Öyle tek bir noktaya parmak basayım geçeyim demiştim ama şimdi açlık hormonu üstüne olan cevabı görünce bir noktaya daha parmak basmak istedim. Gerçekten ben de hemen her konuda iradenin neredeyse tamamen bir yanılgı olduğunu düşünüyorum. Mesela basit bir tiroid eksikliği sizi adli vakaya karıştırabilir. İradeyi kullanabilecek noktaya gelmemiz bile bir sürü genetik ve epigenetik, çevresel faktörlere bağlı oluyor. Yani, herhalde Rönesans sonrası dönemde gelişen algıyla olsa gerek, insan iradesine çok fazla anlam yükler olduk insanlık olarak ve bu insanları deliğe çekiyor.
Mesela ben zeki bir AuDHD profilim. Hiperaktif otist yani. Hatta birçok ismin de bu spektrumlarda olduğuna eminim. Böyle bir şey tüm sinir sistemini etkiliyor, her şeye riskini artırıyor. Bunlar aslında ayrı ayrı kanıtlanmış olgular ama bütün olarak birleştirip okuyan insan pek yok. Gpt ile uzun hasbihallerim sonucunda küçükken geçirdiğim böbrek rahatsızlığının glomerülonefrit ya da o tarz bir filtreleme hastalığı olduğuna ikna oldum. Oradan ne kaldı bilmem. Aileme sorarsan mide-bağırsak sorunlarım pek yoktu ama ben kıvrandığım, parazitten şüphelenilen anılar hatırlıyorum. Bence birçok şey sınıfsal/politik noktalara çıkıyor. Zaten kırsaldan gelen insanlarız. 100 sene önce de uçurumdan dönen bir milletiz. 100 senede hiçbir şey düzelmez. 14 yaşlarımda ateşli bir şey yaşadım ve galiba o zaman tiroidlerimi yaktım. Hipotiroidi hastasıyım. Bir süre sonra bağırsak problemleri tetiklendi. Arkasından reflü atakları falan başladı. 16 yaşlarımdan itibaren ufak ufak hastaneye git gel, kendin araştır, çeşitli deneyimler sonucu 30 yaşımda ADHD tanısını zorla alabildim. Bir sene geçmeden Otizm'li olduğumu Cem Atbaşoğlu sağ olsun anladım ama tanıyı almaya fırsatım olmadı. Zaten birçok soruma cevap oldu ve işin teorik kısmından biraz uzaklaştım. Takviye dünyasına falan daldım.
İşin özü ben yapabiliyorsanız Sağlık Okuryazarlığı geliştirmenizi tavsiye ederim. Hatta ülkede bu yönde farkındalık yaratacak bir proje başlatmak isterdim ama açıkçası o kadar motivasyonlu ve sistemli çalışabilen birisi değilim. Sağlık sistemleri de tüm dünyada birçok doktorun da kanaatiyle hiç iyi çalışmıyor diyebilirim. Yani bu noktada komplo teorilerinin çoğunlukla gerçek olduğunu düşünebilirsiniz. Zaten bu da Althusser, Foucault, Gramsci gibi isimlerin yolunu düzenlediği ideolojik kurumlara yönelik eleştirilerle desteklenebilir bir şey. İnsan olan hemen hiçbir yerden ön yargıyı ve sosyal dinamikleri çıkaramayız. En azından sorgulamak için haklı gerekçelerimiz oluyor.
Ben insanlarda birçok potansiyel sağlık sorunu görüyorum. Bunların belki bir kısmı hayat akışında yapılan fedakarlıklardır. Ama mesela kilo sorunu olan birisinin bunu kader gibi görmesinin doğru olduğunu düşünmüyorum. Mesela SİBO gibi ince bağırsaktaki bakteri çoğalmasını anlatan hastalıklar, Candida gibi hastalıklar şeker aşermesi ve iştah yapabilir. Buradan yola çıkarak kekik yağı, sarımsak yağı gibi şeylerle ilgilendim. Bunları öneri olarak vermiyorum. Durumu açıklamak için anlatıyorum. Mesela myo inositol, kekik yağı, berberine gibi takviyelerle hem kendi iştahımda, hem çevremdekilerin iştahında ciddi otokontrol düzelmeleri gözlemledim. Plasebo bile dense işe yarıyor diyip denenebilir. Bu alan hem riskli, hem sıkı denetimli olduğu için hem de bu yönde bir yetkinlik kanıtım olmadığı için açık tavsiye veremiyorum ama kişinin yapay zeka, eleştirel/fonksiyonel tıpçılar gibi enstrümanlarla zamanla güvenli denemeler yaparak gözlemlerde bulunup farkındalık kazanabileceğine inanıyorum. Bir öğretici olarak da bu benim yetkinlik alanımda olur zaten.
İşin özü, şu an yaptığınız şeyi biraz biyokimyasal ve tıp ekseninde düşünün derim. Dış destekler ve farkındalıklı alışkanlık düzenlemeleri ile aşılabilir ancak. Mesela PCOS için birçok kişi düzeltilemez diyor ama ben öyle düşünmüyorum. Bu çok kaderci ve "suçu" kişinin üstüne atan bir yaklaşım. "Al bu ilacı kullan başka çare yok ve bu onaylı." demekle "Yani mekanizma şöyle çalışıyor, istersen şunları kendi inisiyatifinde deneyebilirsin. Bunlar kurumlar tarafından onaylı değil ama doktor olarak işe yarayabileceğini düşünüyorum." demek çok farklı şeyler. Doktorluk/hekimlik kurumsal bir markaja alındı bana kalırsa. Bir şeyler sıkı şekilde ölçülebilir oldukça ve mekanikleştikçe bu işi yapan kişilerin yardım edebilirliği azalıyor. Yani çözme iradesini ve ihtimalini bırakıp güvenli ve tedbirli yaklaşımla değiştiriyoruz bana kalırsa. Bu yüzden bilim dünyası geriden geliyor ya da halkın cahil kalmasına vesile oluyor. Öyle işte.
30 gün
90 gün
1 yıl