Bilimsel Tartışma - 5: Argumentatum Ad Populum / Çoğunluğa Başvurma ve Appeal To Belief / İnanca Başvurma

Yazdır Bilimsel Tartışma - 5: Argumentatum Ad Populum / Çoğunluğa Başvurma ve Appeal To Belief / İnanca Başvurma

Bu safsata da karşımıza çok sık çıkmaktadır. Öyle ki, yüksek ihtimalle siz de defalarca karşılaşmışsınızdır: “Milyonlarca insan yapıyor, bir bildikleri var herhalde!”

Bu iddianın temelinde, bir iddiaya ne kadar çok kişi inanıyorsa, o iddianın o kadar doğru olması gerektiği yatmaktadır. Çünkü bunca insan yanılabiliyor olamaz, öyle değil mi? Elbette ki öyle değil! Bırakın belli bir zaman dilimindeki insanların çoğunun bir şeyi yapmasının, bir şeye inanmasının, bir fikre sahip olmasının o şeyleri doğru kılmasını; insanların asırlardır kitlesel olarak yaptıkları ve doğru olduklarına inandıkları şeyler bile hatalı olabilir. Örneğin bundan çok kısa bir süre önce, siyah deri rengine sahip olan insanların daha düşük seviyeli insanlar olduğuna inanılıyordu. Milyonlarca insan buna inanıyordu! Ancak bunun elbette ki geçerli hiçbir tarafı bulunmuyor. Bundan sadece birkaç asır sene önce, 7-8 yaşındaki çocukların sabahtan akşama kadar fabrikalarda zorla çalıştırılmaları sıradan bir uygulamaydı. Bundan birkaç milenyum önce insanlar, gök olaylarına neden olan Zeus gibi bir tanrının olduğuna inanıyorlardı. Orta Çağ’da (ve akıl almaz bir şekilde günümüzde) birçokları Dünya’nın düz olduğuna inanmaktadır. Yine Orta Çağ’da, insanların saatte 40 kilometreden hızlı giden araçlar içerisinde hayatta kalamayacağı düşünülürdü. Güneş'in Dünya etrafında döndüğüne dair inanç sarsılmaz bir gerçek olarak milyonlarcası tarafından paylaşılıyordu. Günümüzde milyonlarca insan, içinde tek bir molekül bile zehir kalmayacak kadar aşırı-seyreltilmiş zehirlerin, panzehir etkisine sahip olabileceğine inanmaktadır. Dünya çapında milyonlarca insan, canlıların evrimleşmesinin mümkün olmadığına inanmaktadır. Bunların istisnasız olarak hepsi hatalı düşüncelerdir. Milyonlarca insan, her an, milyonlarca farklı şeye inanmaktadır. Hatta bunların birçoğu birbiriyle çelişen düşüncelerdir! Rastgele özelliklere sahip olan ve/veya rastgele seçilen insanların ortak inançlar/düşünceler/fikirler taşıması, bu inanç/düşünce/fikirlerin doğruluk değerini belirlemek için asla kullanılmamalıdır. Dolayısıyla çoğunluğun otomatik olarak haklı olduğu düşüncesi, bir mantık safsatasıdır ve şu formülle tanımlanır:

  1. İnsanların çoğu X'in doğru olduğunu düşünür.
  2. Öyleyse X doğrudur.

Elbette ki insanların belli bir konu hakkında çoğunluk olarak bir yönde düşünmesi, o yönün doğru olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir iddianın doğruluk değeri, ona inananların sayısından bağımsız olarak, bilimsel olarak test edilmeli ve sonuçlandırılmalıdır. Bir sınıftaki öğrencilerden birçoğunun bir öğretmenin bir diğeri ile ilişkisi olduğunu düşünmesi, bu iddianın doğru olduğu anlamına gelmez. İddia, bilimsel ve objektif yöntemlerle test edilmeli; sonuç, kanı ve inançlara değil, somut kanıtlar ve tekrar edilebilir, bağımsız gözlemlere dayandırılmalıdır.

Eğer ki bu X, inançlarla ilgiliyse, bu özel alt başlığa İnanca Başvurma Safsatası denir. İnanç, kişinin kendisinde biten bir kavramdır ve dolayısıyla bu inançlardan yola çıkarak genelgeçer yargılara varmak, bilim dışı ve mantık dışı olacaktır. Nihayetinde, söz konusu inançların herhangi bir bilimsel ispatı (henüz) bulunmamaktadır. Dolayısıyla çeşitli kitapları, yazıtları, bilimsel araştırmalara dayalı olmayan içerikteki bilgileri kullanarak, inançlarımızı gerçek olarak ileri süremeyiz. Unutmamak gerekir ki çoğunluğun benzer inançlar taşıması, bu iddiaların doğru olduğu anlamına gelmemektedir.

Çoğunluğa Başvurma Safsatası insanlar arasında çok yaygındır, çünkü insan sosyal bir hayvan türüdür. Çoğu zaman bireyin, toplum içerisinde yeterli gücü olmadığına, dolayısıyla toplumun çıkarımlarının bireyinkilerden daha iyi olması gerektiğine inanılır. Yani bu, birçok diğer nedenle birlikte, biraz da yalnız kalma korkusundan doğmaktadır. Orijinal fikirlere sahip olmak, kişiyi “sürü”nün dışına çıkaracaktır. Birçokları bu “risk”i almaktansa, sürünün uyduklarına kayıtsız şartsız uymayı yeğler. İşte bu şekilde sürüye uyma davranışına İngilizcede “jumping on the bandwagon”, yani “bando vagonuna atlamak” dendiği için, Çoğunluğa Başvurma Safsatası’na da kimi zaman “Bando Vagonu Safsatası” denmektedir. Dilimize daha uygun bir çevirisi, “Sürü Psikolojisi Safsatası” olabilir. Yani sürünün yaptığının doğru olan davranış olduğunu varsayma safsatası... Kimi zaman insanlar, sürü psikolojisini kullanarak kişilerin argümanlarını değiştirmeye zorlamaktadırlar. Bir örnek üzerinden görelim:

Ekin: “Klasik müziği, rock veya metal müzikten çok daha fazla seviyorum. Müzikal olarak çok daha kaliteli bir müzik türü.”

Ece: “Dalga mı geçiyorsun? Klasik müzik yaşlılar için var olan bir müzik türüdür. Çok sıkıcı! Cazlar blueslar falan beni çok bayıyor ya öf.”

Batuhan: “Evet, kesinlikle. Sadece aptallar klasik müzik saçmalığını dinler. Öte yandan Metallica muhteşemdir. Kesinlikle muhteşem!”

Ece: “Tabii ki, Anthrax sevmeyen birini hayal bile edemiyorum.”

Ekin: “Şey, aslında ben de klasik müziği o kadar sevmiyorum. Metallica kesinlikle daha iyi.”

Ece: “Ekin de bize katıldığına göre, klasik müziğin saçmalık olduğunu anlamış olduk.”

Bu örnekte iki ayrı durum söz konusu: İlki, tek başına kalan Ekin’in fikir değiştirmesidir. Bu aslında mantık hatası değildir. Sadece sürüye uymaktır. Asıl mantık hatası ise, Ece’nin Ekin’in sürüye uymasını ileri sürerek, argümanının doğru olduğu iddiasında bulunmasıdır. Elbette ki Ekin’in orijinal argümanı (“klasik müzik daha kalitelidir”) tartışmalı olabilir. Ancak Metallica’nın klasik müzikten daha iyi olduğunun ispatı, Ekin’in köşeye kıstırılması sonucu sürüye uyması değildir

Elbette ki, insanların sürü psikolojisine uymasından ve çoğunluğun görüşünü doğru olan görüş varsaymasından en kârlı çıkanlar; kitleleri yönetmekte çıkarı olan kişilerdir: reklamcılar, din manipülatörleri, politikacılar, büyük şirketler... İnsanların bu zaafını manipüle ederek istedikleri ürünleri satabilirler, istedikleri inanca çekebilirler, istedikleri gündemleri yaratabilirler, istediği fikirleri aşılayabilirler. Bir kere çoğunluğu inandırmayı başardıktan sonra, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Çünkü pek az insan, bu mantık hatasını fark ederek zinciri kırabilir. Bizler, bu safsata zincirini kırmak zorundayız. Safsatayı biraz daha yakından tanımak için birkaç örnek verelim:

Güngör: "Çok sevgili vatandaşlarım! Bazı insanlar, polisin izin almadan evlere girerek arama yapmasının anayasanın belirttiği devletin sınırların dışına çıkması olarak değerlendiriyorlar. Fakat, bu zamanlar tehlikeli zamanlar ve tehlikeli zamanlar, uygun önlemlerin alınmasını gerektirir. Şu anda ofisimde, Zimbabwe’nin terörle mücadelesini destekleyen milyonlarca mektup bulunuyor! Bu kadar vatandaşımız yanılıyor olabilir mi? Bu kadar destekten de anlaşılabileceği gibi, polisin doğru olanı yaptığı son derece âşikardır ve koşullara uygundur. Bu yüzden siz de, hükümetimizin bu çalışmalarına destek olmalısınız."

Bir diğer örnek:

Ezgi: "Geçtiğimiz gün hırsızlık yapanların, kısas usulüyle ellerinin kesileceğini öğrendim. Başlangıçta garibime gitmişti, ancak herkes bu kararı onaylıyor. Eh, o zaman doğru bir karar olmalı."

Başka örnekler:

  • “50 milyon Elvis hayranı yanılıyor olamaz! Elvis Presley harika bir sanatçıdır.”
  • “2.1 milyar Hristiyan yanılıyor olamaz; demek ki Hristiyanlık doğru dindir.”
  • “1.3 milyar Müslüman yanılıyor olamaz; demek ki İslam doğru dindir.”
  • “1.1 milyar dinsiz yanılıyor olamaz; demek ki Tanrı yoktur.”
  • “900 milyon Hindu yanılıyor olamaz; demek ki Hinduizm doğru dindir.”
  • “Google’da astroloji diye aratınca milyonlarca sonuç çıkıyor, demek ki astroloji doğrudur.”
  • "Bütün arkadaşlarım bunu yapıyor, ben neden yapmayayım?”
  • "Şahin, Türkiye’nin en çok satılan araba markasıdır, dolayısıyla Şahin alın.”
  • "12 milyon insan World of Warcraft oynuyor, öyleyse en iyi bilgisayar oyunu bu olmalı.”
  • “Dünya’da en yaygın görülen ekonomi-politik sistemi kapitalizmdir; demek ki kapitalizm en doğru ekonomi-politik sistemidir.”
  • “Çoğu komünist devlet yoksulluk çekmiş ve yıkılmıştır; demek ki komünizm yanlış yönetim biçimidir.”
  • "Bana Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğünü söyleyen 1 tane insan bul!"

Bunların her biri safsatadır. Safsataların günlük yaşantımızda ne kadar yaygın olduğunu görebiliyor musunuz? Neredeyse her reklam, politik vaat, genellemelerin çoğu safsata ürünüdür. Bir düşünün: “Ford... En çok satan binek arabası!” şeklindeki bir reklam, baştan sona bir safsata ürünüdür! Kaç ürünün “en çok satma” niteliğiyle pazarlandığını bir hayal etsenize!

Yukarıdaki örneklerin her birinde yapılan, çoğunluğun görüşünün “kalite” veya “gerçeklik” bildirdiği varsayımını yapmaktır. Bunun neden böyle olmadığını izah etmiştik. Ancak aklınıza son örneğimizin neden bir safsata olduğu takılmış olabilir; sadece onu açıklayalım: İlk etapta öyle değilmiş gibi gelse de, gerçekten de bu şekilde söylendiğinde cümlede bir mantık hatası vardır. Günümüzde, -neyse ki- insanların %99'undan fazlası Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü bilir ve kabul eder. Ancak Dünya, bu insanlar bunu kabul ettikleri için Güneş etrafında dönmemektedir! Tüm Dünya, bilime ve gerçeklere karşı birleşse de, bilimsel olarak doğru olanlar gerçek olacaktır. Yani bir şekilde, tek tek, var olan tüm insanları bir zamanlar olduğu gibi Güneş'in Dünya etrafında döndüğüne inandırabilseydik, Güneş, Dünya etrafında dönmeye başlamayacaktı. Bu farkı iyi görebilmek ve mantık hatasını yakalayabilmek çok önemlidir. Bir şeye inanan kişilerin sayısını hiçbir şekilde argüman olarak kullanmamalıyız.

Ancak bu Çoğunluğa Başvurma mantık hatasının bazı istisnaları vardır. Anlattığımız gibi, çoğunluğun böyle düşünmesi, doğrunun düşündükleri şey olduğu anlamına gelmez; ancak kimi durumda bu mantık hatası çiğnenmek durumundadır. Birkaç örnek verelim:

  • Demokrasi: Demokrasi, tamamen Çoğunluğa Başvurma mantık hatası üzerine kurulu bir sistemdir. Oyların sayılması suretiyle çoğunluğun istediği şey “doğru” kabul edilir. Ne yazık ki bu yöntem, düşüncelerin, ideallerin ve isteklerin doğruluk ve/veya gerçeklik değerinden tamamen bağımsızdır. Ancak elbette çok büyük popülasyonların kontrol altına alınabilmesi için ve ortakmış gibi görünen kararlar alınabilmesi için, bu tip mantık hatalarının göz ardı edilmesi şart koşulmuştur. Kim bilir, belki de gelecekte bilimin ve teknolojinin daha da gelişmesiyle, daha bilimsel bir yönetim sistemi keşfedilebilecektir.
  • Sosyal Gelenekler (Geleneklere Başvurma Safsatası, Argumentum ad antiquitatem): Bu, birçokları tarafından bir safsata olarak kabul edilmektedir; buna rağmen hayatlarımızın o kadar büyük bir kısmını oluşturur ki, safsata deyip geçiştirmek güçtür. Sosyal gelenekler içerisinde de kimi zaman bu mantık hatası göz ardı edilmek durumunda kalınabilir. Çünkü sosyal gelenekler, hızlı bir şekilde ve yıldan yıla değişebilir. Örneğin Rusya'da bazı erkeklerin hiçbir cinsel amaç gütmeksizin birbirlerini dudaktan öpmesinin kibar olması ve günümüzdeki Rusların çoğunun bunu böyle görmesi, bu tip bir selamlaşmanın evrensel olarak kibarlık göstergesi olmadığını anlamak gerekir. Rusya’da bu gelenek ezelden beri var değildir. Belli bir noktada başlamış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Ne kadar uzun bir süre bu geleneğin korunacağını bilmek güçtür. Ancak anahtar nokta şu: Çoğunluğun şu anda bir şeyi doğru kabul etmesi, bu davranışa herhangi bir doğruluk değeri katmaz.
  • Güvenlik: Türkiye'de insanların çoğunun yolun sağından sürülmesini uygun bulması, gerçekten Türkiye'de (veya herhangi bir diğer yerde) yolun sağ tarafından sürülmesinin doğru olduğu anlamına gelmez. Ancak güvenlik sebebiyle böyle bir kabulde bulunulmuştur ve herkes, çoğunluğa uyar. Ancak öz olarak baktığımızda bu kabulün mantık hatası olduğunu görebiliriz. Ancak bir başka mantık, güvenliği zorunlu kılar ve mantık hatasını geçersiz hale getirir.
  • Uzmanlık: Daha önceden de değindiğimiz gibi, bilim insanları gibi uzman kitlelerin belli konulardaki ortak görüşleri, bu görüşleri doğru varsaymak için yeterli olmasa da geçerli bir sebeptir. Elbette bilim insanları da yanılabilir, ancak genel toplumun rastgele bir şekilde dağılmış uzmanlıklarıyla vardıkları sonuçların, belli konularda özelleşmiş uzmanların ortak sonuçlarıyla aynı doğruluk değerinde olmadığını anlamak gerekir.

Daha sadece birkaç safsatayı izah ettik; ama arkadaşınızla geçen gün tartışırken duyduğunuz argümanların çoğu şimdiden kuşkulu hale düşmüş olabilir. Bu iyi bir şey! Bunları sorgulamaya başladıkça, safsataların ne kadar yaygın olduğunu görecek ve uzak durmayı öğreneceksiniz.

Ancak son gördüğümüz safsata kapsamında bizden bir tavsiye: Ne olursa olsun, doğru olduğunu bildiklerinizi, sırf sürüye uymak adına ya da sırf üzerinize geliniyor diye değiştirmeyin. Hayatta her zaman fikirlerimizden ötürü üzerimize gelen kişi ve kurumlar olacak. Eğer sırf onların istekleri ve baskılarına göre, bilimsel kanıtlarla desteklenen fikirlerimizi değiştirecek olursak, asla gerçeklere ulaşamayız. Siz siz olun, kendi düşüncelerinizin arkasında durmasını bilin. İddialarınızı destekleyen kanıtları, bulguları, araştırmayı tanıyım ve kişilere detaylıca anlatabilecek konumda olun. Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmayın. Eğer doğru olduğunu düşündüğünüz bir iddiayı savunacak bilgilere o anda sahip değilseniz, anlamsız bir laf dalaşına veya karşı tarafı alt etme mücadelesine girişmeyin. Eksik olduğunuzu açıkça karşı tarafa belirtin. Konuyu tekrar inceledikten sonra tartışabileceğinizi söyleyin.

0 Yorum