Belki de yoktur!
Belki de yanlış yere yanlış gözlükler ile bakıyoruz!
Üç boyutlu bir evrende yaşıyoruz ve aslında bunun ne üstünün ne de altının varlığına dair hiç bir kanıtımız yok.
Tek boyut, ikinci boyut gerçekte olmadığı gibi onları sezgisel olarak hayal ederken bile aslında üç boyutlu bir zemin üzerinden hayal ediyoruz.
Örneğin evrende tek boyut adına nokta diye bir şey yok, ancak biz bir yere nakşettiğimizde var olabiliyor ve aslında ona biraz zum yaptığımızda üç boyuta geri dönüyoruz. Bu durum iki boyutlu olarak bugün en gelişmiş teknoloji ile tasarladığımız en ince şey için de geçerli.
Bir de şu zaman boyutu var, aslında maddi temelli bir boyut olmayan ve esasında üç boyutlu maddi evrenin deviniminin kaydını tutan.
Ötesi ile ilgili ise elimizde matematiğe dayalı olasılıklar dışında bir şey yok.
Bu konuda, herşeyin teorisinin izahı üzerinden geliştirilen sicim teorisi vb. teoriler 11. ve hatta 12. boyuta kadar, matematiksel olarak bile öyle olduğu, öyle olacağı için değil, ancak bu boyutlara ulaşılabildiğinde her şeyin teorisinin çalışabilme olasılığındandır ve yine matematiksel olarak.
Bu konuda yapılan çizimlerin, tasarlanan modellerin zemini zorunlu olarak üç boyutlu maddi evrenimiz olduğundan ortaya muhtemeldir ki anlatılanla, anlatılmak istenenle alakası olmayan sonuçlar çıkıyor ve iş aslında ta en başta söylenip sanki söylenmemiş gibi farklı bir sonucu heyecanla beklerken sonda da karşımıza çıkan sezgiye gelip dayanıyor Haliyle sezgi de maddi temelli bir zihnin maddi temelli zemini olmadan yol alamadığından o da yine en başta ismi geçip en sonda yinelenen matematiğe işi havale ediyor.
Kim bilir belki de yanılıyoruzdur. Kim bilir belki de hayalimizi aşacak denli boyut hemen burnunuzun dibinde fakat biz onları zihnimizi şekillendiren üç boyutun ön yargısı ve beklentisi ile görmeye motive olduğumuz için göremiyoruz. Tıpkı canlılığı, hayatı, her yeni bir keşifte yeniden tanımlama ihtiyacı duyuşumuz ve vesilesi ile daha önce burnumuzun dibinde olup göremediğimizi görmeye ve yeniden tanımlamaya ve yine ve yeniden bu birbirini besleyen döngüyü sürdürmeye devam edişimiz gibi.
Bu pilav daha çok su kaldırır ve fakat pişirecek olan yine bilimden başkası değildir. Sevgiyle...