Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 20 Şubat 2014 11 dk.

Görselde, birbirinden oldukça uzak 4 memeli hayvan türünün uzuvları görülmektedir: bir insan, bir kedi, bir balina ve bir yarasa. Bu canlılar, dışarıdan bakıldıklarında birbirinden tamamen farklı gözükseler de, içlerine baktığınız zaman aynı atadan geldiklerini haykıran yüz binlerce veri bulmak mümkündür. Bunların en net olanlarından biri de, kemiklerinde yapacağınız bir analizden gelecektir.

Bu apayrı 4 memelinin (ve diğer memelilerin de) bütün uzuv kemikleri birbiriyle eştir. Bilimde biz aynı atadan gelen ve farklı torun türlere dağılan bu yapı ve organlara homolog (eş) organlar adını veriyoruz. Bu kadar farklı yapılarda olmalarının tek sebebiyse, evrimsel süreç içerisinde aynı kemiklerin farklı ortamlara adapte olan uzuvlarla birlikte evrim geçirmiş olmalarıdır. Görselde, sırasıyla humerus, radius, ulna, karpallar, metakarpallar ve falanjlar görülmektedir. Tüm memeli türlerinde bu kemikler birbirinin aynı yapıdadır; sadece şekilsel farklılıklar bulunmaktadır. Dolayısıyla, birbirinden tamamen farklı görünen canlıların evrimsel süreçte ortak bir atadan geldiği anlaşılabilir. Bunu bir diğer şekilde sınama yöntemi, memeli olmayan canlılara bakmaktır.

270
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
İnceleme
Sinan Arslan
Sinan Arslan
102.7K UP
İnceleyen 23 Temmuz
Metro 2033

Hemen hemen Metro 2033 kitabıyla aynı senaryoyu takip eder. Tabii, kimi sahneler çıkarılmış, değiştirilmiş veya yerine yeni sahneler eklenmiştir. Kitap, doğal olarak daha fazla konuşma metni ve Artyom’un kendi iç sesini içerirken; oyun, buna karşılık daha fazla aksiyon barındırmaktadır.

Oyun ile kitap arasındaki en önemli fark ise, kitapta Karaderilileri yok eden Artyom’a oyunda onları öldürmeme seçeneğinin de sunulmasıdır. Şöyle ki:

Eğer oyun esnasında, çocuğunun hayatını kurtardığımız kadının teklif ettiği parayı (bir şarjör 7.62 mm Kalaşnikof mermilerini) geri çevirirsek, istasyonda dilenen çocuğa para (mermi) verirsek veya öldürebileceğimiz bir kişiyi affedersek, oyunu "iyi son" ile bitiriyor ve Karaderilileri öldürmek için ateşlenen füzelere koordinat veren lazer güdüm kitini silahımızla imha ediyoruz. Böylece "ucubelerin" hayatını kurtarmış oluyoruz.

Aksine, oyun esnasında yukarıda yazılanların tam tersini yaparsak, oyun "kötü son" ile bitiyor. Füzeler Karaderilileri kömür hâline getirirken, biz de Ostankino TV Kulesi'nin tepesinden tüm bu manzaraya bön bön bakıyoruz.

Metro: Last Light

Metro: Last Light, Metro 2033 oyununun bıraktığı yerden devam eder. Yapımcılar, bir önceki oyunda bize sunulan iyi ve kötü sonlardan kötü olanın gerçekleştiğini varsayarak Metro: Last Light'ın senaryosunu yazmış ve olaylar bu sona göre şekillenmiştir.

Metro halkı, Artyom’un balistik füzelerle imha ettiği Botanik Bahçesi’ndeki tüm Karaderililer’in öldüğünü sanır. Yalnız, daha sonra anlaşılır ki yetişkin olmayan bir tanesi hayatta kalmıştır. Artyom’dan, kendisine eşlik eden Anna (kitapta Anya olarak geçen isim, oyunda Anna olarak değiştirilmiştir) ile birlikte o Karaderili’yi bulup öldürmeleri istenir. Ancak yaşanan kovalamaca sonrası Karaderili tam yakalanacakken gördüğümüz bir hayal neticesinde bayılırız ve bir grup Reich askeri tarafından yakalanırız. Karaderili’yi de yanlarına alan Reich, bizi hapseder. Hapisten, Pavel adındaki bir Kızıl Komünist’in yardımıyla kaçarız.

Oyun; Teşkilat, Kızıl Hat ve Reich üçgeni arasındaki çekişmede bizi oradan oraya sürükler. İlerleyen bölümlerde, bir grup yetişkin Karaderili’nin D6 istasyonunun gizli bir yerinde kış uykusuna yattığını ve Botanik Bahçesi’ndeki patlamadan sağ çıktıklarını anlarız. Reich’ın elinden kurtardığımız küçük Karaderili ise oyunun sonuna kadar bize eşlik eder. Son bölümde, Kızıl Hat ile bizim de bir neferi olduğumuz Teşkilat kafa kafaya gelir.

Burada oyun bize yine iyi ve kötü olmak üzere iki farklı son sunar. Tabii bu sonlar, yukarıda Metro 2033 oyununda bahsettiğim gibi, oyun esnasında yaptığımız eylemlere göre belirlenir. Örneğin; silahsız yakaladığımız Reich askerini öldürmezsek, oyuncak ayısını kaybeden çocuk için poligonda bahis yatırıp oyuncağı kurtarırsak, Pavel’i öldürmek yerine affedersek oyun iyi son ile; aksini yaparsak kötü son ile biter.

Kötü sonda, Reich, Teşkilat’a üstün gelir. Hepimiz yerde can çekişirken, daha önceden istasyona döşediğimiz patlayıcıların fünyesini ateşleriz ve biz dâhil orada bulunan herkesin hayatına son veririz. Karaderililer ise saklandıkları yerden çıkar ve daha sonra tekrar bize dönüp yardım edeceklerine dair söz vererek ufka doğru yürürler. Anna ise çocuğuna, babası Artyom’un nasıl bir kahraman olduğunu anlatmaktadır.

İyi sonda ise, tam fünyeyi ateşleyecekken zaman durur. Küçük Karaderili ve diğer yetişkin Karaderililer ortaya çıkar, Reich’ın adamlarını durdururlar. Ardından yine, ileride bize yardım etmek üzere döneceklerine söz vererek ufka doğru yürürler.

Metro: Exodus

Senaryosu, bir noktaya kadar Metro 2035 kitabıyla paralellik gösterse de oyun, kitaptan farklı olarak Artyom’un Moskova metrosundaki maceraları yerine bunu yeryüzüne ve hatta Moskova dışına çıkarır.

Artyom, haylaz bir çocuk gibi sürekli evinden, VDNKh istasyonundan yalnız başına kaçıp yüksekçe bir bina enkazına tırmanarak, yanında taşıdığı seyyar telsiziyle dış dünyaya ait ufak bir radyo sinyali, bir umut ışığı aramaktadır. Yine soğuk bir kış gününde umutlu bir şekilde yaptığı aramadan eli boş dönerken, dönüş yolunda kullandığı metro tünellerinin birinde mutantlar tarafından saldırıya uğrar. Miller’a bağlı Teşkilat elemanları tarafından son anda kurtarılarak güvenli bölgeye götürülür. Albay Miller — Teşkilat’ın lideri, Anna’nın babası ve tabii ki kayınpederimiz — oldukça kızgındır. Bu işe bir son vermemizi ister.

Yine farklı bir gün, yanına ikna ettiği Anna’yı da alan Artyom, yeni bir denemeden sonuçsuz bir şekilde dönerken yolda buhar gücüyle çalışan eski bir tren lokomotifi görür. Ancak biraz sonra Hansa elemanlarıyla karşılaşır. Anna kaçırılır, kendisi ise ölüme terk edilir.

Hayatta kalma ve Anna’yı kurtarma dürtüsüyle kendisini ölümden kurtaran Artyom, Anna’nın tutsak olarak tutulduğu Hansa’nın karargâhına; yine aynı karargahta zorla çalıştırılan eski makinist Yermak’ın yardımıyla sızar ve hayatının aşkını kurtarır. Bu sırada Hansa’nın elinde tuttuğu bu bölgenin yalnızca beton yığınından ibaret olmadığını, aynı zamanda barındırdığı devasa antenler aracılığıyla bir jammer görevi görerek gelen ve giden radyo yayınlarını bastırdığını ve Moskova’nın dış dünyaya karşı tamamen “ölü” bir şehir gibi gösterildiğini keşfeder. Jammer’ları sabote eden Artyom, Yermak ve Anna’nın yardımıyla daha önce gördükleri ve Hansa’ya ait olduğunu öğrendikleri lokomotifi ele geçirme girişiminde bulunurken, tesadüf eseri aynı ele geçirme operasyonunu yapan Miller ve adamlarıyla karşılaşırlar. Ekip, ardından Hansa’nın elinde bulundurduğu diğer bir zırhlı tren ile girdikleri çatışmadan sağ olarak kurtulup treni imha ederler.

Lokomotif ile Moskova’nın 108 km kadar güneyine hareket eden ekip, burada havanın temiz, radyasyonun ise yok denecek kadar az olduğunu keşfederler. Dış dünyanın anlatıldığı gibi olmadığını, Moskova’nın tam tersi bir manzara çizdiğini gören ekip; yaşayacak yeni bir yuva bulma umuduyla ve ayrıca geri dönerlerse öldürüleceklerinin bilinciyle rotalarını Miller’ın isteği üzerine Ural’a, Yamantau Dağları’na çevirir. Miller, savunma bakanı dâhil tüm devlet erkânının savaş esnasında Yamantau Dağları’ndaki gizli yeraltı sığınağına tahliye edildiğini ve burada kalabalık bir grup olarak güven içinde yaşadıklarına inanmaktadır.

Ekibin yolu, Moskova’dan yaklaşık 750 km sonra, açılır kapanır bir köprüye tahkimat kurarak demiryolunu kapatan bir grup insanla karşılaşmalarıyla kesilir. Bu insanlar, ekibin Moskova dışında karşılaştıkları mutantlar haricindeki ilk canlı insan grubudur. Ancak bu insanlar hiç de bekledikleri gibi değillerdir. Savaşın ve bu yıkımın suçlusunun teknoloji ve elektrik olduğunu savunan ve bir kilise rahibi etrafında toplanarak radyasyona maruz kalmış, aşırı derecede büyümüş mutant bir kedi balığına tapan bu grupla anlaşamazlar ve çatışma başlar. Yobazlar, yeni mutant yaratıklar ve bu insanlar dışında kendilerine haydut denen bir takım insanlarla da bu yarı göl, yarı bataklık kasabada savaşan Artyom, sonunda rahibi alt eder. Ekip, yanlarına kasabada bulunan vagon bakım atölyesi işçisi Tokarev’i, rahibin kilise kulesinde bir yılı aşkın süredir esir tuttuğu genç bir dul olan Katya ve kızı Nastya’yı, ayrıca atölyeden kaçırdıkları bir yolcu vagonu ile bir otorayı alarak kasabayı terk ederler. Rahiple yaptığımız mücadelede, oyun içinde aldığımız kararlara bağlı olarak ekip üyesi Duke ya ölür ya da hayatta kalır.

Artık Katya, Nastya ve Tokarev ile büyüyen ekip; lokomotifin arkasına taktıkları yolcu vagonu ve otorayla genişlettikleri yaşam alanlarıyla Yamantau Dağları’na doğru yola çıkarlar.

Yamantau’ya varan ekip, daha en başından bu işte bir terslik olduğunu anlar. Ortalık çok sessizdir ve kendilerini herhangi bir komite karşılamaz. Ancak savunma bakanı ile tanışacağı için oldukça heyecanlı olan Albay Miller, bunun farkına varamaz. Üsse giren ekip, endişelerinde haklı çıkar. Ortada ne savunma bakanı ne de herhangi bir askerî yetkili vardır. “ARK” ismi verilen üs, zamanla yamyamlaşan bir grup eski asker tarafından ele geçirilmiştir. Kendine “doktor” diyen bir cani tarafından yönetilen bu grup, Anna’yı kaçırarak doktora teslim eder. Miller ve Artyom ise daha sonra bir terslik olduğunu sezerek, yardıma gelen ekibin diğer üyeleri Idiot ve Sam ile birlikte yamyamlarla savaşır ve sonunda Anna’yı kurtararak doktoru öldürürler.

Umduklarını bulamayan ekip, ülkenin hangi bölgelerinin radyasyondan etkilenmediğini öğrenmek için uydu istasyonu olarak kullanılan Kazakistan sınırları içerisinde ve Hazar Denizi kıyısında bulunan bir kasabaya giderler. Hem radyasyon haritalarına ulaşmak hem de susuz ve kömürsüz kalan lokomotif Aurora’yı beslemek için kasabada bulunan ve insanları köleleştirerek kendi krallığını ilan eden, ayrıca denizdeki petrol sondaj istasyonlarını ele geçiren, kendisine “Baron” diyen bir cani ile mücadeleye girerler. Mücadele sonunda, annesi uydu istasyonunda çalışan ve savaşın ardından bölgede bulunan bir deniz fenerini kendisine kale yapan Giul (Gül) isminde Kazakistanlı bir güzelin yardımıyla hem bir yakıt tankı vagonuna hem de radyasyon haritalarına kavuşurlar. Yine oyun içinde aldığımız kararlara bağlı olarak ekibin Kazakistan asıllı üyesi Damir ya bizimle yolculuğuna devam eder ya da kalıp Gül’ün mücadelesine destek verir.

2013 yılına ait uydu görüntülerini inceleyen ekip, bir baraj gölü civarına kurulmuş küçük bir kasabanın ve ormanın yeni yuvaları olabileceğini düşünerek yola çıkarlar. Yolda, ekip üyelerinden Stephan ile Katya arasında gerçekleşen duygusal yakınlaşma yerini evliliğe bırakır. Tokarev’in el yapımı yüzüğü, Miller’ın rahipliği ve ekibin şahitliğiyle nişan gerçekleşirken, Anna’yı bir anda kanlı bir öksürük tutar. Anna’nın söylediğine göre, Yamantau’da onu esir alan doktordan; akciğerlerinin bataklık kasabasında soluduğu zehirli gaz yüzünden tahrip olduğunu ve yakında ölebileceğini öğrenmiştir. Gerekli ilaçları bulabilmek için ekip, rotasını bu sefer Rusya’nın üçüncü büyük şehri Novosibirsk’e çevirir. Ancak önce baraj gölünden geçmeleri gerekmektedir. Ayrıca buranın havasının Anna’ya iyi geleceğini de düşünmektedirler.

Kasabaya varan ekip, çevreyi kolaçan etmek için Artyom ve ekibin diğer bir üyesi Alyosha’yı görevlendirir. Otoray ile bozuk demiryollarında ilerlerken bir toprak kayması meydana gelir ve Artyom ile Alyosha’nın yolları birbirinden ayrılır. Otoray ise nehrin dibini boylar. Artyom’u, kasabada yaşayan ve adının daha sonra Olga olduğunu öğreneceğimiz bir yerli kurtarır. Kasabada, kendilerine “Yerliler” ile “Korsanlar” diyen iki grup çatışma hâlindedir. Ancak bu iki grup da kasabanın ölen eski öğretmenine büyük bir saygı beslemekte ve onun öğretilerinin yolundan gitmektedir.

Devasa bir mutant ayının saldırısı da dâhil olmak üzere yaşadığı bir takım maceraların ardından Alyosha ve Artyom tekrar bir araya gelir. Ancak Alyosha’nın söylediğine ve dürbünle bize gösterdiğine göre baraj suyunun tamamı radyasyonla kirlenmiştir. Ayrıca zayıflayan baraj duvarları yakında yıkılarak beraberindeki zehirli suyla kasabayı yutacaktır. Alyosha, biz ormanda yaşam mücadelesi verirken gönlünü kaptırdığı Olga’ya, kasabadan diğer yaşayanlarla birlikte ayrılmasını ve kendisini bulmasını söyleyerek Artyom ile birlikte lokomotife, Aurora’ya geri döner.

Ekip, uzun bir yolculuğun ardından Novosibirsk şehrine ulaşır. Oyun bize hissettirmese de aslında Moskova’dan yola çıkalı tam bir yıl geçmiştir. Kış ayıdır. Bu şehrin silueti, barındırdığı daha fazla radyasyon dışında Moskova’dan farksızdır. İlacı bulmak için bu yolculuğa çıkmalarının ve Anna’nın hastalanmasının sorumluları olduklarını hisseden Miller ve Artyom gönüllü olurlar. Yüzeydeki aşırı radyasyon nedeniyle tekrar metronun o karanlık tünellerine inmek zorunda kalan ikili, burada gerçekleşen bir savaş sonucu hayatta kalan tek kişi olan Kirill isminde bir çocukla tanışır. Çocuk, ikiliye ilacın bulunduğu hastanenin yerini tarif eder. İlaç bulunur, ancak Artyom yolda hayvanat bahçesinden kaçan mutant bir gorilin saldırısına uğrayarak ağır yaralanır. Miller ve Kirill, Artyom’u alarak Aurora’ya geri dönerler. Miller, aldıkları ilacın bir kısmını vücudundaki radyasyonu atması için Artyom’a verir. Ancak kendisi bu fedakârlığı sonucu yolda hayatını kaybeder. Artyom’a verilen ilaç yetersiz kalınca ekip üyeleri, kan grubu AB+ olan Artyom’a birer birer kan verirler.

Oyun burada iki farklı sonla biter. Yine yapmış olduğumuz iyi veya kötü seçimlere bağlı olarak Artyom ya ölerek arkasında gözü yaşlı bir eş bırakır ya da hayatta kalarak ekibin yeni lideri olur.

Ekip, rotasını doğuya çevirir. Yolculuğun ardından Baykal Gölü kenarında, savaş ve radyasyon görmemiş, tertemiz topraklarla karşılaşırlar. Miller’ın cenazesini göle hâkim, yeşillik bir tepede bulunan bir ağacın altına defnederler. Kötü sonda, Miller ve Artyom’un mezarları yan yanadır. Ekip üyelerinden Idiot, ikili için 9 pare atış yaptırır. Anna ağlamaktadır. İyi sonda ise Artyom, Miller’ın mezarının başında Anna’ya sarılmıştır. Idiot, ekibin liderliğini resmî olarak Artyom’a veren kısa bir konuşma yaparken; diğerleri — Katya, Nastya, Kirill, Stephan, Yermak, Tokarev, Duke, Damir ve Sam — onları izlemektedir. Kamera geriye doğru çekilir.
Youtube Kanalı
9.7/10
(3 Kişi)
Puan Ver
@metrovideogame
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
5
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Cansu Erdem
Cansu Erdem
172.9K UP
Uyarlayan 30 Ağustos 2019 4 dk.

Psikedelik veya saykodelik ilaçlar, beyinde serotonin reseptörlerini aktive ederek çeşitli bilinç bulanıklıklarına ve halüsinojenik etkilere sebep olan ilaç grupları olarak tanımlanır. Çoğu psikedelik kimyasal, günümüzde terapötik amaçla kullanılmasa da, çalışma mekanizması ve geçmişte kullanım amacı bakımından halen ilaç kategorisinde sınıflandırılmaktadır.

Psikedelik ilaç grubu, farmakolojide stimülatörler (çeşitli reseptörleri uyaran kimyasallar) ve opioidlerden (güçlü analjezik etkiye sahip morfin benzeri kimyasallar) farklı olarak, sıradan bilinçli deneyimleri farklılaştırma özelliğine sahiptir. Stimülatörler, çeşitli vücut fonksiyonlarında performansı artırma özelliğinde kimyasallardır.

104
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
EtkinlikKültürel Etkinlik
Okan Nurettin Okur
Etkinliği Ekleyen 3 gün önce ÇevrimiçiÜcretsiz15 Şubat
Stoacılıkta Doğaya Uygun Yaşamak
15 Şubat 2026 13:00 tarihinden 15 Şubat 2026 15:00 tarihine kadar.

Doç. Dr. Melike Molacı ile Stoacı felsefede doğaya uygun yaşama üzerine konuşacağız Ankara Felsefe Radyosu’nun yeni yayınına davetlisiniz! Daha fazla felsefe yayını için YouTube kanalımızı ziyaret edebilirsiniz

 https://youtube.com/@AnkaraFelsefeRadyosu


 

Devamını Göster
4
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Berat Mutluhan Seferoğlu
Yazar 24 Ağustos 2019 1 sa.

Çağdaş felsefede ön planda olan iki felsefe geleneği olduğunu görüyoruz. Bu gelenekler analitik felsefe ve kıta felsefesi olarak adlandırılıyor. Bu yazıda iki gelenek hakkında bilgi vermek, bu gelenekleri karşılaştırmak ve analitik felsefe/kıta felsefesi ayrımına dair bazı noktaları açıklığa kavuşturmak istiyorum.

Başlamadan önce bir uyarı yapmam gerekiyor: Ben, analitik felsefe ve kıta felsefesi ekolleri arasından analitik felsefeye yakınım. Dolayısıyla söz konusu ekoller arasında yaptığım karşılaştırmanın ve yaptığım çıkarımların taraflı görünebileceğinin farkındayım. Bu ayrım, kişilerin felsefeye nasıl baktığıyla öyle yakından ilişkili ki, kamplardan herhangi birine yakınsanız, analitik felsefe ve kıta felsefesi karşılaştırmasını taraflardan birini ‘kayırmadan’ yapmanız pek mümkün değil. Bu nedenle konu hakkındaki taraflılığımla ilgili olarak okuyucuyu uyarma ihtiyacı hissediyorum.

180
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 6 Haziran 2021 12 dk.

Sevgilinize hiç dokunmadınız. Bir kaleme, defterinize, cep telefonunuza hiçbir zaman dokunmadınız. Bu yazıyı okuduğunuz cihaza hiçbir zaman dokunmadınız, hiçbir zaman da dokunamayacaksınız. Neden mi? Pauli Dışlama İlkesi dolayısıyla! Bunu yazı içerisinde izah edeceğiz; ancak baştan şunu söyleyebiliriz: Sırf "dokunmak" üzerine düşünmek bile size Evren hakkında çok şey öğretebilir!

İlk olarak, pedantik okurlarımız için ilk itirazı aradan çıkaralım: Açıkçası, herhangi bir şeye dokunduğunuzda, gerçek anlamıyla dokunup dokunmadığınız konusu, "dokunma" derken tam olarak ne kastettiğinizle ilgilidir. Türk Dil Kurumu, "dokunma" sözcüğünü 9 farklı şekilde tanımlamaktadır; ancak bunların hiçbiri fiziksel anlamda dokunmayı tanımlayabilecek derinliğe sahip değildir.

36
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 18 Mayıs 2011 24 dk.

Miller-Urey Deneyi, canlılığın başladığı Erken Dünya koşullarına yönelik olarak, deneyin yapıldığı 1952 yılına kadar olan biyokimya bilgileri ışığında tasarlanmış, canlılığın temeli olan moleküllerin doğal kimyasal süreçlerin bir sonucu olarak oluşup oluşamayacağını araştırmak üzere geliştirilmiş bir deneydir. Miller-Urey Deneyi'nin amacı, yaşamın kimyasal kökenlerini aydınlatmak ve Abiyogenez Teorisi'ne yönelik bazı yeni deneysel yaklaşımlar geliştirebilmekti.

Miller-Urey Deneyi, evrim karşıtları tarafından sıklıkla tartışılan ve sanki bu sahada yapılan tek çalışma ve tek sonuçmuş gibi üzerine bolca gidilen bir deney olarak halk arasında da popülerlik kazanmıştır. Aradan geçen yarım asırdan uzun bir süreden ötürü, Miller-Urey Deneyi'nin sonuçları, bugün bildiklerimizin yanında oldukça kısıtlıdır; buna rağmen, 1950'li yıllarda bilimin olduğu konum açısından değerlendirilecek olduğunda, bilim tarihinde önemli yankılar yaratmayı başarmış, bilim tarihi ve canlılığın kökenine yönelik araştırmalar açısından büyük öneme sahip bir deneydir. Gelin bu deneyi, hedeflediklerini, başarılarını, başarısızlıklarını ve hakkındaki tartışmaları biraz daha yakından tanıyalım.

186
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ögetay Kayalı
Yazar 5 gün önce 4 dk.

3D yazıcı, bilgisayar ortamında oluşturulan tasarım dosyalarını alıp elle tutulur gerçek nesnelere çeviren bir tür makinedir. Çok çeşitli tipleri bulunsa da günümüzde en yaygın olarak kullanılanı Fused Deposition Modeling (FDM) tipi yazıcıdır. Bu tür yazıcılar basit bir şekilde, verilen plastik materyali alır ve sıcak bir uçta eriterek arzu ettiğiniz nesneyi katman katman yazarak bir bütün haline getirir. Bu yazıda yazıcılardan bahsederken FDM tipi olanları kast ediyor olacağız.

Öncelikle yapılması gereken, elde bir tasarım dosyasının bulunmasıdır. Bunu SolidWorks gibi CAD programları kullanarak kendiniz tasarlayabileceğiniz gibi, 3D tarayıcı kullanarak bir nesneyi taratarak da elde edebilirsiniz. Yani ya gerçek bir nesneyi taratmanız ya da sanal bir nesneyi kendiniz bilgisayarda oluşturmalısınız. Buna bir diğer alternatif ise başkalarının yaptığı tasarımları ilgili platformlarda (GrabCad, Thingiverse gibi) aratarak indirmektir. Özetle, elinizde bir tasarım dosyası bulunmalıdır. Dosyanın formatı ise STLolmalıdır.

15
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı Akademi

Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Bilgisayar Bilimleri konusunda geliştirebilirsin.

Evrim Ağacı'na Destek Ol
Cemgil Bilici
Cemgil Bilici
174.0K UP
Uyarlayan 2 gün önce 6 dk.

Dünya genelinde su kıtlığı, 21. yüzyılın en acil sorunlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır. İklim değişikliği, nehirleri ve akiferleri benzeri görülmemiş aşırı durumlara itmekte, kuraklıklar ve seller şiddetlenmekte, nüfus artışı ve ekonomik gelişmeyle birlikte tatlı su talebi artmaktadır.

Ancak Water Resources Research dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, genellikle göz ardı edilen bir demografik değişim olan doğum oranlarının düşmesi ve yaşam beklentisinin artması sonucu toplumların yaşlanmasının, küresel su talebi üzerinde şaşırtıcı derecede büyük bir etkiye sahip olabileceğini ve bu yüzyılın ortasına kadar su çekimini %31'e kadar azaltabileceğini ortaya koyuyor.

8
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

Gülfem Akdemir
Seslendiren 19 Ekim 2023 5:50
Uzun ömürleri ve yaşa bağlı hastalıklara karşı olağanüstü dirençleri ile bilinen çıplak köstebek fareleri, uzun süredir bilim camiasının dikkatini çekmekteydi....
52
Acarsarp Acarsarp
Üye 10 saat önce
Türkiye atatürk döneminden beri ekonomisi sürekli çalkalanan bir ülke bu yüzden size soruyorum ekonomik modelimiz nasıl olmalı.
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Discord
Blog Yazısı
Ecrin Ela Erduyan
Blog Yazarı 2 dk.

Dünyanın hiçbir koşulda yok olması kaçınılmazdır. Biz insanlar bile kendi felaketlerimizi oluşturmaya varan bir tekniğe ulaşmışızdır. 30 Haziran 1908 gününün sabah saatlerinde Orta Sibirya göklerinde seyretmekte olan kocaman bir alev yumağı görüldü. Ufukta temas ettiği yerde büyük bir patlama oldu. 2.000 kilometre karelik bir ormanlık bölgeyi yerle bir etti ve temas etmesiyle binlerce ağacı yakması bir oldu. Yerkürenin çevresini iki kez dolaşan bir atmosferik şok yarattı. Ardından iki gün süreyle atmosfere öylesine incecik toz yayıldı ki, olay yerinden 10.000 km ötede kalan Londra'da sokaklara düşen ışık parçacıkları altında gazete okunabiliyordu.

İşte bu olay ''Tunguska Olayı'' diye bilinir. Bilginlerden bazıları, zıt zerrecikli bir madde parçasının (anti-maddenin) yeryüzündeki olağan maddeyle çarpışınca, parçalanıp gama ışınları biçiminde ortadan kaybolduğu görüşünü savundular. Fakat geçtiği yerde radyoaktivite bulunmayışı bu açıklamayı boşa çıkarıyor. Bazı bilginler de küçük bir karadeliğin Sibirya'nın doğusundan geçip gittiğini savunuyorlar. Ama atmosferik şok dalgaları o günün daha ileriki saatlerinde Kuzey Atlantik'ten bir cismin geçtiğine işaret etmektedir. Yerküre dışı bir uygarlığa ait bir uzay aracının bozulması yüzünden gelip çarpması söz konusu olabilir, fakat böyle bir aracın herhangi bir parçasının izine rastlanmadı. Ortaya atılan bu savlar az çok taraftar buldu. Ancak hepside kanıttan yoksundur.

25
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Nevzat Keskin
Seslendiren 4 gün önce 7:17
Muazzam petrol zenginliği Suudi Arabistan'ın küresel sporlarda, elektrikli arabalarda ve teknoloji girişimlerinde baskın roller üstlenmesini sağladı....
11
Arya Elçi
Arya Elçi
63.3K UP
Yazar 2 gün önce 4 dk.

Dünyada bilinen ilk üniversiteyi, günümüzde bildiğimiz anlamda bir üniversite değildi bu, Platon kurmuş ve kesin olmayan bir bilgiye göre girişine şöyle yazdırmıştı: "Ageometretos medeis eisito!". Türkçe karşılığı "Geometri bilmeyen giremez!" Böyle bir söz yazılı mıydı değil miydi bilinmez ama bu anlayışın Antik Yunan filozofları ve sonrası bilim insanlarında kabul gördüğü bir gerçekliktir. Çünkü kendisinden önce ve sonra gelen filozoflar mantığın önemini iyice kavramış, düşünce sistemlerinin temeline oturtmuşlar ve bu sayede modern bilimin temelini atmışlardı. Pisagor, Euclid, Eratosthenes geometriyi kullanarak ellerindeki kısıtlı imkânlara rağmen harikalar yaratan bu matematikçilere yalnızca birkaç örnektir.

Geometriyle dönemin teknoloji adına zor şartlarına meydan okuyan başka bir bilim insanı Edmond Halley'dir. Halley'i en çok adının verildiği kuyrukluyıldız ile tanıyoruz. Ancak tabii ki Halley'i kuyrukluyıldız ile özdeşleştirmenin ötesine geçmek zorundayız çünkü bilime katkısı oldukça fazla. Kendisinin güney yıldızlarından Ay'ın çekim alanına, Dünya'nın manyetik alanından geometriye birçok konuda çalışması bulunuyor. Bunların hepsinden tek bir yazıda bahsetmek mümkün olmadığından eski Yunan filozoflarından bu yana birçok insanın merak ettiği astronomik birimin (AB) yani Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığın nasıl hesaplanabileceğine dair metodundan bahsedeceğiz.

9
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Türü
Ebru Tuba Ölçücü
Türü Ekleyen 4 gün önce
Şapka 1 ila 3 cm çapında ve 0,3 ila 1 cm kalınlığındadır, sık sık bitişik şapkalarının kenarlarına kaynaşmıştır. Beyaz ve tüylüdür, yumuşak dokulu gibi gözükür ancak oldukça serttir. sap çok kısadır ve genellikle substrat yüzeyinin üzerinde görünmez. Ölü odun üzerinde veya canlı odun üzerinde ara sıra parazit olarak yaşar. Çoğunlukla kümelenmiş bir şekilde büyürler. Çürüyen sert ağaç çubukları ayrıca kütüklerde (kalas ve tahtalar üzerinde bile) yıl boyunca gözlemlenir (büzüşerek ve daha fazla nem bekleyerek hayatta kalır).
3
Söz
Evrim Ağacı
Alıntıyı Ekleyen 18 Ocak 2019
Aranızda telekineziye inanan varsa elimi kaldırsın.
Bu alıntı Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
30
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close