''Orman'' ve ''Cangıl'' Arasındaki Fark: Bilimde Neden Nezaketten Ödün Vermemeliyiz?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Planet Earth, bugüne dek dünyamız, yuvamız hakkında çekilen en değerli belgesel dizilerinden biri. David Attenborough’nun harika anlatımı bir yana, yakalanan ve izleyicilere sunulan görüntülerin kalitesi, eşsizliği ve bu görüntüleri elde eden kameramanların ve yapım ekibinin özverisi tartışılmaz. İlgilenenlerin gözünden kaçmamıştır, bu muhteşem yapıma bu sene bir de altı bölümlük devam serisi çekildi: Planet Earth II.

Daha önce bir grup dostla altyazısını çevirdiğimiz Cosmos: A Space-Time Odyssey dizisinden aldığım keyif, Planet Earth II’nin çıkacağını duyduğumda büyük bir heyecan doğurdu içimde ve bunun da altyazısını Türkçeye çevirmeye karar verdim.

Diziyi izleyenler hatırlayacaktır, üçüncü bölümün teması “Cangıllar”dı. Bu bölümün altyazısını çevirip ilgili internet sitesine yükledikten bir süre sonra geri dönüşler almaya başladım. Geri dönüşler neredeyse tamamıyla “jungle”ı “orman” değil de “cangıl” olarak çevirmem üzerinde yoğunlaşıyordu ve gelen tepkiler arasında nazik ve yapıcı eleştiriler kadar hadsizlik boyutuna varan çıkışlar da bulunuyordu. Altyazıyı çevirirken “orman” ve “cangıl” arasında birtakım farklar olduğunu biliyordum, yine de bu durum, beni bu iki sözcük –ve dolayısıyla kavram– arasındaki farkı daha da derinlemesine araştırmaya itti.

Jungle sözcüğü, var oluşuna Sanskritçede “çorak, nadiren ağaç yetişen bölge” anlamına gelen jangala sözcüğüyle başlıyor. Buradan Hintçede “çöl, orman, çorak toprak, ekim yapılmamış toprak” anlamına gelen jangal sözcüğüne dönüşüyor ve sömürge yıllarında da (1776) muhtemelen hatalı bir çeviri sonucu İngilizceye jungle olarak tam tersi bir anlamla giriş yapıyor: “ağaçların ve diğer bitkilerin yoğun, iç içe geçmiş bir şekilde yetiştiği yer”. [1]

Nişanyan Etimoloji Sözlüğü’ne göre bu sözcük, Türkçeye cungul olarak 1929’da geçiyor. [2] TDK’nın Güncel Türkçe Sözlük’üne (GTS) baktığımızda ise “cangıl” başlığı altında alternatif olarak bir de cengel sözcüğünün verildiğini görüyoruz [3].Öte yandan GTS’de “cungul” başlığı altında hiçbir veri yer almıyor. Dolayısıyla TDK’ya göre cangıl, Türkçede var olan bir sözcükken cungul öyle değil. Ayrıca GTS’deki “cengel” başlığının altında verilen tanım da kelimesi kelimesine şöyle: “Otlarla ve sık ağaçlarla örtülü geniş Hindistan ormanı, cangıl.” [4] Aslında bu tanımdan cangılın anlamının orman değil, ormanın bir alt türü olması gerektiği sonucu kolayca çıkarılabilir. Fakat devam edelim…

Orman sözcüğünün İngilizcedeki karşılığının forest olduğu su götürmez bir gerçek. Bu konuyu tartışmayacağız elbette, ancak jungle ve forestın en güvenilir İngilizce sözcüklerdeki anlamlarını karşılaştırmakla yetineceğiz.

Forest (Oxford Living English Dictionaries): “A large area covered chiefly with trees and undergrowth.” (“Temel olarak ağaçlarla ve çalılıklarla kaplı geniş alan.”) [5]

Forest (Cambridge Dictionary): “a large area of land covered with trees and plants, usually larger than a wood, or the trees and plants themselves.” (“genellikle koruluktan büyük, ağaçlarla ve bitkilerle kaplı geniş alan; ya da bu ağaçların ve bitkilerin kendileri.”) [6]

Forest (Merriam-Webster): “a dense growth of trees and underbush covering a large tract.” (“geniş bir toprak parçasını kaplayan yoğun bir ağaçlar ve çalılıklar bütünü.”) [7]

Jungle (Oxford Living English Dictionaries): “an area of land overgrown with dense forest and tangled vegetation, typically in the tropics.” (“tipik olarak tropik bölgelerde bulunan, yoğun orman ve karmaşık bitki örtüsüyle yoğun bir biçimde kaplı toprak parçası.”) [8]

Jungle (Cambridge Dictionary): “a tropical forest in which trees and plants grow very closely together.” (“ağaçların ve bitkilerin birbirlerine fazlasıyla yakın büyüdüğü bir tropik orman.”) [9]

Jungle (Merriam-Webster): “an impenetrable thicket or tangled mass of tropical vegetation.” (“balta girmemiş bir çalılık ya da karmaşık tropik bitki örtüsü yığını.”) [10]

Görüleceği gibi orman ve cangıl arasında apaçık farklılıklar var. Fakat bu farklar elbette ki yukarıdakilerle sınırlı değil. Örneğin Planet Earth II’nin mevzubahis bölümünde anlatıldığına göre dünya yüzeyinin %6’sından daha azını kaplayan cangıllar, dünya üzerindeki kara bitki ve hayvanlarının %50’sinden fazlasına ev sahipliği yapıyor. Öte yandan tüm “orman”lar için aynı şeyi söylemek mümkün değil; çünkü…

Orman, ağaçlarla kaplı (GTS’ye göre “bakımlı”) küçük bir toprak parçası anlamına gelen korudan daha büyük, ağaçlarla kaplı her türden kara parçasına verilen isimdir. Cangıl ise ormanın bir alt türü olan tropik yağmur ormanlarının bir alt türüdür ve diğer her özelliği bir yana, sırf bu yönüyle bile ormanla eşitlenemez. Aksini iddia etmek, özel olarak Homo sapiens sapiens türü üzerine yazılmış bir kitapta insanlardan bahsedilirken sürekli primat denmesi gerektiğini söylemekle eşdeğerdir. Dolayısıyla insanların bu sözcüğe aşina olup olmaması önemini yitirmektedir; çünkü Planet Earth II’nin 3. bölümü ormanlar hakkında değil cangıllar hakkındadır.

Bilim, doğrulamadan çok yanlışlama üzerine birikerek ilerler. Dolayısıyla bilimsel düşüncenin temelinde yatan, çekirdeğini oluşturan şey iki tarafın, yani iddia eden ve yanlışlayan tarafların ikisinin de karşılıklı sahip olması gereken bir özelliktir: iddia eden için eleştiriye tahammül, yanlışlayan taraf içinse eleştirebilme yetisi. 

Yayımlanmış birkaç kitap çevirisi bulunan çiçeği burnunda bir çevirmen ve lise yıllarından bugüne dek bilimle iç içe yaşayan bir yüksek lisans öğrencisi olarak sık sık eleştiriyle karşı karşıya kalırım. Çevirilerim editörümüz sevgili hocam Kerem Cankoçak tarafından birçok kez gerek yumuşak gerek sert geri dönüşler almıştır; bilimsel konular üzerine farklı çevrelerden insanlarla yaptığım tartışmalarda savlarım çokça tepki çekmiş, birçok kez de çürütülmüştür. Peki mesele ne o zaman? Bu tantana neden?

Türkiye’de bilimin, bilimsel bilginin yaygınlaşması konusunda Evrim Ağacı, Kozmik Anafor, BilimFili vb. internet sitelerinin ve sosyal medya sayfalarının önemi ve emeği yadsınamaz. Ne var ki bugün Facebook’tan dahi rahatlıkla gözlemlenebileceği gibi bu tür sayfaları istekle, keyifle takip eden birçok kimse dahi bilimsel düşüncenin beraberinde getirmesi gereken tartışma kültüründen yoksun. Gönderilerin altındaki yorumlara bakıldığında mantık safsatalarından küfürleşmelere, tehditlerden küçümsemelere, bilimsel düşünceye ve tartışma kültürüne aykırı birçok yorum görülüyor. Ancak neyse ki bu da çözümsüz değil.

İdeolojik olarak büyük bir fikir ayrılığına sahip olsam da çağımızın önemli felsefecilerinden olduğunu düşündüğüm Daniel Dennett’ın –tesadüf eseri Türkçeye benim çevirmekte olduğum– Intuition Pumps and Other Tools for Thinking isimli kitabındaki bir kısım tam da bu noktaya parmak basıyor. Bir konuda karşıt görüşten bir insanla tartışırken onu nezaketle ve kırıp dökmeden nasıl eleştirebileceğiniz ve bunun hem tartışmaya hem de kişilere sunduğu faydalar üzerinde duran Dennett, oyun kuramcısı ve sosyal bilimci Anatol Rapoport’un ortaya koyduğu dört kuralı listeliyor:

1. Hedefinizin konumunu öylesine net, canlı ve adil bir biçimde yeniden ifade etmeye girişmelisiniz ki, hedefiniz, “Teşekkürler, keşke ben de bunu bu şekilde söyleseydim,” demeli.

2. Üzerinde anlaştığınız tüm noktaları listelemelisiniz (özellikle de bu noktalar genel veya yaygın anlaşma meseleleri değilse).

3. Hedefinizden öğrendiğiniz her şeyden bahsetmelisiniz.

4. Yanlışlama veya eleştiri olarak görülebilecek tek bir sözcüğü ancak ve ancak bundan sonra söyleyebilirsiniz. [11]

Benim gibi bilim acemileri bir yana, bilim ve felsefe tarihine damga vurmuş büyük isimlerin –ve hatta Dennett’ın kendisinin– bile zaman zaman içine düşmekten kurtulamadığı bir meseledir bu. Öte yandan herkesten her konuda ve her mecrada bu kuralları harfi harfine uygulamasını beklemek abes olacaksa da bilimsel düşünceyi yaşamının belirleyici ögelerinden biri olarak görenlerin nezaket konusuna özen göstermesi hiçbir şey için değilse bile tartışmanın salahiyeti açısından, sağlıklı ve verimli bir tartışma yürütülmesi bakımından önem taşımaktadır.

Nezaketi bir kenara bırakıp bir ego savaşı, bilgi yarışı, hakaret düellosu başlatma peşinde olanlar ise aynı biçimde karşılık görmeyi ya da en azından yok sayılıp ciddiye alınmamayı göze almakla yükümlüdür.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Etymonline (Çevrimiçi İngilizce etimoloji sözlüğü) “jungle” başlığı
  2. Nişanyan Etimoloji Sözlüğü “cangıl” başlığı
  3. TDK GTS "cangıl" başlığı
  4. TDK GTS "cengel" başlığı
  5. Oxford Living Dictionaries "forest" başlığı
  6. Cambridge Dictionary "forest" başlığı
  7. Merriam-Webster "forest" başlığı
  8. Oxford Living Dictionaries "jungle" başlığı
  9. Cambridge Dictionary "jungle" başlığı
  10. Merriam-Webster "jungle" başlığı
  11. Kitap henüz yayımlanmadı, ancak bu konudan bahseden İngilizce bir metne buradan erişebilirsiniz

Türkiye'den Evrim Şarkıları: Dino'nun Şarkıları

Evren'i Gerçekten Olduğu Gibi Anlamak...

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim