Yeniden Diriliş Bitkisi: Hayatın Anlamı Bu Bitkide Gizli Olabilir!
Yeniden Diriliş Bitkisi: Hayatın Anlamı Bu Bitkide Gizli Olabilir!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Selaginella lepidophylla, yaygın bilinen adıyla Yeniden Diriliş Bitkisi ya da Sahra Çalısı, çöl rüzgârları ile başıboş şekilde oradan oraya 100 seneye yakın sürüklenebilir. Bu çalının yaşadığına dair herhangi bir belirti göremezsiniz. Köksüz, kupkuru kendini rüzgârın kollarına bırakmış ölü çalı, Sahra'ya yılda bir veya iki kez yağan yağmurun su birikintisine şans eseri tohumunu bırakabilirse, tohum tekrar yeşerir. Aynı kaderi taze bitki de paylaşır. Sahra Çalısı, bir kaç haftalık kayda değer yeşil yaşam için dile kolay 100 senelik zamanı başıboş, avare bir şekilde kızgın çöl kumlarında oradan oraya savrularak geçirir. Sadece soyunu devam ettirmeyi başaran çalılardan haberdar oluruz, diğerleri silinir gider. Yeniden Diriliş Bitkisi, insan dâhil bütün canlıların yaşam serüvenin adeta bir prototipidir. Eğer yaşama dair bir anlam ve felsefi derinlik arıyorsak bu çalı bize yol gösterebilir.

Sahra Çalısı'nın bedbaht sözde yaşantısını göz önünde bulundurarak cüretkâr bir soru soralım: Yaşamadığı halde üreyen varlık mevcut mudur? Evet, virüsler yaşamayan fakat üreyebilen varlıklardır. Yaşamıyorlar, çünkü herhangi bir metabolik faaliyete sahip değiller. Enerji dönüşümü için besin almıyorlar, güneş ışığından ya da kimyasallardan da faydalanmıyorlar, doğal olarak ATP de üretmiyorlar. Virüsler DNA ya da RNA gibi kalıtım materyali ve bu materyali saran bir kılıftan oluşan taş, cam, sofra tuzu benzeri mikronik kristalize varlıklardır. Diğer canlıların protein sentezleme ve metabolik faaliyetlerini kullanarak, konakçı canlının DNA'sı yoluyla kendilerini çoğaltırlar. Bu noktada ekstrem bir soru daha gündeme geliyor: Sonsuza kadar yaşayan canlı mevcut mudur? Tahmin edildiği gibi bu sorunun cevabı da evet. Turritopsis dohrnii türü denizanası, yaşam koşulları olumsuz hal aldığında yetişkin medusa evresinden yavru polip evresine dönerek ölüme meydan okur. Fiziksel basınç, hücrelere zarar verecek yüksek sıcaklık vs. uygulanmadığı sürece Turritopsis dohrnii, yavru polipten yetişkin medusa evresine, medusa evresinden polipe dönüşerek sonsuza kadar yaşar. "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi" bu denizanası türünde hayat bulmuştur, denilebilir. "Yaşama odaklı Turritopsis dohrnii" ve "Üreme odaklı Sahra Çalısı" gibi ekstrem iki canlı incelendiğinde yaşamın tek amacı olduğu görülür, varlığını sonsuz kılmak. Bütün canlılar, hatta cansız ile canlı arası geçiş formu virüsler, tek amacı kendini kopyalamak olan genlerin elindeki bir nevi kuklalardır. 100 senelik zamanı başıboş, avare bir şekilde kızgın çöl kumlarında oradan oraya savrularak geçiren ölü Sahra Çalısı'nın verdiği en önemli mesaj, tohumunda sakladığı genlerin ipleri elinde tuttuğudur. Peki, insan söz konusu olduğunda, kalıtım molekülü genler ipleri elinde tutabilecek miydi? Genlerin kendi varlıklarını sonsuz kılma çabasının insan medeniyetine, ruh dünyamıza, edebiyata ve sanata, bilimsel üretime, mitolojiye ve dine, iletişim diline, politikaya, düşünsel yaşantımıza ve kültürümüze ne gibi etkileri olacaktı?

Her ebeveynin evlatları için mürüvvetini görmeden ölmeme isteği, gerçekte genlerin kendilerini kopyalama güdüsünün kültürümüze ve ruhumuza sirayet ettiğinin göstergesidir. Çocukların doğumu, sünneti ve evliliğini içeren mürüvvet görme isteğinin bir şekilde üreme ile ilgili olması rastlantı değildir. Dile dökülen "Mürüvvetini görmeden ölmeyeyim oğul/kızım" dileği duygulardan bağımsız olarak iki şekilde okunur, birincisi benim taşıdığım genleri devam ettir, ikincisi eğer genlerimi devam ettirirsen görevimi yerine getirmiş telakki ederim, gözlerim açık gitmez. Üreme güdüsünün Doğa Ana tarafından canlılara bahşedilen en güçlü güdü olması, genlerin kendi varlıklarının devamını garanti altına alma çabasının bir sonucudur.

Dedenin torunlarını kendi çocuklarından daha fazla sevmesi ve torunlarının üzerine titremesi, bir ayağı çukurda dedenin "Ben artık yok olmak üzereyim, ama torunum benim yerime yeşeren genç bir fidan, onu korumalıyım" mesajı olabilir mi? Moleküler düzeyde meseleye bakarsak, dedenin torunlara gösterdiği ihtimam, ata genlerin varlığının devamını garanti altına alma çabası olarak değerlendirilebilir. Kültürümüzde toruna dedenin ismini verme eğilimi, bedensel olarak yok olan dedenin anısını sonsuz kılma çabası olamaz mı? Genlerin kendi varlıklarını sonsuz kılma eğiliminin bilinçdışı yansıması, dedenin varlığını hatıra olarak sonsuza kadar yaşatma dürtüsü şeklinde vücut buluyor olabilir. Öyleyse insan söz konusu olduğunda yeni bir fenomen gündeme geliyor, "Soyut olarak varlığı sonsuz kılma".

Freud'un sözüyle ego şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir. Ego, id ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir. Daha basitleştirirsek id; yaklaşık 2 milyon senelik avcı toplayıcı dönem ve daha öncesine göre evrimleşmiş beyin kimyasının zorunlu kıldığı "Beslen, susuzluğunu gider, çiftleş, hayatta kalmak için şiddet uygula, savaş" talimatlarının alındığı zihinsel katman iken, süperego; yaklaşık 10.000 senelik tarım devrimine ve şehirleşmeye göre şekillenmiş ahlakın ve kültürün, bir arada yaşamayı zorunlu kılan "Eller ne der oğul, diğer insanları da düşün, arzularını geciktir, toplumsal sözleşmeyi bozacak şiddetten uzak dur, şimdi sırası mı?" talimatlarının alındığı sosyal tabuların zihinsel katmandır. Ego, genellikle birbirlerine zıt çalışan idin gayri ahlaki talepleriyle, superegonun ahlaki taleplerinin optimize edilmesini sağlayan zihinsel katmandır.

Şiddet uygulayarak güç unsuru oluşturma güdüsünün, toplum olmanın garantisi superego tarafından sınırlandırılması, insanın "hayata soyut varlık koyabilme" niteliklerini güçlendirirken, hoyrat ve haris üreme güdüsünün sınırlandırılması ise "varlığını soyut olarak sonsuz kılabilme" niteliklerini öne çıkardı. Tarım devrimi öncesi avcı toplayıcı insan da, günlük iletişimde bir işe yaramadığı halde, varlığını sonsuz kılmak istercesine, kalıcı boyalarla mağara duvarında elinin izini çıkardı, fakat tarım devrimi sonrası heykeller resimler ve anıtlar çok daha etkileyici ve kalıcıydı. Freud'un libido kavramının sadece cinselliği değil yaşama enerjisini de barındırması, 3,5 milyar yıllık evrimsel süreçte "yaşama odaklı" ve "üreme odaklı" canlılar oluşturulması sonucu ile de uyumludur. Somut genlerin kendilerini hoyratça yaşatma ve kopyalama güdüsünün, tarım devrimiyle birlikte sınırlandırılması, libidonun toplum tarafından ayıplanmayacak, tersine takdir edilecek, yollara kanalize olmasına sebep olmuştur. Medeniyetimizin kökleri, bilim, sanat, edebiyat, müzik, felsefe, mitoloji ve din "hayata soyut varlık koyma" ve "varlığını soyut olarak sonsuz kılma" çabasının ürünleridir.

Eğer insan için sadece genetik olarak varlığımızı sonsuz kılmak önemli olsaydı, evlat edindiğimiz çocuklara yeterli ihtimam göstermezdik. Oysa hayat ideallerimizi sonsuz kılmak için bile evlat edinmek bize aynı ruhsal tatmini yaşatır. Farkında olalım ya da olmayalım çocuklar üzerinde ideallerimizi sonsuz kıldığımız, kendi eksikliklerimizi onlar üzerinden kemale erdirmeye çalıştığımız projelerdir. Çocukların çoğunlukla, ebeveyn ile aynı politik görüşe, dini inanca ya da hayat ideallerine sahip olması, soyut olarak varlığını sonsuz kılma çabasının sonucudur. Yaşanan en büyük ruhsal acının evlat acısı olması rastlantı değildir. Evladını kaybeden anne-babanın bu acıyı dindirememesi, varlığını sonsuz kılma amacının hem somut gen düzeyinde hem de soyut hayat idealleri düzeyinde ortadan kalkması ile yakından bağlantılıdır. Maalesef çocuğunu kaybeden bir anneyi teskin edecek öteki dünya tahayyülü sunan dinlerden başka alternatif yok gibi. Çocuğu ile yeniden karşılaşabilme umudu bir anneyi rasyonaliteden tamamen koparabilir. Öteki dünya tahayyülü sunan Semitik dinler ile reenkarnasyon inancı barındıran dinlerin milyarlarca müridi olması boşuna değildir. Dini duygularımızın en üst düzeye ulaştığı anların yakınlarımızın cenaze törenleri olması da tesadüf değildir. Varlığı soyut düzeyde sonsuz kılma vaadi olan dinler, insanın sonlu olma travmasını atlatabilmesini sağladığı için güçlüdürler. Eğer Turritopsis dohrnii türü denizanası gibi sonsuza kadar yaşasaydık, muhtemelen dinler hiç var olmayacaktı, fakat medeniyetimiz de bu düzeyde olamayacaktı. Önemli mimari yapıların birçoğunun, Terrakotta toprak askerler tarafından korunan Çin’in ilk imparatoru Qin Shi Huang’ın mezarı, Keops Piramiti, Taç Mahal gibi anıt mezarlar olması, varlığını sonsuz kılma dürtüsünün yansımalarıdır. Diğer önemli mimari yapıların da dini yapılar ve ibadethaneler olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Tanrının sonsuz cennetine mazhar olma motivasyonu ile inşa edilen mimari eserler kimi zaman Ayasofya gibi statik disiplininin sınırlarını zorlayacak görkeme sahip olabilmektedir. 

Efsaneler, mitolojiler insanlığın kolektif bilinçaltının dile dökülmüş ürünleridir. Ab-ı hayatın sonsuz yaşam bahşettiği inancı, sonlu olmayı kabullenemeyen insanın tatlı hayalidir. Adamotu bitkisinin idam edilen mahkûmun spermlerinin döküldüğü toprakta yeşerdiği inancı, insana ölümlü olmayı yakıştıramamızın yansımasıdır. Adem ile Havva'nın sonsuzluk bahşeden cennetten kovulma hikayesindeki örtük edebi anlatım, genlerin varlıklarını sonsuz kılma çabasının, zihnimizin derinliklerine işlediği ebediyet beklentisinin hasılası olsa gerek. Adem ile Havva'nın yasak meyve elmayı yemeleri sonucu çıplak vücutlarından utanmaya başlamaları ve incir yaprağı ile örtünmeleri dini metinlerin sansürlendiği fikrini doğuruyor. Öyle ya elma yemek neden utanç versin? Elmanın kadın göğsü olduğunu farz edersek, bu anlatım farklı bir anlam kazanıyor. Sonsuza kadar cennette hayat sürmek var iken, ilk cinsel günahın işlenmesiyle, Adem ile Havva'nın ceza olarak yeryüzüne indirilmeleri, cennetteki özlenen ebediyeti tekrar yaşayabilmenin yolunun üreyerek varlığını sonsuz kılmak olduğu sonucuna götürüyor. Özetle bu hikâyede Tanrı şunu demek istiyor olmalı: "Madem üreme ile gelen sonsuzluğu, her daim genç kalacağınız cennetin sonsuzluğuna tercih ettiniz, öyleyse sizleri yeryüzüne göndererek cezalandırırım". Boyalı gazetelerin 2.sayfa haberlerinde kriminal şiddet olaylarının çoğunun bir şekilde cinsellikle bağlantılı suçlar olması, cezanın hedefine ulaştığını düşündürüyor. Tasavvufta fenafillah mertebesine istek ve arzulardan sıyrılarak ulaşıldığı inancı, varlığını devam ettir komutu veren evrimsel perspektif ile çelişiyor görünse de, fenafillah mertebesinin bir üstü nihai mertebe beka-billah inancında, kişinin kendi varlığını Tanrının varlığında eritip beka/sonsuzluk bulması, evrimin temel dinamiklerine uygundur. Tasavvuftaki en üst mertebe beka-billah inancı, "varlığını soyut olarak sonsuz kılma" çabasının ürünüdür.

Popüler müzisyenlerin, binlerce dinleyicinin alkışları karşısında "Beni var eden sizlerin alkışları" sözü hayata soyut olarak varlık koyma dürtüsü ile ilgilidir. Yine aynı müzisyenin "Bir albüm çıkardım kalıcı olmak istiyorum müzik dünyasında" sözü ise, her ne kadar Cem Yılmaz tarafından dalga geçilse de, soyut olarak varlığını sonsuz kılma çabası ile ilintilidir. Evet, karbon fiber değiliz, elbette bir gün somut olarak varlığımız yok olacak, ama varlığımızı soyut olarak sonsuz kılma çabası sanırım baki.

Bir insana yokmuş gibi davranmanın, ona verilebilecek en büyük ceza olması, hatta bağırıp çağırmaktan bile etkili olması, hayata soyut varlık koymanın ne kadar önemli olduğunu gösterir. Şöhret ve tanınma dürtüsü, twitter'da facebook'ta takipçi sayısını arttırma çabası, beğeni alma çabası, övülme ve iltifat ihtiyacı yine hayata soyut varlık koyma amacının yansımalarıdır. En naif karakterli politikacıların bile makam koltuğuna bir kez oturduklarında, o koltuktan bir türlü kalkmak istememeleri, birçok politikacının geniş kitleler karşısında ruhsal yükselişe geçen tanrılara dönüşmeleri, hayata soyut varlık koyma amacının sonucudur. "İktidar" kelimesinin hem politik gücü hem de cinsel gücü ifade etmesi, Freud'un libido kavramının ne kadar yerinde bir tabir olduğunun da göstergesidir. Politik iktidara sahip kişi, kitlesinin alkışları karşısında hem var olduğunu iliklerine kadar hisseder, hem de tarihe adını altın harflerle yazarak varlığını sonsuz kılma fırsatına haiz olur. Tekrar hatırlatalım, var olduğunu iliklerine kadar hissetmek, evrimin "yaşama odaklı canlı" sonucunun maniple edilmiş hali iken, tarihe adını altın harflerle yazmak ise evrimin "üreme odaklı canlı" sonucunun maniple edilmiş, soyutlanmış halidir.

Derste sıraya adını kazıma, ya da oraya buraya imza atma dürtüsü muhtemelen hayata soyut varlık koyma ile ilgili yetersizliğin yaşandığına işarettir. Esaretin Bedeli filminde, hapishanenin yaşlı kütüphanecisi Brooks Hatlen, 50 senelik mahpus hayatından sonra dışarıdaki hayata ayak uyduramaz ve otel odasında hayatına son vermeye karar verir. Ölmeden önce duvara kazıdığı "Brooks was here" cümlesi hayata dair soyut varlık koyamadım anlamına geldiği gibi, ölüm karşısında soyut olarak varlığını sonsuz kılma çabası olarak da görülebilir, tıpkı ilkel insanının kalıcı boyalarla mağara duvarlarına elinin izini çıkarması gibi. Bu arada intihar, şiddet uygulayarak güç unsuru oluşturma güdüsünün, toplum olmanın garantisi superego tarafından sınırlandırılması sonucu kişinin kendine yönelmiş şiddet olma ihtimali göz ardı edilmemelidir. 

Bir insanın varlığını sonsuz kılacak hayat ideallerini anlamak istiyorsak vasiyetlerine bakalım. "Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır". Dünyaya çocuk bırakmamış bir liderin, kurduğu yeni devleti, varlığını sonsuz kılacak soyut gen olarak gördüğü aşikârdır.

"Can kafeste durmaz uçar. Dünya bir han, konan göçer. Ay dolanır yıllar geçer. Dostlar beni hatırlasın". Dünyayı doğum ve ölüm arası iki kapılı bir hana benzeten Âşık Veysel için, hatırasının yaşatılması şüphesiz varlığını soyut olarak sonsuz kılma çabası ile ilintiliydi.

"Avazeyi şu âleme Davud gibi sal, baki kalan bu kubbede hoş bir sadadır" demiş Şair Baki. Bu hayatta ne yaparsak yapalım, öldüğümüzde arkamızdan söylenilen hoş sözlerdir bizim varlığımızı sonsuz kılan.

"Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni. Hasan Beyin vurdurduğu Irgat Osman yatsın bir yanımda ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp kırkı çıkmadan ölen Şehit Ayşe öbür yanımda. Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelirse tepemde bir de çınar olursa, taş maş da istemez hani" Gurbette Anadolu’ya özlem duyan Nazım Hikmet'in varlığını, Irgat Osman ve Şehit Ayşe ile yan yana, 1000 sene yaşayabilen çınar ağacına sirayet ederek devam ettirme güdüsü, hayat görüşlerinde samimi olduğunu gösterir. Bir ateist veya panteist için hayat zaten bir canlıdan başka bir canlıya sirayet eden, karbon ve azot döngüsü gibi sonsuz bir çevrimdir.  

11 Eylül saldırıları sonucu New York’ta kondom satışlarının artması, ölümle burun buruna gelen insanın üreme güdüsünün tetiklenmesiyle varlığını devam ettirme çabasının yansımasıdır. Yine savaştan kaçarak ülkemize yerleşen Suriyeli mültecilerin kamp koşullarında normal trendin üzerinde çocuk yapmaları sonlu olma travması ile başa çıkabilmek amacı ile üreme güdüsünün kontrolü ele almasıdır. Bazı çam ağacı türlerinin ölecekleri ile ilgili somut veriler aldıklarında aynı yıl kozalak sayısını arttırması yine varlığını sonsuz kılma çabası ile ilintilidir. Orta yaş bunalımı, andropoz veya menopoz öncesi "Elvis binayı henüz terk etmeden" genlerin kendilerini çoğaltma amacıyla cinsel hormon sentezini arttırması sonucu oluşan krizlerdir. Orta yaşlarda görülen boşanmaların birçoğu bu kriz yüzündendir. "American Beauty" filminde genç bir kadına ilgi duymaya başlayan ve gençleşmek için spor yapan orta yaşlı baba karakteri Lester, tehlike anında genç polip evresine dönen Turritopsis dohrnii türü denizanasının trajik bir kopyasıdır. Tabii ki nihai amaç bellidir, varlığını sonsuz kılmak.

Kanser hücreleri, kontrolsüz sürekli bölünen hücrelerdir. Peki, kanser hücreleri neden sürekli bölünme yoluna gider? İnsan dâhil çok hücreli canlılar, gizli bir sözleşme ile ayrı ayrı görevleri yerine getirmek üzere bir araya gelmiş tek hücreli canlılar organizasyonudur. Her hücre topluluğu solunum, boşaltım, sinirsel iletim, düşünme, dış etkilerden korunma gibi faaliyetleri farklı dokularda yerine getirerek, sadece zamanı geldiğinde bölünerek vücut bütünlüğümüzü korurlar. Doğal olmayan beslenme, sigara gibi zararlı kimyasallara maruz kalma, aşırı stresli yaşam, zararlı ışınlara maruz kalma gibi durumlar uzun vadeli devam ettiğinde bu etkilere azami ölçüde maruz kalan normal hücreler varlıklarının tehlike altında olduğu mesajı ile organizasyonu bozup sürekli üreme yoluna giderler. Kanser hücreleri aslında organizasyonu bozup, bir kaç milyar sene önceki tek hücreli yaşamlarına geri dönerek, kendilerini koruma güdüsüyle varlıklarını sonsuz kılmaya çalışırlar. Henrietta Lacks isimli kanser hastasından 1951 yılında alınan kanserli Hela hücreleri laboratuvar kültür ortamında hala yaşamayı ve üremeyi devam ettirmektedir. Bir kaç milyar sene önceki tek hücreli aslına rücu etmiş Hela hücreleri, bugün onlarca kanser araştırma laboratuvarına deneklik etmektedir.

Yeryüzünde canlılık adına olup biten her şey basit ve ruhsuz şu bilimsel ifadede anlamını bulur: "Evrim, yaşama ve üreme hususunda avantajlı özelliklere sahip canlıların nesillere sarih sayılarının artması, yaşama ve üreme hususunda dezavantajlı özelliklere sahip canlıların ise nesillere sarih sayılarının azalması ve sonunda yok olmasıdır. Öyleyse 3,5 milyar yıllık doğal seleksiyon tarihi sonunda var olmayı başaranlar yaşama odaklı ve üreme odaklı canlılar olmalıdır."  Yaşama ve üreme odaklı canlılığın hizmet ettiği tek nokta ise genlerin bekasıdır. Birçok insanın yaşamın anlamı dediği aşk bile genlerin bekasına hizmet eder. Aşk, doğacak çocuğun sorumluluğunu sadece annenin değil, babanın da alması için anne ile baba adayları arasında gözlere perde indiren sihirli bağlılıktır. Sihirli bağlılığı yaratan moleküller dopamin, serotonin ve noradrenalinin sentezlenme komutunu veren tabi ki genlerdir. Bu moleküllerin etkinliği maksimum 3 sene sürer ve aklın muhakeme etme yetisini kısıtlar. Eğer evlilik planları muhakeme edilseydi birçoğu başlamadan bitmez miydi? 3 sene sonra gözlere inen perde kalktığında genlerin taşıyıcısı bebek ayakları üzerinde yürümeye başlamıştır bile.

Kendilerini kopyalayarak varlıklarını sonsuz kılmaya çalışan, yaşamın yazılımı genler (software), çoğalmak için bünyelerine katacakları organik bileşikler azalmaya başlayınca, kaynakları elde etmek için donanımlarını (hardware) geliştirmeye başladılar. Işığı algılayacak reseptörler, suda ilerlemeyi kolaylaştıracak hidrodinamik yapıdaki ön ve arka yüzgeçler, sıcaklığı algılayacak deri, üreme isteğini körükleyecek hormonlar, zararlı maddeleri kolaylıkla dışarı atabilecek boşaltım organları, koku almayı sağlayacak reseptörler, hızlı koşmayı sağlayacak kaslar, yavru genleri koruyacak şefkat hormonları, düşmanlardan saklanmayı sağlayacak kamuflaj gibi özelliklerin tamamı, yaşamın yazılımı genlerin protein sentezi komutuyla oluşturdukları donanımlardır.

Bütün canlılar görünen fiziki yapılarıyla, gözle görünmeyen genleri yaşatmak ve çoğaltmak ile yükümlü donanımlar yekûnudur. Genler, bir kaç milyon sene önce öyle bir donanım geliştirdiler ki bu donanım genlerin varlıklarını sonsuz kılma amacını maniple etmeyi başardı. Zekâ normalde vahşi doğada hayatta kalabilmek için alet yapma, durum analizi yapma, avı yakalamak için tuzak kurma, matematiksel hesap yapma, edindiği deneyimleri çocuklarına aktarma gibi özellikleriyle genlerin varlıklarını sonsuz kılmaya hizmet eder. Ancak yine zekânın ürünü soyutlama ve ikame etme kabiliyetleri sayesinde genlerin varlıklarını sonsuz kılma amaçları insan zihninde başka bir boyut kazandı. 

Gerçek kahramanlar hep geçmişte var olurlar, yasayan kahraman neredeyse yoktur. Öyleyse kahramanlık, soyut genler yani idealler için ölümü göze alıp, kitlelerin gönlünde varlığını sonsuz kılma dürtüsünün bilinçdışı yansımasıdır. Burada somut genlerin kendi varlıklarını sonsuz kılma amacı, ideallerin ebediyet amacı ve kitlelerin gönlünde varlığını sonsuz kılma amacı ile ikame edilmiştir. Tıpkı Ernesto Che Guevara'nın yaptığı gibi. "Köylü Murtaza Emmi öldü." cümlesi merhamet hissiyle birlikte zihnimizde mezar imgesi olarak belirirken, "Isaac Newton öldü" cümlesi belirgin bir his yaratmaz, çünkü kendisi fizik kitaplarında varlığını sonsuz kılmıştır. Beethoven 9. Senfoni’de, Mimar Sinan Selimiye Cami'nde, Yaşar Kemal İnce Memed'de ölümsüzleşmiştir. Her bilim insanın kalbinde açık veya gizli, isimlerini tarihe geçirerek varlıklarını sonsuz kılacak Nobel Ödülünü almak vardır. Bir dindar için bu hayat gerçek değildir, çünkü sonludur. Tanrının rızasına mazhar olup, cennete kabul edilmek ile sonsuzluğa soyut olarak ulaşma inancı taşıyordur. Bir mutasavvıf için hayatın anlamı, genlerin komutlarını hiçe sayıp yani nefsine hükmedip, beka-billah mertebesinde soyut varlığını sonsuz kılmaktır. 

Canlılığın tek amacı vardır, somut ya da soyut "varlığını sonsuz kılmak". Gerçekte bu amaç değil 3,5 milyar yıllık doğal seleksiyon tarihinin sonucudur. Bizler eleğin sadece altındaki kumları görürüz, oysa şekilsiz iri taşlar eleğin üstünde kalır ve işe yaramadığı için atılır. 3,5 milyar yıllık doğal seleksiyon tarihinde canlıların %99'u eleğin üstünde kaldıkları için soyları tükenmiştir. Şu an yaşayan canlılar yaşama ve üreme konusunda en başarılı olanlardır. Eğer ipi kopmuş bir asansörde uyanmış olsaydınız, asansörün amacının yere çakılmak olduğunu düşünebilirdiniz. Gerçekte asansörün yere çakılması yerçekiminin sonucudur. 3,5 milyar yıllık evrimsel süreçte 70 senelik bir uyanıklık ile canlılığı değerlendirdiğinizde, amacın varlığını sonsuz kılmak olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat canlılığın ve dolayısıyla genlerin varlığını devam ettirme konusunda bu kadar talepkâr olması, gerçekte 3,5 milyar yıllık doğal seleksiyon tarihinin ve kimyanın kaçınılmaz sonucudur.   

Sahra Çalısı, bir kaç haftalık kayda değer yeşil yaşam için dile kolay 100 senelik zamanı başıboş, avare bir şekilde kızgın çöl kumlarında oradan oraya savrularak geçirir. Fakat 100 sene sonunda ölü bedende taşıdığı tohumlarını suya bırakabilirse varlığını sonsuz kılar. Bütün canlılık serüveninin özü bu çalıdadır. Bizler sadece soyunu devam ettirmeyi başaran çalılardan haberdar oluruz, diğerleri silinir gider. William Shakespeare'in ölümsüz karakteri Hamlet, elinde kurukafayla, felsefe tarihinde canlılık adına edilmiş en derin sözleri haykırır.

"Olmak ya da olmamak işte bütün mesele budur." 

Kargaların Baş Döndüren Zekası

Penrose'un İmkansız Üçgeni

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim