Evrim Ağacı Soru & Cevap
Reklamı Kapat
Puan Ver
0
Puan Ver

Bir kuş türü kanadini kullanmayınca neden o kanat körelir?

Bir kuş kanatlarini çok kullanirsa daha guclu bir kanadi olur ancak bu bir modifikasyondur diger nesle aktaril miyorken o kuş türü o kanadi kullanmiyinca nasil oluyorda nesiler sonra köreliyor ve eski işlevini yerine getiremiyor mantıken o kusun kanadini kullanmamasi ve zayif kalmasida bir modifikasyon olmuyor mu?

2
Teşekkür
Hatırla
Takip
Paylaş
Reklamı Kapat
2 Cevap

Modifikasyon, canlılarda çevrenin etkisiyle meydana gelen ve kalıtsal olmayan özelliklerdir.

Her canlı her nesilde sürekli olarak bir miktar evrim geçirir. Yani her nesil atasından bir miktar farklı özelliklere sahiptir. Bu değişimler doğal seçilim yoluyla gerçekleşir. Her nesilde işe yarayan özellikleriniz, yani bu özelliklerinizin hayatta kalma becerinizi ve üreme becerinize etkisine göre ya elenirler ya da seçilirler.

Canlıların hayatları boyunca yaşadıkları değişimler evrim değil gelişimdir. Evrim popülasyonlar içindeki gen ve özellik dağılımlarının nesiller içerisindeki değişimidir.

Konu hakkında çok daha fazla bilgiye ulaşmak için evrim ağacının evrimsel biyoloji hakkındaki makaleleri okuyun... :)

Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür
Paylaş
1

Kaynaklar

  1. Evrimsel Biyoloji

Özet:

Uçamayan Kuşların Kanatları

Devekuşları, penguenler, Galapagos Karabatakları ve soyu tükenmiş dodolar gibi kuşlarda görülen, artık uçmak için kullanılamayan kanatlardır. Bu kuşların evrimsel geçmişleri incelendiğinde, tüm atalarının ve yakın akrabalarının uçabildiği görülmektedir. Bu kuşlar, eskiden uçabilecekleri kanatlara sahipken, son birkaç milyon yılda bu özelliklerini yitirmişlerdir. Her birinin sebepleri farklıdır: kimi ada ortamında daha fazla uçuşa ihtiyacı olmadığı ve her zaman karada beslendiği için, kimi ise karada aradığı besinlerin tükenmesiyle sulara yönelmesi ve gittikçe suda yaşamaya daha adapte olmaları sonucu bu organlarının işlevlerini yitirmişlerdir. Elbette, yukarıda da açıkladığımız sebeplerle bu kanatlar bir anda yok olmamıştır ve günümüzde farklı işlevlere sahip olacak bir şekilde özelleşmişlerdir. Örneğin devekuşları, hızlı koşuları sırasında kanatlarını bir dengeleyici olarak kullanırken, penguenler ve Galapagos Karabatakları suya daldıkları zaman birer yüzgeç olarak bu kanatlarını kullanmaktadırlar.

Evrimsel sürecin bu şekilde devam edeceği ve çevresel baskıların değişmeyeceği varsayılırsa, güvenle söylenebilir ki bu kanatlar gelecekte yaptıkları işi daha da başarılı bir şekilde yapacak şekilde evrimleşecektir ve belki nesiller sonunda Galapagos Karabatakları'nın kanatları tam bir yüzgece evrimleşecektir. İşte o zaman bilim insanları bu kanatlara baktıklarında, anatomik yapısının bir kanat olduğunu; ancak genel morfolojisinin bir yüzgeç ile homolog olduğunu göreceklerdir. Bu, bizlerin pek çok körelmiş organda gördüğümüz bir durumdur.

Bu, orta derecede körelmiş organlara güzel bir örnektir.

Ayrıntılı bilgi:

Organlar ve Yapılar Neden Körelir?

Bildiğiniz gibi evrim, doğa şartlarına bağlı olarak işleyen bir süreçtir. Doğa şartları ise, katrilyonlarca parametrenin etkisi altında sürekli, an be an değişirler, küçük ya da büyük miktarlarda. İşte bu değişimler, canlıların doğada hayatta kalma ve üreme başarılarını birebir etkilerler. Her türün bireyleri, bireysel olarak birbirlerinden farklıdırlar. Buna, genetik farklılıklar sebep olabileceği gibi, çevrenin de etkisi sebep olabilir. Bunun en güzel örneği, farklı ailelerde büyüyen ama genetik olarak tıpatıp aynı olan tek yumurta ikizlerinin arasında fiziksel ve davranışsal pek çok fark olmasıdır. İşte bu tür içi bireysel farklılıklar (ki bunların sayısı da katrilyonlarla ifade edilebilir), sayısız çevresel etmene karşı bir nevi sınav içerisindedirler. Bu sınavda çevre şartlarına en uyumlu olanlar daha kolay hayatta kalır ve daha kolay/çok üreyebilirler. Böylece kendilerini bu şartlara karşı güçlü kılan genleri ve dolayısıyla bu genlerin etkilerini yavrularına aktarabilirler. Bunun sonucunda da, nesiller sonunda, çevre şartları tamamen değişmediği müddetçe, o şartlara daha önceki nesillerden çok daha uyumlu türler evrimleşir.

Bu evrimsel süreçte, doğa şartları sürekli değişebildiği için, canlılar da rüzgarda savrulan yapraklar gibi beklenmedik yönlere doğru, nesiller içerisinde evrimleşmek durumunda kalabilirler. Bu evrim sırasında ise, daha önceden bulunulan ortamda ya da bulunulan çevre koşullarında işe yaradığı için binlerce, milyonlarca yıldır avantaj sağlayan ve seçilen organlar ve yapılar, bir noktadan sonra doğa şartlarının veya bulunulan ortamın değişmesiyle hiçbir işe yaramaz hale gelebilirler. İşte bu organlar, evrim ekonomisi dediğimiz bir mekanizma içerisinde, yine nesiller içerisinde yok edilirler.

Evrim Ekonomisi Nedir?

Evrim ekonomisi, en yalın tanımıyla bir canlının maksimum enerji verimine ulaşabilmek için uymak zorunda olduğu, doğal kurallar bütünüdür diyebiliriz. Canlılar, enerjiyi aktif olarak kullanıp değiştirerek hayatta kalırlar ve varlıklarını sürdürürler. Dolayısıyla enerjinin verimli kullanılabilmesi bir canlının, daha doğrusu doğanın en önemli kurallarından biridir. Elbette bir varlık enerjiyi saçıp savurabilir, bu, zekası olan (yani bir beyne ve sinir sistemine sahip olan) tüm canlıların verebileceği bir karardır. Ne var ki aklı başında hiçbir canlı (elbette bu zekayı hak ettiği gibi kullanamayan insan türü hariç hiçbir canlı) buna yanaşmaz, çünkü eninde sonunda zarar görecek olanın kendisi olacağını bilir. Türümüz kadar engin bir bilişsel fonksiyon gücüne sahip olmayan canlıların ise, seçim şansları bulunmaz. Bu yasalara boyun eğecek şekilde yaşamlarını sürdürürler. Yasaların dikte ettiği yönden uzaklaşanlar elenirler. Yani evrim ekonomisi dahilinde, sahip olduğu genetik yapıdan ötürü ömrü içerisindeki enerjiyi en verimli olarak kullanan bireyler hayatta kalabilirler. Yine genetik yapılarından ötürü, enerji verimliliği düşük olanlar elenirler. İşte artık işe yaramayan, görevlerini yitirmiş organların körelmesi de bu yüzdendir.

Hangi yapı, hangi organ olursa olsun; bir organın var edilmesi ve varlığının korunması (hastalandığında tamir edilmesi, vs.) çok ciddi enerjiler ister. En başından, embriyonik dönemden itibaren bir organın üretilebilmesi ve daha sonra ömür boyunca kullanılabilmesi için her bir hücre sürekli olarak enerji tüketmektedir. İlk bakışta bu insana önemsenmeyecek kadar ufak gelse ve fazladan sahip olunan organların harcayabileceği enerji pek anlam ifade etmese de, daha detaylı bir şekilde düşünüldüğünde ve evrimsel bir analiz yapıldığında, bu enerji ekonomisinin önemi net bir şekilde anlaşılabilir. Ufak bir örnekle anlatmaya çalışalım:

Dünya Sağlık Örgütü'nün yayınladığı verilere göre, 30 yaşında, 80 kilogram ve 180 santimetre boyunda olan ve günde 8 saat dinlenen, 6 saat çok hafif iş yapan, 4 saat hafif iş yapan, 4 saat orta ağırlıkta iş yapan ve 2 saat ağır iş yapan sıradan bir kimsenin 1 günde ihtiyacı olan enerji 4.738 kaloridir. Bu enerji, vücudumuzdaki her bir hücre tarafından gün boyunca kullanılmaktadır. Science dergisinin yayımladığı bir makaleye göre vücudumuzda toplamda 50-75 trilyon arasında hücre bulunmaktadır. Bir diğer makale ise, çok daha hassas detayları dikkate alarak bu sayıyı 37.2 trilyon olarak belirlemektedir. Dolayısıyla biz de bu en güncel ve isabetli sayıyı kullanacağız.

Şimdi, bir organı ve harcadığı enerjiyi ele alalım: örneğin karaciğer. Yapılan araştırmalar, sağlıklı bir karaciğerde ortalama 240 milyar hücre olduğunu göstermektedir (örneğin siroz, bu hücrelerin sayısını 172 milyara kadar düşürmektedir). Lineer bir hesaplama yapacak olursak, karaciğerin her gün yaklaşık 30 kalori kadar enerji harcadığı ortaya çıkarılabilir. Elbette beyin, kalp gibi organlar, diğer organlardan çok daha fazla enerji harcarlar ve organlar arası eşit bir dağılım söz konusu değildir. Örneğin beyin için bu sayı günde 950 kalori kadardır, çünkü beynimiz, tek başına vücudumuzun toplam enerjisinin %20'sini tüketmektedir. Dinlenen ve bazal metabolik düzeyde enerji harcayan bir bireyde bile beyin günde ortalama 260 kalori harcayacaktır. Normal hızda çalışan bir karaciğerin neredeyse 9 katı! Her neyse, şimdilik karaciğer gibi daha az enerji harcayan bir organa odaklanalım ve günde 30 kalori enerji harcadığını düşünelim. Çünkü böyle bir organın körelmesini inceleyeceğiz.

Şimdi, ortalama 80 yıl yaşayan bir insanın ömründe 29.200 gün bulunur. Bu süre zarfında, karaciğer büyüklüğündeki bir organın sadece varlığının korunması için harcanan enerji 876.000 kalori enerjiye eşittir. Bu da, 80 yıllık ömrümüzün 184 günü boyunca aralıksız edindiği enerjinin tamamını bu organa ayırması gerekmektedir. Eğer ki karaciğerin insan gibi bir canlıda tamamen işlevsiz olduğu düşünülürse 80 yıllık ömrün 184 gününün tamamında harcanabilecek enerji boşa gitmektedir. Burada farazi bir örnek verdik ve düşük enerjili organlardan birini seçtik, buna rağmen ciddi bir enerji sarfiyatı ortaya çıktı. Söz konusu beyin gibi büyük ve vücutta en fazla enerji harcayan organlar olduğunda, bu gereksiz yere çalışılan gün sayısı, binlerle ifade edilecektir. Örneğin kollarınızın veya genel olarak kaslarınızın, sinir sisteminizin ve benzer aktif organlarınızın harcadığı enerjiyi bir düşünün. 80 yıllık enerjiniz, bu organlara dağılmış vaziyettedir ve birçok organınız, binlerce günlük enerjinize eşit düzeyde enerji sarfiyatında bulunmaktadır. Eğer ki o organ işe yaramazsa, o organı üretmeyen ya da körelmiş olarak üreten bireyler, o organa harcayacakları enerjiden kazanmış olurlar. İşte zaten evrimsel avantaj, bu tür basamakların bir araya gelmesiyle oluşur.

Bu saydığımız sebeplerle, çevre şartlarının değişmesi, organların işlevsizleşmesine ya da eski işlevlerini yitirmelerine sebep olmaktadır. Neredeyse her canlı türünde, öyle veya böyle, körelmiş organ ve yapılara rastlamak mümkündür. Sadece insanın vücudunda, 40'tan fazla körelmiş organ tespit edilmiştir. Örneğin türümüzde bulunan körelmiş organların en barizlerinden biri olan 20 yaş dişleri ile ilgili olarak, "20 Yaş Dişleri Üzerinden Giderek Körelmiş Organların ve Evrim'in Anlaşılması Üzerine..." başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz. Benzer olarak, bir diğer körelmiş organımız olan apandiksi "Selüloz Sindirimi ve Apandiks İlişkisi" başlıklı yazımızdan okuyabilirsiniz.

Şimdi, bu körelmiş organların varlıklarına biraz daha girerek örneklendirelim:

Yukarıdaki Sayılar ve Hesaplar Ne İfade Ediyor? İşlevini Yitiren Bir Organ Nasıl Körelir?

Hiçbir canlı, günümüzdeki haliyle var olmamıştır ve olmayacaktır. Tüm canlılar, doğa içerisinde sürekli bir değişim ve evrim içerisindedirler. Bu değişim, her zaman ortama en fazla adapte olmak ve en fazla üreyebilmek yönlerinde olmaktadır. Ancak bu durumlar sürekli değişebildiği için, bu yönlerin ne tarafa doğru olduğunu kestirmek çoğu zaman olanaksızdır; bazı sınırlar dahilinde istatistiki çıkarımlar yapılabilecek olsa da.

İşte, yukarıda da açıkladığımız gibi, çevre şartlarının değişimleri etkisi altında, yüzbinlerce ve milyonlarca yıldır evrimleşmekte olan ve belirli bir yönde gelişen organlar, işlevlerini yitirebilirler ve artık işe yaramayabilirler. Örneğin, yukarıdaki yazılarımızda değindiğimiz gibi 20 yaş dişleri, apandiks, üçüncü göz kapağı gibi organlar insanda körelmiş organlardır. Bunlar az sonra, bazı detaylarıyla birlikte döneceğiz.

Bu organların körelme sebebi, yukarıda basit matematiksel işlemlerle gösterdiğimiz devasa enerji harcamalarıdır. Popülasyon içerisinde genetik sebeplerle artık işe yaramayan organların üretiminde sorunu olan canlılar avantajlı konuma geçeceklerdir ve biz farkında olmasan da bu varyasyon (çeşitlilik) doğada sıkça bulunur. Çoğu insanda çeşitli organlar eksik olarak var olabilirler veya hiçbir zaman var olmazlar (buna agenez adı verilir). Eğer ki bu organlar, gerçekten yaşanılan ortamda hiçbir işe yaramıyorsa, vahşi ortamda yaşıyor olsaydık, bu kişiler doğal bir avantaj sağlayacak olurlardı, çünkü bu işlevsiz organlar artık gereksiz yere enerji harcamıyor olacaktı. Diğer hayvanlar için de aynı durum geçerlidir: eğer bir organ işlevsizse, onu üretmeyen ya da körelmiş olarak üreten canlılar, bir bütün olarak üretenlere göre enerji ekonomisi açısından avantajlı olacak ve daha kolay hayatta kalacaktırlar.

Genellikle Evrimsel Biyoloji'nin anlaşılamama sebebi, doğada bulunan çeşitliliğin göz ardı edilmesidir. İnsanlar, bir türe ait bütün bireylerin tıpatıp aynı olduklarını sanarlar, özellikle de insan dışı türlerin. Bir sincap, çoğu insana göre Dünya'nın her yerinde bir "sincap"tır ve değişmez. Hatta bizler, farklı milletlerden insanların bile tıpatıp aynı olduğunu iddia ederiz (Türkler Çinliler'in tıpatıp aynı olduklarını iddia eder, Çinliler de Avrupalıların). Halbuki her bir türün içerisinde, akıl almaz sayıda, hatta sonsuz sayıda farklılıklar bulunmaktadır ve çevre koşulları altında bu farklılıklar canlılara çeşitli üstünlükler ve zayıflıklar sağlamaktadırlar. İşte evrimin Seçilim Mekanizmaları, bu farklılıkları seçerek işler ve avantajlılar hayatta kalıp ürerken, zayıflar elenerek yok olurlar. Tam olarak bu sebeple, gereksiz organları sürdüren canlılar avantajsız konuma düşerken, bu organları en başından, genetik kökenli sebeplerle üretmeyen bireyler, tür içerisinde enerji verimliliği açısından avantaj sağlayacaklardır.

Elbette normal şartlarda, bir organın üretilmemesi ya da eksik çalışması bireylere dezavantaj sağlayacaktır. Unutmamalıdır ki bir organın körelebilmesi için artık işlevini yitirmesi ya da eski işlevlerini yerine getirmek zorunda olmaması gerekmektedir. Bunun için de ya doğa koşullarının ya da içinde yaşanılan ortamın değişmesi gerekmektedir.

Körelen Organlara Ne Olur?

Genellikle körelen organlar iki şekilde sonlanırlar: Bir grup körelmiş organ, yeni ortam koşullarında eski işlevlerini yerine getiremese de, yeni işlevler kazanarak bu şekilde çalışmaya başlayabilir. Örneğin sürüngenlerin (ve dolayısıyla memeliler ile kuşların) atalarında bulunan üçüncü göz yapısı, günümüzde epifiz bezi olarak çalışmaktadır. Ya da kuyruk sokumumuzda bulunan, eskiden kuyruğu desteklemek üzere görev yapan birkaç kemik (coccyx), günümüzde bu bölgede bulunan bazı kasların tutunması için yüzey alanı oluşturururlar. İşte evrimden anlamayan insanların, özenle kaçındıkları ve dinlemek istemedikleri nokta da budur. Evrimsel süreçte körelen bir organ tamamen yok olmaz, zaten olamaz da... Evrimde süreçler böyle anlık, bir anda, "puf" diye olmaz. Dolayısıyla körelme de, bir anda, bir bütün olarak, tamamen işlevsizleşme anlamına gelmez. Organlar, körelme sürecinde, ortam şartlarına göre yeni görevler edinecek şekilde özelleşebilirler. Buna yeniden döneceğiz.

Bir diğer grup körelmiş organ ise, körelme süreci boyunca hiçbir yeni işleve sahip olamayarak tamamen yok olurlar. Bunun en güzel örneği, karadan tekrar denizlere dönen memeliler olan balinaların arka bacaklarının körelerek tamamen yok olmasıdır. Bu bacakların orada bulunduğuna dair en güçlü kanıt, hala devasa gövdelerinin içerisinde, eskiden bacakların olduğu yerde bulunan ve hiçbir işe yaramayan pelvis (leğen) kemikleridir. Bunlar hiçbir işleve sahip olmadan, vücut boşluğu içerisinde yüzmektedirler. Muhtemelen bunlar da bir süre sonra tamamen yok olacaklardır.

İşte bu noktada, akıllara hemen şu soru gelir ki, Evrim Karşıtları'nın sıklıkla başvurduğu nokta da burasıdır:

Öyleyse Neden Hala Körelmiş Organlar Bulunuyor? İşe Yaramıyorsa Neden Yok Edilmiyorlar?

Evrim Karşıtları'nın ve genel olarak bu soruyu soranların, soruyu sorma sebebi, evrimi anlayamamış olmaları veya anlasalar da pratik olarak kullanamayışlarıdır (veya kullanmak istememeleridir). Evrim, sıklıkla bahsedildiği gibi çok yavaş bir süreçtir ve genellikle yüzbinlerce ve milyonlarca yılda büyük değişimler yaratabilmektedir. Bu sebeple, bir organın tamamen yok olması için geçen süre de çok fazladır.

Bu noktada anlaşılması gereken nokta şudur: bir körelmiş organ, varlık ile yokluk arasındaki skalada herhangi bir noktada bulunabilir. Yani bir organ, çevre koşullarının sadece birkaç yüz ya da birkaç bin yıl önce değişmesiyle işlevini ilk defa yitirmeye başlamış olabilir. Ancak bu kadar kısa geçmişte başlayan bir değişim, muhtemelen henüz hiçbir iz göstermeyecektir. Öte yandan bir diğer organ, birkaç on bin yıldır işlevsiz olabilir ve yavaş yavaş yok olmaya doğru küçülmeye ya da normal dışı davranışlar sergilemeye başlayabilir. Bir diğer organ birkaç milyon yıldır işlevsiz olabilir; bu organlar genellikle bizlerin popüler olarak "körelmiş organ" olarak bildiklerimizdir ve bu organlar net bir şekilde eski işlevlerini yitirmişler, küçülmüşler veya farklı işlevler kazanmışlardır. Bir diğer organ ise, on ya da yüz milyonlarca yıldır işlevsiz olabilir. Ancak bu süre zarfında canlının kendisi de zaten o kadar çok değişmiştir ki, körelmiş organın tespitini yapmak çok güç olabilir. Son olarak, bir diğer organ, artık geride hiçbir iz bırakmayacak şekilde yok olmuş olabilir ki bunların da tespiti çok güçtür. Çoğu zaman genetik yöntemlerle tespit edilir.

İşte bu skala göz önünde bulundurulursa ve incelenen körelmiş organlar buna göre ele alınırsa, konu çok daha net anlaşılabilecektir. Bu noktayı kısaca özetlersek varacağımız sonuç şudur: körelmiş organlar elbette varlıklarını sürdürmektedirler, çünkü isimleri "yok olmuş organlar" değil, "körelmiş organlardır". Bu organlar, eski işlevlerini yitirmişlerdir, körelmektedirler ve eğer gerekiyorsa/avantaj sağlayacaksa, gelecekte bir noktada yok olacaklardır. Eğer başka bir şekilde işe yarayabiliyorlarsa, bu durumda o yöne doğru evrimleşeceklerdir ve varlıklarını bu şekilde koruyacaklardır.

Böyle düşünüldüğünde, akla her organın "körelmiş" olabileceği sorusu gelebilecektir; çünkü hiçbir organ sürekli aynı şekilde kalmaz. Bu yerinde bir şüphedir; ancak şöyle düşünülmelidir: elbette her organ evrim geçirmektedir ve görevleri değişmektedir; ancak karaciğer var olduğundan beri enerji deposu, besin sindirimi, vb. görevlerde yer almaktadır ve çok aykırı bir görevi olan bir karaciğere sahip hiçbir canlıya rastlanmamıştır. Zaten yapısal (fizyolojik ve anatomik) olarak da çok köklü bir değişime uğramamıştır, zira göreceli olarak yeni bir organdır. Ancak örneğin epifiz bezi, gerçek anlamıyla bir "göz"den evrimleşmiştir. Bu, açık bir şekilde üçüncü gözün bir körelmiş organ olduğunu gösterir. Ancak epifiz bezine körelmiş organ demeyiz, zira bu yapı bir organ olarak işlevini sürdürmektedir (zaten bu sebeple yeni bir isim vermişizdir). Bir apandiks ise eskiden aktif olarak selüloz sindirirken, şimdi kelimenin tam anlamıyla "işsiz" bir organdır. Bazı bakterilerin depolanmasıyla ilgili görevleri olduğu keşfedilse de, yokluğu herhangi bir soruna sebep olmayan, açık bir şekilde eski görevini yitirmiş ve açık bir şekilde körelmiş ve körelmekte olan bir organdır.

Kısaca, körelmiş organlarda her zaman bir skala üzerinde düşünmeliyiz ve körelmiş organları tek tip olarak değerlendirmemeliyiz.

150 görüntülenme
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Paylaş
0
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Eğer birinin görmezden gelinmesini istiyorsanız, dev bir bronz heykelini yapıp, şehrin en merkezi yerine koyun.”
Banksy