Evrim Ağacı

Antropik İlke Nedir? Jüpiter ve Satürn, Dünya'yı Gerçekten "Koruyor" Mu?

Ay, İnsanlar Var Olabilsin Diye mi Oluştu?

Antropik İlke Nedir? Jüpiter ve Satürn, Dünya'yı Gerçekten

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Evrenin insan yaşamı için özel bir dizayna ve "ince bir ayara" sahip olduğunu iddia eden "antropik ilke", evrenin sadece Samanyolu’ndan ibaret sanıldığı dönemlerde geliştirilmiş bir düşünce biçimidir. Günümüzde ise farklı alanlarda ve formlarda varlığını korumaktadır. Bu ilke dahilinde her şeyin "insan için" var olduğu, insanın her varlığın kalbinde ve merkezinde yer aldığı, var olmuş ve var olacak her şeyin insana hizmet için var olduğu iddia edilir. Aynı dönemlerde, "insanın yaşadığı gezegen" olarak görülen Dünya'nın da her şeyin merkezinde olduğu sanılmış; insan, var olan, var olmuş ve var olacak her şeyin "biricik merkezi" olarak görülmüştü.

Bugün biliyoruz ki, bir bütün olarak "Evren", Samanyolu Galaksisi'nin 100.000 ışık yılı genişliğinden çok ama çok daha büyük, olağanüstü genişlikte bir yer. Görebildiğimiz evrenin çapı 93 milyar ışık yılı ve içinde 300 milyar büyük galaksi, 7-8 trilyon kadar da cüce galaksiden oluşuyor. Güneş gibi yıldızların sayısı katrilyonlarla bile ifade edilemeyecek kadar fazla. Hele ki Dünya benzeri gezegenlerin sayısı, Dünya’daki tüm kum tanelerinin sayısının birkaç kat fazla. Üstelik günümüzde, Dünya'nın Samanyolu Galaksisi'nin veya Evren'in merkezinde yer almadığı tartışılmaz bir netlikte biliniyor. 

Benzer şekilde, evrimsel biyolojiden gelen bilgilerimiz sayesinde insanın da gezegenimizin merkezinde olmadığı, hiçbir şeyin insana hizmet için var olmadığı, tam tersine insan dediğimiz Homo sapiens türünün son derece sıradan bir hayvan türü olarak ekolojik sistemin bir parçası olduğunu ve onun üzerinde olmadığı biliniyor; her ne kadar inatla öyleymiş gibi davransak da...

Kozmolojide Antropik İlke

Antropik ilke savunucularına göre Dünya, Samanyolu Galaksisi'nin en uygun yerindeki, en uygun yıldıza, en uygun uzaklıktaki, en uygun boyutta olan gezegendir. Her şeyin "en uygun" olduğu yerde bulunan Dünya haricinde, Evren'de başka bir yerde yaşamın gelişmesi mümkün olamaz. Çünkü üst üste bu kadar mükemmel olasılıkların gerçekleşmesi mümkün değildir. Bir kere olmuştur, o da Dünya’dır. Sayısız kozmolojik bulgu, belki şimdilik doğrudan Dünya dışı yaşamı doğrulayamamış olsa da, başka yaşamların var olabilmesinin pek tabii mümkün olduğunu binbir farklı şekilde göstermiştir. Bu sahada çalışmalar halen sürmektedir. Ancak bu ilke çerçevesinde, çok bilinen bir örnek verelim:

Eskiden kalma ve artık pek doğru sayılamayacak bir bilgi, Jüpiter ve Satürn gibi gaz devlerinin bulundukları konum ve büyüklükleri itibarıyle Dünya’yı göktaşları ve kuyruklu yıldızlardan koruduğu yönündedir. Bugün birçok astronom da halen bunun bu şekilde olduğunu iddia etmekte ve bu görüşü savunmaktadır. Tabi burada ilk sorulması gereken şudur: "Bu sözde 'koruma' görevinin bilinçli bir şekilde yapıldığı mı iddia edilmektedir?" Bu sorunun cevabı üzerinde durmaya bile gerek görmüyoruz, elbette cevap hayırdır. Bu durumda, aklı kurcalayan ikinci soru şu olacaktır: "Dünya'nın 'korunmaya' ihtiyacı mı var?" Bu kadar hassas dengelerden bahsedeceksek, neden bu hassas dengeler içerisine 'korunma ihtiyacı' dahil edilmiş ve gereksiz bir gerilime neden olunmaktadır? Bu sorular da, ilk ve temel sorumuzun cevabının "hayır" olmasından ötürü, otomatik olarak elenmektedir. Zira gezegenler, galaksiler ve evren bir bilinç çerçevesinde var olmamaktadır, bu durumda parametrelerin "hassas" bir şekilde ayarlanmasından söz edilemez. Ancak son bir soru, zaten ne demek istediğimizi net bir şekilde izah edecektir: “E bu gezegenler madem bizi koruyor, o halde Dünya’ya düşen göktaşları nereden geliyor ve neden sayısız defalar canlılığın neredeyse tamamen yeryüzünden silinmesi mümkün oldu?”

Neyse, bu eksik bilginin daha doğru ifadesi bize göre şöyle olmalıdır: Evet, kimi zaman Jüpiter ve Satürn, normalde Dünya'nın yörüngesiyle çakışabilecek ve çarpmaya neden olabilecek bazı göktaşlarını (belki de gerçekten çok sayıda göktaşını) yörüngelerinden saptırarak engelleyebilirler. Ancak aynı çekim kuvveti sebebiyle, normalde Dünya'ya çarpmayacak göktaşlarını da, Dünya'ya yönlendirebilirler. Zira Jüpiter ve Satürn, meteorları ve kuyrukluyıldızları yörüngelerinden bilinçli bir tercihle saptırmamakta, "Evet, sen şuraya git." veya "Hmm dur, sen bu tarafa git." gibi bir tercihte bulunamamaktadırlar. Yani, gezegenimize düşen göktaşlarının bir kısmı, Jüpiter’in (Satürn, Neptün ve Uranüs’ün) kütleçekimi nedeniyle kararlı yörüngeleri bozulmuş ve bize yönelmiş gök cisimlerinden oluşur. Sadece engellenenlere dikkat çekip, bu dev gezegenler sebebiyle bize yönlendirilmiş olan gök cisimlerini görmezden gelmek hata olacaktır.

Özetle, belki Jüpiter Dünya’ya yönelme ihtimali olan bir kuyruklu yıldızı saptırıp bizi kurtarır ama, aynı zamanda Dünya ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan başka bir kuyruklu yıldızı doğrudan üzerimize yollar. Kaldı ki, çoğu zaman bu tür gezegenlerin "koruma" görevi yapmaları istatistiki olarak da mantıklıdır. Zira Dünya'nın bir çarpışma noktasında bulunuyor olma ihtimali, bulunmuyor olma ihtimalinden çok çok düşüktür (çünkü uzay son derece geniş bir yerdir ve Dünya son derece küçüktür). Dolayısıyla büyük ihtimalle, herhangi bir saptırma işleminin Dünya'yı "koruması", ister istemez "hedef haline getirmesi" olasılığından çok çok daha yüksek olacaktır. Dolayısıyla bu süreci bir "koruma" olarak değerlendirmek saçmalık ve hata olacaktır. 

Tabii ki Jüpiter'in ve diğer büyük kütleli gezegenlerin zaman zaman Dünya'yı olası bir çarpışmadan kurtardıklarını inkar etmemekteyiz. Ancak kelimelere, olaylara ve olgulara yüklenen anlamlar, hatalı sonuçlara varmamıza neden olabilecektir. Dolayısıyla "gizli koruyucu", "sessiz koruyucu" veya basitçe, "koruyucu" gibi kelimeler, bu gezegenlerin kasti bir müdahalede bulunuyormuş zannedilmesine neden olabilmektedir. Örneğin, bu "koruyuculuğu" test etmek adına International Journal of Astrobiology isimli dergide J. Horner ve B.W. Jones bir seri makale yayınlamış ve simülasyonla bu iddiaları test etmiştir. Yapılan analizlerde, birçok önceki inancın yanlışlandığı görülmüştür. Örneğin, önceki astronomların iddia ettiği "herhangi bir Jüpiter-benzeri gezegenin varlığı, Dünya'nın korunabilmesi açısından Jüpiter'in hiç olmamasından iyidir" düşüncesinin tamamen hatalı olduğu görülmüştür. Benzer şekilde, yine uzun yıllardır sanılanın aksine, Jüpiter eğer daha ufak olacak olsaydı, daha az sayıda göktaşının bize çarpacağı hesaplanmıştır. Dolayısıyla günümüzde var olan Jüpiter, olabilecek optimum kütleden daha büyüktür ve bu, daha fazla çarpışma anlamına gelir. Aynı simülasyon ana kuşak asteroidler ve kısa dönem kuyrukluyıldızlar için tekrar edildiğinde, aynı sonuçlar elde edilmiştir: Jüpiter, bizi koruduğu kadar, bizi tehlikeye de atmaktadır. Jüpiter'in Dünya'yı "koruduğu" en temel cisimler ise Oort bulutsusundan gelen cisimlerdir. Ancak yine Jüpiter'in boyutları, "en iyi koruma" için hassas olarak ayarlanmamıştır; tam tersine, olabilecek en iyi kütleden oldukça uzaktır (ve küçüktür). 

Uzun lafın kısası, bu tür konularda tek açıdan düşünerek, işimize gelen bilgi parçalarını alıp, geliştirdiğimiz hipotezleri desteklemek için kullanmak büyük bir hata olacaktır. Antropik İlke'nin de temel olarak hatası, neredeyse hiçbir bilimsel bilgiye dayanmadan, çok büyük çıkarımlarda bulunmak ve bunları test etme ihtiyacı duymamaktır. Ancak en ufak bir sorgulama silsilesi bile, bu ilkenin temellerin kolayca çürütmektedir. Hiçbir şey insan için var değildir ve insan, hiçbir şeyin merkezinde değildir. Ha, belki ego ve kibrin merkezinde olabiliriz, illa bir şeylerin merkezinde olacaksak...

Ay'ın Oluşumu: Doğanın Amacı Var Mıdır?

Gezegenimizin uydusu Ay'ın oluşumuna dair en olası açıklama, şimdilerde Theia olarak isimlendirilen bir ön gezegenin, bizim gezegenimizin en erken evrelerinde çarptığı yönündedir. Bu çarpışma "kafa kafaya" dediğimiz biçimde, iki gök cismi aksi yönlerde giderken yaşanmamıştır. Tam tersine, iki gök cismi de aynı yöne doğru hareket ederken ve Theia, Dünya'nın Güneş etrafındaki yörüngesine benzer bir yörüngede yalpalarken yaşanmıştır. Bu sayede gezegenimiz çarpışma sonucunda yörüngeden çıkmamış, Günel etrafındaki yörüngesini belli değişimler çerçevesinde korumuştur. Ancak gezegenimizin yüzeyi bu zamanlarda oldukça sıcak ve eriyik olduğu için (kayalaşma tam olarak yaşanmadığı için), çarpışmanın etkisiyle bol miktarda malzeme uzaya saçılmıştır. Gezegenimizin çekim kuvveti, bu eriyik ve hızla soğuyan kaya parçalarını kendi yörüngesine çekmiştir. Bu süreçte büyük eriyik kayalar, daha küçük eriyik kayaları kendi üzerlerine çekerek onlarla kaynaşmış ve giderek büyüyen bir kaya parçası oluşturmuştur. Küçük parçaların bir araya gelmesiyle oluşan ve bizim yörüngemiz etrafında dönen bu devasa kaya parçasına bugün "Ay" demekteyiz. Ay'ın oluşumu çok da sıradışı değildir; zira gezegenlerin kendileri de, yıldız sistemlerini oluşturan süpernova veya nebulalardan arta kalan gaz ve toz bulutlarının yoğunlaşması ve küçük parçaların bir araya gelerek büyük yapıları oluşturması sonucunda oluşmaktadır.

Bu noktada Erwin Schrödinger'in cümlesi üzerinden yola çıkacak olursak, doğada belli bir amaç arayabilir miyiz? Theia'nın Dünya'ya çarpması ve nihayetinde Ay'ı oluşturması, Theia'nın belli bir amaç içerisinde hareket ettiğini mi gösterir? Eğer ki Theia çarpmasaydı ve Ay oluşmasaydı ne olurdu? Bu olasılığı buradaki yazımızda işlemiştik. Ancak Ay olmasaydı da gezegenimiz muhtemelen kendi yolunu bulabilir, belki yaşam yine de üzerinde başlayabilirdi. Peki ya Theia gezegenimize kafa kafaya çarpsaydı ve onu Güneş'in üzerine doğru veya Güneş'ten uzağa doğru itseydi? Böylece gezegenimiz, "başıboş" bir şekilde uzaya savrulsa veya Güneş'e (veya bir başka gök cismine) çarparak yok olsaydı? Bu durumda canlılık veya biz insanlık hiçbir zaman var olamayacak, biz bu yazıyı yazamayacak, siz bu yazıyı okuyamayacaktınız. Ancak belki de Evren'in uçsuz bucaksız derinliklerinde bir yerde bir başka yaşam formu var olacak, bizim Güneş Sistemi'mizin oluşumu anından saçılan ışığı inceleyerek gezegenimize olanları öğrenecek ve belki de "okul" diyecekleri eğitim sistemleri içerisinde işleyecektir. Bu çocuklar doğru eğitilirlerse doğada eşsiz olmadıklarını öğrenecek, düzgün bir eğitim alamazlarsa "her şeyin kendileri için var olduğunu sanarak" büyüyeceklerdir. 

Tıpkı biz insanların birçoğunun şu anda sandığı gibi...

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 27/05/2020 14:25:38 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/1658

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Güncel
Wuhan Koronavirüsü
Kelebek
Eğitim
Alkol
Goril
Fotosentez
Evrimsel Psikoloji
Çiftleşme
Karbonhidrat
Yok Oluş
Sağlık Bakanlığı
Dinozor
Obezite
Deprem
Mers
Beslenme Davranışı
Sinir Hücresi
İnsan
Evrim Teorisi
Doğum
Dağılım
Sinek
Kemik
Mit
Öğrenme
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Evren'in merkezi olmamamız bir yana, hiçbir özel yaratılışa sahip olmayışımız bizim için bir şoktur. Bir çeşit kilden yola çıkıp, şu anki maymun mertebesine ulaştık. Bu gerçek hoşumuza gitmiyor.”
Douglas Adams
Geri Bildirim Gönder