Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
10,000 ATP Ödüllü Soru: Ekonomik yetersizlik ruh sağlığını nasıl etkiler ve bununla baş etmek için neler yapılabilir? Hemen cevapla! 500 ATP Ödüllü Soru: Siz spini nasıl hayal ediyorsunuz? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Kafana takılan neler var?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
İnceleme
Beray Cinkara
Beray Cinkara
20.3K UP
İnceleyen9 5 gün önce
“Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu.” Kirke okuyucusunu ilk böyle karşılar. Ailesi ve kainat tarafından yıllarca dışlanmış, ne olduğu veya ne olmak istediği önemsenmemiştir. Babası her ne kadar yakıcı güneşin tanrısı olan Helios olsa da, kendisi babasının ihtişamı kadar arka planda kalmıştır. Okuyucunun bu durumu anladığı ilk sahne Kirke’nin doğumu oluyor. “İyi bir eşleşme yapacak.” diyor babası Helios. “Bir prensle sanırım.” İşte tam o anda Kirke”nin annesi karşı çıkıyor:”Bir ölümlüyle mi?”
İster bir tanrı olun ister bir dahi; hayatınızın başkaları tarafından tartılmasına engel olamazsınız. Elinizde olmayanlar sevdikleriniz için birer ayıp, kendi kararlarınız ise mantıksız birer inat gibi algılanır. Çünkü dünya sizi olduğunuz gibi değil, kendi görmek istediği gibi yargılar. Ama sizin engelleyemediğiniz sözler, eylemlerinizi engelleyebilir mi? Bir düşünün romanımızın başını. “Bir prensle sanırım.” Kitap bize en büyük sürprizbozanı vermemiş midir? Kirke’nin kendi prangalarından kurtulup, çevresi tarafından en önemli özelliği olarak görülen kalıplardan dışarı çıktığını okumuyor muyuz? Kirke, tanrıların dünyasında bir yer edinme sancısını geride bıraktığında, “görünür olma” ihtiyacı yerini “gerçek olma” duygusuna bırakmıyor mu?. Kendi sesini bulmak için önce kainatın gürültüsünden, sonra da kendi hırslarından vazgeçmesi gerekmiyor mu?

Ben, Kirke, binlerce yıldır erkek egemen anlatıların gölgesinde bir “canavar” veya “kötücül, aciz bir cadı” olarak resmedilen karakterin, kendiliğini bulma yolculuğudur. Miller bu eserinde, mitolojiyi feminist bir perspektifle yeniden yorumlayarak tarihin susturduğu kadınlara bir mikrofon uzatmayı amaçlamıştır. Kitabın temel tezi, otorite tarafından çizilen kötücül imajın arkasında hayatta kalmaya çalışan bir bireyin olduğu gerçeğidir. Eserin ana fikri ise; gerçek özgürlüğün ancak başkalarının tanımlarından sıyrılıp, bedeli ne olursa olsun kendi kaderini seçmekle mümkün olduğudur.
Değerlendirme
Yazar Madeline Miller Yunan tarihi ve mitolojisi hakkındaki birikimini 3 kitabıyla okuyucuya ulaştırmıştır. İlki Akhilleus'un Şarkısı, Akhilleus ve Patroklos'un çocukluk dostluklarından başlayan, Truva Savaşı'na uzanan, kader, şan arayışı ve trajik bir sonla biten derin bağlılıklarını konu alır. Son çıkan kitabı Galatea yine mitolojik bir karakter olan heykeltıraş Pygmalion’un yonttuğu bir kadın heykeliyle hikayesini anlatır. Bu kitap Pygmalion efsanesini modern ve feminist bir bakış açısıyla yeniden yorumlar. Diğer kitaplarında olduğu gibi karakterlerinin iç dünyalarına inen ve kalplerinin hikayesini anlatan yazar “Ben, Kirke” kitabında Kirke’nin içsel arayışını okucuya anlatmaktadır. Kirke’nin doğduğundan beri ailesinin ona verdiği “çirkin, aciz, cadı, kabiliyetsiz” damgalarını bedeli olsa da nasıl yıktığını görmekteyiz.

Kirke, altın parıltılı, tanrıların yaşadığı bir sarayda doğar. Ne babası Helios ne de ninf olan annesi Perseis’e benzer. Sesi bir insan gibi çirkin ve çatallıdır gücü ise bir tanrıya göre yetersizdir. Kendi ailesi tarafından doğduğu andan itibaren hor görülür, dışlanır ve aşağılanır. Bu dönem, Kirke’nin dünyadaki yerini aradığı, sevgiye aç olduğu ve ilk büyük hayal kırıklıklarını yaşadığı dönem olmuştur. Yıllar tanrılar için su gibi geçse de, Kirke için öyle değildir. İçindeki duyguları gizleyerek yaşadığı uzunca bir dönemden sonra Kirke, ölümlü bir balıkçı olan Glaukos’a aşık olur. Ona o kadar aşık olur ki, onu bir tanrıya dönüştürmek ister. Lakin dönüştürürken içinde saklı olan bir büyüyü keşfeder. Otlar ve iksirle yapılan bir büyü olan"farmakeia", kıskançlıkla birleşince bir felakete yol açacaktır. Glaukos tanrıya dönüştükten sonra Kirke’yi unutur ve ona ihanet eder. Kirke yine acımasızca yalnız bırakılmıştır. Kirke istemeden Glaukos’un aşık olduğu ninf Scylla’yı dehşet verici bir deniz canavarına dönüştürür. Bu canavarlıktan korkan ve suçunu itiraf eden Kirke, babası Helios tarafından cezalandırılarak ıssız Aiaie Adası’na sürgün edilir. Lakin sürgün, Kirke için bir ceza değil, kendini bulma alanına dönüşmüştür. Yüzyıllar boyu o adada tek yaşar. Bazen adasına tanrılar arasında iletişim sağlayan Hermes ve adaya dinlenmek isteyen gemiciler gelse de tamamen yalnızdır. Adadaki vahşi hayvanları evcilleştirir, doğayı öğrenir ve büyücülük sanatında ustalaşır. Adaya uğrayan gemiciler, onun misafirperverliğini suistimal etmeye kalktığında Kirke, hayatta kalmak için onları domuza çevirmeye başlar. Bu, onun dış dünyaya karşı kurduğu savunma kalkanıdır. Bir gün adaya gelen Odyssey destanın baş kahramanı Odysseus gelir ve aralarında bir bağ kurulur. Kirke, Odysseus adadan ayrılmak zorunda kalsa da artık yalnız kalmayacaktır. Çünkü artık oğlu Telegonus vardır.
Kirke’nin hayatındaki en büyük değişim, oğlu Telegonus’u koruma içgüdüsüyle başlar. Oğlu için akıl ve bilgelik tanrıçası Athena’ya bile kafa tutar. Ancak hikâyenin vermek istediği mesaj, Kirke’nin "ölümsüzlük" ile "insanlık" arasında yaptığı seçimde saklanır. Yaşanan uzun yıllar ve devam eden olaylar silsilesinde tanrıların kibri, soğukluğu ve boş ölümsüzlüğünden bıkan Kirke; acı çekmeyi, yaşlanmayı ve sevmeyi, yani insan olmayı seçer.

Binlerce yıldır mitoloji, efsaneler ve fantastik olaylar Zeus, Hermes, Kayra Han gibi “kahraman erkeklerin” hikayelerini anlattı. Kadınlar ise kimi zaman kurtarılması gereken, muhtaç varlıklar; kimi zaman birer ödül olarak görüldü. Bazen de yapmak zorunda bırakıldığı seçimlerin sonucu olarak canavar damgası vuruldu kadın figürlere. Lakin bu kitap, Kirke’nin dieğr yazılı kaynaklarda üzerine giydiği canavar damgasını yıkıp, başka bir bakış açısından bakmayı seçiyor. Tarihin tek taraflı olduğunu, her zaman güçlü ve kazananın tarihe yön verdiğini bir kez daha anlıyoruz. Kirke’nin asıl hikayesini, cadıya dönüşme yolunda verdiği kararları ve karşı çıktığı haklı nedenleri onun ağzından, onun bakış açısından dinliyoruz. Babasının, annesinin ve ablasının ona baskısı, yalnızlığı, sevdiği adam tarafından ihanete uğraması sadece onu güçlendirecek adımlardır. Güçlenir de, okuyucu tam da bunu bekler. Lakin yazar okuyucuya istediği şeyi vermez: intikam. İşte kitap tam burada, “yeniden doğma”yı sembol eden diğer kitaplardan ayrılır. Kirke her ne kadar içinde intikam ve kendini gösterme duygularıyla yanıp kavrulsa da, olgunlaşması yılları alır. Kitabın sonunda Kirke ne intikam alır ne de tanrıların dünyasına daha güçlenmiş bir şekilde gelir. O sadece olmak istediği figüre, yaşamak istediği duyguya bürünmüştür. Tanrıların bitmek bilmeyen bin yıllık ömürlerinden, duygusuzluklarından, ölümlüleri aşağılamalarından, “güzellik algısına” uymayanları hor görmelerinden, entrikalarından ve oyunlarından bıkmıştır. Onun için Olimpos Dağı’nın zirvesindeki tanrıların hiç birinin duygusu gerçek gelmez. Öyle de değildir zaten. Diğerleri gibi olmaz Kirke. Saçı ağarır, yüzündeki çizgiler artar, elleri nasırlaşır, vücudu çöker. Ama yine de o insan olmayı seçer. Gerçek duyguları yaşamayı. Çünkü onun için hayat, güçten ve sonsuzluktan ibaret değildir; onun için hayat kısa bile olsa ona değer verenlerle gerçek duyguları yaşamaktır. Bu duygular olumsuz olsa bile.

Kitapta öne çıkan tek şey Kirke’nin yolculuğu değil, yazarın dil ve anlatımıdır. Miller, romanında epik destanların görkemi ile modern edebiyatın psikolojik derinliğini harmanlayan, şiirsel bir dil kullanmıştır. Birinci tekil şahıs anlatımı, okuru doğrudan Kirke’nin iç dünyasına, sancılarına ve ruhsal dönüşümüne ortak etmektedir. Yazar; doğayı, bitkileri ve büyünün işleyişini betimlerken oldukça zengin bir kelime kadrosu seçmiştir. Diğer mitolojik kitaplardaki mitolojik kavramlar ve soyut anlatım günümüz okuyucusunu zorlarken, Miller o ağır atmosferi okuyucunun anlayacağı şekilde aktarmıştır. Duru, akıcı ve sürükleyici bir üslup oluşturmayı başarmıştır. Tabii dil ve üslup konusunda takdir sadece yazara düşmez. Kitabın çevirmeni olan Seda Çıngay Mellör, 408 safyada geçen mitolojik kavramları Türk okuyucuya o kadar güzel anlatmıştır ki, okuyucun aklında kitabın derin anlatımına dair soru işaretleri kalmaz. Bunun yanı sıra bazı olumsuz eleştiriler de vardır. Kitapta pek çok mitolojik figür ve kavram geçmektedir, ama ilk kez bu tarzda roman okuyan bir okuyucu “Bu kim?” gibi bir olguya düşebilir. Sayfaları çevirmeye devam ettikçe aklımızdaki soru işaretleri geçse de bu okuyucunun devamlılığını bozan bir durumdur. Lakin yazının başında bahsettiğim gibi kitabın sonunda “Ölümlüler, tanrılar” şeklinde sınıflandırılmış, 8 sayfalık bir karakter dizini bulunur. Ben bu kısmı kitabın sonuna doğru farketsem de okuyucu karakter dizininden faydalanabilir. Bu kitabın güzel bir ayrıntısı olsa da sayfaları sürekli bir sona bir başa çevirmek keyfi açıdan can sıkıcıdır. Bu nedenledir ki, kitapta yeni bir karakterden bahsedildiğinde küçük bir tanımlama yapılabilir, veya karakterlere daha çok sıfat eklenebilirdi.

Tüm bu unsurlar değerlendirildiğinde Madeline Miller'ın Ben, Kirke adlı eseri, yalnızca antik bir efsanenin modern bir uyarlaması değil; ötekileştirilmiş ve aciz bir varlık damgası etiketlenmiş bir kadının kendi iradesini inşa etme destanıdır. Yazı boyunca ele alındığı üzere yazar, akıcı üslubuyla okuru tanrıların kibirli dünyasından alıp, Kirke'nin Aiaie adasında kurduğu insani gerçekliğe taşır. Kitabın temel tezi olan “erkek egemen mitolojinin kadını susturması” fikri, Kirke’nin kendi sesini ve gücünü bulmasıyla başarılı bir şekilde çürütülmüştür. Miller, klasik mitolojideki tek boyutlu cadı kalıbını yıkarak yerine; hata yapan, acı çeken, seven ve gelişen bir birey koymuştur. Nihayetinde bu roman; ölümsüzlüğün boş görkemi karşısında insan olmanın ve kendi hikâyesinin öznesi olabilmenin değerini kanıtlayan, çağdaş edebiyatın en güçlü mitolojik yeniden yorumlamalarından biri olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır.
Kitap
9.5/10
(4 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Circe
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
İnceleme
Hüseyin Güngör
İnceleyen7 27 Eylül 2024
Serinin son iki filminin yönetmeni Bill Condon ve sanıyorum farkını hemen göstermiş ya da seride kalan işlenecek materyale denk geldi. Kendisinin bazı filmleri ilgi çekici. McKellen ve Fraser'ın oynadığı Gods and Monsters filmi en iyi senaryoda Oscar kazanmış. Kinsey yine Oscar adaylığı almış ve ilgimi özel olarak çekti. Bunların yanında Mr. Holmes filmi fena değildi ve Beauty and the Beast filminin de yönetmeni.

Filmin gerçekten tam yarısı hiçbir şey işlemiyor ve gereksizdi ama sonraki yarısı özel bir hikayeyi işliyordu ve bence dramatik olarak çok güzel bir konuydu. Yine olayın içindeki heyecan ve gerilim de güzel doldurulmuştu. Şu ana kadar serideki fav filmim bu oldu.
5.3/10
(3 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Twilight Saga: Breaking Dawn - Part 1
Yönetmen: Bill Condon
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Furkan Arduç
Alıntıyı Ekleyen 20 Ekim 2022
Büyük hikayelerden bazılarını eksiksiz olarak çizer, diğerlerini ise sadece şemaya yerleştirerek ve taslak halinde bırakırdım. Döngüler görkemli bir bütünle bağlantılı olmalı ve yine de diğer zihinlere ve ellere boya, müzik ve drama kullanabilecekleri bir boşluk bırakmalıdır. Absürt/saçma.
Kaynak: Bu sözleri 1951’de yayıncısına gönderdiği bir mektupta yazmaktadır. (Yayıncısına gönderdiği 1951 mektubu)
7
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eser
Arda Çağlar
Arda Çağlar
41.6K UP
Eseri Ekleyen 4 gün önce Youtube Kanalı
10.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
Tüm Reklamları Kapat
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
215.3K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 13 saat önce Sen de Cevap Ver

Merhaba

Ekonomik yetersizlik ve ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerine düşünürken, bu konunun sadece rakamlarla, maaşlarla ya da geçim hesaplarıyla açıklanamayacağını fark ediyorum. İnsan bazen maddi eksiklikten çok, onun ruhunda bıraktığı ağırlıkla mücadele ediyor. Özellikle küçük bir yerde yaşarken, seçeneklerin sınırlı olduğu, günlerin birbirine benzediği zamanlarda insan kendini daha sıkışmış hissedebiliyor.

Bu nedenle bu konuyu yalnızca psikolojik bir problem ya da ekonomik bir mesele olarak değil, insanın umut etme biçimini, kendine bakışını ve hayata tutunma gücünü etkileyen bir süreç olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Tüm Reklamları Kapat

Bir insanın yaşadığı ekonomik zorlukların ruhunda nasıl iz bıraktığını anlamaya çalışırken, hem insani duygulara hem de bilimsel açıklamalara birlikte bakmanın daha gerçekçi bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. Ekonomik yetersizlik ve küçük bir yerde yaşamanın ruh sağlığı üzerindeki etkisini hem insani hem de uzman bakış açısından birlikte değerlendirdiğimizde aslında aynı yere çıkan ama farklı diller kullanan iki yaklaşım görüyoruz. Bir insan gözüyle bakıldığında mesele daha çok hissedilen yükle ilgilidir; uzman gözüyle bakıldığında ise bu yükün psikolojik mekanizmaları açıklanmaya çalışılır.

İnsani açıdan ekonomik sıkıntı çoğu zaman yalnızca “parasızlık” değildir. İnsan bazen sürekli hesap yapmak zorunda kaldığında, istediği şeyleri ertelediğinde ya da geleceği belirsiz gördüğünde içten içe yorulur. Küçük bir ilçede yaşamak da buna ayrı bir ağırlık ekleyebilir. Çünkü hayat bazen aynı sokaklar, aynı insanlar ve benzer günler arasında sıkışmış gibi hissedilebilir. Böyle durumlarda kişi yalnızlaşabilir, kendi hayatını başkalarıyla kıyaslayabilir ve “Ben neden ilerleyemiyorum?” sorusunu sık sık kendine sorabilir. Bu hisler çoğu zaman kişisel başarısızlık değil, uzun süreli yaşam baskısının doğal sonucudur.

Uzman bakış açısı ise bu durumu biraz daha sistematik açıklar. Ekonomik belirsizlik, psikoloji alanında kronik stres kaynaklarından biri olarak değerlendirilir. İnsan beyni güvenlik ve öngörülebilirlik ister. Maddi sorunlar arttığında beyin adeta sürekli alarm halinde çalışmaya başlar. Bunun sonucunda kaygı artabilir, uyku bozulabilir, zihinsel yorgunluk oluşabilir ve zamanla kişi kendini daha isteksiz ya da umutsuz hissedebilir. Küçük yerleşim yerlerinde sosyal imkânların azlığı da sosyal izolasyonu artırarak bu yükü daha görünür hale getirebilir.

Her iki yaklaşımın ortaklaştığı önemli bir nokta vardır. Sorun sadece ekonomik değildir; ekonomik koşulların insanın ruhunda bıraktığı etkidir. Yani insan çoğu zaman parasızlıktan değil, onun yarattığı güvensizlik, sıkışmışlık ve gelecek kaygısından yorulur.

Tüm Reklamları Kapat

Peki bununla nasıl baş edilir? İnsani yaklaşım daha çok “hayata küçük tutunma noktaları bulmayı” önerir. Büyük çözümler yerine küçük düzenler önemlidir. Her gün kısa yürüyüş yapmak, sevilen bir uğraş edinmek, okumak, yazmak, biriyle sohbet etmek, gün içinde küçük rutinler oluşturmak. Çünkü bazen insan büyük umutlarla değil, küçük alışkanlıklarla ayakta kalır.

Uzman yaklaşımı ise bu önerilerin neden işe yaradığını açıklar. Örneğin günlük rutinler beynin güvenlik hissini güçlendirir. Düzenli yürüyüş stres hormonlarını azaltabilir. Sosyal temas çok kişi olmasa bile güvenilir birkaç insanla iletişim ,depresyon ve kaygıya karşı koruyucu etki gösterebilir. Ayrıca kişinin kontrol edebildiği alanlara odaklanması önerilir. Çünkü ekonomik sıkıntıda insan çoğu zaman değiştiremeyeceği şeyleri düşünerek tükenir. Bunun yerine küçük ama somut adımlar (bir beceri geliştirmek, yeni fırsatlar araştırmak, günlük plan yapmak) kişiye yeniden hareket hissi verebilir.

Küçük bir ilçede yaşayan biri için uygulanabilir öneriler de daha gerçekçi olmak zorundadır. Herkesin ulaşabileceği pahalı sosyal aktiviteler mümkün olmayabilir. Bu yüzden ücretsiz çevrim içi eğitimler, akademik seminerler, kitap okuma rutinleri, doğada yürüyüş, belediye ya da halk eğitim kursları gibi erişilebilir seçenekler önemli hale gelir. Fiziksel çevre sınırlı olsa bile insanın zihinsel dünyası büyüyebilir.

Sonuç olarak, hem insani hem uzman değerlendirmesi aynı şeyi söyler. Ekonomik sıkıntının ruh sağlığını zorlaması normaldir ve bu durum kişinin “zayıf” olduğu anlamına gelmez. İnsan bazen hayatın dar bir döneminden geçer. Ancak bu süreçte küçük düzenler kurmak, yalnızlaşmamak, zihni meşgul edecek üretken alanlar bulmak ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemek önemlidir. Çünkü ruh sağlığı çoğu zaman büyük değişimlerle değil, küçük ama sürdürülebilir adımlarla toparlanır. Özellikle küçük yerlerde yaşayan insanlar için mesele “çok seçenek bulmak” değil, eldeki sınırlı imkânları insanın ruhunu besleyecek şekilde kullanabilmektir.

Ekonomik yetersizlik ve ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerine düşünürken, bu konunun sadece rakamlarla, maaşlarla ya da geçim hesaplarıyla açıklanamayacağını fark ediyorum. İnsan bazen maddi eksiklikten çok, onun ruhunda bıraktığı ağırlıkla mücadele ediyor. Özellikle küçük bir yerde yaşarken, seçeneklerin sınırlı olduğu, günlerin birbirine benzediği zamanlarda insan kendini daha sıkışmış hissedebiliyor. Bu nedenle bu konuyu yalnızca psikolojik bir problem ya da ekonomik bir mesele olarak değil, insanın umut etme biçimini, kendine bakışını ve hayata tutunma gücünü etkileyen bir süreç olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Bir insanın yaşadığı ekonomik zorlukların ruhunda nasıl iz bıraktığını anlamaya çalışırken, hem insani duygulara hem de bilimsel açıklamalara birlikte bakmanın daha gerçekçi bir yaklaşım olduğuna inanıyorum.

İncelediğim bilgiler ve yaptığım değerlendirmeler ve yıllar önce ilk mezun olduğumda önce Zonguldak'ın Devrek ilçesinde sonra Şırnak Cizre'de terör olaylarının ortasında yaşamının bir süresini geçirmiş birinin tecrübesi doğrultusunda şunu söyleyebilirim ki ekonomik sıkıntılar insan ruhunu gerçekten zorlayabilen, zaman zaman yalnızlık, kaygı ve umutsuzluk hissini artırabilen bir durumdur. Ancak bu, insanın güçsüz olduğu anlamına gelmez. Bazen hayatın en sessiz ve en zor dönemleri, kişinin kendi dayanıklılığını fark ettiği dönemler olabilir. Özellikle küçük bir yerde yaşarken imkanların sınırlı olması insanı çaresiz hissettirebilir; fakat küçük rutinler, anlamlı insan ilişkileri, üretken uğraşlar ve kişinin kendi iç dünyasını beslemesi beklenenden çok daha büyük etkiler yaratabilir. Bana göre önemli olan, hayat tamamen değişsin diye beklemek değil; zor günlerin içinde bile insanın kendisine küçük çıkış yolları açabilmesidir. Çünkü çoğu zaman iyileşme büyük adımlarla değil, insanın her gün kendisi için attığı küçük ama kararlı adımlarla başlar.[1]



Kaynaklar

  1. Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim Ve Bilgi Birikimim.
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Öne Çıkan EtkinlikBilim Buluşması
Evrim Ağacı İzmir Topluluğu
Etkinliği Ekleyen 1 ay önce İzmir₺250,0016 Mayıs
Nörobilim ve Hareket
16 Mayıs 2026 15:00 tarihinden 16 Mayıs 2026 18:00 tarihine kadar.

Evrim Ağacı İzmir Şehir Topluluğu olarak, “Nörobilim ve Hareket” konusundaki akademik bilgisi ve alandaki deneyimi ile Uzm. Fizt. Behlül Levent konuğumuz olacak.
📍Laika Coffee & Culture, Karşıyaka
⏱️16 Mayıs, Cumartesi, 15:00

Etkinliğimiz ücretli bir etkinliktir. Etkinlik katılımı için bilet satın almanız yeterlidir. Nörobilimle ilgilenen herkes davetlidir!

KONUŞMACI HAKKINDA

İlköğretim ve lise eğitimini Seydişehir’de tamamlayan Behlül Levent, lisans ve yüksek eğitimini 9 Eylül Üniversitesi’nde tamamlamıştır.

Birincil uzmanlık alanı olan pediatrik Nöroloji alanında Türkiye’de sadece bir kere Dr. Fizyoterapist Görkem Dizdar organizasyonu ile düzenlenen NDTA (The Neuro-Developmental Treatment Association / Nörogelişimsel Tedavi Derneği) onaylı Bobath Concept üzerine temel eğitimi Joan Day Mohr ve ekibinden alarak çalışmaya başlamıştır.

Bu konsept, beyin hasarına bağlı felç (inme), Serebral Palsi (CP) vb. gibi gelişimsel ilerlemeyi sekteye uğratan durumlarda motor kontrolü, postürü ve dengeyi iyileştirmeyi hedefleyen spesifik bir rehabilitasyon konseptidir.

Öncesi ve sonrası süreçte pediatrik nöroloji alanında klinisyen olarak ilerlemiştir. 2019 sonrası uygulama alanını genişleterek yetişkin nörogelişimsel uygulamalar ve Otizm spektrum üzerine eğitimlerle ilerlemiştir.

Gelişim sürecine Nörogelişimsel Yoga ve DIR Floortime (Developmental, Indiviual Differences, Relationship Based Theraphy/Gelişimsel, Bireysel Farklılıklar, İlişki Temelli Terapi) eğitimleri ile devam etmiştir. Özellikle otizm ve diğer gelişimsel zorlukları olan çocukların duygusal, sosyal ve bilişsel becerilerini oyun yoluyla geliştiren, ilişki temelli bir terapi modelidir.

Uzman fizyoterapist Behlül Levent’in bakış açısında insan temelinde sinir sistemi uygulamaları vardır. Hareketin temelinin, sinir sisteminde değişiklik olmadığı sürece iyileşmeye hizmet etmeyeceğini savunur.

İzmir Mavişehir’de bulunan kliniğinde son 4 yıldır koşu ve ultra koşucular, son 1 yıldır triatlon sporcularıyla da çalışmalar yapmaktadır.

Devamını Göster
15
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Furkan Arduç
İnceleyen7 1 Ekim 2023
Filmin başında her şeyi çözdüğünüzü ve basit bir korku veya gerilim filmi olduğunu düşünürken, film ilerledikçe aslında bu kadar basit olmadığını ve bir gerilim filminden fazlası olduğunu kanıtlıyor. Filmde gerilim ve korku yerine daha farklı bir şey var. Beklemediğimiz sonuçlar, ters köşeler. Hem de 3 defa... filmi izledikten sonra bir daha unutacağınızı sanmam.
Film
9.7/10
(10 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
11
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
215.3K UP
Üye 3 gün önce
“Kitaplar hakkında gerçekten edebi ve kaliteli yorumların yapıldığı, insanların sadece kitap konuştuğu Reklam ya da başka amaçlardan çok, okuma kültürü odaklı özellikle samimi ama nitelikli yorumların olduğu bir yer arıyorum .”
2 Cevap
6
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Gündem
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Şansa dair hiçbir şey bilmiyorum. Tek bildiğim, daha çok çalıştıkça daha şanslı hale geldiğim."
Ingemar Stenmark
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)