Kahve Fincanı ve Ouija (Cin) Tahtası Kullanarak Ruh/Cin/Ölü Çağırmak Mümkün Müdür?

Bu içerik, Evrim Ağacı'nın Gerçeklik Analizi Araştırmaları'nın bir parçasıdır. Bu sistem çerçevesinde analiz edilen iddialar, "Gerçek", "Karışık", "Sahte" şeklinde üç sınıfa ayrılmaktadır. Aynı analiz sistemi çerçevesinde, ünlü insanlara atfedilen sözler de incelenmektedir. Bu sözler, "Gerçek", "Hatalı Atıf", "İspatsız" ve "Sahte" şeklinde dört sınıfa ayrılmaktadır.

İddia

Arkadaşlarımızla toplandığımızda, bir kağıda harfleri, sayıları falan yazdık ve üzerine kahve fincanı koyup parmaklarımızı üzerine yerleştirdik. Hiç kimse yönlendirmiyor olmasına ve masadaki kimsenin bilemeyeceği soruların sorulmasına rağmen fincan doğru yerlere hareket ederek sorulara doğru cevap verdi.

Gerçek mi?

Sahte

Gerçek Ne?

1853 yılında Dünyaca ünlü fizikçi Michael Faraday tarafından yapılan ve günümüzde modern tekniklerle tekrar edilen deneyler, fincanları hareket ettiren unsurun istisnasız her seferinde insanlar olduğunu göstermiştir. Zaten bugüne kadar böyle bir paranormal olayı yaşadığını söyleyen tek bir insan bile bunu bilimsel bir ortamda ispatlayamamıştır (evrimagaci.org/fotograf/83/4381" target="_blank" style="background-color: rgb(255, 255, 255);">1 milyon dolarlık Randi Vakfı ödülü olmasına rağmen). Dahası, bu harekete sebep olan kas hareketleri net bir şekilde tanımlanmış ve "ideomotor etki" olarak isimlendirilmiştir. Bu etkinin, bu tür sahtekarlıklarda faaliyette olduğu deneysel olarak gösterilmiştir ve yazımızdan öğrenebileceğiniz gibi, kendiniz de deneyerek bu etkiyi görebilirsiniz. Tüm cin/ruh/ölü çağırma hikayeleri, ya grup içerisindeki bir şarlatanın manipülasyonundan ya da grup psikolojisinden doğan ideomotor etkisinden kaynaklanmaktadır. Hiçbir doğa üstü arka planı bulunmamaktadır.

İddianın Kökeni

Cin çağırma tahtaları, her ne kadar günümüzde "30 yıldır açıklanamayan gizem" adıyla pazarlanarak yüksek miktarda kâr elde edebilen bir "sahtekarlık endüstrinin" parçası olsa da, aslında tarihi 1890 yılına kadar gider. Viktoryen Dönem'in meşhur şarlatanları, psişik güçleri olduğunu iddia eden hipnozculardı. Bunlardan özellikle meşhur Macar medyumu Helene Smith, Marslılarla konuştuğunu iddia ederek müthiş paralar kazanmıştır. Sonradan, konuştuğu dilin Macarca-Fransızca karması olduğu anlaşılmıştır. 1 Temmuz 1890 günü Elijah Bond isimli iş adamı, cin çağırma tahtalarını (Ouija Tahtası) adını verdiği ürünleri üretmiştir. Başta bu tahtalar masum birer oyun aracı olarak algılanmıştır. Ancak 1891 yılında Helene Smith, sonrasında ise Pearl Curran gibi "spiritüelist" sahtekarların özellikle 1. Dünya Savaşı sırasında bundan para elde etmeye başlamasıyla birlikte bu tahtalar meşhur hale gelmiştir.

Bilgiler

Daha önceki bir yazımızda evrimagaci.org/fotograf/46/6513" target="_blank">Dunning-Kruger Etkisi'nden bahsetmiştik. Bu etki, bir konu hakkındaki cahillerin o konu hakkındaki bilgililere kıyasla nasıl daha cesur yargılara varabildiğini açıklamaktadır. Burada da benzer bir durum görmekteyiz: cin çağırma işine kalkışan insanların ezici bir çoğunluğu, doğa bilimlerinden haberdar olmayan ve psikolojik/kültürel olarak bir cinin ya da ruhun çağrılabileceğine başından inanan, böyle bir iddiayı kabullenmeye psikolojik olarak hazır olan insanlardır. Kandırılmaya hazır ve razı olan insanları kandırmak son derece basittir. Hatta bu tür sözde paranormal aktivitelere inanmayanlar bile, "bando vagonu etkisi" olarak tanımlanan bir etki sebebiyle, içinde bulundukları grubun çoğunluğuna ayak uydurarak kendi bilgilerini görmezden gelebilmekte ve psikolojik durumlarını değiştirebilmektedirler. Bu da, Ouija tahtası gibi sahtekarlıkların "çocuklar arası eğlence unsuru" olmaktan, şarlatanlık endüstrisinin önemli bir parçası haline gelmesini sağlamıştır.

Vücudumuzdaki tüm kas hareketleri, istemli olarak yapılmaz. Psikolojimiz ve genel olarak beynimiz, bilincimizden bağımsız olarak bazı kas hareketlerini uyarabilmektedir. Örneğin kimi zamanlar aslında niyetiniz olmadığı halde kapı kulbuna uzandığınızı ve son anda fark ederek elinizi geri çektiğinizi deneyimlemişsinizdir. Bu, bilinçaltınızın aldığı ve bilincinize uğramadan doğrudan uygulamaya koyduğu kararlardan birisidir. Kollarda, ellerde, parmaklarda ve bacaklarda sıklıkla görülür. Muhtemelen uzuvlarımızın yapabildiği sayısız hareketin beyindeki bağlantılarından kaynaklanan bir durumdur. İşte bir insanın, beklenti ve inançlarına bağlı olarak beyninin, kişinin bilinci dışında ürettiği motor faaliyetlerin tamamına ideomotor faaliyetler adı verilir. Cin çağırma tahtası üzerindeki fincana parmaklarını koyan, psikolojik olarak kandırılmaya açık olan, beklediği sonuca duygusal olarak yüksek bağlılık duyan insanlar, ideomotor faaliyetler göstererek bilişsel olarak farkında olmasa bile fincanı kontrol edebilmektedir. Bu sayede kendisiyle ilgili sorulan sorularda, cevabı bilmeyen insanlar fincana neredeyse hiç müdahalede bulunmazken, cevabı bilenler fincanı yönlendirirler; ancak bunun farkında olmayabilirler. İşte bu sebeple "Kimsenin cevabı bilmesi mümkün değil, nasıl olur?" sorusunun cevabı, "Siz biliyorsunuz."dur. Eğer ki parmağınızı çekip, sizinle ilgili kimsenin bilmesinin imkansız olduğu (örneğin anneniz sizi doğururken kullandığı parfüm markası gibi) bir soruyu soracak olursanız, "cinin" bilemediğini göreceksiniz.

İdeomotor etki, bireysel olarak da deneyimlenebilir ve gözlenebilir. Tek yapmanız gereken, bir ip parçası ile bir ağırlık almanızdır. İpi, ağırlığa bağlayın. Diğer ucunu ise bir halka yaparak işaret parmağınızın ucuna bağlayın. Sonrasında kolunuzu iyice dışarı doğru açın ve gerin. Parmağınızın ucundaki ipe bağlı olan kütle, aşağı özgürce sarksın. Elinizi tutabildiğiniz kadar sabit tutun ve mümkün olduğunda titreşimlere engel olun. Yine de, bir süre sonra ağırlığın saat yönünde veya saat yönünün tersine doğru dönmeye başladığını göreceksinizdir. Bu, ilk etapta rastgeledir. Ancak şimdi asıl kısım gelir: saat yönüne dönüşü, isteğinize bağlı olarak "Evet." ya da "Hayır." cevabı olarak belirleyin. Tam tersi yöndeki dönüş de, diğer cevap olsun. Sonra birisinin size bir evet-hayır sorusu sormasını isteyin. Unutmayın, amacınız bizi haksız çıkarmak: dolayısıyla ipin hiçbir hareketini istemsiz olarak başlatmayacaksınız. Ancak göreceksinizdir ki ipin ucundaki ağırlık, sorunuzun cevabına bağlı olarak dönmeye başlayacaktır ve gerçekten doğru cevabı verecektir. Aslında hareketi siz başlatmıyorsunuz, bunun farkında bile değilsiniz! Ancak bilinçaltınız, doğru cevabı gösteren hareketi bildiği için, sizden bağımsız ve istemsiz olarak bu cevabı oluşturacak kas hareketlerini üretir. İşte bu, ideomotor etkisidir. Elbette, bu etki %100 isabetle ortaya çıkmaz; ancak neredeyse her zaman doğru cevabı vermenize neden olduğu görülmüştür. Örneğin yeterince deneyimlenirseniz, bunu baskılayabilirsiniz. Ancak hangi insan bu etkiden haberdar olarak ve kendini bu konuda eğiterek cin çağırma saçmalığına dahil oluyor ki? Kimse. İşte bu yüzden bu mit bu kadar popülerdir.

İdeomotor etkinin en meşhur (ve üzücü) örneklerinden biri, ağır sinir hastalıkları olan insanlar üzerinde yapılan eski denemelerde ortaya çıkmıştır. Bu hastalara, cin tahtasına benzer bir tahta hazırlanır ya da bir klavye verilir. Sonrasında doktorlar tarafından elleri tutulur ve hastanın eli hareket ettirilir (çünkü hasta kendisi yapamaz). Bu sırada, hastanın duraksadığı düşünülen noktalarda harflere basılır (ya da yazılır). Böylece, aslında konuşamayan hastalarla iletişim kurabileceğimize inanılmıştır. Buna, kolaylaştırılmış iletişim adı verilmiştir. Ancak sonradan Amerikan Psikologlar Derneği'nin yaptığı bir araştırma sonucunda, aslında harfleri seçenin hasta değil, doktorlar olduğu anlaşılmıştır. Üzücü bir şekilde doktorlar, kendilerinin duymak istedikleri mesajları hastalara yazdırmışlardır; ancak bunun farkında bile değildirler. Çünkü hastalarla iletişim kurabileceklerine gerçekten inanmışlardır. Harfleri seçen, bilinçaltlarıdır.

Bu durum, her zaman bilinçsizlikle değil, çoğu zaman bilinçli davranışlarla da ilgilidir. Yani basitçe, sahtekarlıkla... Genellikle bu tür sözde paranormal faaliyetlere girişen gruplar içerisinde en az 1 deneyimli kişi bulunur. Bu kişi, çoğu zaman popülerlik veya eğlence amacıyla, grubu manipüle etmeyi başarır. Özellikle bu durumda olan insanlar, James Randi Vakfı gibi şüphecilerin kontrollü ortamlarında bu sahtekarlıklarını tekrar etmeyi denedilerse de, hiçbir zaman başarılı olamamışlardır. Çünkü ortada çoğu zaman ideomotor faaliyetler bile bulunmaz; basitçe, grubun şarlatanı oyunu yönlendirmektedir.

Bu tür konular bilimsel olarak neredeyse hiç dökümanlanmamıştır, çünkü sadece birer halk efsanesi olarak yaşarlar; aklı salim olan hiç kimse, bu tür iddialara sahip değildir. Çoğu zaman, aklı başı yerinde olan insanlar da, grubun etkisine kapılarak bu oyunlara alet olmaktadır ve kafaları karışmaktadır. Bu gibi bir durumda kafa karışıklığı çok normaldir, çünkü zaten ideomotor faaliyetlerin önünü açan, bu beklenmedik duygu karışıklıkları ve bilincin kontrolü yitirmesidir. Özellikle karanlık ve loş bir ortamda, bireyin kendisini ait hissettiği bir grup içerisinde, yüksek psikolojik beklentilerle yapılan ve çoğu zaman da grup içerisinde manipülatörlerin bulunduğu bu uygulamalar, psikolojik sanrılara son derece açıktır. 1 asırı aşkın süredir şarlatanların çıkar elde ettiği de, bu psikolojik boşluktur.

Bu konuda özellikle paranormal iddiaları çürüten şüpheciler, Penn ve Teller gibi Dünyaca ünlü sihirbazlar ve satekarlıkların bilimsel açıklamalarıyla uğraşan illüzyonistler araştırmalar yapmışlardır. Eğer sıradan insanlara soracak olursanız, bunun doğa üstü bir olay olduğuna kolaylıkla kanaat getirirler. Ancak bu şekilde duygusal biçimde varılan yargıların hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur. Bu sebeple, bilimsel bir deney gerekir ve yapılmıştır da: Science of Scams (Sahtekarlıkların Bilimi), 1853 yılında Dünyaca ünlü fizikçi Michael Faraday'ın bu paranormal iddiaların arkasında yatan "cisimleri hareket ettirme becerisinin" dayandığı sebepleri anlamaya yönelik deneyini modern bir şekilde tekrar etmiştir. Yapılan çok basittir; ancak çok güçlü bir şekilde sahtekarlığı ortaya koymaktadır: hareket ettirilen fincanın üzerine ufak kartonlar yerleştirilmiştir (aşağıda görülmektedir). Böylelikle, bardağı hareket ettirenin parmaklar mı, yoksa doğrudan bardağa etki eden bir kuvvet mi olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Ayrıca, eğer sebep parmaklardan uygulanan kuvvetse, kimin ne kadar kuvvet uyguladığı da gözlenebilecektir. Eğer gerçekten bardak/fincan dış bir güç tarafından yönlendiriliyor olsaydı, parmakların bastırdığı karton bir tarafa giderken, bardak diğer bir tarafa gidebilmelidir. Ancak yapılan tek bir denemede bile böyle bir sonuca varılamadığı gibi, her denemede bardağı hareket ettirenlerin gerçekten de parmaklar, dolayısıyla insanlar olduğu gösterilmiştir. Dolayısıyla ya ideomotor faaliyetin ya da basitçe, sahtekarlığın bu hareketin sebebi olduğu gösterilmiştir.

Ruh, bilimsel geçerliliği olmayan bir kavramdır. Cin diye bir şey yoktur. Ölülerin "geri gelebilecekleri" bir mekanizma bulunmamaktadır.

İdeomotor faaliyetlerin, aldığımız kararların bilincimizin kontrolünde olmadığına dair doğrudan fiziksel bir ispat olduğu düşünülmektedir. Bu konuyla ilgili buradan bilgi alabilirsiniz

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Ana Görsel Kaynağı: Ouija Board
  • American Psychological Association. Facilitated Communication: Sifting the Psychological Wheat from the Chaff. (2003, Kasım 20). Alındığı Tarih: 24 Haziran 2018. Alındığı Yer: American Psychological Association
  • Seeker. What Makes Ouija Boards Move?. (2013, Ağustos 14). Alındığı Tarih: 24 Haziran 2018. Alındığı Yer: YouTube
  • S. Eberle. The Ouija Board Explained. (2012, Mayıs 16). Alındığı Tarih: 24 Haziran 2018. Alındığı Yer: Psychology Today
  • T. Stafford. How the Ouija Board Really Moves. (2013, Temmuz 30). Alındığı Tarih: 24 Haziran 2018. Alındığı Yer: BBC
  • C. Adams. How does a Ouija board work?. (2000, Temmuz 03). Alındığı Tarih: 24 Haziran 2018. Alındığı Yer: The Straight Dope
  • C. Beusman. Science Explains Ouija Boards, Retroactively Ruins 1,000 Sleepovers. (2013, Temmuz 30). Alındığı Tarih: 24 Haziran 2018. Alındığı Yer: Jezebel
  • Science of Scams. Ouija board revealed!. (2009, Ekim 21). Alındığı Tarih: 24 Haziran 2018. Alındığı Yer: YouTube

Katil Arılar Nasıl Öldürüyor?

Ötenazi: 29 Yaşındaki Kadın 1 Kasım 2014'te Kendi Yaşamına Son Verecek!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim