Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 2 Temmuz 2017 29 dk.

Bilim camiası içerisinde sıklıkla duymanız mümkündür: türlerin genetik haritalarına bakarak evrimsel geçmişlerinin çıkarılması ve birbirleriyle olan akrabalık ilişkilerinin belirlenmesi... Şempanzelerle genlerimizin %98 benzer olması ama bir pirinç bitkisiyle bu oranın %60'lara kadar düşmesi, bir bakteriyle ise %2-3 arasına kadar gerilemesi. Bunlar uydurma sayılar değil, üzerinde sayısız farklı araştırma grubunun çalıştığı ve milyonlarca nükleotitin bilgisayar programları aracılığıyla taranması ve haftalar süren analizleri sonucunda ortaya konulan gerçeklerdir. Üstelik evrimsel biyolojinin gücü, bu analizlerde saklıdır: genlere bakmaksızın, başka yöntemlerle (morfolojik analizler, fosil kayıtları, fizyolojik incelemeler, vs.) geliştirdiğimiz evrim ağaçları, genetik analizlerle kontrol edildiğinde %100'e yakın bir başarıyla evrimsel biyolojinin doğru sonuçlar verdiğini görürüz. Yani evrim bir gerçektir ve bu gerçek, genlerimizde de net bir şekilde görülmektedir.

Türler arası genetik benzerlikten bahsederken, gerçek bir "benzerlik"ten söz ederiz. Genlerimizin kodladığı ve bizi "biz" yapan bütün özelliklerimizi kazandıran proteinlere ve onların yapıtaşı olan aminoasitlere baktığımızda, sadece 5 nükleotitin (adenin, timin, guanin, sitozin ve urasil) bütün genetik özelliklerimizi belirlediğini görürüz. Aslında teorik olarak bundan çok daha fazlası mümkündür. Üstelik yapılan incelemeler, canlıların genetik haritalarının birbirinden tamamen farklı olmasının onlar için mutlak bir avantaj sağlayacağını göstermektedir. Çünkü örneğin eğer ki şempanzelerle bizlerin genetik kodları bu kadar benzer olmasaydı, onların sahip olduğı SIV (maymun bağışıklık yetmezliği virüsü) bize bulaşarak AIDS'e neden olan HIV (insan bağışıklık yetmezliği virüsü) evrimleşemeyecekti. Peki madem ki mantıklı bir canlılık tasarımında alternatif genetik planlar olması gerekirken, türlerin her birinin (istisnasız olarak her birinin) genetik kodları birbiriyle aynı temele dayanır ve bu kadar benzerdir?

119
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
İlanPsikolojik Yardım ve Terapi
Klinik Psikolog Filiz Er
İlanı Ekleyen 2 gün önce ÇevrimiçiÜcretsiz5 Ocak
Erişilebilir Terapi Hizmeti
05 Ocak 2026 11:22 tarihinden 15 Nisan 2026 11:23 tarihine kadar.

Emdr 2. Düzey Eğitimimin süpervizyonu kapsamında uygun ücretli terapi hizmeti sunacağım.Yönlendirme ve başvuru için iletişime geçebilirsiniz.

Devamını Göster
0
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sıla Gürçınarlı
Çeviren 2 gün önce 10 dk.

Her yıl, geleceğin bilim iletişimcilerine sözde bilim hakkında konuşmak üzere Ottawa Üniversitesinde davetli konuşmacı olarak yer alıyorum. Öğrencilere bilim ve sözdebilim arasında net bir sınır olmadığını, bunun daha çok bir spektrum olduğunu ve bir şeyin nerede yer aldığını belirlemenin zor olabileceğini göstermek için giderek daha karmaşık örnekler kullanıyorum.

Osteopati, bu spektrumda konumlandırılması zor olan karmaşık örneklerden biridir. Sahte bir bilim mi? Henüz oluşum aşamasındaki bir bilim mi? Yoksa, bilim felsefecisi Paul Thagard'ın sözde bilimsel olduğu açıkça ortaya çıkmadan önce astrolojiye de yapıştırılabileceğini söylediği "umutsuz bir proje" mi?

10
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Uyarlayan 22 Aralık 2014 7 dk.

Charles Darwin'in Türlerin Kökeni'nin ilk baskısı daha yayınlandığı gün tükendiyse bile, kitabın ortaya koyduğu gerçeklerin etkisi ilk birkaç ay/yıl boyunca pek fazla hissedilmedi, üzerinde çok fazla durulmadı. Ancak aradan 1-2 sene geçtikten sonra, bilim camiasında müthiş bir patlamaya neden oldu ve kısa sürede en çok tartışılan konu haline geldi. Aradan 10 sene geçmemişti ki, Dünya çapındaki tüm bilim insanlarının ezici bir çoğunluğu, doğadaki evrim yasasını ve bunu izah eden Darwin'in Evrim Teorisi'ni, canlılığın çeşitliliğini ve değişimini açıklayan tek teori olarak kabul etmişlerdi.

Sonradan, 1900 yılında Hugo de Vries tarafından Mendel Genetiği'nin yeniden keşfiyle bilim insanları kısa bir süreliğine Biyometriciler ve Mutasyoncular olarak ikiye bölündülerse de, kısa bir süre sonra Thomas Morgan Hunt, Sergei Chetverikov, Theodosius Dobzhansky, Ledyard Stebbins, George Gaylord Simpson, Ronald Fisher, JBS Haldane ve Ernst Mayr gibi büyük evrimsel biyologların araştırmaları sayesinde bu kutuplar ortak bir paydada bir araya getirilerek Modern Sentez inşa edildi. Bu sentez, Mendel Genetiği'nin, Darwin'in Evrim Teorisi'ni birebir desteklediğini ve bütünlediğini tüm Dünya'ya ispatlamış oldu. Bu birliktelikten doğan popülasyon genetiği, modern bilimin en güçlü sahalarından biri olarak çalışmalarını sürdürmekte ve biz de dahil olmak üzere tüm türlerin nereden geldiğini, nasıl geldiğini ve şu anda nasıl değiştiğini açıklamayı başarmaktadır.

235
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Nazan Bilgin
Nazan Bilgin
3,425 UP
Çeviren 14 Ağustos 2018 18 dk.

Bizim en yakın kuzenlerimiz olan Neandertaller, taştan aletler yapmada ve hayvanları avlamada başarılı olmuş, birçok buzul çağın zor şartlarında hayatta kalmışlardır. Peki, neden 27.000 yıl önce yok oldular?

Neandertaller en az 200.000 yıl boyunca Avrupa ve Batı Asya’da yaşamış ve yaklaşık 27.000 yıl önce yok olmuş bir hominin türüdür. Bu süre içerisinde bu bölgelerde bilinen en soğuk iklim şartlarından bazılarına şahitlik etmişlerdir. Fıçı göğüs, daha kısa uzuv, daha büyük beyin gibi fiziksel özelliklerinin birçoğu onların soğuğa adapte olduklarını ve ısıyı tutmaya adapte olmuş bir vücut biçimine sahip olduklarını gösterir. Hayvan avlamada ve taştan karmaşık aletler yapmada üstün olan Neandertallerin kemikleri son derece kaslı ve güçlü olduklarını, ama sık sık yaralandıklarını ve bu nedenle zor bir hayat sürdürdüklerini ortaya koyar. Şüphesiz Neandertaller 200 bin yılı aşkın bir süre boyunca çevresine başarılı bir şekilde adapte olmuş zeki türlerdir. Peki, onlar ne kadar “insanlardı”? İnsanlara özgü olduğunu düşündüğümüz dil, müzik, sanat ve din gibi davranışlar sergilediler mi? Ve neden modern insanlar Avrupa’ya göç ettikten kısa bir süre sonra ortadan kayboldular?

84
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Berke Altay
Berke Altay
48.7K UP
4 gün önce
Tekirdağ'da genç Evrim Ağacı izleyicileri olarak bir topluluk kurabiliriz Namık Kemal Üniversitesi'ne bağlı olacak şekilde. Tekirdağ'da yaşayan öğrenciler varsa bu gönderide toplanabilirsek güzel olabilir.
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çınar Civan
Çınar Civan
622.7K UP
Aktaran 20 Ekim 2023 2 dk.

Yeni klinik deney verileri, bir antiviral ilaç olan ensitrelvir'in COVID-19'un neden olduğu koku ve tat kaybı semptomlarının süresini kısalttığını gösterdi. İlaç, bu semptomları hafifleten ilk ilaçlar arasında yer alıyor ve diğer COVID-19 tedavilerinin aksine, sadece ağır hastalık riski yüksek olan kişilere yönelik değil.

Pandemi döneminin başlarında, COVID-19 yaşayan kişilerin yaklaşık %40 ila %50 kadarı koku ve/veya tat alma duyularında kayıp yaşamıştır.[1] Antiviral bir ilaç olan molnupiravir bu duyuların iyileşmesini hızlandırmaya yardımcı olmaktadır.[2] Ancak, genellikle sadece hastalık riski açısından en savunmasız kişiler bu ilacı alabilmektedir.

18
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hyyperr X0
Hyyperr X0
18.6K UP
fizik, kuantum fiziği, kimya ve matematikle yakından ilgileniyorum 7 Eylül 2022 Sen de Cevap Ver

Büyük ölçüde insanlığın üzerinde yaşayacağı gezegenin belirli koşullarına bağlı olduğu için bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Bununla birlikte, meydana gelebilecek birkaç potansiyel etki vardır.

Bir olasılık, insan evriminin başka bir gezegende hızlanmasıdır. Bu, gezegenin Dünya'dan farklı bir çevreye sahip olması durumunda gerçekleşebilir ve bu da yeni seçim baskıları sağlayabilir. Örneğin, gezegenin yerçekimi daha düşük olsaydı, bu, insanların zamanla daha uzun ve daha ince olacak şekilde evrimleşmesine yol açabilirdi. Veya gezegenin daha yüksek bir UV radyasyonu varsa, bu, insanların güneş hasarına karşı korumak için daha koyu bir cilde sahip olmalarına neden olabilir.

Bir başka olasılık da, insan evriminin başka bir gezegende durabilmesi ve hatta tersine dönebilmesidir. Bu, gezegen Dünya'ya çok benziyorsa gerçekleşebilir, böylece yeni seçim baskısı olmazdı. Ya da gezegen insan yaşamına düşmansa, insanların üremesini zorlaştırıyor veya imkansız hale getiriyorsa olabilir.

Tüm Reklamları Kapat

Bu konuyu ele aldığımızda, İnsanın evrimi ile ilgili deneyler yapmak mümkün olmadığı için bu konuda deneysel bir çalışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bazı içgörü sağlayabilecek diğer organizmaların evrimi hakkında bazı çalışmalar vardır. Örneğin, meyve sinekleri üzerinde yapılan bir araştırma, yeni bir ortama taşındıklarında, orijinal ortamlarında kalan meyve sineklerine kıyasla evrimlerinin hızlandığını bulmuştur. Bu, insanların yeni bir gezegene taşınması durumunda, evrimlerinde benzer bir hızlanma yaşayabileceklerini gösteriyor.

Genel olarak, başka bir gezegende yaşayan insanların insan evrimi üzerindeki etkisini tahmin etmek zordur. Büyük ölçüde gezegenin özel koşullarına bağlı olacaktır. Bununla birlikte, gezegenin ortamına bağlı olarak insan evriminin hızlanması veya durgunlaşması mümkündür.

Kaynaklar

  1. B. Bahmani, et al. (2013). Erythrocyte-Derived Photo-Theranostic Agents: Hybrid Nano-Vesicles Containing Indocyanine Green For Near Infrared Imaging And Therapeutic Applications. Scientific Reports, sf: 1-7. doi: 10.1038/srep02180. | Arşiv Bağlantısı
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 15 Ağustos 2014 18 dk.

Bilimsel yöntem, en azından 17. yüzyıldan bu yana bilimin gelişimini karakterize eden, Evren'e dair bilgi edinmeye yönelik, sistematik bir yaklaşımdır. Bilimsel yöntemin basamakları; genel olarak gözlem yapmayı, bir hipotez oluşturmayı, deneyler yapmayı ve bu deneyler yoluyla toplanan kanıtlara dayanarak sonuçlar çıkarmayı içermektedir. Bilimsel yöntemin basamakları şunlardır:

Elbette, bilimsel yöntemin bütün aşamaları boyunca eleştirel düşünme, şüphecilik ve etik hususlar esastır. Bilim insanları, bilimsel yöntemin her bir basamağında, kanıtlarla çelişen hipotezleri bir kenara atmaya veya revize etmeye istekli olmalı ve çalışmalarını sorumlu ve etik bir şekilde yürütmelidir.

229
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Özgür Çoban
Özgür Çoban
117.8K UP
4 gün önce
Ozaman karanlık titreşim+frekansdır.
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Bilim haberlerimizi ve diğer yazılarımızı Google Haberler'de görmek için bizi takip etmeyi unutmayın.

Yeşilin Eşliğinde: Norveç Üzerinde Kutup Işıkları

Eğer kutup ışığı görürseniz kollarınızı kaldırın. Bu yönlendirmelerle iki gece çoğunlukla bulutlarla geçti. Aynı zirvelere geri dönülen üçüncü gecede, gökyüzü sadece açılmakla kalmadı aynı zamanda muhteşem bir kutup ışığı gösterisi ile aydınlandı. Kollar havada yükseldi, sabır ile deneyim karşılığını verdi ve bu üç ayrı pozlamanın birleşimi olan yaratıcı görsel yakalandı. Tepe noktası, Norveç’in kuzeyindeki Lofoten adalarında bulunan Svolvear kasabasına yakın Austnesfjorden fiyordunun bir zirvesidir. Görselin çekildiği zaman 2014’ün başlarıydı. Güneş’imiz 11 yıllık döngüsünün minimum seviyesini daha yeni geçti. Ancak Güneş’in yüzey aktivitesi, Dünya atmosferinde daha muhteşem kutup ışıklarını tetikleme sözü ile önümüzdeki birkaç yıl içinde hız kazanmalı.

9 Kasım 2020 Günün Astronomi Fotoğrafı (NASA APOD)

📸 Kaynaklar ve Katkıda Bulunanlar:
Görsel Kaynağı ve Telif Hakkı: Max Rive
Çeviren: Seda Baştürk

🔗 Tüm APOD içeriklerini görmek için:
https://evrimagaci.org/apod
Betül Parlak
Seslendiren 6 gün önce 11:43
Ocak ayına neden "ocak" deriz, hiç düşündünüz mü? Şubat, neden şubattır? Ekim gibi bir ay ismi, dilimize yüzlerce yıl önce mi girdi? Aralık'ın anlamı...
17
Yaşam Ağacı Türü
İrem Kaplan
İrem Kaplan
187.3K UP
Türü Ekleyen 3 gün önce
Pediococcus acidilactici, laktik asit fermantasyonu gerçekleştiren, Gram-pozitif, spor oluşturmayan ve genellikle tetrad (dörtlü) hücre düzeniyle bulunan bir bakteri türüdür. Bu tür, karbonhidratları fermente ederek yüksek miktarda laktik asit üretmesiyle tanınır ve bu özelliği sayesinde gıda mikrobiyolojisi ve biyoteknoloji alanlarında önemli bir rol oynar. Asidik ortamlara yüksek tolerans göstermesi, onu fermantasyon süreçlerinde rekabetçi bir mikroorganizma hâline getirir.

P. acidilactici doğal olarak bitkisel materyallerde, fermente gıdalarda ve hayvan sindirim sistemlerinde bulunabilir. Özellikle et ürünleri, süt ürünleri, sebze fermentasyonları ve silaj üretiminde yaygın olarak yer alır. Düşük pH koşullarında aktif kalabilmesi, bozulmaya yol açan mikroorganizmaların baskılanmasına katkı sağlar. Bu nedenle gıda güvenliği açısından koruyucu bir rol üstlenir.

Bu tür, bakteriyosin adı verilen antimikrobiyal peptitler (özellikle pediocinler) üretebilme yeteneğiyle dikkat çeker. Bu maddeler, Listeria monocytogenes gibi patojen bakterilere karşı etkili olup, P. acidilactici’yi doğal biyokoruyucu olarak değerli kılar. Üreme genellikle ikili bölünme yoluyla gerçekleşir ve hızlı çoğalma kapasitesi sayesinde kısa sürede ortamda baskın hâle gelebilir.

Pediococcus cinsi içindeki diğer türlerden, daha geniş sıcaklık ve pH aralığında büyüyebilmesiyle ayrılır. Bazı suşları probiyotik özellikler gösterebilir ve bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine katkı sağlayabilir. Bu özellikleriyle Pediococcus acidilactici, hem doğal ekosistemlerde hem de endüstriyel uygulamalarda biyolojik açıdan önemli bir bakteri türü olarak kabul edilir.
0
Erol Bayraktar
Üye 24 Nisan 2024 1 Cevap
Daha önceki sorularda uzayda çıkabildiğimiz en yüksek hızın saatte 532000 km olduğunu okumuştum. Bu hız neden bu rakamda sınırlanmış durumda, sahip olduğumuz roket teknolojisi mi? Uzaya çıkartabildiğimiz yakıt miktarı ve cinsi mi? Bu sınırın aşılması ile ilgili çalışmalar var mı? Var ise kaynakları paylaşılabilirse çok memnun olurum. Teşekkürle
214 görüntülenme
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Gözlemi
Emrah Uzuçar
Emrah Uzuçar
17.3K UP
Gözlemi Yapan 11 saat önce Türkiye, Adana
"Bu inşa süreci, İbnü'l Arabî’nin 'Hayal Mertebesi' olarak adlandırdığı o muazzam ara kesitte, verinin maddeye dönüştüğü bir frekans aralığında gerçekleşir. Işık, sadece aydınlatan değil, dokuduğu her iplikçikte varlığı 'mümkün kılan' asıl faildir. Ancak bu tecelli, sanıldığı gibi kusursuz bir süreklilik arz etmez; aksine, her bir 'adımda' (step), sistemin doğasından kaynaklanan %1’lik bir kavrama sapması (Fazz−4) ile sarsılır. Bu sapma, evrenin neden sonsuz olmadığını ve neden kendi içine doğru bir girdap gibi çökmeye mahkum olduğunu açıklar. Zenodo üzerinde DOI (https://doi.org/10.5281/zenodo.18183914) ile kayıt altına aldığımız bu asimptotik sınır, fiziğin katı yasaları ile mistisizmin 'noksanlık' öğretisinin kesiştiği o mutlak noktadır: Evren, tamama ermek isteyen ama her seferinde 'eksik kalan' devasa bir bilgi işleme sürecidir."
0
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close