Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Canilik kolay değildir. İnsanlık tarihinde yaşamış "canavarlara" yönelik çok güçlü ve çoğunlukla negatif duygulara sahip olmanız normaldir: Ailelerini katleden insanlar, çocukları deşen caniler, yüz binlerce insanın canına kıyan diktatörler, onlarca genci katlettikten sonra çıkarıldıkları mahkemede sırıtan katiller...

Ama tüm bu duyguların ötesine geçip, işin sinirbilimsel boyutuna baktığımızda, şunu kabul etmemiz gerekir: Bu insanların her birinin, beyinlerindeki çok güçlü ve evrimsel kökenleri çok eskilere dayanan sinirsel devrelere karşı gelmesi gerekmiştir. Bu beyin devrelerinin bir kısmı, doğrudan doğruya genler tarafından kodlanmaktadır; yani evrimsel geçmişimizde sağladıkları avantajın bize mirasıdır.

Gerçekten de düşünecek olursanız, suç işlemek sanıldığı kadar kolay değildir: Alınacak cezanın büyüklüğü ve buna yönelik korku bir yana, türümüzün atalarında çok güçlü bir şefkat, suçluluk, pişmanlık ve hatta acı verdiğimiz birinin çektiği acıya eşit veya yakın miktarda acı hissedilmesine neden olan empati duygusu evrimleşmiştir.

Buna karşı gelmek veya bu devrelerin çalışması sonucu salgılanan hormonları görmezden gelmek, normal veya kolay olan bir şey değildir. Aşık olduğunuzda beyninize doluşan hormonları görmezden gelmeye çalıştığınızı düşünün. Ya da yılan korkunuz varsa, ekranda bir yılan görüverdiğinizde göğsünüzde biriken korkuyu umursamamaya çalıştığınızı hayal edin...

En nihayetinde her birimiz, sinirlerin ve hormonların kölesiyiz ve bunların ötesine geçebilmek, bir yerlerde bir şeylerin yanlış gittiği anlamına geliyor. Yanlış giden şey, genler düzeyinde bir mutasyon veya ebeveynlerden gelen talihsiz bir genetik kombinasyon olabileceği gibi, gelişim sırasında yaşanan bir travmanın beyinde yarattığı problemler de olabilir.

Ama fark etmez.... Eğer durum buysa... O yanlış giden şeyleri önceden tespit etmek mümkün olabilir mi? Bu durumda, çok ilginç bir etik ikilem doğuyor: Eğer katilleri genlerine veya beyinlerine bakarak önceden tespit edebilirsek... O katili eyleme geçmeden durdurmak etik olur muydu?

Katilleri Beyinlerinden Anlayabilir miyiz?

Bu yazımızda size, katillerin genetiğine ve beyinlerine yönelik iki ilginç araştırmadan bahsetmek istiyoruz. Bunlardan ilki, Social Cognitive and Affective Neuroscience dergisinde yayınlanan bir makale... Çalışmaya göre katillerin beyinlerinde, empati ve şefkate yönelik devreler normal olmayan bir şekilde değişiyor..

Ama bu tarz araştırmalarla ilgili olarak şunu anlamanız gerek: Bir grup psikopatı toplayıp, üzerlerinde deney yapmanız çok zor, çünkü psikopatlar ne yazık ki genelde bilimsel deneylere katılım konusunda pek istekli olmuyorlar. Eh, "normal" insanların da bir psikopat gibi düşünmesi pek mümkün değil. Bu nedenle araştırmacılar, "savaş" kavramına ve bu sırada yapılan katliamlara odaklanıyorlar. Çünkü birçok insan için savaş sırasında insan öldürmek daha "normaldir". Eğer savaş sırasında katliam yapmanın insanlara daha normal gelmesinin nedenlerini tespit edebilirsek, belki katillerin beyninde neler olup bittiğini de anlayabiliriz.

İşte Avustralya'daki Monash Üniversitesi'nden psikolog Pascal Molenberghs, böylesi bir katliami "ahlaki" olarak gören bir beynin nasıl çalıştığını anlamak için 48 denek üzerinde bir çalışma yaptı. Deneklere, içinde bir silahın ateşlendiği çeşitli senaryo videoları izletti ve bu silahı ateşleyenin kendileri olduğunu hayal etmelerini istedi. Bu sırada, fonksiyonel MRI (fMRI) isimli cihazı kullanarak beyinlerini görüntüledi. Böylece belli bir senaryo sırasında beyinlerinde ne olup bittiğini görebildi.

Social Cognitive and Affective Neuroscience

Videolardan bir tanesinde bir asker, bir düşman askerini öldürüyordu. Bir sonraki videodaysa asker, bir sivili öldürüyordu. Kontrol grubu olarak kullanılan sonuncu videodaysa asker ateş ediyordu; ama hiçbir şeyi vurmuyordu. Tüm durumlarda denekler olayı askerin gözünden izliyorlardı. Bunu, first person shooter denen bir oyun gibi düşünün... Yani ateş eden kişilerin kendileri olduğunu hayal etmeleri çok da zor değildi.

Her bir videonun sonunda deneklere "Kimi vurdun?" diye soruldu ve ellerindeki 3 butondan birine basmaları istendi. Butonlar biri askeri, biri sivili, diğeriyse hiçbir şeyi simgeliyordu. Bunun amacı, deneklerin senaryoda ne olup bittiğinden tam olarak haberdar olduklarından emin olmaktı. Sonrasındaysa onlara 1'den 7'ye kadar olan bir skala verildi ve bu ölçek üzerinde, kendilerini az önceki senaryo dahilinde ne kadar suçlu hissettiklerini belirtmeleri istendi.

Sonuçlara geçeceğiz; ancak işin beyin tarafına odaklanacak olursak: Molenberghs, fMRI görüntülerinde beynin "orbitofrontal korteks"ine (ya da OFC denen bölgeye) odaklanması gerektiğini biliyordu; çünkü bu bölgenin, insanların ahlaki duyarlılığı ile, yani ahlaki yargılarımız ve nasıl davranmamız gerektiğiyle ilgili karar alma mekanizmasıyla ilişkili olduğu uzun zamandır biliniyor.

Social Cognitive and Affective Neuroscience

Sadece OFC de değil. Beynin yan tarafındaki temporopariyetal kesişim (TPJ) de ahlaki yükün bir kısmını üstlenir. Burası da oldukça ilginç bir bölge, çünkü bireye bir "uygulayan" (yani "ajan") olma algısını veren beyin bölgesi burası. Yani belirli bir şeyi isteyerek yapmak ve sonuçları hakkında sorumluluk almak ile ilgili verileri, beynimizin bu bölgesi işliyor. Bu bölgenin görevini şöyle düşünün: Aslında gerçek hayatta silahın yanlışlıkla ateş alıp birini vurması veya sizin bilerek birini vurmanız arasında kurban açısından pek bir fark yoktur. Sonuçta kurban, her iki durumda da ölüdür. Ancak bu iki ayrı durumda bir "ajan" olarak sizin ne algıladığınız arasında devasa farklar vardır.

Ama araştırmanın sonuçlarına geçmeden önce, bu dediğimizi bir düşünün: Beyninizde evrimleşmiş olan belirli bölgeler, size ahlaki yargılarınızı kazandırıyor; en azından ahlaki kararlar verebilmenize, faaliyetlerinizin sonuçlarına yönelik edindiğiniz etik deneyimleri algılamanıza yardımcı oluyor! Eğer bu bölgelerde bir problem veya farklılık varsa, toplum tarafından ahlak-dışı olarak algılanan davranışlar sergilemeniz daha olası olabilir. Veya davranışlarınızın ahlaksızlığını algılamanız daha zor olabilir. Beyin yapısı, algılarımızla bu kadar ilişkiliyken, benliğimizin tamamen özgür olduğunu söyleyebilir miyiz? Neyse, bu uzun bir konu, biz araştırmaya dönelim.

Social Cognitive and Affective Neuroscience

Molenberghs'in araştırmasında, kişiler askerler yerine sivilleri her vurduklarında, OFC'nin yanal bölgesinde sürekli olarak daha fazla aktivite gözlendi. Aynı zamanda siviller vurulduğunda OFC ile TPJ arasında daha fazla veri aktarımı oluyordu. Bir diğer deyişle OFC, aktif olarak "Ben suçlu hissediyorum." diyordu, TPJ ise cevaben "Evet, öyle hissetmelisin." diye ahlaki sonucu destekliyordu. Daha da önemlisi, OFC aktivitesinin aynı zamanda deneklerin 1'den 7'ye kadar olan suçluluk skalasında nerede olduklarını belirlemede de etkili olduğu gösterildi. Eğer OFC'de daha fazla aktivite varsa, birey de daha yüksek suçluluk değerlerini seçiyordu. Bu da, OFC ile bireysel suçluluk arasındaki ilişkiyi doğruluyor.

Çalışmada, OFC ve TPJ ahlaki işlemlerde aktif olan tek bölgeler olmadığı da gösterildi. Beynin alt bölgesindeki fusiform gyrus olarak bilinen bir diğer bölgenin de bir sivilin vurulması sırasında daha aktif hale geldiği görüldü. Bu bölge, aynı zamanda yüzleri analiz etmek için kullandığımız bölgedir. Bu bölgenin bu hayal etme deneyi sırasında aktif olması, deneklerin masum kurbanlarının yüzlerini ve yüz ifadelerini de canlandırmaya çalıştıklarını göstermektedir.

Öte yandan denekler askerleri öldürürken beynin arka tarafında bulunan lingual gyrus denen bir bölgesinde de faaliyet görüldü. Bu bölge, daha az duygusal olan, uzaysal mantıklamanın yapıldığı bölge. Kendinizce ölmesini haklı bulduğunuz birini öldürmeye giderken, soğukkanlılıkla kullandığınız bölge de burası. Yani ilginç bir şekilde, bir diğer askeri öldürürken, ahlaki yargıları işleyen bölgelerden ziyade, içinde bulunduğumuz uzay-zamana yönelik mantıklama bölgemiz daha aktif oluyor.

Bu çalışma bize, bir diğer insanın canını alan birilerinin beyinlerinde farklı bölgelerin aktif olduğunu gösteriyor. Örneğin her bir insanın beynini her an takip edebilseydik, bir kişi bir diğerini öldürmeden ve hatta buna teşebbüs dahi etmeden önce bunu öngörmemiz mümkün olabilir miydi? Eğer elimizde yeterince geniş bir veri seti olsaydı, cevap muhtemelen evet olurdu. Çünkü birilerini "yasal" gerekçelerle öldürenler ile, "yasadışı" nedenlerle veya "ayırt etmeksizin" öldürenlerde aynı beyin bölgeleri aktifleşiyor; sadece bunların çalışma biçimi farklılık göstermektedir. Buna bakarak, yapay zeka teknolojilerinin de yardımıyla, psikologların ve kriminologların ileride kimin öldüreceğini öngörmeleri ve hatta onları durdurmaları mümkün olabilir.

Vahşi Suçlar İle İlişkilendirilen Genler Tespit Edildi!

Şimdi, işin beyin tarafını cebimize koyalım ve genlere odaklanalım. Bir bütün olarak baktığımızda bizler, genlerimizin bizi yaptığı kişileriz; öyle değil mi? Genlerimiz, vücutlarımızın yapısını ve oluşumunu kodlayan kimyasal moleküllerdir. Genler, bizlerin fiziksel özelliklerinin sınırlarını ve temel yapılarını belirler; sonrasındaysa içinde bulunduğumuz çevre, kültür, eğitim, vb. faktörler bu genlerin içini doldurur, onları şekillendirir, bizim kim olacağımızı belirler. Genler ile çevrenin etkisini birbirinden tamamen izole etmek imkansızdır; ancak genlerin işin temelinde yer aldığı gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

Bu durumda, spesifik bazı genler ile suç işleme arasında bir ilişki kurulabilir mi? Bu konudaki araştırmaların sonuçları çok net değil; ancak gelin bir tanesine odaklanalım: Molecular Psychiatry dergisinde yayınlanan ve Finlandiyalı yaklaşık 900 suçlunun genleri üzerinde yapılan bir çalışma, cinayet gibi vahşi olan davranışlarla ilişkili olan, ancak hırsızlık gibi vahşi olmayan suçlarla ilişkilendirilemeyen 2 gen tespit etmeyi başardı.

Bunlardan biri olan ve monoamin oksidaz A (MAOA) isimli bir proteini kodlayan gen, suçlularda normalden az çalışıyordu. Yani normal olmayan bir varyanttı. Bu gen, bağımlılıkta, beynin ödül-ceza mekanizmasında ve zevk almada büyük role sahip olan dopamin hormonun denetimiyle ilişkili bir gen. İkinci gen ise kadherin tipi bir protein olan CDH13 molekülünü kodlayan gen. Bu proteinin, madde bağımlılığına ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'na (ADHD) katkı sağladığı biliniyor.

Araştırmaya göre Finlandiya'da işlenen aşırı vahşi suçların en az %5-10 arası, bu 2 gen ile ayırt edilebiliyor. Yani bu genler, sadece vahşi suçlar işlemiş kişilerde, genetik olarak ayırt edilebilir şekilde farklı çalışıyor. Diğer insanlarda, vahşi olmayan bir suç işlemişlerse bile bu genler, vahşi suç işleyenlerdekiyle aynı şekilde çalışmıyor.

Üstelik çalışmayı yürüten araştırmacılar sadece genlere bakmakla kalmadılar; aynı zamanda suçun oluşumuna neden olan çevresel faktörleri, örneğin çocukluk deneyimleri, madde kullanımı, suistimal edilip edilmedikleri gibi durumları da hesaba kattılar. Yani mümkün olduğunca suçluluk ile ilişkilendirilebilecek genleri ayıklamaya çalıştılar.

Sonuç

Şimdi, gelelim zurnanın zurt dediği yere... Peki bu durumda, vahşi bir suç işlemek gibi (suçlunun kurbana zor uyguladığı veya uygulamakla tehdit ettiği) davranışları, genlerimizden ötürü gerçekleştirdiğimizi söyleyebilir miyiz? Suçu önlemek için insanların beyin aktivitelerini kontrol etmeye başlamalı mıyız?

Elbette sadece 2 araştırmayla bu konuda sonuç beyan etmek mümkün değil. Suç, gerçekten çok karmaşık bir süreç ve bir insanın ne yapacağını etkileyen çok sayıda faktör var. Örneğin çevre, benliğimizin %30 ila %50'si arasını oluşturduğu için; suçu tamamen genlere atmak çok zor.

Ama suç ile genler arasındaki ilişkiyi %100 ortaya koyan bir çalışma olsaydı da, suç unsuru oluşmadan, sadece genlere veya beyin yapısına bakarak ceza uygulamanın ahlaki birçok sorunu bulunuyor. Bu nedenle günümüzde asıl bakılan şey, kötü bir şey yapan bir kişinin yaptığı şeyin sonuçlarını anlayacak zihinsel kapasiteye sahip olup olmadığı ve bu davranışa engel olup olamadığıdır.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 2
  • Tebrikler! 2
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 2
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Monash University. Brain Scans Reveal How People 'Justify' Killing. (2015, Nisan 08). Alındığı Tarih: 11 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Medical Xpress
  • P. Molenberghs, et al. (2015). The Neural Correlates Of Justified And Unjustified Killing: An Fmri Study . Social Cognitive and Affective Neuroscience, sf: 1397-1404.
  • J. Tiihonen, et al. (2015). Genetic Background Of Extreme Violent Behavior. Nature Molecular Psychiatry, sf: 786-792.
  • M. Hogenboom. Two Genes Linked With Violent Crime. (2014, Ekim 28). Alındığı Tarih: 11 Ağustos 2019. Alındığı Yer: BBC
  • M. Le Roux. What Makes A Criminal? Gene Trawl Raises Questions. (2014, Ekim 28). Alındığı Tarih: 11 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Medical Xpress
  • E. Schepers. Scientists Identify Genes Associated With Violent Crime. (2014, Ekim 28). Alındığı Tarih: 11 Ağustos 2019. Alındığı Yer: IFLS
  • J. Kluger. Here's What Happens In The Brain When People Kill. (2015, Nisan 10). Alındığı Tarih: 09 Kasım 2019. Alındığı Yer: Time

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 22/11/2019 14:57:13 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/4486

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Reklam
Reklam
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“En az sorgulanan varsayımlar, genellikle en çok sorgulanması gerekenlerdir.”
Paul Broca
Geri Bildirim Gönder