Paleolitik Sanat - 1

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Okuyucuya önemli bir uyarı: 

1 - Arkeoloji belirli bir nesneyi bulmaya çalışmaz. Bir süreci, bir kültürel oluşumu ortaya çıkarır. Birçok farklı anabilim dalından ekip, sonuçları karşılaştırarak, ortak çıkarıma gitmeye çalışır. Arkeoloji'nin amacı kazı yapmak değildir (arkeoloji kazı bilimi değildir). Kazı kullandığı yöntemlerden sadece biridir. O nedenle, buldunuz mu? Neden bulamıyorsunuz sorularına verilecek cevabımız yok (benim var; ama burası o cümleleri kaldırmaz).

2 - Paleolitik Sanat, iki ana başlık altında ele alınmaya çalışılacaktır. Buluntular ise, ikinci kısımda, bol görsel eşliğinde sunulacaktır.

Paleolitik'teki isimsiz Osman Hamdi Beyler'in, Salvador Daliler'in anısına...

Üst Paleolitik Dönem 100 bin yıl

Orta Paleolitik Dönem 220 bin yıl

Alt Paleolitik Dönem 2.6 milyon yıl

(Tarihlerdeki düzeltme için Prof. Dr. Mihriban Özbaşaran'a teşekkürler).

Türk Dil Kurumu'na göre sanat:

1 - Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık.

2 - Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım.

3 - Bir şey yapmada gösterilen ustalık.

4 - Bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü.

Türk Dil Kurumu sanatı bu şekilde ele alıyor. Evrilen akıl ve dile, açık açık meydan okuyan bir kelimedir sanat. Biraz daha açalım; kültürel açıdan özeldir, sanat.

Bu ve diğer dil kurumlarının yaptığı çıkarımlar bizi sanatın kökenine götürür mü? Bunda ciddi kuşkularım var. White (1992), sanatı tanımlamanın güçlüğünün, sanatın kökenini açıklamak konusunda ciddi bir engel olduğunu ileri sürüyor. Günümüz sanatı ile Paleolitik Sanat ayrımında ise, Conkey (1983, 1987) ile paralel düşünmekten kendimi alamıyorum. Arkeologların evrensel bir kategori olarak günümüz sanat kavramını benimsemelerinin, Paleolitik'in başlangıcındaki kültürel gelişmelerin açıklanması açısından, nasıl bir engel oluşturduğunu adeta okuyucunun kafasına çakarcasına anlatır.

Üst Paleolitik H. sapiensleri bizden çok mu farklı? Bizden daha mı ilkel? Öncelikle bunların düşünülmesi gerekiyor. Eşik karşıtı olduğum için, özellikle, bir başlangıç noktası aramıyorum. Şempanzenin derinlik ölçmek için kullandığı sopa sanat mıdır? Oldowan ya da Aşölyen üretmek? Merak mı, estetik kaygı mı? Başlagıcı (bana göre keskin bir başlangıç noktası yok) herhangi bir tanımlı kültüre mal etmek doğru mudur?

Genel bakış açısı ile, tarihimizin sanat şeklinde tanımlanan hareketleri, Orinyasiyen Çağ'dan Magdelenyen Çağ'ı sonuna kadar geçen 25 bin yıllık süreçte yeşererek gelişti. Üç boyutlu ama daha renkli algılama ise, Orinyasiyen'de oluştu.

Bence sanat dedikleri; doğal dünyada var olanı ya da olmayanı, zihinsel imaja dönüştürdüğümüz andan itibaren var. Bu bağlamda ise, fonksiyonel olmak zorunluluğu yok. Bizim de herhangi bir şeye sanat demek için, hep uyum arama zorunluluğumuz yok. Bu pencereden Hindistan  Singi Talat'ta 200 bin yıl önce ithal edilen 6 adet kaya kritali çok farklı bir boyut kazanır. Parlak maden filizleri toplayan H. erectus'un ne düşündüğünü onun kadar iyi bilmeyeceğiz; ama emin olduğum bir nokta var ki, parlaklığın diğerlerinden farklı oluşunun farkındadır. Çürüyüp yok olmayanı biliyorlar. Yalnızca deri ya da bozulur malzeme kullanmış olsalardı, sanatı hiç bilmiyorlardı mı diyecektik? İlk denilebilecek örneklerin ise, planlanarak yapıldığını düşünmüyorum; kaldı ki her sanat eseri bir planın parçası değildir.

Genel bir tarihleme ile 10 bine kadar Paleolitik Sanat kendisini yoğun olarak mağara resimlerinde, heykellerde, heykelciklerde ve gravürlerde gösteriyor. Gravür, oldukça yaygın bir usül. Gravür için sert uçlu çakmaktaşına ihtiyacınız var. Kayanın yüzeyindeki ince tabaka kaldırılarak, görece, bir beyazlık elde edilir. Zamanla gravür kirlenerek, ana kaya ile aynı rengi alıyor ve nihayet uygun ışık ile tekrar gün ışığına çıkarılıyor.

Bu sanatın sahipleri avcı toplayıcılar. Nehirlerden balık, topraklardan diğer hayvanları avlıyorlar. Meyve, mantar, kök seviyorlar. Yarı göçebeler; bu durumda diğer hayvanlara bir bakıma bağımlılar. Afrikalı bazı yerliler, diğer av hayvanlarının ayak izinden, hangi zaman önce oradan geçtiğini söyler. Aynı uzmanlık, en azından, Üst Paleolitik bazı toplulukların üyelerinde de var olmalıdır. 

Kolay görev dağılımlarının yapıldığı ve iletişimin kolay olacağı kalabalık olmayan gruplar halinde yaşıyorlar. Bence, uygun ölçüde eşitlikçi.

Mas d'Azil kabuklusu Atlantik'ten; yani 300 km uzaklıktan. Seyahat ediyorlar. Seyahat, farklı kabilelerin karşılaşmasını getirir. Bu durum ise tekniğe, sanata yansır. Aslında, olabildiğine herşeye yansır.

Sanatta güneş, ay, yıldız, bulut, dans, el ele koşan çiftler yok. Tema, coğrafyaya göre şekillenmiş duruyor. Deniz kıyısındaki Cosquer, deniz faunasını yansıtıyor. Chauvet'de ise, az görülen ama oldukça yırtıcı diğer hayvanlar var. Resmedilme işinde bir seçim yapmışlar. Bizon, dağ keçisi, at diğer hayvanlara göre daha bol resmedilmiş (kimi bolca bulunan diğer hayvan türü ise hiç yok). H. sapiens ise kendisini çok az çizmiş, sayısı 100'ü geçmiyor. Neden? Tüm mağaralara sevgilisi tarafından terkedilen umutsuz bir H. sapiens gidip çizim yapmadı ise, başka dramatik nedenleri var gibi duruyor.

Eşitlikçi ama doğasında şiddet var:

Cougnac, Cosquer ve Pech-Merle. Çizgilerle, adeta, delik deşik edilmiş insanlar. Ya öldürülüşleri görüp yansıttı ya da tamamen hayalinde canlandırdı. En az bizim kadar kıskançlar ve meraklı!

İzole yaşayan bu toplumlar arasında, organize savaşlar olmadı. Olsa yansıtılırdı; ama didişmeler ya da işlenen suçlar elbette olabilir.

Pozitif ve negatif eller:

Dönemin, bir nevi, imzası gibi! Boyanmış eli kayaya yapıştırdığınızda pozitif eli görürsünüz. Eli kayaya yapıştırıp, dışından boya püskürtürseniz negatif eli görürsünüz. En önemli özelliği ise, evrensel oluşudur.

Ya parmağı eksik eller? Cosquer ya da Gargas'tan biliriz. Belki parmağını kaybeden bir avcı onuruna ritüel, belki de haberleşme işareti idi. Döneme ait parmağı hasarlı iskelet, henüz, saptanamadı.

Çizgiler, noktalar, yine çeşitli işaretler:

Diğer resmedilenlere göre, oldukça fazla sayıdalar. Cahuvet'de tek bir panoda 120 kırmızı nokta var. Bazen mağara girişindeler, bazen ise diplerde. Kimi zaman da yanlarına başka birşey resmedilmiş.

Çatı biçimli çizgiler, dikey çizgiler, yivler, üçgenler, dörtgenler, ovaller var. Hiyeroglifler ile kıyasa gidilmesin; çünkü çork farklılar, işaretlerde tekrar yok ve kesin çıkarım şu an için mümkün değil.

Paleolitik toplumlar çok yavaş değiştiler. Ortalama ömür 30 yıl kadar (iyimser bakış ile). Bu kadar kısa yaşama bu aktarım sığdırılmış; bence asıl üzerine gidilmesi gereken de bu. İletişimin ihtişamı!

Çok iyi gözlemciler. Ölü bir diğer hayvan türünün bacakları katı, düz durur. Vücudu ise, şişkin ve yine kabadır. Bunu veriyorlar. Diğer hayvan türlerinin psikolojisini palet ve fırçada bütünlüyorlar.

Günümüz müzelerinin en değerli köşelerinde (geleneksel bakış açısı ile) bu tür tarihöncesi üretimlerin sergilendiğini (çoğu zaman kopyasıdır) görürsünüz. Tarihöncesi dönem açısından bunların elbette çok daha farklı işlevleri vardı (kim bilir, belki de kimisi, boş zaman uğraşı olarak, öylesine yapılmıştı).

Almanya Bilzingsleben'de bir kemik parçası var. Üzerine ise paralel hatlar kazınmış ve yine bu türden kazınmış taşlar var. Bu sanat mıdır? Zamanımız bol ve üzerinde daha fazla araştırma ile daha aydınlatıcı açıklamalar gelecektir; çünkü kimse bu kemiklerin ya da taşların üzerindeki izlerin et ya da bitki kesen bir şahsa ait olmadığını iddia edemez. Yine kimse, psikolojik sorunları olan bir şahsın bunu yapmadığını söyleyemez. Yan ürün de olabilirler (benim geçici önermem, yan ürün oldukları yönündedir). Şüpheler bolca sıralanabilir. 

Kimi bu çizgilerin düzgün aralıklı ve amaçlı oluşturulduğunu öne sürmüştür (Bedranik, 1995). Bu da olabilir; lakin kesin olarak tanımlanamaz.

Peki belli olasılıklar sunarak gidebilir miyiz? Peki Evrimsel Psikoloji ile Tarihöncesi Arkeolojisi'nin ne kadar içli dışlı olduğunu görüyor muyuz? 

Bu durumda aynı motifin tekrarlanmasını bekleyeceğiz (bu belli bir koda işaret edebilir) ya da ürün figüratif olacak. Üst Paleolitik Çağ'ın ilk evreleri her iki türden örnek vererek yüreğimize su serper (yatıştırmaz, sadece ferahlatır).

Güney Almanya, Hohlenstein-Stadel. 30 bin-33 bin yıldayız. Fildişinden yapılmış bir heykelcik. Ciddi bir teknik ustalık ile kaynaşmış olan derin bir hayal gücü örneği. Mamut dişinden oyulmuş olan bu aslan başlı erkek, çok da zevkli. Küçücük parçalara ayrılan bu heykelcik, titiz çalışmalar sonucunda bu haline kavuşmuştur.

Orta Avrupa'daki figüratif sanatın (Orinyasyen tipi) dört başlık ile ele alındığını görürüz: 

Almanyada: Hohlenstein-Stadel, Geisenklöster ve Vogelhert. 

Avusturya'da: Stratzing / Krems-Rehberg. 

Vogelherd Mağarası'ndan çıkan heykelcikler şahsım adına ayrıcalıklıdır; çünkü Almanya Bilzingsleben kemik parçasının aksine, etraflıca mikroskobik araştırmaya tabi tutulmuştur (Marshack, 1990). Araştırma, genellikle periyodik olarak, üst üste işaretlendiklerini doğrulamıştır.

Güneybatı Fransa'nın Dordogne Mağaralar'ı, fügüratif sanat ile çağdaştır. V işareti kireçtaşı bloklar üzerine kazınmıştır. Kimi bunların vulvayı temsil ettiği söyler, sık duyarsınız; ama ne olduğundan ziyade aynı biçime sahip figürlerin tekrar tekrar kullanıldığı daha önemlidir. Benim geçici önermem ise, av bolluğuna işaret eden ve yer tanımlayan simgeler olabilecekleri yönündedir. Hepsinden ziyade bu işaret ile kadınları mağaraya hapsetmek şahsıma ayrıca itici gelir. Günümüz üzerinden çıkarıma gidenler ise, günümüzde sanatın kimlerin tekelinde olduğunu (büyük çoğunluk bakımından) çoğu zaman bilerek görmemezlikten gelirler. Bu nedenle yine bir diğer geçici önermem, bunların eşcinsel ya da biseksüel ile dünyaya daha farklı bakan beyinlerin yapmış olabileceği yönündedir; çünkü merkezbenci bakış açısı dahi bunlara ilkel diyemez. Ayrıca sana bunları hep vajina olarak tanımlayacak izni kim verdi? Örneğin 4 sembolü, herhangi bir şeyin 4 tanesi gibi değildir! Örneğin Orta Avustralya Çölü'ndeki Walpiriler için çember sayısız şeye işaret ediyor olabilir (gönüllü günümüze taşıyış)!

Paleolitik Sanat, Avrupa'da şekillenirken iklim son derece çetindi. Ciddi bir soğuk ve buna uyum sağlamaya çalışan diğer hayvanlar düşünün! Bu ayrıca vurgulanması gereken bir konudur. Çünkü dalgalanma ile oluşan stresin ne derece ve neye yansıyarak şekillendiği, Evrimsel Psikoloji ile çıkarıma gidilecek tanımları ifade eder. Örneğin, Neanderthaller ciddi bir uyum sorunu ile karşı karşıya kaldılar, bu ikili ilişkilere nasıl yansıdı? Sanat ne getirdi?

Görsel sanat için imajın yeri, tartışılmazdır (ressam bir dostum ile yaptığım sohbet bunu büyük ölçüde doğruladı). Önceden algıladığınızın, kalıbını planlayacaksınız. İmgelediği nesne ile ilişkili olmayabileceğini (oladabilir) bileceksiniz.

Diğer hayvanlara da bakmak zorundayız. Ağaç üzerine ya da herhangi bir nesneye pençe ve idrar ile iz bırakmak, birçok diğer hayvan türünün genel özelliğidir. Örneğin Morris'in (1962) çalışmaları göstermiştir ki, kuzenimiz insaymun şempanzeler şaşırtıcı resimler yapabiliyor. Bu bağlamda 100 bin yıllık olan ve Macaristan Tata Bölgesi'nden gelen para şekilli fosilin doğal yarığına dik kazınmış çizgi, ilgi çekicidir. Diğer yandan Lövaluva yonga, teknik bir zeka ürünüdür; o halde bunu beceren mamut dişinden heykelcik de üretebilir (kolaya kaçan ama akışa uygun düşen bir çıkarım).

Avlarını iyi tanımak zorundalar. Diğer hayvanların göç rotalarını, zamanlarını ve güç kapasitelerini bilmek zorundalar. Bu işe, en eski Homo cinsi üyeleri, diğer hayvanlar tarafından bırakılan ayak izlerini tanımaya çalışmakla başlamış olabilir. İz çamurda, toprakta, bitkide farklı farklıdır. Yani karşılıklı iletişim ile de bu çizimler oluşmuş olabilir; en azından derinlik katmış olmalıdır.

Geçici önerilerimi bir çatı altında toplamak isteseydim, şöyle derdim: Düşünsel güç, teknik beceri ve doğa ile karşılıklı evrilmenin ürünüdür. Bunların en eski çizik örneklere yansıması da genelleşmiş bir zekaya (zaten var olan) götürür.

Antropomorfizm ve Totemcilik:

Bazı Homo cinsi üyelerinin özelliklerini yüklenmiş olan diğer hayvanlar, Antropomorfizmi tanımlar. Geyikten türemiş olan bir Homo cinsi ise, totemdir. Bu tarz görüntüleri sadece Üst Paleolitik'te değil, tüm avcı-toplayıcı, tarım, endüstri ve günümüz toplumlarında da görürsünüz.

Şahsım adına en güzel örnek, Fransa Ariege Bölgesi'ndeki Trois-Freres'den gelir. 75 santimetrelik bu heykelciğe büyücü derler (ben demiyorum; geçici önermem, diğer hayvanların tüm özelliklerini bir Homo cinsinde toplamak ve böylece onların gücüne de sahip olmak). Elleri Tyrannosaurus cinsini andırır (bir fosil örneği ile karşılaşmış olabilirler, bir örnek olsa da olasıdır). Bacaklara kimi otçul der; ama Homo cinsi bacağı gibi durur. Ren geyiği boynuzlu, at kuyruklu, kediğil duruşlu bir heykelcik.

Antropomorfizm, günlük yaşantımızda da karşımızda durur. En basiti, evimizdeki diğer hayvanlar ile bütünleşmek isteriz; bunu nasıl dillendirdiğinize göz atın, eğlenceli oluyor!

Totemizme ise verilebilecek en güzel örnek, kendi içinde tanımdır; herhangi bir toplumun, herhangi bir diğer hayvan soyundan gelmesi gibi. Bu, avcı-toplayıcı yaşam için beklendik bir çıkarımdır.

Avcılıkta yeni uzmanlıklar var. Özel aletler eşliğinde, özel stratejiler geliştiriliyor:

Üst Paleolitik avcılarına baktığımız zaman, ilksel sayılabilecek Homo cinsi üyeleri ile, nerede ise, aynı diğer hayvanları avladıklarını görürürüz. Afrika'da sığırlar ve antiloplar ava dahil edilirken, Avrupa'da ren geyiği, bizon ava yoğunlukla dahil edilmiştir. Fark ise, avlanış tarzlarında ortaya çıkar.

Güneybatı Fransa'daki Combe Granel alanı, durumu anlamada önemlidir. Burada, her yerleşim düzeyinde, avlanan av hayvanlarının birkaç örneğini görmek mümkündür. Soğuk iklimde ren geyiği yoğundur; ılık dönemde ise, kırmızı geyik görece daha fazla avlanmıştır.

Üst Paleolitik'in erken evrelerinde, tek tek diğer hayvan türlerinin peşine düşerek avlanma, var gibi durur. Bu Orta Paleolitik Neanderthal taktikleri ile benzeşir (Neanderthal ne bulursa onu avlıyor denir, oysa kurgu da yapıyor olması gerekir). Enloe (1993), Abri Du  Flageolet'teki 5. tabaka için (25 bin) bunu doğrulamıştır. Sadece, dönemsel olarak avlanan diğer hayvan türlerinin egemen yoğunluğunda farklılıklar vardır.

Diğer hayvan sürülerine, kuvvetle muhtemeldir ki, göç rotalarındaki kritik mevkilerden, nehir yollarından ve dar geçitlerden pusu kuruyorlardı.

Stratejilerdeki evrimsel gelişimi ise, belki en iyi, Kuzey İspanya İbex türü dağ keçilerinin avlanması verebilir. Dağ keçisi seri ve akıllı bir varlıktır; onun avı için ayrıca uzmanlaşmak  gerekir (teknik zeka ve genel akılın, birleştiği bir nokta daha).

Avrupa'da iyi gözlemler ile, diğer hayvanların göç zamanları bilinmeye başlıyor. Bu Güney Afrika'ya fok avı olarak yansıyor. 

Fokların kıyıya mevsimsel geliş gidişleri farklı bir farkındalığı da beraberinde getiriyor. Antropomorfizm bu noktada diğer hayvanlarla bir vücutta bir olursak hem onlar gibi düşünürüz hem de kendi aklımız ile daha iyi taktikler geliştiririz düşüncesini de  kapsıyor olabilir mi? Böylece davranışları önceden kestirerek, bir kestirme yaratacaktır.

Kemik ve boynuzdan yapılan zıpkın ve mızrak atıcılar karşılıklı evrilmenin ürünleridir. Knecht (1993a,b, 1994) bu konuda ciddi araştırmalar yapmıştır. Deneysel kopyalar ile doğrulanmıştır ki, bu aletler ile çok kolay ölümcül yara açarsınız, iç organ parçalarsınız. Burada can alıcı noktalardan birini, fırlatma uçları oluşturur. Diğer hayvanları daha iyi tanıma ile, türe özgü uçlar üretime dahil edilmiştir. Sert iklim, derisi sert diğer hayvanları getiriyor; ona özgü kalın ve garantili öldürecek bir uç tasarlamak lazım gelir.

Şahsım adına anahtar noktalar şunlardır:

1 - Bu tür aletlerin ilksel sayılabilecek örneklerinin nasıl ortaya çıktığı.

2 - Ortaya çıktıktan sonra, kültürel süreç ile evrilişi.

Her türlü dinamiğin iç içe işletilmesi birçok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Diğer hayvanı en kolay hangi alet ile yüzeriz sorusu, çeşitliliği oluşturmuştur. Nihayet, depolama davranışı görülür. Soffer (1985) et stokları için, Rusya Ovası'nı işaret eder.

Üst Paleolitik'teki kemik ve boynuz aletlerin yüzeyi, süslü desenlerden oluşuyor. Mas d'Azil mızrak atıcısının kendisi ise, zaten bir figürü temsil ediyor. Sanatsal nesnelerin birçoğu, bu durumda, bir aleti temsil etmiyor mu? 

Doğu Fransa Tai Mağarası plaka aletleri ise, gerçekten karmaşıktır. Yüzeyinde birçok alet tarafından yapılan izler var. Üzerine üretilen yorumlar:

1 - Av skorları.

2 - Ay Takvimi.

3 - Hesap ya da numaralandırma sistemi.

4 - Müzik için ritmik destek (bu varsayım, flüt için çıkış noktası arayanların ilk durak noktalarındandır).

Siz de kendi yorumunuzu ekleyebilirsiniz. Benim geçici önermem av ile ilgili olduğu yönündedir; yalnız av sayısı mı yoksa avlanılan gün sayısı mı orada tekrar tekrar kurgu yapmam gerekiyor. A. Marshack ve F. D'Errico'nun mikroskobik incelemeleri bunların bir anlamda işaretleme sistemi olduğunu ortaya koyar gibi durur. Etnoarkeolojik örneği ise, Sibirya Yakut Takvimleri, belki, olabilir.

Ukrayna, Fransa ve Avusturya'da geyik gibi hayvanların uzun kemiklerinden yapılmış, delikleri olan, flütler ortaya çıkmıştır. 30 binde Kromanyon ve müzik aletleri, çok hoş! 35 bine tarihli Almanya Erken Orinyasiyen flütleri de buna dahil edilebilir. Akbaba radius kemiğinden ya da fildişinden yapılmışlar. Flütler için geçici önermem doğayı iyi tanımaları şeklindedir. Rüzgar ile ağaç ve vadilerden süzülen rüzgarın sesini, belli aşamalardan sonra, kemikte kurgulamış olabilirler. Diğer yandan Ukrayna'da Mezine yerleşkesinde, vurmalı çalgı kalıntıları da saptandı (Picg., 1999).

Mağarada ateş yakılıyor, çizilen resimler ateşte daha başka hayat buluyor, vurmalı ve üflemeliler ile trans haline geçen bir şaman, topluluğa yön tayin ediyor. Şu an için emin olamayacağımız; ama çoğu arkeoloğun gönlünden geçen kurgu bu şekildedir.

Diğer yandan, bunlara oranla, daha popüler olan mağara resimleridir. Beyindeki kişinin kendisi ile doğal dünya arasındaki köprü gibidir bu resimler. Diğer varlıklardan ziyade kuş resimleri daha açıklayıcı durur; çünkü göçmen kuş ve ördekler daha yoğundur. S. Mithen bunları öğretim ve eğitim ile ilişkilendirmeye yoğunluk verir. Bu önerme zariftir; ama sadece bununla sınırlanmadığında ve kişisel görüş te hesaba katıldığında. Nasıl? Havada uçan bir kuş sadece yenmek için bakılmadı bence, görsel güzelliği de hesaba katıldı. Sibirya Mal'ta fildişi uçan kaz oymaları, sanki, böyle durur; evet baharı da simgeler ama görsel güzelliği de yadsınamaz. 

Boyaları nasıl imal ediyorlar?

Kömür ya da manganezin biyoksidi ile siyahı, demirin oksidi ile kırmızıyı, kilin içine demirin biyoksidi ile aşı boyasını elde edersiniz. Fırça ise çakıllar, yosunlar, diğer hayvan derileri ve kuyrukları, el ile parmaklar.

Pigmenti ezdikten sonra, toprak gibi bir birleştirici ekliyorlar. İdrar, yumurta akı, kan, su, bitkisel ve hayvansal yağlar ise sıvı görevi görüyor. Sertleştiriciler ise, bölgedeki minerallerden elde ediliyor.

Mağara duvarları ise genellikle gözenekli kalkerden oluşur; o nedenle sürülen boya çabuk absorbe olmuştur, kalıcılığı buradan hareketle gelir.

Boyaları ise; kemik kaplar, deriler ve yumuşakça ile yumurta kabukları ile taşımışlar.

Tüm bunların kesin anlamını bilmiyoruz; ama düşünüyorlar, bilgiyi düşünce ile yoğuruyorlar, depoluyorlar ve aktarıyorlar. Hepsinden önemlisi, bunun bu şekilde varlığını sürdüreceğini biliyorlar.

Bireysel süs eşyaları da ilk kez bu dönemle çeşitlenir. En güzel örnek Rusya'daki 28 bin yıllık Sungir Gömütleri'dir. 60 yaşında bir erkek ile birlikte gömülmüş yetişme çağındaki bir erkek ile dişinin mezarıdır.

Sıkı sıkıya örülü, müthiş bir imgesel anlatım. Bunların ardında bir tür mitoloji, elbette olabilir; ama o döneme gitme imkanınız olsa idi ve kayaya resim yapana neden yaptığını sorsaydınız hiç de durumun düşündüğünüz gibi olmadığını da görme ihtimaliniz vardı. O nedenle, sanata ve sanatçılara saygı ile...

Kaynaklar ve İleri Okuma:

1 - Clottes, A., Guilaine, J., Langaney, A., Simonnet, D., 2000; İnsanın En Güzel Tarihi, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

2 - D' Errico., 1992; F. Tecnology, motion and the meaning of epipaleolithic art, Current Anthropology 31: 233-262.

3 - Güvenç., B., 1991; İnsan ve Kültür, Remzi Yayınevi, İstanbul.

4 - Mithen., S.,1999; Aklın Tarihöncesi, Dost Kitapevi Yayınları, Ankara.

Kıyafetsiz Olarak Uzayda 2 Dakika Dayanmak...

100.000 Yıldız

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim