İnsanların da içinde yer aldığı omurgalıların bağışıklık sistemi kadar olmasa da omurgasızlar da yaşamak için daha ilkel düzeyde de olsa bir bağışıklık sistemine sahiptirler, böcekler de bağışıklık sistemlerinde aktif role sahip olan hemosit adını verdiğimiz hücreleriyle doğadaki savaşta yerlerini almışlardır. Hemositler, insan kanında da görülebilen lökositler yani beyaz kan hücrelerine benzer bir şekilde vücuda giren yabancı maddeler ve zararlı organizmalarla sürekli savaş halindedirler.
Eğer bir savaştan bahsediliyorsa savunmadan da bahsedebiliriz demektir. Doğa bir savaş alanı deriz, ama esas nokta burada savunmanın nasıl işlediğidir. Yaşamın yeryüzünde başladığı ilk andan itibaren savunma mekanizmaları da gelişmeye başlamıştır. 2.5 milyar yıl önceye baktığımızda karşımıza çıkan tek hücreli hayvanlar olarak tanımlayabileceğimiz protozoonlar neredeyse her fizyolojik işlevi tek bir hücre içerisinde başarabilmişlerdir. Bunu da fagositoz adını verdiğimiz bir mekanizmaya borçludurlar. O zamanın fagositozuna baktığımızda günümüz insanının hücrelerinde görülen fagositoz mekanizmasının birbirinden çok da farklı olmadığını görebiliyoruz. Fagositoz dediğimiz mekanizma esasen hücre içerisine madde girişini sağladığı gibi (sindirim), hücrenin dışarısına da atık maddelerin atılmasına (boşaltım) yardımcı olur. Bununla da kalmaz, hücre içerisine giren istenmeyen yabancı maddelerin de defedilmesinde büyük rol oynarlar. Bu basit işleyiş bağışıklık sisteminin de ilk basamaklarını oluşturmaktadır.