NASA'nın 12 Ağustos 2018'de Güneş'e göndermiş olduğu Parker Güneş Sondası (Parker Solar Probe) Yunan mitolojisinde balmumundan yapılmış kanatlarla Güneş'e "çok yakın uçan" deli cesaretine sahip Ikarus'u akıllara getirir. Hikayenin sonu ise malumdur: Balmumu kanatlar erir ve Ikarus, belki akıldan yoksun cesaretin, belki de tevazu sahibi olamamasının getirdiği acı sonla karşılaşarak ölür. Ancak modern bilimin öncülüğünde ve akilane çözümlerle geliştirilmiş olan Parker Güneş Sondası (PGS), Güneş'e dokunacak kadar yakın olmasına rağmen Ikarus'un kanatları aksine nasıl erimemeyi başarmaktadır?
PGS'nin ve içindeki araçların nasıl eriyip gitmediğini anlamanın en birincil yolu sıcaklık (temperature) ve ısı (heat) kavramlarını anlamaktan geçmektedir. Yaygın kanının aksine yüksek sıcaklık, illâ ki kendinden başka bir nesneye ısı vermek anlamına gelmemektedir. Diğer bir ifadeyle uzaydaki bir sıcaklık, bir diğer nesneye yüksek miktarlarda ısı vermeden, veyahut o nesne "sıcak" olarak hissedilmeden de binlerce derecede olabilir. Peki bu nasıl mümkün olabilir? Öncelikle, "sıcaklık" ve "ısı" kavramlarına bir bakalım: