Kütleçekimi ve Evrim Üzerindeki Etkisi

Yazdır Kütleçekimi ve Evrim Üzerindeki Etkisi

Sayfamız okurlarından Sayın Seren Sakaoğlu Üstün, bize şöyle bir soru yöneltti:

 

Merhaba Evrim Ağacı, İnsaoğlunun bugün sahip olduğu beden ölçülerinin/fiziksel özelliklerinin evrimleşmesi ile yerçekimi arasında bir ilişki var mıdır? Varsa bu ilişki nasıl açıklanır?

 

Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz:

 

Sayın Seren Sakaoğlu Üstün, 

 

Çok önemli bir soru sormuşsunuz; ancak buna genel bir cevap vermek çok kolayken, spesifik bir cevap vermek çok güç. Açıklayalım:

 

Dünya, var olduğundan beri, Evren'in başlangıcında meydana gelen patlamanın tipinden kaynaklanan yasalardan biri olarak Kütleçekimi, üzerindeki, istisnasız her cisme etki etmektedir. Bu, 4.54 milyar yıl önce başlamış, günümüzde halen sürmektedir. Dünya yok olana kadar da sürecektir.

 

Bu Kütleçekimi etkisi altında pek çok olay meydana gelmektedir. Örneğin Kütleçekimi'nin, Dünya için olan versiyonu (Yerçekimi denir), atmosferinin uzaya dağılmasını engellerken, aynı zamanda tüm atmosferik moleküllerin yeryüzüne çökmesine yetmeyecek kadar zayıftır. Bu özelliği milyonlarca gezegende görmek mümkündür, ancak elimizdeki gezegen Dünya olduğu için bu özellik bize "değerli" gözükmektedir.

 

Benzer şekilde, atmosferin bu durumu ve Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı, gezegenin sıcaklığının belli bir aralıkta var olmasına sebep olmuştur. Her ne kadar bundan 4,54 milyon yıl öncesiyle 4,2 milyar yıl öncesine kadar Dünya devasa kızıl bir gezegense de (süpervolkanlardan dolayı her yer lavlarla kaplıydı), volkanların saldığı gazların yarattığı sera etkisinden dolayı gezegen önce aşırı ısınmaya, sonra da yağışların başlamasıyla soğumaya başladı. Bunların hepsini Yerçekimi'ne borçluyuz (ama unutmayın, pek çok gezegende, benzer olaylar görülmektedir; sadece Dünya'da canlılığın da oluşmasına sebep olacak aralıktadır, buna sonunda tekrar değineceğiz).

 

İşte bu şartlar altında, yine Kütleçekimi'nin etkisiyle birlikte, yağışlar gezegen üzerinde devasa okyanusların oluşmasına sebep olmuş, neredeyse karaların tamamı sular altında kalmıştır. Bu noktada, suyun dibinde, halen süpervolkanların artık yok olmaya yakın nefeslerinin çıktığı denizbacaları isimli noktalarda sıcaklık, bazı kimyasal reaksiyonların gerçekleşebilmesini hızlandıracak düzeydedir. Miller-Urey Deneyi, canlılığın atmosferde, yani gazlar arasında gerçekleştiğini varsaymıştır; ancak günümüzde, deney 460'ın üzerinde üniversitede farklı koşullarda tekrar edilmiş ve denizbacalarının sağladığı koşullar altında canlılığın en kolay var olabileceği keşfedilmiştir.

 

Sonuç olarak canlılık, denizlerin dibinde başlamış ve en başından beri olduğu gibi, canlılığın başlangıcı ve evrimi süresince de her zaman Kütleçekimi orada bulunmuş ve etkisini göstermiştir. Dolayısıyla henüz ilk canlıdan beridir, her bir molekül, her bir yapı, her bir organeli her bir organ, Kütleçekimi'nin herhangi bir etkisine göre evrimleşmiştir. İşte spesifik cevap veremememizin sebebi budur. O kadar uzun bir süredir, o kadar çok canlı türü, o kadar farklı şekillerde evrimleşmiştir ki, hangi noktada, hangi yapının, hangi sebeplerle Kütleçekimi'nden etkilendiğini keşfetmek güçtür. Ancak yine de elimizde bazı veriler mevcut:

 

Örneğin embriyolojik dönemde hücrelerin "kaderi" dediğimiz hangi yapılara dönüşeceklerinin tayini, Yerçekimi'nin yönüne göre belirlenmektedir. Konuyla ilgili şu yazımızı okuyabilirsiniz:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=180946128630137

 

Kısaca olay olan, moleküllerin Kütleçekimi etkisi altında belirli bölgelere dağılarak hücrelerin hangilerinin ön (anterior), hangilerinin arka (posterior), vs. olacağının belirlenmesidir. Bu insan için de geçerlidir, doğal olarak. Örneğin eğer embriyoyu vakumlu bir ortama yerleştirir ve Kütleçekimi'nin etkilerini bozacak başka yöntemler uygularsanız, embriyo doğru gelişemeyecek ve muhtemelen sakat doğumlar ve hatta ölüm gerçekleşecektir.

 

Bir diğer örnek, insanlardan verilebilir, madem insan üzerinden sordunuz: insan, normalde tetrapod (dört ayaklı) atalardan gelmektedir, bildiğiniz gibi. Daha sonra fakültatif bipedal (geçici iki ayaklı) olan atalarımız evrimleşmiş, bu atadan sonra 8 milyon yıl kadar önce goriller ile, 6 milyon yıl kadar önce şempanzelerle ayrıldık. Son 6 milyon yıldır süren evrimimizde ise tam olarak iki ayak üzerine kalktık ve tam bipedal olduk. Bu süreçte, gebeliğimiz hep yatay olarak gerçekleşirken, şimdi dikey olarak gerçekleşmeye başladı. Yani gebe bir dişinin yavrusu, karın tarafından Kütleçekimi'ne eskiden karşı koyabiliyordu, günümüzde ise embriyo, çıkabileceği açıklığa doğru Kütleçekimi ile çekilebilecek bir konumda, dikey olarak bulunuyor. İnsanın ayağa kalkması ve yavruların dikey olarak büyümesi, kas ve iskelet sistemimizin de yapısını değiştirmiştir. Tüm bunların etkisi sonucu insan türünün gebelik süresini kısaltmıştır, çünkü eğer kadınlar, atalarımızda olduğu gibi daha uzun süreli gebelik dönemleri geçirip, daha gelişmiş yavrular doğursalardı, bebeğin pelvik açıklıktan çıkması ve gebelik boyunca yapacağı baskı çok şiddetli olacak ve doğum yapan kadınların çoğu ölecekti. Ki bir dönem, tetrapodlardan bipedallığa evrimleşirken böyle bir geçiş yaşanmıştır ve sabitleyici doğal seçilim sayesinde gebelik süresi nesiller sonucunda optimize edilmiştir.

 

Bu şekilde örnekleri çoğaltmak mümkün, ancak temel olarak konuyu yeterince açıkladığımızı ve neden genel cevaplar vermenin kolay, spesifik cevaplar vermenin zor olduğunu anlatabildiğimizi düşünüyoruz.

 

Umarız faydalı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum