-Baz yerlerde tekrara dönmüş veya boş yere uzunca anlatmış olabilirim, kusura bakmayın.-
☆ Normal şartlar altında, bu sorunun cevabı olan geleceği bilmek konumundan bilmemek konumuna "düşmek" kötü olurdu. Nasıl normal şartlar? Şöyle, şu anda bizim algıladığımız bakış açısından yani. Açıkçası ben şu anda "bildiğim" senaryodan "bilmediğim" senaryoya düşmek istemem, ekstrem koşullar dışında (bilinmesi tiksinç vb. olan şeyler). Bu sorunun cevabını verebilmek için farklı bir senaryoyu yaşamalıyız, bu bilince sahip olduğumuz senaryoyu.
☆ Geleceğimizi tam olarak biliyorsak, farklı bir davranışımızda bu bildiğimiz geleceğin aslında bozulması gerekir -gelecek her harekette farklılaşır-, fakat sanırım burada geleceğimizi anlık olarak bilebiliyoruz, yani aslında kaderimde sağdan gitmek var, ben soldan gidip bundan kurtulayım gibi bir şey olmuyor. Kurtulmaya birazdan değineceğim.
☆ Varsayalım ki, şu anda ömrümde neler yaşanacağını biliyorum, "ne zaman öleceğim" sorusunun en saçma soru olduğu bir zamandayım. Bana bu bilgiyi istersen silelim diyen birileri geliyor, onlara daha adam akıllı cevap bile veremezdim çünkü psikolojik olarak çıldırmış olurdum. İnsan hayatını eğlenceli yapan bilinmezlik değil midir? Yarın ne olacak acaba, sınavımda başarılı olacak mıyım, patronum sunumumu sevecek mi, hatta övecek mi diye düşünmez miyiz yatarken? En yüksek başarıyı elde etmek için sınava çalışır, gece gündüz sunumumuzu güzelleştirmek için yollar ararız. Ya peki yolun sonunda sınavı kazanıp kazanmayacağımı, sunumumun sevilip sevilmeyeceğini yolun başında anlarsam? Ben bunu neden yazıyorum? Birçok bilimseverin yorumumu okuyup belki de faydalı bir işe imza atabilmek için. Bu farkındalık bende olsaydı, belki de yorumlarımın sadece iki kişi tarafından sevileceğini bilirdim, veya iki bin iki. Buna göre yorumlarımı yazar/yazmazdım. Hayat süper gitmeye başlar, en iyi yolları takip ederek başarıyı elde ederdim.
☆ Lakin, bir yerden sonra ana sıkıntımıza gelirdim. Hayatın eğlencesi kalmazdı, zevki kalmazdı. Tabi bir noktada hala bizi mutlu edecek şeyler var, geleceği bilmek eğlenceli şeyleri yok etmiyor. Kimine göre partiye gitmek, kimine göre lunaparka gitmek, kimine göre ise kitap okumak. Sıkıntının sebebi hayatın bilinmezliğinin ortadan kalkması, bu "eğlenceli" şeyler beni mental çöküşten önce bir süre idare edebilirdi sadece. Çevreye meraklı gözlerle bakmamaya, hatta bugün ne giysem diye düşünmemeye başlardım, eninde sonunda olacaklar belli diye. Bunu sonraki maddede daha detaylı açıkladım.
☆ Kontrol edilmişlik hissi basar insanı. Yaşamanın anlamsız olması düşüncesi zaten her şeyin merkezinde ancak insan on yıl sonra bile kendi hayatında ne olacağını biliyorsa kendi hayatını bir film şeritten izliyormuş gibi düşünür, "bilgelik"ten ziyade. "On yıl sonra yapacağım şeyi biliyorsam zaten bu kesinleşmiştir, benim hayatım üzerinde herhangi bir kontrolüm kalmamıştır çünkü zaten her şey planlanmış, bana da bunu oynamak kalmıştır." düşüncesinde olmanın kurtuluş anahtarıdır bu gerçeği unutmak. "En azından hayatımın çoktan kurgulanmış olduğu gerçeğini bilmektense eski bene en yakın konuma geri dönmeliyim." Eski bene en yakın konum ifadesi, insanın geleceğini bilmediği dönemi ifade ediyor, gelecek unutulsa bile "bir yerlerde geleceğim çoktan tasarlandı" düşüncesi insanı asla yalnız bırakmayacak ne de olsa, bu geleceği unutmanın kalıcı bir etkisi olacak demeye çalışıyorum. Ele aldığım psikolojideki insan "bilgelik"i unutmak ve kendi hayatında yeniden söz sahibi olduğunu düşünerek hayatına bir anlam kattığını "düşünmek" istiyor, bazı şeylerden -mesela hayatının üzerinde hiçbir zaman söz sahibi olmadığı düşüncesi- asla kurtulamayacak olsa da.
☆ Dediklerim, insanın hayatını kontrol edemiyor oluşu, hayatın zaferlerle dolu olmasından ve daha birçok sebepten dolayı sıkıcı ve daha önemlisi anlamsız oluşu, geleceğim hakkında aslında söz sahibi olmuş olsam da benim tam tersini düşünmeye başlamam ve sonunda psikolojimin bozulması şu anda düşününce baya anlamsız gelebilir fakat bana göre bunların çoğu bu farkındalığı kazandığımızda olacak şeylerin kronolojik sırası.
☆ Her şeyin sonunda, biz bunları yazarken, oturduğumuz koltuklardan bunu nimet olarak düşünsek de (artık hata yapmayacağım / hayatım kusursuz olacak beklentisi) aslında bu farkındalık bizim yaşam amacımızı sömürüp bizi psikolojik olarak varoluşsal sorularla çökertmekten daha ileriye gidemeyecek.
☆ Kısacası, "bilgelik"ten vazgeçmek o anki insana göre "kurtuluş, barış, huzur" gibi güzel, rahatlatıcı kavramlardan öteye gidemezdi.
☆ (Açıkçası, gelecek hakkında haberdar olmayı "bilgelik", "bilgi" gibi şu anda tek kelimeyle açıklanabilecek ifadelerle bir tutmak hatalı geliyor. Yolun karşısında hangi bina vardır bilirim, evimin kaç dakika ötesinde metro istasyonu var bilirim, beş dilde yazmayı bilirim ama bunlar gelecek hakkında şu anda bahsedilen farkındalık seviyesinin yanında çok basit kalıyor. Ömrümün sonuna kadar neler yaşanacağını "biliyorum" ifadesi bana hatalı geliyor, bu farkındalık seviyesini basit bir şeymiş gibi algılamama sebep oluyor. Benim fikrimce bu farkındalığa sahip olan hiçbir insan bir yerden sonra bundan memnun kalmazdı ve "bir yerden sonra" çokta uzun olmazdı.)