Homoloji: 4 Ayrı Sınıfta Tek 1 Kemik Düzeni Görmek...

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Görselde hazırlanan çizim, evrimin neden tartışmasız bir gerçek olduğunu göstermektedir. Hayvanlar Alemi'ni birçok farklı şekilde kategorize etmek mümkündür. Ancak çok genel ve yüzeysel bir ayrım olarak, bazı canlı gruplarını dışarıda bırakmak pahasına, Omurgalılar ve Omurgasızlar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Adı üzerinde, bir omurgaya sahip olan hayvanlardan oluşan "Omurgalılar" ise kendi içinde 5 sınıfa ayrılır: Balıklar, Amfibiler, Sürüngenler, Kuşlar ve Memeliler. İnsan, Memeliler Sınıfı içerisinde bulunan bir hayvan türüdür. Daha spesifik olarak Primatlar Takımı'nda, Simiyenler (Maymunlar) infratakımında, Kuyruksuz Maymunlar (Hominoidea) süperailesinde yer alan omurgalı bir hayvan türüdür.

Birbirinden son derece farklı gözüken bu 5 sınıf, aslında aynı evrimsel sürecin ürünüdür. Evrim tarihine aşırı hızlandırılmış şekilde göz attığımızda, şunu görmekteyiz: omurgasızlardan ilk olarak çok basit yapılı balıklar evrimleşti. Bu balıkların henüz tam gelişmiş kemikleri bile yoktu (kıkırdaklara sahiptiler). Dolayısıyla, çeneleri de yoktu. Sonrasında, bugün daha yakından tanıdığımız kemikli balıklar evrimleşti ve kıkırdaktan evrimleşen kemik, çene gibi basınç uygulayabilen güçlü bir yapının evrimini mümkün kıldı. Balıkların tipik özelliklerinden biri olan hava keseleri (ki su içerisinde derinliği ayarlamalarını sağlar), çok ilkel yapılı akciğerlere evrimleşti. Bunun gerçekleştiği grup, Lop Yüzgeçli Balıklar olarak bilinen bir gruptan ayrılan, Akciğerli Balıklar'dır. Bu balıkların, bildiğimiz anlamıyla çalışan, ancak çok daha ilkel yapılı olan akciğerleri vardır! Ama balıktırlar!

Bu balıklar içerisinden sığ sularda yaşayanlar, 400 milyon yıl kadar önce karalara ilk adımları atmaya başladılar. Bu ilkin adımlar, karalarda yaşamak amaçlı değildi. Çoğu zaman üremek için güvenli bir yerde bulunma (karalarda daha böcekler hariç hiçbir hayvan yoktu), peşisıra kovalayan avcılardan kaçacak bir sığınak olması, vb. sebeplerle karalara çıktılar. Ancak her nesilde bazıları, diğerlerinden daha uzun karalarda kalabilecek akciğerlere sahipti ve radyasyona biraz daha fazla dirençliydi. Gerçi bu balıklar zaten yüzeye çok yakın yaşadıklarından, sulara kıyasla karalarda daha yoğun olan radyasyona adapte olmuşlardı. İşte karalarda daha uzun kalabilen, dolayısıyla yepyeni bir yaşam alanını işgal edebilen bazı soy hatları, giderek karalara daha adapte olabilmeye başladı. Bunlar sürekli karalarda yaşayamıyorlardı ve suya dönmeye ihtiyaçları vardı; ancak ataları olan tamamen suya bağımlı balıkların yüzgeçleri, onlarda vücudu kaldırabilecek ve paytak adımlar atacak ayaklara evrimleşmişti. Bu uzuvlar da çok ilkeldi ve hala yüzgece benziyordu; ancak tam bir yüzgece göre karalarda müthiş avantaj sağlıyordu. Bu grup, İkiyaşamlılar olarak bilinen Amfibilere evrimleşti.

Amfibiler, karalarda yaşamaya giderek daha adaptif hale geldiler. Evrimleri devam ettikçe, karaların avantajları ağır basmaya başladı: müthiş miktarda bitki örtüsü tüm karaları kaplıyordu, bu bitkilerle beslenen hiçbir hayvan yoktu, hiçbir tehdit unsuru avcı bulunmuyordu. Dolayısıyla amfibiler içerisinde karasal yaşama daha uygun olanlar, ciddi bir avantaj sağlamaya başladılar. Bunların yumurtalarının, amniyotik zar denen koruyucu bir yapının daha kapsamlı bulunan versiyonları, karalarda çok daha kolay hayatta kalabiliyordu. Artık nemli topraklara veya suya ihtiyaçları yoktu, doğrudan karalarda yumurtlayabilen soy hatları evrimleşmeye başladı. Bunlar, bugün Sürüngenler olarak biliniyor.

Sürüngenler içerisinde hareket kabiliyeti, anatomi, dayanıklılık gibi faktörlerden ötürü, bu yepyeni yaşam alanında (karalarda) çok fazla dallanma yaşandı. Bunlardan bir dal, Dinozorlar olarak bildiğimiz süperailenin evrimleşeceği yola girdi. Bir diğer dal ise, çok daha küçük boyutlarda kalan, vücutlarıı kaplayan kıllar ve yavrularını beslemek konusunda avantaj sağlayan süt bezleri bulunan Memeliler Sınıfı'na evrimleşti. Geri kalanı ise Sürüngenler'in binbir türüne evrimleşti. Dinozorlar içerisinden iki büyük kol ayrıldı: biri Timsahlar'a, diğeri Kuşlar'a evrimleşti. Dinozorların bu iki grup haricindeki tamamı, 65 milyon yıl önce tükendi. Ancak torunları, halen aramızda yaşıyor.

Bu yumuşak ve kademeli süreçte, evrim hiçbir zaman baştan ve sıfırdan başlamadı, zira böyle bir şey yapacak güce sahip değildir. Sadece elindeki malzemeyi kullandı. Bulunduğu ortama ve değişen ortamlara en uyumlu olanlar daha fazla hayatta kaldı, daha fazla üredi. Kendilerini avantajlı kılan özellikleri kodlayan genleri gelecek nesillere daha fazla aktardı. Diğerleri tamamen elendi ya da çok daha az hayatta kalıp, çok daha az üreyebildi. Böylece sürekli bir uyguna ulaşma (optimizasyon) süreci yaşandı. Bu süreçte kemikler de, diğer her özellik gibi kademe kademe değişti. Ve bugün, balıklardan memelilere ve kuşlara kadar olan bütün geçişlerde, kemiklerin az miktarda değişimle, yumuşak ara basamaklardan geçerek günümüzdeki türlerdeki hallerini aldığını görüyoruz. Bunu sadece kemikler söylemiyor! HOX genlerinden, Sonik Kirpi Proteinleri'ne kadar birçok moleküler yapıtaşımız da, bu evrimsel geçişi birebir doğruluyor. Fosiller, tam da aradığımız geçiş formlarını bizlere sunuyor. Balıklardan amfibilere, amfibilerden sürüngenlere, sürüngenlerden dinozorlara ve memelilere eksiksiz geçiş türlerimiz bulunuyor. Bunlar hem fosillerle, hem paleobiyolojiyle, hem morfolojiyle, hem genlerle doğrulanıyor.

Hangi canlıya, hangi açıdan yaklaşırsanız yaklaşın, bu kademeli geçiş net bir şekilde görülüyor.

Not: "Türler arası benzerlikler neden evrime işaret etsin ki?" diye soruyor olabilirsiniz. Sorunuzun cevabını bu videoda bulabilirsiniz:

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. University of Miami
  2. University of California at Berkeley
  3. National Center for Science and Education
  4. ThoughtCo

Ay ve Dünya Aynı Karede...

Bilim İnsanları, Vahşi Suçlar İle İlişkilendirilen Genler Tespit Etti!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim