemek için fazlasıyla küçüktür. Bunu şöyle düşünün: Burnunuzun üzerine işaret parmağınızı yerleştirin. Parmağınızın bütün detaylarını daha iyi görebiliyor musunuz? Hubble uzaktaki büyük şeyleri görebilmek için tasarlanmıştır, yakındaki küçük şeyler için değil. Hubble'ı Ay'a doğru çevirseydik, en küçük 100 metre kadarlık bir kısmı görüntüleyebilirdi. Ay'da geriye bırakılanların genişliği ise en fazla 10 metre kadardı. Ancak buna rağmen NASA'nın LRO aracı, 24 kilometre yükseklikten aldığı görüntülerde Apollo programında bırakılan izleri ve ekipmanları görüntüleyebildi. 


29. İddia: “Bütçesi 4 milyon dolar olan “Capricorn One” filmi var iken Ay görevlerine yaklaşık 40 milyon dolar harcanmıştır. NASA böyle bir bütçeyle rahatça Ay İnişlerini gerçekmiş gibi gösterebilirdi, üstelik görev ile filmin arasında benzerlikler de bulunmaktadır.”

Capicorn One (1978) filmi Ay inişlerinden seneler sonra yapılmıştı. Filmin ana konusu NASA'nın sahte bir Mars görevi düzenlemesiydi. FOX kanalı bu program ile bir sansasyon yaratmaya çalışıyordu.


30. İddia: “Ay İnişlerinin sahte olduğunu düşünen araştırmacı Bill Kaysing bu göreve ait başarı oranının 60,000’de 1 olduğunu belirtmiştir.”

Komplo teorisyeni olan Bill Kaysing başarılı bir görevin gerçekleşmesi için bu olasılığın %0.0017 (yani 60,000'de 1) olduğunu hesapladı. Doğrusu 1960'ların ortalarında Florida'daki General Electric Şirketi'nin Apollo Destek Departmanı, NASA için görevlerin emniyeti konusunda kapsamlı çalışmalar yürüttü ve tüm sistemlerin bütün modelleri çalışmalarda içerildi. Bilgisayar simülasyonları ile farklı senaryolar da ele alındı. Bu çalışmaların sonuçlarına bakılırsa Ay'ın yüzeyine inme ve Dünya'ya sağ salim dönme olasılıkları hiçbir şekilde %90'ın altına düşmedi.


31. İddia: “NASA çalışanlarının ölümlerine ne demeli?”

10 astronotun gizemli bir şekilde öldürüldükleri iddia edilmiştir ve bunun arkasındaki sebebin NASA'nın bu kişileri susturmaya çalışmasıdır. Ancak gerçekte durum böyle değildir. Hayatını kaybeden kişiler: Ed Givens (araba kazası), Ted Freeman, C.C. Williams, Elliot See ve Charlie Bassett (T-38 kazası), Gus Grissom, Ed White ve Roger Chaffee (Apollo 1 yangını). Geriye 2 kişi kalıyor ve bu kişiler FOX'un komplo içerikli programında yer alan konuşmacılar tarafından gösteriliyor, ancak bu 2 kişi birer astronot değildi. Mike Adams bir X-15 pilotu idi ve test uçuşunda hayatını kaybetmişti. Diğer kişi ise Robert Lawrence, Hava Kuvvetleri İnsanlı Yörünge Laboratuvar pilotu idi ve o da bir jet kazasında hayatını kaybetti.


32. İddia: “Ay Modülüne ait iniş motorlarının sesi duyulmadı.”

Dünya'da bir roket motoru çok ses çıkarır. Bu sesler yüksek hızda çalışan egzoz jetinden ve çevreleyen atmosferden kaynaklanmaktadır. Ancak Ay Modülü bir vakumun içerisindeydi ve astronotların mikrofonları da uzay giysilerinin içindeydi.


33. İddia: “Bir binanın içinde uzay giysilerini giymiş çalışanlar görülmektedir.”

Bu tarz fotoğraflar Ay inişlerinin sahte olduğunu göstermek için iddiacı kimseler tarafından etrafta paylaşıldı. Gerçekte bu fotoğraflar Ay görevleri için Dünya'da önceden yapılan hazırlıkların görüntüleriydi. Zaten NASA da bu fotoğrafları hiçbir şekilde gizlemedi ve Ay'da çekildiklerini de iddia etmedi.


34. İddia: “Prototipleri bile Dünya'da sorun çıkarırken nasıl oluyor da test edilmemiş Ay Modülü Ay'a 6 kere sefer düzenleyebildi ve inişi gerçekleştirebildi? Öyle ki bir test sırasında Neil A. Armstrong bile aracı kontrol edemeyip çıkmak zorunda kalmıştı.”

Asıl Ay Modülünü kontrol edebilmeyi öğrenmek için Apollo astronotları LLTV'yi (Ay İnişi Antrenman Aracı) ve LLRV'yi (Ay İnişi Araştırma Aracı) kullanıyorlardı. Bu araçlar Ay Modülünün birer prototipi değil, birer test aracıydı. Test edilmediği iddia edilen Ay Modülleri de geliştirildikleri süreç boyunca durmadan test edildiler. Örnek olarak iniş ve çıkış motorları NASA White Sands deneme tesisinde yürütülen bir program ile geliştirildi. Apollo 9 görevinde Dünya yörüngesinde Ay Modülü ile ilk insanlı uçuş test edilmiş oldu ve Apollo 10 da Ay'ın yüzeyine 15 kilometre yaklaşabilmişti. Bunların hepsi sonraki görevler için ön hazırlık olmuştu ve elde edilen bu başarılar binlerce çalışanın senelerce verdikleri uğraşlarla gerçekleşti. Armstrong konusuna da gelirsek, kendisi bir test uçuşu sırasında LLRV jeti idare etmek için helyum basınçlandırma sistemi çalışmayınca araçtan çıkmak zorunda kalmıştı, aracın kendisi de dengesizleşip yere çakıldı. Bu olayın haricinde LLRV ve LLTV ile yüzlerce başarılı uçuş gerçekleştirildi.


35. İddia: “Uzay giysilerin zorluğuna rağmen astronotlar kadrajsız ve pozometresiz nasıl düzgün fotoğraflar çekebildiler?”

NASA, Ay'da çekilecek fotoğraflara çok büyük önem veriyordu. Ancak Ay'da astronotların fotoğraf makinelerini hantal uzay giysileri içinde kontrol etmeleri ve çekecekleri yeri kadraja almaları çok zordu. Bu nedenle makinaların kullanımı olabildiğince basitleştirildi ve tek bir düğmeye basmaya indirgendi. Daha sonra, uygun geniş açılı objektif makinalara yerleştirilerek, astronotların göğüs kısmına monte edildi. Astronotun tek yapması, fotoğrafı çekeceği yere dönmek ve deklanşöre basmaktı. Ancak, bunun da antrenmanı gerekiyordu ve bu yüzden astronotlara, gündelik hayatlarında makinayı "göğüslerinde" kullanma emri verildi. Öyle ki, izinli günlerinde ailelerinin yanlarına gittiklerinde dahi göğüslerine bağlanmış kameralarla geziyor, sürekli fotoğraf çekiyorlardı.


36. İddia: “Dünya'daki teleskoplarımızın Ay'ın yüzeyindeki ekipmanları görebilmesi gerekirdi.”

Şimdilik Dünya'daki en büyük teleskop Hawaii'de bulunan 10 metrelik Keck Teleskobu’dur. Buna rağmen Dünya'daki hiçbir teleskop 400,000 kilometre uzaklıktaki Ay'ın üzerinde yer alan Apollo ekipmanlarını görüntüleyemez.


37. İddia: “Amerikan halkının %20’si Ay İnişlerinin sahte olduğuna inanıyor.”

Demin yazdıklarımızın arasında belirttiğimiz gibi 1999 senesinde yapılan Gallup anketine göre bu oran %6'dır. %20 gibi bir oranı öne sürenlerin neye dayandıkları bilinmiyor, ancak bu oran %20 bile olsaydı, bu her türlü halkın en az %80'nin Ay İnişlerinin gerçek olduğunu düşündüğü anlamına da gelirdi. Durum tam tersi bile olsaydı, yani gerçek olmadığını düşünenler %80 olsaydı, bu yine de gerçekleri değiştirmezdi.


38. İddia: “Uzayda aşırı hızlı mikrometeorlar bulunuyor. Bunlar uzay aracına çarpıp astronotları öldürebilirdi.”

Apollo astronotlarını korumak için kalkanlar bulunuyordu. Ayrıca bu mikrometeorlar küçük bir kütleye sahip oldukları için kalkanda kullanılan materyallerin kalın olmasına lüzum yoktu. Ay Modülünün dışında çok ince bir alüminyum tabakası vardı. Bununla beraber astronotların kendilerini de korumak için uzay giysileri mikrometeor kılıfı da içeriyordu. Uzayda ve Ay'ın yüzeyinde bol miktarda mikrometeorun bulunduğu doğrudur, ancak bunlardan zarar verici büyüklüğe sahip olan bir tanesinin bile astronotlara veya uzay araçlarına çarpma ihtimali oldukça düşüktür. Mikrometeor tehlikesi ciddi bir tehlikedir ama, bir şehir efsanesine dönüşüp çok abartılmıştır. Eğer bu tehdit çok büyük ve kaçınılmaz olsaydı, senelerdir 36,000 kilometre yükseklikteki yörüngesinde bize hizmet veren Türksat uyduları çoktan parçalanmış olurdu ve bizler de uydu antenlerimizi uzun yıllar önce çöpe atardık.


39. İddia: “Ay yüzeyinde kullanılan araç hiçbir şekilde İniş Modülüne sığamazdı.”

Eğer Ay aracının ölçüleri alınsaydı, o zaman Ay Modülüne sığamayacağı görülürdü elbette. Ancak Ay aracı bu şekilde götürülmedi zaten. Modülde bulunan merdivenin sağ tarafına katlanarak konuldu, astronotlar da çıkınca bunu indirdi.


40. İddia: “Apollo 11'den önceki görevlerde hep sorunlar çıkıyordu. Ancak Apollo 13’ün haricinde NASA hiçbir görevde dikkate değer bir sorunun olmadığını iddia etti.”

Öncelikle "arıza" ile "önemli boyutta teknik sorunun" aynı şeyler olmadığını anlamamız gerekiyor. Bu yüzden Apollo 13'ün haricinde hiçbir Apollo Görevinde önemli boyutta bir teknik sorunla karşılaşılmadı (Apollo 1'de yangın vardı, ancak Apollo 1 hiçbir zaman fırlatılamamıştı ve bu yangın fırlatma rampasında test edilirken ortaya çıkmıştı). Apollo 11'den evvel görevler donanım ile prosedürde yer alabilecek kusurları tespit etmek için yapılan test uçuşları idi, böylece daha sonra yapılan Apollo Görevleri daha emin adımlarla gerçekleşebildi. Bütün bunlarla beraber yapılan çalışmalarda uçuş kontrolörlerinin, mühendislerin ve eğitimli astronotların yer aldığını göz önünde de bulundurmamız gerekiyor.


41. İddia: “Gölgelerde bir sürü obje bulunduğu halde oldukça detaylı ve biraz ışık almış gibi görünmektedirler, oysa hepsi gölgede iken simsiyah görülmeleri gerekirdi.”

Ay yüzeyinin Güneş'ten gelen ışınları yansıttığını birçok kez belirttik. Ay'ın yüzeyine gelen ışık geldiği yönde geri yansımaktadır, bu sebeple siz Ay'ın yüzeyine bir fener tuttuğunuz zaman ona doğrudan bakınca ışığın size geri yansıdığını görebilirsiniz, ancak yanınızda duran biri sizin gördüğünüz parlaklıkta bir ışığı görmez. Tabi Ay'ın yüzeyi bir duvar gibi düz bir eğime sahip değildir, bu yüzden Güneş'ten gelen ışınlar Ay'ın her yerine 90 derecelik bir açıyla çarpmamaktadır, bu da gelen ışınların etrafa dağılmasını sağlamaktadır. Bu şekilde simsiyah olması gerektiği beklenen bir gölgeye düşen ışınlar oranın biraz aydınlatılmış gibi görünmesini sağlayabilmektedir. Ay'daki objelerle beraber bu durum astronotlar için de geçerlidir, bu yüzden gölgede durdukları halde astronotları simsiyah yerine rahatlıkla görebiliyorsunuz.


42. İddia: “Apollo 11 görüntülerinde astronotlar hareket ettikçe gölgelerin boyları durmadan kısalıp uzuyor. Bu, yapay ışıkların olduğunu göstermektedir.”

Apollo 11'in iniş yerindeki zemin düz gibi görünse de aslında kıvrımlar da bulunmaktadır. Fotoğraflara bakınca bu eğimi kavramakta zorlanabiliriz ancak bu durum fotoğraflardaki farklı gölge boylarını açıklamaktadır. Dünya’da da aynısını görebilirsiniz.

Görsel 11: Bu görüntüde astronotlar Buzz Aldrin ve Neil A. Armstrong’un bayrağı ayarladıkları görülür. 16mm DAC ile çekilip kayıt süresinin 110:08:03 anına aittir
Görsel 11: Bu görüntüde astronotlar Buzz Aldrin ve Neil A. Armstrong’un bayrağı ayarladıkları görülür. 16mm DAC ile çekilip kayıt süresinin 110:08:03 anına aittir
NASA

43. İddia: “Apollo 11 görevinde Neil A. Armstrong, Buzz Aldrin’in fotoğrafını çekince "ufuk çizgisi" Buzz Aldrin’in göz hizasında görünmektedir, oysa kamera Neil A. Armstrong’un göğüs hizasında iken bu ufuk çizgisi de göğüs hizasında olmalıydı.”

Bahsi geçen fotoğraf burada yer alan Görsel 8’dir. İddiaya göre Armstrong ile Aldrin aynı zemin seviyesinde bulunuyordu. Ancak Armstrong daha yüksek bir zeminde dursaydı o zaman ufuk çizgisi de aynı şekilde yükselmiş olurdu. Eğer Aldrin’in yansımasından Armstrong'a dikkatle bakarsak, ufuk çizgisi göğüs hizasından geçmektedir. Bu durumda ufuk çizgisinin Aldrin'in göz hizasından ve Armstrong'un göğüs hizasından geçmesi anlaşılmaktadır.


44. İddia: “1960'larda Apollo'nun rehber bilgisayarını inşa edecek teknoloji yoktu. Olsaydı bile günümüz mutfak aletlerinden daha az işlem gücüne sahip olurdu.”

Apollo rehber bilgisayarının tek bir görevi vardı, o da rehberlik yapmaktı. Sayısal işlemler daha çok Komuta Merkezinde ana bilgisayarlarda yapılıyordu. Sonuçlar da sonrasında araç-içi bilgisayara aktarılıyordu. Bütün bu işlemler küçük miktarlarda olan RAM'de tutulabiliyordu. İddiacı kimseler ise bu işlemlerin çok daha karmaşık olduğunu ileri sürmektedir fakat durum hiç de böyle değildir. Hatta 1960'lı yıllarda Mercury uzay aracı bir araç-içi bilgisayar olmadan bile uzaya fırlatıldı ve yörüngesi kusursuz bir şekilde kontrol edilebildi. 1960'larda genel amaçlı bilgisayarlar üretilse bile NASA'nın ihtiyacı tek bir görevi yerine getirebilecek bilgisayarların olmasıydı. O zamanlarda mikroişlemciler yer almasa bile basit görevleri yerine getirebilecek mikroçipler bulunuyordu. Günümüzde teknoloji 1960'lara oranla daha ileri olsa bile, o zamanlardaki teknoloji bu tarz görevlerin üstesinden gelebilecek türdendi. Bununla beraber 21. yüzyılda yaşayıp komplo iddialarında bulunan birçok kişi de 1960'lardaki teknolojinin detaylarını ve Ay görevleri için yapılan hesaplamalarla beraber teknik bilgileri anlayabilecek bir seviyede değildir, ancak bu tarz konuları kapsamlı bir şekilde araştırıp anlayabilenler Apollo programlarını küçümsemekten çekinebilmektedir. Bu durumda eleştiri yaparken neyi eleştirdiğimizin de farkında olmalıyız.


45. İddia: “Ay’dan astronotlar tarafından getirildiği söylenen Ay taşları aslında Ay'a gönderilen araçlar tarafından alınıp getirilmiştir.”

Sadece robotların yer aldığı görevlerde ise toplanacak örneklerin sayısı daha az olabilir ve gideceği yerler de sınırlıdır. Bunun aksine Apollo astronotları farklı jeolojik bölgelere gidebilip çeşitli taş örnekleri bulabilmişlerdir. Apollo 15 astronotları "Genesis Rock" taşını bulmuştu ve bu taşın yaşı 4 milyar yıldır. Apollo Görevleri süresince kilolarca örnekler Dünya'ya getirilmiştir: Apollo 11 (22 kg), Apollo 12 (34 kg) , Apollo 14 (43 kg) , Apollo 15 (77 kg), Apollo 16 (95 kg) ve Apollo 17 (111 kg). 1970'li yıllarda Sovyetler Birliği de başarıyla Ay'a gönderdikleri 3 tane insansız araçla örnekler getirebilmiştir: Luna 16 (101 gr), Luna 20 (55 gr) ve Luna 24 (170 gr). Gördüğünüz gibi insanlı Apollo Görevleri 2415 örnekle toplamda 382 kilogram toplayabilmişken, insansız Luna görevleriyle toplamda 326 gram toplanabilmiştir.


46. İddia: “Ay inişlerinin hepsi Richard Nixon devlet başkanı iken gerçekleşmişti, ancak başka hiçbir zamanda, hele onlarca sene sonra bile teknoloji bu kadar ilerlemişken bir daha Ay'a gidilmedi. Neden Sovyetler Birliği de göndermeye çalışmadı?”

Apollo’nun Ay inişlerindeki başarılı görevlerinden sonra hedef daha da ilerisine gitmek oldu (mesela Mars gezegenine insanlı uçuş yapmak gibi). Ay’a birkaç bayrak dikmekten ve birkaç adım atmaktan öte belirli bir amaç için gidilmesi gerektiğini belirten NASA çalışanlarının haricinde gelecek yıllarda birkaç gün yerine orada birkaç hafta ya da ay kalınabilmesi için bazı çalışmaların yapıldığı da söylenmektedir. Geçmiş görevlerde yaşanan sıkıntılar göz önünde bulundurularak bunların üstesinden gelebilmek için farklı çalışmaların yer aldığı da bilinmektedir. Bu sorunları anlamak ve gelişen teknoloji ile bunların üstesinden gelebilmek gelecek nesillerin farklı gezegenlere yerleşme sürecini kolaylaştırabilecektir. Ek bilgi olarak Ay'a gitmek teknolojik bir sorun olmaktan çok parayla ilgili bir sorundu. Hem ABD hem de Sovyetler Birliği bu yarışta yüklü miktarlarda para harcadı. Daha sonralarında ABD kamuoyu ve kongresi Ay yolculukları için halka ait paranın boşa harcandığını düşünmeye başladı, halkın bu tarz görevlere duyduğu ilgi de zamanla azalmıştı, öyle ki bazıları harcanan paralar için protestolarda bulundu. Bu durum olumsuz bir şekilde geri yansıdı ve son Ay seferlerini canlı yayınlayacak televizyon kanalı dahi bulunamıyordu çünkü reytingler fazlasıyla düşmüştü.

Sovyetler Birliği’ne gelirsek, ABD ile aralarındaki uzay yarışını kaybetmelerinden dolayı insanlı uçuş yapmaktan geri çekildiler ancak ilerleyen yıllarda Ay’a insansız araçlar gönderdiler. ABD’ye nazaran Sovyetler Birliği birçok ilke imza atmıştı bu süreçte, ancak ABD daha metodolojik bir şekilde çalışarak daha ileri bir teknolojiye sahip oldu. Bütün bu süreç içerisinde araç-içi bilgisayar, güç için yakıt hücreleri ve uzayda araç kenetleme gibi yeni teknolojiler geliştirildi. Sovyetler Birliği elinden geleni yapmıştı, ancak 1969 senesinde 21 Şubat ve 3 Temmuz tarihlerinde toplam iki kere gerçekleştirdikleri N1 roket fırlatmaları fırlatma rampalarında patladı ve fırlatma kompleksinin çoğunu yok etti. Aralarında olanlar siyasi meseleleri ilgilendiriyor olabilirdi, ancak her iki ülkenin başarısı tüm insanlığın mirası olacak kalacaktır.

2012 senesinde 82 yaşına gelen Armstrong yaşamını yitirmeden önce son röportajını gerçekleştirmişti. Alex Malley ile yaptığı konuşmasında çocukluğundan NASA’nın geleceğine kadar birçok konuyu ele almışlardı. Bu bilgi alışverişi sırasında kendisine gittiği Ay görevinin sahte olup olmadığı soruldu. Armstrong da kısaca şöyle yanıt verdi:

İnsanlar komplo teorilerine bayılıyorlar... Yani, onları oldukça çekici buluyorlar. Ancak bu hiçbir zaman beni endişelendirmedi çünkü biliyorum ki günün birinde birisi tekrar oraya uçup geriye bıraktığım o kamerayı eline alacaktır.
Görsel 12: Apollo Görevlerinin yerlerini göstermek amacıyla çekilmiş Ay fotoğrafı
Görsel 12: Apollo Görevlerinin yerlerini göstermek amacıyla çekilmiş Ay fotoğrafı
Mehmet Ergün Photography, 2017

Önemli Not: Buradaki yazı Arsel B. Acar ve Çağrı M. Bakırcı tarafından kaleme alınan kitap çalışmasından bir alıntıdır. Bu yazı 22.10.2018 tarihinde güncellenmiştir, bu sebeple bu tarihten itibaren kitapta bazı değişiklikler ve ek bilgiler yer alabilir.

Ek Bilgi: Yazıyı gözden geçiren ve NASA JPL'de yer alan Umut Yıldız'a da teşekkürlerimizi sunarız. Bakmanızı önerdiğimiz kaynakların dışında buradaki yazıyı hazırlayabilmek için en az 50 kaynak kullandığımızı söyleyebiliriz. İleri araştırma yapmanızı, diğer fotoğrafları gözden geçirmenizi ve Ay görevleriyle ilgili belgeselleri de izlemenizi öneririz.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Ana Görsel Kaynağı: Unsplash (@hollowaykryan)
  • Clavius. Moon Base Clavius . (2018, Ekim 22). Alındığı Tarih: 22 Ekim 2018. Alındığı Yer: Clavius
  • John F. Kennedy Presidential Library and Museum. Excerpt from an Address Before a Joint Session of Congress, 25 May 1961. (1961, Mayıs 25). Alındığı Tarih: 22 Ekim 2018. Alındığı Yer: John F. Kennedy Presidential Library and Museum
  • R.A. Braeunig. Did We Land On The Moon? A Debunking of the Moon Hoax Theory. (2018, Ekim 22). Alındığı Tarih: 22 Ekim 2018. Alındığı Yer: SCSS
  • C. Moskowitz. 40 Years After Moon Landing: Why Is It So Hard to Go Back?. (2009, Temmuz 20). Alındığı Tarih: 22 Ekim 2018. Alındığı Yer: Space.com
  • E.M. Jones. Apollo 11 Image Library. (2018, Şubat 18). Alındığı Tarih: 22 Ekim 2018. Alındığı Yer: NASA
  • E.M. Jones. A Brief History of AS11-40-5903. (2005, Aralık 09). Alındığı Tarih: 22 Ekim 2018. Alındığı Yer: NASA

Beynimiz Çok Gelişmiş Bir Bilgisayar mı, Değil mi?

Reçine İçinde Milyonlarca Yıldır Korunan Türler Hiç Değişmemiş mi?

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim