İnsanlık tarihinde büyük keşiflerin, büyük liderlerin, büyük sanat eserlerinin arkasında her zaman yoğun bir tutku ve çoğu zaman saplantı düzeyinde bir adanmışlık vardır. Kevin'ın azmi de başarı tutkusunun bu estetik yönünü temsil eder. Onun kararlılığı, pes etmeyişi ve zirveye ulaşma arzusu övgüyle karşılanması gereken özelliklerdir. Film, tutkunun ilk aşamalarını parlak bir başarı hikayesi olarak sunar ancak film ilerledikçe bu estetik yavaş yavaş karanlık bir boyut kazanır. Mesele artık yalnızca kazanmak değil, asla kaybetmemektir. Bu da zamanla ahlaki sınırların esnemesine yol açar. Film, insanın kendini yavaşça ve fark etmeden kaybedişini etkileyici biçimde işleyerek başarı tutkusunun dehşetini gözler önüne serer. Üstelik bu kendini kaybediş bir çöküşle değil parlak bir yükselişle başlamıştır. Kevin başlangıçta başarıyı aşkla arzulayan bir adamken zamanla başarıyı kendi varlığının kanıtı olarak görüp bir araç olmaktan çıkarır ve kimliğinin bir parçası haline getirir. Dehşet o anda belirginleşmiştir: insan kendisini başarı ile özdeşleştirdiğinde onu korumak için her şeyi feda etmeye hazır hale gelebilir, karakterini bile. Kevin'ın hayatında başarı büyüdükçe insani bağları zayıflar, özellikle Mary Ann ile olan ilişkisi bu dönüşümün en açık göstergesidir.
John Milton karakteri bu sürecin merkezidir. Milton; Kevin'ı zorlamaz, yalnızca onu tanıyıp hırsını besler. Milton'ın etkisi, insanın kendi tutkularıyla nasıl manipüle edilebileceğini gösterir. Bu açıdan şeytan, dışarıdan gelen bir kötülükten çok insanın içindeki arzuların bir yansımasıdır. Kevin şeytan tarafından bozulmamış ya da kötülüğe sürüklenmemiş, zaten sahip olduğu hırsın sınır tanımayan bir versiyonuna iletilmiştir. Milton'ın sunduğu dünya aslında Kevin'ın zaten arzuladığı bir dünyanın büyütülmüş halidir: güç, başarı, seçilmişlik hissi ve yenilmezlikle dolu.
Şeytanın Avukatı, başarı ile benliğin birbirine karışmasının çok güçlü bir eleştirisidir. İnsanı yücelten başarının ahlaki pusula yerini almasının yaratacağı yıkıcı sonuçları çarpıcı bir şekilde işler. İnsanın en güçlü özelliklerinin aynı zamanda en büyük zayıflıklarına dönüşebileceğini gösterir. Kişinin kendi potansiyeliyle, arzularıyla, kibriyle kurduğu hassas ve tehlikeli ilişki üzerine bir anlatıdır.
İnsan başarıya doğru ilerlerken çoğu kez yanlış yola saptığını değil, önüne çıkan fırsatları değerlendirdiğini düşünür ancak filmin başından sonuna görürüz ki kötülük bize çoğu zaman açık bir tehdit değil cazip bir fırsat yüzüyle yaklaşır. Yapmamız gereken hiçbir arzunun doğrular ve gerçeklerle aramıza perde olmasına izin vermemektir çünkü onlar olmaksızın kazanılan zafer ancak bir piros zaferi olabilir.