Bu Reklamı Kapat
Bu Reklamı Kapat

Koaservat Nedir? İlkin Koaservat Yapıları Nasıl Oluşmuştur?

İlkin Dünya Koşullarında Koaservatların Cansızlıktan Evrimi ve Yağların Önemi Üzerine...

Koaservat Nedir? İlkin Koaservat Yapıları Nasıl Oluşmuştur?
21 dakika
19,465
  • Moleküler Evrim
  • Abiyogenez
Evrim Ağacı Akademi: Abiyogenez Teorisi Yazı Dizisi

Bu yazı, Abiyogenez Teorisi yazı dizisinin 10. yazısıdır. Bu yazı dizisini okumaya, serinin 1. yazısı olan "Yaşam Nedir? Canlılığı Nasıl Tanımlarız?" başlıklı makalemizden başlamanızı öneririz.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

EA Akademi Hakkında Bilgi Al

Bu yazımızda sizlerle Dünya üzerinde yaşamış, yaşayan ve bildiğimiz kadarıyla yaşayacak olan her canlının atası konumunda olan koaservatlar (ön hücreler: en ilkin hücre formları) hakkında bilgiler verecek ve bunların evrimsel ve biyokimyasal oluşumlarını inceleyeceğiz. Önceki yazılarımızda da açıkladığımız gibi "canlı" dediğimiz varlık formunun oluşabilmesi, bazı biyokimyasal tepkimelerin gerçekleştirilebilmesine ve sürerliliğine bağlıdır. İşte bu yazımızda bu sürerliliğin adım adım nasıl kazanıldığını görecek ve dıştan baktığımızda "cansız" dediğimiz bir varlık formunun nasıl olup da, ne biçimlerden geçerek, hangi noktada "canlı" olduğunu göreceğiz. Bu büyüleyici yolculukta aynı zamanda birçok yan bilgi vererek sizlerin canlılığa bakış açısını daha bilimsel bir temele oturtmaya çalışacağız.

Yine önceki yazılarmızdan da hatırlayacaksınız ki canlıları cansızlardan ayıran tek özellik, Dünya üzerindeki ilk maddesel başlangıçtan sonra, yeryüzündeki maddelerin (ve hepsine "cansız" dediğimiz maddelerin) farklı yönlere doğru geçirdikleri kimyasal evrim'dir. Yani Dünya üzerinde var olan maddelerin bir kısmı, bulundukları çevrenin zorunlu kıldığı bir kimyasal evrim sürecinden geçmiş ve çok çeşitli, sayısız maddenin oluşumunu sağlamışlardır. Başlangıçtaki maddelerin bir diğer kısmı ise yine bulundukları çevrenin onlara dikte ettiği şekilde, belli bir yönde birikerek, sayısız deneme-yanılma ve seçilimden geçmiş ve sonunda bizim "canlılık" olarak isimlendirdiğimiz madde formuna ulaşmışlardır. Bu varlık formula ilgili bilmemiz gereken en önemli nokta, daha önce de bahsettiğimiz gibi esasında yapıtaşları bakımından tamamen "cansız" olmaları; ancak organizasyonları ve bu organizasyon dahilinde sahip oldukları aktivitelerden ötürü bizim "canlı" olarak kategorize ediyor olmamızdır. Aslında onlara bizim gözümüzde "canlı" ünvanını veren bu iki özelliği bile (aktivite ve organizasyon) yalnızca cansız moleküller aracılığıyla meydana gelen süreçlerin kazandırdığını unutmayınız. Kısaca "canlılık" bir skala gibidir. Aslında her şey cansızdır; ancak bir noktadan sonra, organizasyon ve aktivite özelliklerine sahip olabilen cansız varlıklara biz "canlı" demekteyiz. Bunun da tek amacı doğada gördüğümüz farklı varlık tiplerini kategorize edebilmektir.

Bu Reklamı Kapat

Bu madde formları; ya da ilkin canlılar, 4 milyarlık bir değişim süreci sonrasında doğayı ileri düzeyde algılayabilecek bir hayvan türü olan insanı (ve insanla birlikte daha nice canlı formlarını) evrimleştirebilmiştir. İnsan, etrafındaki varlıkları incelemiş ve az önce değindiğimiz kriterlere göre kimini "canlı", kimini "cansız" olarak isimlendirmiştir. Yani buradan da görebileceğiniz gibi aslında doğada canlı ya da cansız diye bir ayrım bulunmamaktadır; sadece farklı yönlere doğru gelişmiş atomlar ve moleküller bütünleri ya da yığınları bulunmaktadır.

Şimdi hep birlikte, Evren'de, çoğunlukla yıldızlarda üretilen maddelerin Dünya isimli gezegende yoğunlaşmasından sonra bizim "canlılık" olarak isimlendirdiğimiz varlık formuna doğru geçirdikleri moleküler (kimyasal) evrim'i adım adım ve gözümüzde canlandırarak izleyelim:

Bu Reklamı Kapat

4.5 Milyar Yıl Öncesine Bir Yolculuk...

Koaservatlar, "cansız" veya inorganik moleküllerden oluşan, ilk "canlı" (organik moleküllerden oluşan, kompleks) özellikli moleküllerdir. Yani Dünya üzerinde var olan, olmuş ve olacak her canlının atası, ilkin hücreler olarak düşünebileceğimiz koaservatlardır. Bunlar, günümüz hücrelerinden çok daha ilkeldirler ve sadece bir zırh ile zırh içerisinde hapsolmuş moleküllerden ibarettirler. Ancak bu zırh belli oranda molekül transferine izin vermektedir; dolayısıyla ilkin bir madde alışverişine de izin vermektedir. Bunlara tekrar döneceğiz.

İlkin koaservatların oluşabilmesi için 600 milyon yıllık bir süreç gerekmiştir. Bu süreç, Dünya'nın oluştuğu 4.5 milyar yıl öncesiyle, ilk canlılığın başladığı 3.9 milyar yıl öncesine kadar sürmüştür. Bu süreçte belki bugünkü canlıların atası olan koaservatlar haricinde pek çok canlılığa temel olma potansiyeli olan başka yapılar da gelişti; ancak bunların hemen hemen hepsi varlıklarını koruyamadılar ve yok oldular (tıpkı birçok insan türünün evrimleşmesi ancak sadece bizim hayatta kalabilmemiz gibi). Ancak bu sayısız denemeden bir grubu, bizim bugün "koaservat" dediklerimiz, yapılarını koruyabilecekleri kadar güçlü ve çevrelerine uygun durumdaydılar. İşte bunlar, Darwin'in deyimiyle "basit bir başlangıçtan, envai çeşitte canlılığa" doğru evrimleşecek ilk basamaktılar. 

Koaservatların oluşumunu ve evrimini anlayabilmek için, belki de o dönemin ortamına sizi götürmemizde fayda var. Düşünün ki son derece kaotik ve tehlikeli bir ortamdasınız. Dünya sürekli bir bombardıman altında. Ozon tabakası henüz hiç oluşmadı. Dünya, sadece göktaşları tarafından değil, aynı zamanda Güneş'ten ve uzayın derinliklerinden gelen elektromanyetik ve radyoaktif ışınımların etkisi altında. Dünya üzerinde açık hava ile temas halindeki her şey ama her şey bu bombardımandan nasibini alıyor. Dünya'nın sıcaklığı bugünkü normallerden kat kat yüksek. Güneş gören tarafı sürekli aşırı sıcakken, karanlık kalan tarafı çok soğuk. Dolayısıyla gece ve gündüz sıcaklık farkları akıl almaz derecede yüksek. Üstelik Dünya, günümüzde olduğundan çok daha hızlı dönüyor ve dolayısıyla muhtemelen günlerin uzunlukları 24 saatten daha kısa... Yaklaşık olarak dışarıdan bakan birine şöyle gözüküyor:

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aradan milyonlarca ve milyonlarca yıl geçiyor. Hala kıtalara ve kara parçalarına dair pek bir iz yok ve Dünya yavaş yavaş gerek kuyrukluyıldızlardan, gerekse de yerin derinliklerinden gelen suyun buharlaşması ve tekrar yoğunlaşması sonucu sürekli yağmur ve fırtına altında. Üstelik giderek sertleşiyor ve soğuyor. Halen Dünya üzerindeki her nokta bu fırtınalar, elektromanyetik patlamalar ve yoğun radyoaktiviteden de etkilenmekte... Bu olaylardan sonra Dünya'yı yaklaşık olarak şöyle görüyoruz:

Dünya'mızın "mükemmel" bir "düzen" içerisinde olduğunu sanan insanların o günleri görmesini gerçekten isterdik. Zira Dünya için kullanılabilecek son sıfatlardan biri "düzenli" idi. İşte bu kaos ortamı içerisinde, birçok olay da süregelmekteydi. Bunların birçoğu yüksek radyoaktivitenin etkisi altında bozunan atomların etkileriydi. Dünya, dediğimiz gibi sürekli "dövülmekteydi". Sürekli yağan yağmurların etkisiyle artık hemen her yer sular altındaydı. Ve henüz tek bir canlılık bile bulunmamaktaydı. Hatta dengeli ve büyük yapılı molekülleri bulmak bile güçtü.

Yine milyonlarca ve milyonlarca yıl geçti... Halen ortam son derece kaotikti, fakat giderek artan miktarda kimyasal tepkime Dünya'nın dört bir yanını doldurmaya başlamıştı. Gezegendeki su miktarı yıllar geçtikçe artıyordu. Bunun sebebi hem kuyrukluyıldızların taşıdığı aşırı yüksek hacimdeki sular, hem de gezegen üzerinde meydana gelen tepkimelerin yan ürünü olarak üretilen su molekülleriydi. Bu durum, Dünya'nın soğumasını hızlandırdı. Ayrıca yer katmanlarında meydana gelen tepkimelerden salınan gazlar, atmosfer tabakasını yavaş yavaş oluşturmaya başlıyordu. İlk etapta, Dünya yeterince yoğun ve yüksek kütleli değilken bu gazları gezegenimiz tutamıyor ve gazlar, sürekli uzaya saçılıyordu. Ancak meteor bombardımanı ve soğumayla gelen yüksek kütle ve yoğunluk, bu gazların tutulabileceği kadar kütleçekimini mümkün kıldı. Bu kütleçekimi, gezegende milyarlarca yıl egemen olacak canlılığı da mümkün kılacaktı. Milyonlarca yıl süren yağışlar ve kaotik ortam sonucunda, Dünya yaklaşık şuna benziyordu:

Görülebileceği gibi halen okyanuslar tam olarak oluşmamıştı; ancak yer katmanları giderek kalınlaşan bir su tabakasıyla örtülmekteydi. Dönem boyunca oluşan volkanlar, bu yükselen su seviyesi altında kalmaya başladılar. Böylece oluşan devasa okyanuslar, gezegeni bir tül gibi örtmeye başladı. Meteor yağmurları halen devam ediyordu ve gezegene kütle taşımayı sürdürüyorlardı. Ayrıca bu süreçte gezegendeki kimyasal çeşitlilik de durmaksızın artış göstermekteydi. Sonunda, aradan milyonlarca yıl geçtikten sonra, Dünya tamamen sulara gömüldü:

 Bu süreç daha milyonlarca yıl sürecekti. Ancak kısa sürede, gezegen kendi koşulları dahilinde dengeye ulaşmaya başladı. Atmosfer tabakası giderek kalınlaşıyordu ve bu, radyasyonun etkilerini azaltıyordu. Elbette halen radyasyonun etkisi çok yüksekti; ancak atmosfer koruyucu bir görev görüyordu. Fakat atmosferden çok daha önemli olan koruyucu, okyanuslardı. Radyasyonun etkileri, yüzlerce metreye ulaşan okyanusun sadece yüzeye yakın 200 metrelik kısmına işleyebilmektedir. Dolayısıyla 200 metreden aşağıda radyasyonun zararlı etkileri görülmez. 

Bu Reklamı Kapat

Bu, gezegenimizi özel kılacak çok önemli bir adımdır. Öte yandan radyasyonu her zaman yıkıcı olarak da görmemek gerekmektedir. Her ne kadar karmaşık ve çok büyük yapılı bileşikler için genellikle engel teşkil etse de, birçok kimyasal tepkimeyi binlerce ve milyonlarca kat hızlandıracak katalizör etkisi de görebilmektedir. Bu sayede, atmosfer içerisinde daha önceki yazılarımızda ele aldığımız birçok tepkimenin içerisine katılacak kimyasallar üretilebilmektedir ve gezegene resmen "yağmur gibi" yağabilmektedirler. Bu kimyasallar, yeryüzünü kaplayan okyanuslara dökülmekte ve diplere çökelmektedir. Bu da, gezegenin kimyasal çeşitliliğini ve bunların farklı fiziksel koşullarda girdikleri tepkimelerin sayısını aşırı miktarda arttırmaktadır. Tüm bunlar, canlılığın temellerinin atılabilmesi için gerekli ön koşulları sağlamaktadır.

Aradan milyonlarca yıl geçtikçe, yer hareketleri de giderek karmaşıklaşmaktadır. Soğuma sonrası gezegenin tabanında oluşan plakalar, magma hareketleri sebebiyle kaymaya ve hareket etmeye başlarlar. Bu sayede, ilk kara parçaları da oluşmaya ve su yüzeyinde belirmeye başlar. Ayrıca halen meteor yağmurları ciddi anlamda devam etmektedir; ancak zaman geçtikçe bu konuda da dinginleşme başlamıştır. Gezegenimiz, o dönemlerde yaklaşık olarak şöyle görülmektedir:

Ancak canlılık için odaklanmamız gereken yer ne karalardır, ne atmosferdir, ne de su yüzeyidir. Çünkü buralar halen yüksek radyasyon ve ısı altındadır, üstelik yeterli ve gerekli fiziksel çeşitliliğe sahip değildirler. Ne var ki gezegenimiz üzerindeki çok özel bazı noktalar, canlılık için büyük öneme sahip olacaktır: okyanus tabanları.

Okyanus tabanlarında, yeryüzü boyunca bulunan çatlak ve yarıklardan sızan magma ve okyanus diplerinde bulunan kimyasalların sayısı ve çeşitliliği, sayısız kimyasal tepkimeyi mümkün kılacak fiziksel ve kimyasal olanakları sunmaktaydı. Magmanın yeryüzüne ulaştığı noktalarda, sıcaklık gradyanları (150-200 derece kadar yüksek sıcaklıklardan, 0 dereceye yakın düşük sıcaklıklara kadar giden bir sıcaklık dağılımı) oluşmaktaydı. Bu gradyanlar sayesinde, çok farklı kimyasal tepkimeler gerçekleşebilmekteydi. Üstelik bu tepkimeleri birbirinden ayırabilecek "odacık" yapıları bulunmaktaydı. Bu jeolojik oluşumlara hidrotermal bacalar adını veriyoruz ve yaklaşık olarak şöyle görünmektedirler (günümüzde de halen çok miktarda bulunmaktadır):

Bu Reklamı Kapat

Bu bacaların derinliklerinde çok yüksek sıcaklıklarda meydana gelen tepkimeler meydana gelmekteyken, bacaların dış kısmında, okyanusun derinliklerine doğru azalan sıcaklıklarda tamamen farklı tepkimeler gerçekleşebilmekteydi. Üstelik kimyasal derişim bakımından da farklı odacıklardan oluşan bu bacalar, tabiri yerindeyse tam bir "kimyasal tepkime fabrikası" olarak çalışmaktaydılar. Bunu anlamanın en güzel yolu, aşağıdaki görselleri incelemektir. Göreceğiniz gibi hidrotermal bacaların etrafında yoğun bir kimyasal çeşitlilik bulunmaktadır ve sıcaklık gradyanlarının varlığı, enzimlerin yetersiz olduğu bu dönemlerde bir katalizör etkisi görüyor bu kimyasalların bacaların etrafında birbirinden çok farklı tepkimelere girmesini sağlıyordu.

 

Üstelik sadece hidrotermal bacalar da değil... Daha önce de belirttiğimiz gibi atmosfer içerisinde meydana gelen birçok tepkimenin ürünleri, okyanuslara yağmayı sürdürüyor ve tabanlarda birikiyordu. Dolayısıyla çok farklı ortamlarda, inanılmaz geniş bir yelpazede kimyasal çeşitlilik oluşuyordu. 

İşte bu fabrikalar içerisinde canlılık ile alakalı veya alakasız çok sayıda tepkime meydana gelmekteydi. Ancak bu tepkimelerden bazıları, canlılığın temellerinin atılmasını mümkün kıldı. Bu tepkimeleri ve örneklerini daha önceki yazılarımızda anlatmıştık. Şimdi, neden okyanus tabanındaki kimyasalların mevcudiyetinden ve o tepkimelerin okyanus tabanlarında tamamen doğal biçimde gerçekleşebilmesi için gerekli koşulların olduğundan bahsettiğimizi anlamışsınızdır diye ümit ediyoruz. Çünkü canlılık, 600 milyon yıl boyunca süren karmaşık süreçlerin ve tepkimelerin sonucunda, bu bacalarda ve etrafında başlamıştır. 

Bu Reklamı Kapat

Agora Bilim Pazarı
Celestron M800 Biyolojik Mikroskop (10 Adet Hazırlanmış Slayt Hediye!)

Celestron Türkiye distribütöründen direkt ve ücretsiz kargo

Celestron Labs CM800 bileşik mikroskop ekonomik bir fiyata günümüzün en son gelişmelerini sunan parlak, doğal renkler sağlayan, üst ve alt LED aydınlatmaya sahip bir mikroskoptur.

Teknik Özellikler

  • Büyütme (Güç): 40x, 800x
  • Mikroskop Başı: 45 ° eğimli tek gözlü
  • Lens Çapı: Tüm cam – 4x, 10x, 40x
  • Göz Mercekleri: (1) WF 10X / (1) WF 20X
  • Diyafram: Disk diyafram ve 6 adet boyut
  • Kondenser Mercek: NA 0.65
  • Aydınlatma: Üst ve alt beyaz LED
  • Aşama: Metal klipler ile ayarlanabilir sahne / 88 mm x 88 mm
  • Boyutlar: 127 mm x 152 mm x 279 mm
  • Ağırlık: 1.108 kg
  • Pil: 3 Adet AA (piller dahil değildir)
  • Birlikte Verilen Aksesuarlar: 10 adet hazırlanmış slayt
Devamını Göster
₺4,200.00
Celestron M800 Biyolojik Mikroskop (10 Adet Hazırlanmış Slayt Hediye!)

Günümüzde de bu tepkimelerin aynılarını okyanus bacaları etrafında ve atmosferde görmemiz mümkündür. Ne var ki bunlar canlılığı oluşturabilecek basamakları yaklaşık 4 milyar yıl önceki gibi alamamaktadır. Bunun da iki temel sebebi vardır: ilki, ortam koşullarının ve kimyasal derişimlerin o zamankiyle tamamen aynı olmayışıdır. Günümüz koşullarında da muhtemelen canlılık oluşabilir, canlılık bu kadar "hassas" dengelere sahip değildir. Ancak engel olan şey, ikinci nedendir: halihazırda var olan canlılık. Günümüzde aklınıza gelebilecek her ortamı dolduran ve hatta taşıran prokaryotik yaşam (bakteriler ve arkeler) ile mikroskobik ökaryotlar, bu bacaların etrafını ve diğer yaşam alanlarını da işgal etmiştir. Dolayısıyla canlılığa neden olacak adımlar atılıyor olsa bile, 600 milyon yıl gibi uzun dinginlik ve cansızlık dönemleri olmadığından, gerek beslenme amacıyla, gerek üretilen atık maddelerin etkisi altında bu canlılık süreçleri baltalanmakta ve durdurulmaktadır. Sadece 1 litre okyanus suyunda 20.000'den farklı tür ve milyonlarca ve milyarlarca bakteri bireyi olduğu düşünülecek olursa, ne demek istediğimiz anlaşılacaktır: Halihazırda var olan canlılık, sıfırdan başlayan canlılığı ister istemez durdurmaktadır. Fakat ilk oluşum sırasında böyle bir durum olmadığından, canlılık mümkün olabilmiştir.

Canlılığın temeli olan ve "ilk canlılar" olarak bilinen koaservatların nasıl bir ortamda var olduklarını anladıysak, şimdi bu evrimsel değişimlerinin belki de en önemli ve olmazsa olmaz adımına gelelim. Hayır, düşündüğünüz gibi genetik materyal en önemli adım olmayabilir. Canlılık için yaptığımız tanımı hatırlayacak olursanız, ilk madde aktivite (dolayısıyla genetik süreçler) değil, organizasyondu. Canlılığın var olabilmesi için öncelikle aktif bir yapıda olan bir izolasyon gerekiyordu. Bu sorunu çözen, yağlar oldu.

Canlılığın İlk Adımı: Lipit Çift Katmanlı Zırh

Bu yazıya kadar, farklı birçok Hayat Molekülü ve özellikleri üzerinde durduk. Özellikle nükleotitler ve proteinlerin öneminden bahsettik. Ancak koaservatların, yani "ilkin hücrelerin" nasıl oluştuğunu anlayabilmek için günümüzde her bir canlıda mutlaka bulunan "hücre"lerin olmazsa olmaz özelliği olan “hücre zarından” bahsetmemiz gerekir. Çünkü bir "hücre", tanımı gereği bulunduğu ortamdan izole olan; ancak onunla alışveriş halinde bulunabilen, canlılık yapı birimidir. Yani izolasyon, burada anahtar kelimedir. Bu izolasyonu anlayabilmek için de “yağ moleküllerini” incelememiz gerekir:

Yağlar (lipitler) canlılık için son derece önemli moleküllerdir. Isı sığalarının (bir cismin sıcaklığını 1 santigrat derece arttırmak için gereken ısı enerjisi miktarıdır) diğer moleküllere göre oldukça yüksek olması, yumuşak/darbe emici olmaları, enerji için kullanılabilmeleri, organları korumaları gibi özellikleri haricinde; moleküler anlamda çok önemli bi kimyasal yapıya sahiptirler: Yağ molekülleri, atomlarının diziliminden ötürü “amfifilik” yapıdadır. Bu ne demektir? Teknik olarak “amfifilik kimyasallar”, kimyasal bileşimi dahilinde hem hidrofobik, hem de hidrofilik yapıda moleküllere sahip olan kimyasallardır.

Peki bu iki yeni terim nedir? “Hidrofobik”, bir molekülün fiziksel ve kimyasal yapısından ötürü, sudan “nefret etmesi” demektir. Daha gerçekçi bir anlamıyla, H2O molekülleriyle arasındaki elektriksel etkileşim sonucu (elektron dizilimlerinden ötürü), su ve hidrofobik maddelerin birbirini fiziksel olarak "itmesi"dir. “Hidrofilik” moleküller ise, kimyasal yapılarından ve molekülün içerisindeki atomların elektron diziliminden ötürü, H2O molekülü ile etkileştiklerinde, suyu kendisine çeken, "su seven" maddelerdir. İşte amfifilik bileşikler, uzun yapıda kimyasallardır ve bunların bir ucunda "hidrofobik", bir ucunda ise "hidrofilik" moleküller yer alır. Gelin bunu bir görselle, daha net olarak anlayalım. Bir yağ molekülüne bakalım:

Bu gördüğünüz bir lipit molekülüdür. Görseldeki "hydrophilic", su seven, "hydrophobic" ise sudan nefret eden kısımları göstermektedir. Bir diğer örnek de aşağıdadır:

Gördüğünüz gibi yağ dediğimiz yapı uç uca eklenmiş Karbon (C), Hidrojen (H), Oksijen (O) ve Nitrojen (N) atomlarından başka bir şey değildir. Az önce bahsettiğimiz koşullar altında atomlar bir araya gelerek, daha önceki yazılarımızda anlattığımız kimyasal tepkimeler yoluyla yağ moleküllerini oluşturmuşlardır. Bunun olabilirliği günümüzde yüzlerce farklı deneyle ispatlanmıştır. Ancak oluşan bu molekülün hayatımızda olmazsa olmaz bir yeri vardır, birkaç önemli özelliğine yukarıda değinmiştik. Peki, yukarıda anlattığımız “amfifilik özellik”, ne işe yarar? Nasıl olur da bu özellik, lipitlere yani yağlara cansızlıktan canlılığın evrimi konusunda kelimenin tam anlamıyla “hayati” bir özellik katar?

Bu sorunun cevabını, evinizde, lipit moleküllerini suyun içine atıp su içerisindeki oluşumları incelediğinizde kendi kendinize dahi verebilirsiniz. Bu “amfifilik yapı”, yağların “iki katmanlı” (bilayer) bir yapı oluşturmalarını sağlarlar. Bu, lipidleri önemli kılan ilk özelliktir. Bir diğer büyük önemleri ise, bu oluşturdukları ikili yapının, fiziksel olarak tüm varlıkların potansiyel enerjilerini minimuma indirme eğilimleri sebebiyle, küresel bir halde oluşmasıdır. Çünkü bir kürenin yüzey alanının hacmine oranı en yüksektir ve bu, canlılık için birinci derece öneme sahiptir. İlk olarak bu iki tabakalı (bilayer) yapıyı bir görelim:

Burada gördüğünüz yapı, sadece lipitlerden oluşmaktadır, yani yukarıda verdiğimiz yağ moleküllerinden. Burada sarı kırmızı olanlar yağ moleküllerini, maviler ise su ortamını temsil etmektedir. Kısaca görselde gördüğünüz lipit molekülleri ağı, suyun içerisinde bulunmaktadır. Göreceğiniz üzere sudan korkan ve uzak duran (hidrofobik) kısmı, su ile mümkün olduğunca temas etmeyecek şekilde, her zaman iç yüzeylere bakacak şekilde dururlar. Öte yandan suyu seven, yaklaşmak isteyen (hidrofilik) kısmı ise, suya mümkün olduğunca yakın olacak şekilde, her zaman dış yüzeylerde bulunurlar. İşte bu şekilde yağ molekülleri, bu şekilde yan yana dizilirler. Bu yapı, bir “iç kısım” ve bir “dış kısım” oluşturacak şekilde, "çift/iki katmanlı" yapıyı oluşturur.

Eğer su içerisine attığınız yağ moleküllerini bir süre daha izlerseniz, göreceğiniz yapı şuna benzeyecektir:

Bu Reklamı Kapat

Bunların mikroskop altındaki görüntüsü şuna benzemektedir:

Bu önemli özellik daha önce de belirttiğimiz gibi tamamen moleküler düzeydeki fizik ile alakalıdır. Yukarıda verdiğimiz yapının küresel hale gelmesi de tamamen Evren içerisinde geçerli olan fizik yasaları ile ilgilidir. Bir cisim, her zaman potansiyel enerjisini en aza düşürmeye çalışır; bu canlı-cansız tüm varlıklar için geçerlidir. Bu yüzden mümkün olduğunca yatay bir pozisyonda uyuruz. Bu yüzden, yerden yüksekte duran cisimler kütleçekim etkisiye yüzeye doğru çekilir ve potansiyel enerjilerini azaltırlar. İşte yine benzer şekilde, bu yüzden üzerinde belirli bir potansiyel taşıyan cisimler mümkünse kıvrılarak küre ya da küreye en yakın geometrik şekle gelirler. Bunun sebebi, potansiyel enerjinin en az küresel geometri üzerinde birikmesidir. İşte aynı sebeple bir yüzey üzerindeki su damlacıkları küresel bir şekil alırlar. Ancak onların küreselliklerini yüzey gerilimi gibi ikincil kuvvetler bozmaktadır. Yağ molekülleri, bir "yüzey"de değil, doğrudan suyun "içerisinde" oldukları için bu kuvvetlerden etkilenmezler. Ancak onları da etkileyen başka birçok diğer kuvvet bulunabilir.

Peki bu özelliğin biyolojik anlamı nedir? Cevap oldukça basittir: Bir “zırh” olması.

Koaservat denen ilk hücrelerin (hatta "hücremsiler"in atalarının) ilk olarak evrimleştikleri ortam, kaos halindeki okyanuslar ve bu okyanusların tabanında bulunan, göreceli olarak yüksek sıcaklığa sahip olan volkan bacaları ve etrafıdır. Dünya’nın oluşumundan sonra, milyonlarca yıl boyunca radyasyon, kaos, ısı, ışık, vb. etmenler yukarıda da anlattığımız gibi had safhadadır ve adeta "Dünya'yı dövmektedirler". Bu sebeple, eğer “canlılık” oluşacaksa, bir şekilde “korunması” gerekmektedir. Bu korumanın ilk aşaması, okyanus ile sağlanmıştır. Canlılığın okyanus tabanlarında başlaması çok mantıklıdır, zira okyanus, atmosferin tehlikeli pek çok faktörünü devre dışı bırakmaktadır. Hatta teknik bir bilgi vermemiz gerekirse, uzaydan gelen radyoaktif ve genel olarak günümüz canlılığına zarar verebilecek ışınlar, okyanusun yüzeyinden 200 metreden daha aşağısına inemezler. Şöyle bir istatistik de sunabiliriz: Dünya yüzeyine ulaşan güneş ışınlarının;

Bu Reklamı Kapat

  • %73'ü okyanus yüzeyinin 1 santimetre derinine,
  • %44.5'i okyanus yüzeyinin 1 metre derinine,
  • %22.2'si okyanus yüzeyinin 10 metre derinine,
  • %0.53'ü okyanus yüzeyinin 100 metre derinine,
  • %0.0062'si okyanus yüzeyinin 200 metre derinine

ulaşabilmektedir. Pratik olarak 200 metreden sonrasında, radyasyonun yıkıcı etkilerini görememekteyiz.

Ancak bu da yeterli değildir; çünkü kaotik okyanus ortamında moleküllerin bir düzen içerisinde kalmaları gerekir. Daha doğrusu, eğer ki canlılığa sebep olacak dengeli yapılar oluşacaksa, her zaman bir zırh ile dış ortamdan kendilerini izole edebilen yapılar diğerlerine göre avantajlı olacaktır. Göreceğiniz gibi bir doğa yasası olan Evrim, bizim "cansız" olarak isimlendirdiğimiz moleküler düzeyden başlamaktadır (moleküler evrim) ve Darwin'in deyimiyle "basit bir başlangıçtan, sonsuz bir çeşitliliğe" doğru değişimi sağlamaktadır.

Canlılığın Evrimi'ne dönecek olursak, işte bu izole edici koruma görevi, çift tabakalı (bilayer) yağ yapısına ve onun aldığı küresel şekle düşmektedir.

Görsellerden görebileceğiniz ve evinizde de deneyebileceğiniz gibi bu moleküller oluşurken, içlerinde bir boşluk bırakırlar. Ayrıca oluşum sırasında, fiziksel etkileşimler veya rastlantılar sonucu etraftaki diğer atom ve molekülleri, bu boşluk içerisine hapsederler. Bu boşlukta da, elbette ki dış sıvı (bizim durumumuzda okyanus suyu) bir miktar da olsa bulunmaktadır ancak artık bu su belirli bir hacme hapsedildiğinden ve kaotik dış ortamdan arındırıldığından, bu sıvı artık kürenin “kendine ait sıvısı” olarak kabul edilebilir. Bu noktada, tüm bu anlatılanları destekleyecek bir veri olarak, günümüzdeki tüm canlıların hücre içerisindeki tuzluluk oranının belli farklılıklar dahilinde okyanusların tuzluluk oranıyla aynı olmasını belirtmemiz gerekmektedir. Yani günümüzde hücrelerimiz, 4 milyar yıl kadar önce evrimleşmeye başlayan atalarımızın hücre içi sıvılarını belli başlı farklılıklar haricinde halen muhafaza etmektedirler! Bu, evrimi anlamış bir birey için baş döndürücü bir gerçektir.

Bu Reklamı Kapat

İşte bu hapsolan bölgedeki atomlar ve moleküller, artık kaotik okyanus ortamı yerine, çok daha güvenli ve sakin bir ortam olan lipit küreciğinin içerisinde tepkimeye girmektedirler. Sınırlı bir alanda tepkimeye girebilecek moleküllerin birbirlerini bulma şansları milyonlarca kat artmaktadır; bu da tepkimelerin hızlarını arttırmaktadır. Üstelik bu küreciklerden belki milyonlarca ve milyarlarcasının okyanus tabanlarındaki farklı bölgelerde oluşması, olası kimyasal tepkimelerin çeşitliliğini de katlayarak arttırmaktadır. Bu küreler içerisinde yeni moleküller oluşmakta (atomların ve diğer moleküllerin kimyasal tepkimeleri sonucu) ve bu moleküller, belirli fiziksel ve kimyasal yapılarından dolayı, belirli sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu sonuçlar, bizim bugün dönüp incelediğimizde "moleküllerin görevi" olarak düşündüğümüz sonuçlardır. Örneğin "solunum" dediğimiz olay sırasında Oksijen molekülleri şekerler ile tepkimeye girdikleri için biz Oksijen'in "görevinin" bu olduğunu düşünürüz. Halbuki Oksijen'in herhangi bir "görevi" yoktur. Oksijen, kimyasal yapısından dolayı gerekli şartlar sağlandığı müddetçe belli başlı moleküller ile tepkimeye girmek zorundadır. Bu, Fizik ve Kimya yasaları ile dikte edilir. Yani canlılığın evriminde bazı moleküller yağ molekülleri içerisine hapsedilmiş ve fiziksel/kimyasal özelliklerinden ötürü belli başlı tepkimeleri sürdürmüşlerdir. Zaten günümüzde, canlılık birimi olan hücrelerin içerisinde olan da bu tepkimelerden farklı bir şey değildir. Tek fark, milyarlarca yıldır süren seçilim sonucunda günümüz hücrelerinde çok daha karmaşık tepkimelerin gerçekleşebiliyor olmasıdır. Ancak başlangıçta, sadece çok basit tepkimeler, bu yağ zırhları içerisinde gerçekleşmekteydi.

Aşağıda, laboratuvar ortamında üretilen koaservatların yapısını mikroskop altında görmekteyiz:

Burada gördüğümüz, lipit küresi (mikroskopta 3 boyutlu cisimler, 2 boyutlu gözükür, bu sebeple "çember" gibi gözükmektedir) içerisinde birikmiş moleküller ve atomlardır. Günümüzdeki hücrelere ne kadar da benziyorlar, değil mi? Şimdi bir de modern (günümüzde var olan) bir hayvan hücresine bakalım:

Farklı ölçeklerde çekilmiş bu iki mikroskobik fotoğraf, evrimin çok güzel bir örneğidir aslında. Gördüğünüz gibi üstteki basit yapıdaki koaservat, kendisinden yaklaşık 2 milyar yıl sonra gelen, günümüzdeki modern hayvanlarda -ve tabii ki dolayısıyla bizde de- bulunan hücrelerin temellerini atmıştır (bilgi: bizler de dahil olmak üzere Hayvanlar Alemi'nde bulunan tüm ökaryotik hücrelerin atası, Dünya’nın oluşumundan 2.6, koaservatların oluşumundan 2 milyar yıl sonra evrimleşmiştir). Hala günümüzdeki hücrelerde, yukarıdaki koaservatların yapısını görmekteyiz.

Bu Reklamı Kapat

Günümüzde Miller-Urey Deneyi (ve sonrasında yapılan 460'ın üzerinde tekrar deneyi ve deney varyasyonları) sayesinde biliyoruz ki, cansızlık denen varlık formundan, canlılık denen varlık formuna geçmek için tek gereken, doğru şartlarda pek çok deneme-yanılma ve uzun bir zamandır. Bu doğru şartlar da, fiziksel ve kimyasal yapılar tarafından, doğa koşulları ile sağlanır. Bunların günümüzde deneylerle gözlenmesi sonucu, artık biliyoruz ki, Abiyogenez Kuramı, bilimsel gerçekleri ortaya koymaktadır. Bahsettiğimiz Miller-Urey Deneyi (ve sonrasındaki tüm deneyler) sonucu, ilkin Dünya şartlarındaki oranlarda koyulan karbon, hidrojen, azot, vb. moleküllerden, Dünya’nın ilk şartlarındaki gibi şimşekler, radyasyon, vb. (ki ısı reaksiyonları hızlandırır) ortamda bugün “canlı” olarak nitelendirdiğimiz varlıkların yapısındaki moleküller evrimleşebilmektedir. Bunlara daha sonraki yazılarımızda tekrar geleceğiz.

Buraya kadar okyanus tabanlarında hücrelerin atası olacak koaservatların nasıl "basit bir başlangıçtan" yola çıktığını net bir şekilde ortaya koyduk. Sadece ilkin koaservatların nasıl bir ortamda, nasıl Dünya koşullarında, ne tip bir adımla, tamamen doğal süreçlerle nasıl var olabildiklerini açıklamaya çalıştık. Bu noktada aklınıza şu sorular geliyor olabilir: Peki bu ilkin yapılar nasıl kendiliğinden oluştu? Nasıl oldu da doğa, cansızlıktan canlılığa giden adımların atılmasını sağladı? Atomlar ve moleküller ne tip formlar almaları gerektiğini nereden "biliyorlardı"? İşte bu soruların cevaplarını bir sonraki yazımızda ele alacağız ve koaservatların bu ilkin yapılarının tam olarak nasıl var olduğunu göreceğiz. Ondan sonraki yazılarımızda, bu lipit tabakası içerisinde ne gibi bir gelişim olduğunu ve bu gelişim sonucunda günümüzdeki hücrelerin nasıl evrimleştiğini adım adım takip etmeye devam edeceğiz.

Okundu Olarak İşaretle

Bu içeriğimizle ilgili bir sorunuz mu var? Buraya tıklayarak sorabilirsiniz.

İçerikle İlgili Sorular
Soru & Cevap Platformuna Git
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 27
  • Tebrikler! 16
  • Bilim Budur! 14
  • İnanılmaz 13
  • Merak Uyandırıcı! 13
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 9
  • Umut Verici! 7
  • Güldürdü 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Evrim Ağacı Akademi: Abiyogenez Teorisi Yazı Dizisi

Bu yazı, Abiyogenez Teorisi yazı dizisinin 10. yazısıdır. Bu yazı dizisini okumaya, serinin 1. yazısı olan "Yaşam Nedir? Canlılığı Nasıl Tanımlarız?" başlıklı makalemizden başlamanızı öneririz.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

EA Akademi Hakkında Bilgi Al
Bu Reklamı Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 27/09/2022 16:46:58 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/34

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Bu Reklamı Kapat
Size Özel (Beta)
İçerikler
Sosyal
Gönderiler
Eşey
Bilim İnsanları
Kimyasal
Aminoasit
Farmakoloji
Nükleotit
Makina
Nasa
Komplo
Evrimsel Biyoloji
Yüz
Diyabet
Aşılar
Deri
Molekül
Eşcinsellik
Acı
Kara Delik
Zihin
Analiz
Uyku
Epigenetik
Saç
Evrimsel Tarih
Klinik Mikrobiyoloji
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Bağlantı
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Bu platformda cevap veya yorum sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aklınızdan geçenlerin, tespit edilebilir kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Gönder
Ekle
Soru Sor
Daha Fazla İçerik Göster
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katmak için hemen buraya tıklayın.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
EA Akademi
Evrim Ağacı Akademi (ya da kısaca EA Akademi), 2010 yılından beri ürettiğimiz makalelerden oluşan ve kendi kendinizi bilimin çeşitli dallarında eğitebileceğiniz bir çevirim içi eğitim girişimi! Evrim Ağacı Akademi'yi buraya tıklayarak görebilirsiniz. Daha fazla bilgi için buraya tıklayın.
Etkinlik & İlan
Bilim ile ilgili bir etkinlik mi düzenliyorsunuz? Yoksa bilim insanlarını veya bilimseverleri ilgilendiren bir iş, staj, çalıştay, makale çağrısı vb. bir duyurunuz mu var? Etkinlik & İlan Platformumuzda paylaşın, milyonlarca bilimsevere ulaşsın.
Podcast
Evrim Ağacı'nın birçok içeriğinin profesyonel ses sanatçıları tarafından seslendirildiğini biliyor muydunuz? Bunların hepsini Podcast Platformumuzda dinleyebilirsiniz. Ayrıca Spotify, iTunes, Google Podcast ve YouTube bağlantılarını da bir arada bulabilirsiniz.
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
Kaldığım Yeri İşaretle
Göz Attım

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.
[Site ayalarına git...]

Filtrele
Listele
Bu yazıdaki hareketlerin
Devamını Göster
Filtrele
Listele
Tüm Okuma Geçmişin
Devamını Göster
0/10000

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim Gönder
Paylaş
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nda reklamları 2 şekilde kapatabilirsiniz:

  1. Ücretsiz üye girişi yapmak: Sitedeki reklamların %50 kadarını kapatmak için ücretsiz bir Evrim Ağacı üyeliği açmanız ve sitemizi/uygulamamızı kullanmanız yeterli!

  2. Maddi destekçilerimiz arasına katılmak: Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol

Devamını Oku
Evrim Ağacı Uygulamasını
İndir
Chromium Tabanlı Mobil Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
İlk birkaç girişinizde zaten tarayıcınız size uygulamamızı indirmeyi önerecek. Önerideki tuşa tıklayarak uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu öneriyi, yukarıdaki videoda görebilirsiniz. Eğer bu öneri artık gözükmüyorsa, Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Chromium Tabanlı Masaüstü Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
Yeni uygulamamızı kurmak için tarayıcı çubuğundaki kurulum tuşuna tıklayın. "Yükle" (Install) tuşuna basarak kurulumu tamamlayın. Dilerseniz, Evrim Ağacı İleri Web Uygulaması'nı görev çubuğunuza sabitleyin. Uygulama logosuna sağ tıklayıp, "Görev Çubuğuna Sabitle" seçeneğine tıklayabilirsiniz. Eğer bu seçenek gözükmüyorsa, tarayıcının Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Safari Mobil Uygulama
Sırasıyla Paylaş -> Ana Ekrana Ekle -> Ekle tuşlarına basarak yeni mobil uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu basamakları görmek için yukarıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Daha fazla bilgi almak için tıklayın

Önizleme
Görseli Kaydet
Sıfırla
Vazgeç
Ara
Raporla

Raporlama sisteminin amacı, platformu uygunsuz biçimde kullananların önüne geçmektir. Lütfen bir içeriği, sadece düşük kaliteli olduğunu veya soruya cevap olmadığını düşündüğünüz raporlamayınız; bu raporlar kabul edilmeyecektir. Bunun yerine daha kaliteli cevapları kendiniz girmeye çalışın veya diğer kullanıcıları oylama, teşekkür ve en iyi cevap araçları ile daha kaliteli cevaplara teşvik edin. Kalitesiz bulduğunuz içerikleri eleyebileceğiniz, kalitelileri daha ön plana çıkarabileceğiniz yeni araçlar geliştirmekteyiz.

Soru Sor
Aşağıdaki "Soru" kutusunu sadece soru sormak için kullanınız. Bu kutuya soru formatında olmayan hiçbir cümle girmeyiniz. Sorunuzla ilgili ek bilgiler vermek isterseniz, "Açıklama" kısmına girebilirsiniz. Soru kısmının soru cümlesi haricindeki kullanımları sorunuzun silinmesine ve UP kaybetmenize neden olabilir.
Görsel Ekle
Kurallar
Platform Kuralları
Bu platform, aklınıza takılan soruları sorabilmeniz ve diğerlerinin sorularını yanıtlayabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu platformun ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Gerçekten soru sorun, imâdan ve yüklü sorulardan kaçının.
Sorularınızın amacı nesnel olarak gerçeği öğrenmek veya fikir almak olmalıdır. Şahsi kanaatinizle ilgili mesaj vermek için kullanmayın; yüklü soru sormayın.
2
Bilim kimliğinizi kullanın.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla sorular ve cevaplar, bilimsel perspektifi yansıtmalıdır. Geçerli bilimsel kaynaklarla doğrulanamayan bilgiler veya reklamlar silinebilir.
3
Düzgün ve insanca iletişim kurun.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Sahtebilimi desteklemek yasaktır.
Sahtebilim kategorisi altında konuyla ilgili sorular sorabilirsiniz; ancak bilimsel geçerliliği bulunmayan sahtebilim konularını destekleyen sorular veya cevaplar paylaşmayın.
5
Türkçeyi düzgün kullanın.
Şair olmanızı beklemiyoruz; ancak yazdığınız içeriğin anlaşılır olması ve temel düzeyde yazım ve dil bilgisi kurallarına uyması gerekmektedir.
Soru Ara
Aradığınız soruyu bulamadıysanız buraya tıklayarak sorabilirsiniz.
Alıntı Ekle
Eser Ekle
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, fark edildiğinde ufku genişleten tespitler içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Formu olabildiğince eksiksiz doldurun.
Girdiğiniz sözün/alıntının kaynağı ne kadar açıksa o kadar iyi. Açıklama kısmına kitabın sayfa sayısını veya filmin saat/dakika/saniye bilgisini girebilirsiniz.
2
Anonimden kaçının.
Bazı sözler/alıntılar anonim olabilir. Fakat sözün anonimliğini doğrulamaksızın, bilmediğiniz her söze/alıntıya anonim yazmayın. Bu tür girdiler silinebilir.
3
Kaynağı araştırın ve sorgulayın.
Sayısız söz/alıntı, gerçekte o sözü hiçbir zaman söylememiş/yazmamış kişilere, hatalı bir şekilde atfediliyor. Paylaşımınızın site geneline yayılabilmesi için kaliteli kaynaklar kullanın ve kaynaklarınızı sorgulayın.
4
Ofansif ve entelektüel düşünceden uzak sözler yasaktır.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
5
Sözlerinizi tırnak (") içine almayın.
Sistemimiz formatı otomatik olarak ayarlayacaktır.
Gönder
Tavsiye Et
Aşağıdaki kutuya, [ESER ADI] isimli [KİTABI/FİLMİ] neden tavsiye ettiğini girebilirsin. Ne kadar detaylı ve kapsamlı bir analiz yaparsan, bu eseri [OKUMAK/İZLEMEK] isteyenleri o kadar doğru ve fazla bilgilendirmiş olacaksın. Tavsiyenin sadece negatif içerikte olamayacağını, eğer bu sistemi kullanıyorsan tavsiye ettiğin içeriğin pozitif taraflarından bahsetmek zorunda olduğunu lütfen unutma. Yapıcı eleştiri hakkında daha fazla bilgi almak için burayı okuyabilirsin.
Kurallar
Platform Kuralları
Bu platform; okuduğunuz kitaplara, izlediğiniz filmlere/belgesellere veya takip ettiğiniz YouTube kanallarına yönelik tavsiylerinizi ve/veya yapıcı eleştirel fikirlerinizi girebilmeniz içindir. Tavsiye etmek istediğiniz eseri bulamazsanız, buradan yeni bir kayıt oluşturabilirsiniz. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu platformun ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Önceliğimiz pozitif tavsiyelerdir.
Bu platformu, beğenmediğiniz eserleri yermek için değil, beğendiğiniz eserleri başkalarına tanıtmak için kullanmaya öncelik veriniz. Sadece negatif girdileri olduğu tespit edilenler platformdan geçici veya kalıcı olarak engellenebilirler.
2
Tavsiyenizin içeriği sadece negatif olamaz.
Tavsiye yazdığınız eserleri olabildiğince objektif bir gözlükle anlatmanız beklenmektedir. Dolayısıyla bir eseri beğenmediyseniz bile, tavsiyenizde eserin pozitif taraflarından da bahsetmeniz gerekmektedir.
3
Negatif eleştiriler yapıcı olmak zorundadır.
Eğer tavsiyenizin ana tonu negatif olacaksa, tüm eleştirileriniz yapıcı nitelikte olmak zorundadır. Yapıcı eleştiri kurallarını buradan öğrenebilirsiniz. Yapıcı bir tarafı olmayan veya tamamen yıkıcı içerikte olan eleştiriler silinebilir ve yazarlar geçici veya kalıcı olarak engellenebilirler.
4
Düzgün ve insanca iletişim kurun.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
5
Türkçeyi düzgün kullanın.
Şair olmanızı beklemiyoruz; ancak yazdığınız içeriğin anlaşılır olması ve temel düzeyde yazım ve dil bilgisi kurallarına uyması gerekmektedir.
Eser Ara
Aradığınız eseri bulamadıysanız buraya tıklayarak ekleyebilirsiniz.
Tür Ekle
Üst Takson Seç
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu platform, yaşamış ve yaşayan bütün türleri filogenetik olarak sınıflandırdığımız ve tanıttığımız Yaşam Ağacı projemize, henüz girilmemiş taksonları girebilmeniz için geliştirdiğimiz bir platformdur. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Takson adlarını doğru yazdığınızdan emin olun.
Taksonların sadece ilk harfleri büyük yazılmalıdır. Latince tür adlarında, cins adının ilk harfi büyük, diğer bütün harfler küçük olmalıdır (Örn: Canis lupus domesticus). Türkçe adlarda da sadece ilk harf büyük yazılmalıdır (Örn: Evcil köpek).
2
Taksonlar arası bağlantıları doğru girin.
Girdiğiniz taksonun üst taksonunu girmeniz zorunludur. Eğer üst takson yoksa, mümkün olduğunca öncelikle üst taksonları girmeye çalışın; sonrasında daha alt taksonları girin.
3
Birden fazla kaynaktan kontrol edin.
Mümkün olduğunca ezbere iş yapmayın, girdiğiniz taksonların isimlerinin birden fazla kaynaktan kontrol edin. Alternatif (sinonim) takson adlarını girmeyi unutmayın.
4
Tekrara düşmeyin.
Aynı taksonu birden fazla defa girmediğinizden emin olun. Otomatik tamamlama sistemimiz size bu konuda yardımcı olacaktır.
5
Mümkünse, takson tanıtım yazısı (Taksonomi yazısı) girin.
Bu araç sadece taksonları sisteme girmek için geliştirilmiştir. Dolayısıyla taksonlara ait minimal bilgiye yer vermektedir. Evrim Ağacı olarak amacımız, taksonlara dair detaylı girdilerle bu projeyi zenginleştirmektir. Girdiğiniz türü daha kapsamlı tanıtmak için Taksonomi yazısı girin.
Gönder
Tür Gözlemi Ekle
Tür Seç
Fotoğraf Ekle
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu platform, bizzat gözlediğiniz türlerin fotoğraflarını paylaşabilmeniz için geliştirilmiştir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Net ve anlaşılır görseller yükleyin.
Her zaman bir türü kusursuz netlikte fotoğraflamanız mümkün olmayabilir; ancak buraya yüklediğiniz fotoğraflardaki türlerin özellikle de vücut deseni gibi özelliklerinin rahatlıkla ayırt edilecek kadar net olması gerekmektedir.
2
Özgün olun, telif ihlali yapmayın.
Yüklediğiniz fotoğrafların telif hakları size ait olmalıdır. Başkası tarafından çekilen fotoğrafları yükleyemezsiniz. Wikimedia gibi açık kaynak organizasyonlarda yayınlanan telifsiz fotoğrafları yükleyebilirsiniz.
3
Paylaştığınız fotoğrafların telif hakkını isteyemezsiniz.
Yüklediğiniz fotoğraflar tamamen halka açık bir şekilde, sınırsız ve süresiz kullanım izniyle paylaşılacaktır. Bu fotoğraflar nedeniyle Evrim Ağacı’ndan telif veya ödeme talep etmeniz mümkün olmayacaktır. Kendi fotoğraflarınızı başka yerlerde istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
4
Etik kurallarına uyun.
Yüklediğiniz fotoğrafların uygunsuz olmadığından ve başkalarının haklarını ihlâl etmediğinden emin olun.
5
Takson teşhisini doğru yapın.
Yaptığınız gözlemler, spesifik taksonlarla ilişkilendirilmektedir. Takson teşhisini doğru yapmanız beklenmektedir. Taksonu bilemediğinizde, olabildiğince genel bir taksonla ilişkilendirin; örneğin türü bilmiyorsanız cins ile, cinsi bilmiyorsanız aile ile, aileyi bilmiyorsanız takım ile, vs.
Gönder
Tür Ara
Aradığınız türü bulamadıysanız buraya tıklayarak ekleyebilirsiniz.