Gerçek 'Kafa Karışıklığı': Sinestezi ve Evrim

Yazdır Gerçek
Gördüğünüz bir yiyeceğin tadını daha onu tatmadan tahmin edebilirsiniz, değil mi? Mesela karşınızdaki bir portakalsa... Sulu, hafif ekşimsi, asidik tadını hayal edebilirsiniz. Peki ya gördüğünüz bir küpse? Bir fıskiye? Bunların "tadını", sadece "gördüğünüzde" çıkarabilir misiniz? Peki, bir sesin kaynağını ona bakmadan gözünüzde canlandırabilirsiniz, öyle değil mi? Örneğin salonunuzdaki müzikçalardan çıkan sesleri duyarak, sesin kaynağını gözünüzün önüne getirebilirsiniz. Ama müzik dinlemeniz sırasında hiç kafanızın içinde havai fişek gösterisi oldu mu? Benzer şekilde, vanilya kokusunu aldığınızda, bir "koku" almak yerine Berlin Senfoni Orkestrası'nı dinlediğinizi sandığınız oldu mu? İşte onlara oluyor. Onlar, sinestezi hastaları...



Bu resim, bir sinestezi hastası olan Wassily Kandinsky tarafından çizilmiştir. Resme dikkatlice bakacak olursanız, duyuların birbiriyle karışmasından ötürü bizlere garip gelen kavram karmaşaları olduğunu fark edeceksiniz. Ancak bunlar, çoğu zaman bu şahıslar için oldukça "normal" algılardır.


Sinestezi Nedir? Türleri Nelerdir?

Sinestezi, kelime anlamıyla Yunancadaki sin, yani "birlikte" ile aisthesis yani "his/duygu" kelimelerinden türetilmiştir. Anlaşılabileceği gibi, duyuların birlikte algılanması veya birbirine karışması durumu olarak tanımlanır. Nörolojik bir sorundur ve en temel tanımıyla, asıl algısal ya da duyusal bir sinir yolağının, istemsiz ve olağandışı bir şekilde ikincil bir duyusal ya da algısal sinir yolağını aktive etmesiyle tanımlanır.  

Sinestezi, ilk tanımlamalara göre ortalama olarak her 20.000 bireyden birinde görülmektedir. Ancak sonradan yapılan bazı diğer çalışamlar, bunun çok daha sık olabileceğini ortaya koymaktadır. Örneğin bir araştırmaya göre Perception dergisinde yayınlanan bir makaleye göre her 23 bireyden birinde bir tür sinestezi bulunurken, her 90 bireyden birinde az sonra değineceğimiz grafem-renk türü sinestezi görülmektedir. Dolayısıyla beyin, sandığımızdan daha sık hata yapmaktadır.

Her ne kadar günümüzde 60'tan fazla sinestezi çeşidi tanımlanmışsa da ve bunlar, birçok farklı şekilde gruplandırılabilecek olsa da, en kısa haliyle biz bunları 2 ana başlıkta toplayabiliriz: İlki “idiyopatik" olarak isimlendirilen, sebebi bilinmeyen ve çoğunlukla geçici olan sinestezidir.  Bu, her 25.000 kişiden birinde görülen, oldukça ender bir durumdur. Kafaya alınan darbeler, bir takım sinirsel kimyasalların kullanımını engelleyerek ya da beyindeki orta temporal lobun hasarına neden olarak geçici sinestezik durumlara neden olabilir. Bir süre sonra bu durum kendiliğinden geçer ve kişi normal haline döner.

İkinci türü ise “edinilmiş (sonradan kazanılan) sinestezi” olarak isimlendirilir. Sonradan kazanılan sinestezi genellikle bir başka hastalığın varlığı sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Buna da en yaygın olarak rastlanan örnek epilepsi hastalarıdır. Epilepsi nöbetleri geçiren hastaların %4'ünde sinestezi durumu da görülür. Bu, sintestezinin ve epilepsinin tanımlarından ötürü oldukça anlaşılırdır: iki hastalıkta da beyin anormal elektrik sinyalleri üretmektedir. Örneğin epilepsi nöbetleri sırasında temporal lobdan olağandışı elektrik deşarjı oluşursa bireyde sinestezik algı oluşumları gözlenebilmektedir.

Aslında sinestezi daha sık olarak bu kategoriler yerine, etkilenen duyular bazında kategorize edilmektedir. Bunları grafem-renk sinestezisi, ses-renk sinestezisi, rakam formu sinestezisi, kişiselleştirme sinestezisi, leksikal-tat sinestezisi, ses-dokunma sinestezisi gibi gruplara ayırmak mümkündür. İsimlerden anlaşılabileceği gibi çok farklı duyular bir arada tetiklenebilirler. Üstelik sinestezide sadece duyular birbirine karışmak zorunda değildir. En başında, tanımında da izah ettiğimiz gibi, algılar da birbirine karışabilirler. Örneğin grafem-renk sinestezisinde bireyler, alfabedeki harfler ile rakamları belirli renklerle birlikte algılarlar. Örneğin grafem-renk sinestezisi olan biri için 3 rakamı her yerde kırmızı renkte görünebilir (aslında diğer insanlar bu sayıyı her ne renkte yazıldıysa o renkte görürler). Bu renkler her zaman bariz olmayabilir; rakamın etrafı bu renkle sarılmış ya da gölgelenmiş şekilde de olabilir.

Bunun gibi, çok çeşitli örneklerinden bahsetmek mümkündür. Örneğin kişiselleştirme sinestezisinde, çeşitli günler, haftalar, aylar, yıllar, sayılar, rakamlar birey tarafından belirli kişiliklerle algılanırlar. Örneğin bu tip sinesteziye sahip birisi Z harfini mutsuz, Çarşamba günlerini sinirli, 4 sayısını ise dürüst olarak algılayabilir. 



Yapılan araştırmalarda bu sinestezilerin beynin hangi bölgelerindeki sinyallerin birbirini etkilemesi sonucu oluşabildiği tanımlanmıştır. Burada teknik detaylara girerek sizi boğmak istemiyoruz. Ancak algılardaki sapmaların sinestezi olarak tanımlanabilmesi için gerekli kriterleri burada vermeyi uygun görüyoruz:

  1. Sinestezi istemsiz ve otomatik olarak oluşmaktadır. Dolayısıyla kendinizi zorlayarak 3 sayısı ile mutluluk duygusunu eşdeğer görmeye başlamanız sinestezi değildir.
  2. Sinestezik algılar uzay-zamanda bir yere sahiptirler. Yani sinestezik bir algı her mekanda oluşmayabilir.
  3. Sinestezi algısı sabittir ve hep aynı şekilde oluşur. 
  4. Sinestezik algılar hafızada güçlü yer tutarlar ve kolay kolay unutulmazlar.
  5. Sinestezik algı sonucu güçlü duyguların bir anda boşalması görülebilir.

19. yüzyılın başlarından beri varlığı bilinen bu hastalık, çok geniş bir araştırma alanına sahiptir. Bu süreçte, hastalığı tanımlamak için birçok yöntem geliştirilmiş, beynin sırları büyük ölçüde çözülmüş ve bu hastalığın, insanın "mükemmel beyin" argümanı karşısındaki en yıkıcı gerçek olduğu anlaşılmıştır. İnsanın beyni, daha bağlantı bazında düzgün çalışamayan, koca bir nöron yığınıdır. Bize tüm özelliklerimizi kazandıran beynimiz olsa da, bu organ için "kusursuz", kullanabileceğimiz son sıfattır.


Sinestezi ve Nedenleri

Normalde 5 temel duyu organın oluşturabileceğin 20 çeşit ikili (duyu birleşimi) olsa da, bazı sinestezik duyu birleşimleri, diğer kombinasyonlardan daha sık görülür. Örneğin, ses ile görme kombinasyonu daha sık görülürken, dokunma ve tat alma kombinasyonu daha nadir görülmektedir. Bu kombinasyonların olası sebebi ise beynin 5 duyu için özelleşmiş farklı bölgeleri arasındaki karışmadır. Örneğin, bir yere bakarken hem bir renk görüp hem de o renge bağlı ses duyulması, beynin renk alanı (V4 bölgesi) ve ses tanıma alanının çapraz aktivasyonu sonucu olduğu düşünülüyor. Kısaca sinestezide olan, farklı sinyallerin anormal bölgeleri tetiklemesidir.

Bir diğer olası sebep olaraksa, uzun yıllar sosyal becerilerini geliştirememiş bireylerde nöronlar arası uyartı iletimini durduran veya yavaşlatan sistemin (buna inhibasyon sistemi denir) zayıflaması sonucu oluştuğu ileri sürülmüştür. Normal bireylerde, beyindeki sinyalleri tetikleyen uyarım (ekzitasyon) ve sönümlenim (inhibisyon) sistemleri dengededir. Fakat inhibisyonun gücünü kaybetmesi sinyal şiddetlenmesinin durdurulamamasına neden olabilir. Bu durumda, sinestezik belirtilerin ortaya çıkması oldukça muhtemeldir. Tam da bu düşünceye uygun olarak mani, şizofreni, oligofreni, psikopati gibi hastalıklarda sinestezi daha sık olarak görülmektedir.

Sinestezinin tüm bunlar haricinde psikedelik ilaçların kullanımı sonucu, inme/felç nedeniyle ve hatta körlük ya da sağırlık sebebiyle bile oluşabildiği tespit edilmiştir. Uzun lafın kısası, genetik sebeplerle oluşan sinestezi haricinde, tamamen çevresel etmenlere bağlı olarak oluşan sinestezik durumlar da bilinmektedir.

Yapılan araştırmalara göre kadınlar erkeklere oranla bu hastalığa daha yatkındır. Hastalığın kadınlarda daha sık görülüyor oluşu hastalık geninin X cinsiyet kromozomu üzerinde taşınıyor olabileceği olasılığının da düşünülmesine neden olmaktadır. Ne yazık ki, yapılan tüm çalışmalara rağmen X kromozomu üzerinde taşındığına dair hiçbir veriye rastlanamamıştır. Üstelik son dönemlerde keşfedilen babadan oğla geçen 2 sinestezi vakasından ötürü bu hipotez çöpe atılmak zorunda kalmıştır. 

Yapılan en güncel çalışmalara göre sinestezinin oldukça güçlü bir ihtimalle genetik kökenleri bulunmaktadır; ancak bu genlerin aktivasyonu ve ne tür bir sinesteziye neden olacağı epigenetik mekanizmalardan ve çevresel unsurlardan ciddi miktarda etkilenmektedir. Dolayısıyla sinestezinin genetik temelleri, çevresel faktörlerle bir araya gelerek hastalığı doğurmaktadır. Yapılan incelemelerde, ikizlerden sadece birinde sinestezinin oluşması da, bu görüşü desteklemektedir. 2007 yılında yapılan son çalışmalardan bazılarında ise 13. kromozomun q kolunun üzerinde bulunan HTR2A geninin bu hastalıkla doğrudan ilişkisi olabileceği keşfedilmiştir. Ayrıca 2011 senesindeki bir araştırma, bu hastalığın birden fazla genin kontrolünde (poligenetik) ve düzensiz bir biçimde ortaya çıktığını göstermektedir. Yani sinestezinin genetik temelinin analizi, lisede gördüğümüz biyoloji ile yapılamamakta, daha kapsamlı genetik analizlere ihtiyaç duymaktadır.


Sinestezi ve Evrim

Bu kadar geniş çapta çalışılan bir alanın evrimsel açıdan incelenmiş ve en güçlü verilere evrimsel biyoloji sayesinde ulaşmış olmamız da artık sizi şaşırtmıyor olsa gerek. Şimdi biraz bunlardan bahsetmek istiyoruz.

Öncelikle, sinesteziden kaynaklı beyin bağlantılarının, sinestezi hastalarına çok ciddi avantajlar sağladığı keşfedilmiştir. Birçok zihinsel hastalığın aksine, sinestezi hastaları genellikle son derece yaratıcı ve algı kapasiteleri son derece yüksek bireylerdir. Örneğin birçok sinestezi hastasında hafıza diğer insanlardan çok daha güçlüdür (Daniel Tammet isimli bir sinestezi hastası pi sayısının 22.514 basamağını ezbere bilmektedir). Pi sayısını ezberlemek doğada nasıl bir avantaj sağlayabilir diye düşünüyor olabilirsiniz. Ancak vahşi hayatta hafızanın ne kadar önemli olabileceği üzerine düşünecek olursanız, bunun faydalarını görebilirsiniz.

Örneğin, sinestezi hastalığına sahip bireyler, aşağıdaki matematiksel işlemleri, sayıların renklerle bir arada ilişkilendirilmiş olmasından (ve bunun doğal, hastalığa bağlı olarak oluşmasından) ötürü daha hızlı biçimde yapabilmektedirler. Bu da, analitik zeka üzerinde olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir:



Zaten sinestezik bireylerin tek yetisi pi sayısını ezberlemek ya da matematiksel işlemleri hızlı yapmak değildir. Evrimsel geçmişimizin en önemli basamaklarından biri olan 3 renkli görüş dahilinde çok ciddi avantajlar da sağlamaktadır. Birçok sinestezi hastası, en ufak renk tonu farklılıklarını şiddetli bir biçimde ayırt edebilirler. Dolayısıyla normal bir birey için aynı renkte görünen iki cisim arasındaki ton farkını çok net bir biçimde ayırt edebilirler. Bu da doğada daha kaliteli besinlere yönelim şansını arttırmış olabilir. Bu, evrimsel açıdan ciddi bir avantajdır.

Örneğin, sanal alemin bunaltıcı dünyası içerisinde oldukça saçma bir eğlence olarak görülen (ve böyle görenlerin bize göre ciddi haklılık paylarının bulunduğu) birbirine benzeyen sayılardan belli birini seçme konusunda, sinestezi hastaları üzerinde ciddi araştırmalar yürütülmektedir. Aşağıda, 5 sayıları içerisine gizlenmiş 2 sayılarının olduğu bir dizi görülmektedir. Sinestezi hastaları bu sayılar arasındaki farkları normal insanlardan çok daha hızlı görebilirler. Bu da, evrimsel geçmişimizde böyle bir hastalık sebebiyle nasıl avantaj sağlanabileceği konusunda çok ciddi fikirler vermekte, evrimsel biyolojinin gücünü göstermektedir:



Benzer bir şekilde, sinestetlerin (sinestezi hastalarının) bazılarının aşırı hassas dokunma yetileri bulunmaktadır. Bu yeti sayesinde, diğer duyuların yetersiz kaldığı ortamlarda dokunma duyularına güvenerek başarıyla hareket edebilirler. Bunun öyle uç vakalarına rastlanmıştır ki, karanlık bir odada sadece dokunma duyusuyla, beyninde bu hislerin renk olarak algılanmasından ötürü odanın tam haritasını çıkarabilen hastalar bilinmektedir. Elbette bu hastaların renk algıları, gerçek renkleri yansıtmayabilir; ancak cisimlerin yapısal ve yönelimsel farklarını diğer insanlardan çok daha yüksek beceriyle algılayabilmektedirler. 

Sinestetlerde görülen en yaygın durum ise, yaratıcı zekanın yüksekliğidir. Bu kişiler, sorunlar karşısında yaratıcı çözümler üretmek konusunda normal bireylerden çok daha başarılıdırlar. Bu da, evrimsel süreçte türümüzün atalarının karşılaştığı zorluklarda ve yaptığı önemli atılımlarda (alet üretimleri, ateşin kontrolü, vs.) sinestetlerin rol oynamış olabileceği düşüncesini doğurmaktadır.

Tüm bu avantajlarından ötürü araştırmacılar evrimsel süreçte bırakın sinestezi hastalığının (ki bu durumda bir "hastalık" olarak bile isimlendirmek güçleşmektedir) elenerek yok olması gerektiğini iddia etmeyi, neden tüm bireylerde bu durumun yayılmadığını sorgulamaktadırlar. Ancak durum kulağa geldiği kadar hoş değildir.

Yapılan araştırmalarda, bu duyuların birbirine karışmasından ötürü algısal yanılgı miktarının da ciddi derecede arttığı görülmektedir. Dolayısıyla, her ne kadar belli başlı koşullarda avantaj sağlayabilecek olsa da, daha genel bir durum aralığında olumsuz sonuçlar doğurması da çok muhtemeldir. Çünkü karışan duyularda oluşan hisler, gerçeği yansıtmak zorunda değildir. Beyin, algıladığı hisleri yorumlayacak şekilde özelleşmiştir; eğer ki duyulardan hatalı sinyaller gelecek olursa, bunları gerçeğe dönüştürebilecek bir yetisi bulunmamaktadır. Bu sebeple, vahşi doğada sinestezi hastalığının ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir.

Öte yandan, yukarıda da değindiğimiz gibi sinestezi uzun dönem asosyallik sonucu oluşabilecek bir hastalık olabileceği gibi sonucunda asosyalliğe sebep olabilecek bir hastalıktır da... Hastalar genellikle uzun bir süre diğerlerinden farklı olduğunu anlamamaktadır ve bunu fark ettiklerinde, bu özelliklerini söylemekten çekinmektedirler. Asosyallik, evrimsel geçmişimizde avantaj sağlayabilecek bir durum değildir; zira evrimsel tarihe baktığımızda, insanın evriminin kilit unsurlarından birinin sosyal yapısı olduğunu görürüz. Dolayısıyla, sinestetler, evrimsel süreçte sürü dışına itilmelerine neden olacak davranışsal özellikler geliştirmiş olabilirler. Bu da, sinestezi hastalığının popülasyon içerisinde yayılmasına engel olmuş olabilir.

Sinestezinin diğer türlerde bulunup bulunmadığından henüz tam olarak emin değiliz; ancak özellikle diğer türlerin ve yakın akrabalarımızın yavrularında yapılan elektroensefalografik çalışmalar, bazı bireylerde duyusal ve algısal bölgeler arası karşılıklı aktivasyonun daha fazla olduğunu gösteriyor; bu da, sinesteziye işaret ediyor olabilir. Bu keşiften yola çıkan bazı evrimsel biyologlar, sinestezinin de, insandaki birçok diğer özellik gibi neotenik bir yapısı olabileceği üzerinde durmaktadırlar. Neoteni hakkında buraya tıklayarak detaylı bilgi alabilirsiniz.


Sonuç

Dolayısıyla, sinestezinin olumlu ve olumsuz yanları bulunmaktadır ve bu sebeple, evrimsel süreçte insan popülasyonu içerisinde belli bir oranda (yaklaşık %4) sabitlenerek günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Sinestezi, doğru yönlendirme sayesinde toplum içerisinde avantaja çevrilebilmektedir. Şimdiye kadar var olan sinestetler arasında, bu ilginç özelliklerinden ötürü kendisini sanata ve bilime adayan çok sayıda ünlü isim mevcuttur. Ünlü sinestezi hastaları arasında ressam Wassily Kandinsky, yazar Vladimir Nabokov, besteci Duke Ellington, Franz Liszt, Nikolai Rimsky Korsakov, fizikçi Richard Feynman ve şair Arthur Rimbaud ile Charles Baudelaire bulunmaktadır ve bu liste, daha yüzlerce isimle genişletilebilir.

Görülebileceği gibi, sinestezinin beyindeki bağlantılarda oluşan genetik ve çevresel unsurlara bağlı bir hastalık olduğu söylenebilir. Bu durum, beynimizin çalışmasındaki aksaklıklardan sadece biridir; ancak ilginç ve bilim-kurguvari bir havası olmasından ötürü özellikle ilgi çekicidir. Bu sebeple, sinestezinin bilimsel bir analizi yapıldığında, popülasyon içerisindeki frekansının evrimsel geçmişi çok net bir şekilde görülebilir ve evrimsel biyoloji sayesinde türümüz içerisinde neden korunduğu anlaşılabilir.

Umarız faydalı olmuştur.

Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)

Yazı Taslağının Yazarı ve Teşekkür: Meriç Öztürk (Evrim Ağacı)

Kaynaklar ve İleri Okuma:
  1. PLoS Biology
  2. National Geographic
  3. GoCognitive
  4. io9
  5. Bilim ve Teknik
  6. Bilime Dair Her Şey
  7. Simner J, Mulvenna C, Sagiv N, et al. (2006). "Synaesthesia: the prevalence of atypical cross-modal experiences". Perception 35 (8): 1024–33. doi:10.1068/p5469. PMID 17076063.
  8. Cytowic, Richard E. (2002). Synesthesia: A Union of the Senses (2nd edition). Cambridge, Massachusetts: MIT Press. ISBN 0-262-03296-1. OCLC 49395033.
6 Yorum