Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Karşıtlığı Neden Hatalı Temellere Dayanmaktadır?
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Karşıtlığı Neden Hatalı Temellere Dayanmaktadır?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Ne yazık ki medya ve "bando vagonu etkisi" dediğimiz psikolojik aidiyet ihtiyacı, günümüzdeki birçok toplumsal sorunun kalbinde yatan meselelerdir. Bilimden doğru düzgün anlamayan medya örgütlerinin bilimdışı açıklamaları, bilimsel temeli olmayan sivil toplum örgütlerinin hatalı ve temelsiz iddiaları ve "anaakım şeylere karşı çıkma" meraklısı olan milyonlarca insanın aynı "vagona" atlayarak anlamadıkları veya yeterince donanımlı olmadıkları konularda belki de "havalı gözükmek" adına karşıtlık sergilemeleri, günümüzdeki birçok bilim-dışı algının da temelini oluşturmaktadır. Evrim karşıtlığı, iklim değişikliği karşıtlığı bunun klasik örnekleriyken, hiçbiri Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) karşıtlığı ile yarışamayacak kadar kutupsuz karşıtlıklardır. Dünya'nın en önde gelen bilim organizasyonu olan ve Science dergisini de çıkaran AAAS üyesi bilim insanlarının %88'i GDO'lu besin tüketiminin tamamen güvenli olduğunu söylerken, halkın sadece %37'si GDO'ların güvenli olduğu gerçeğinin farkındadır. Bu, bilim ile halk arasında 51 puanlık bir fark olduğu anlamına gelmektedir! Evrim için bu fark günümüzde artık sadece 33 puanken, iklim değişikliğindeki fark 37 puandır.

Günümüzde evrim ve iklim değişikliği halk arasında da yaygın olarak kabul edilen bilimsel gerçeklerken (ABD'deki yetişkinlerin %65'i evrimi, %50'si iklim değişikliğini kabul etmektedir), GDO mevzusu halen müthiş bir karşıtlığı bünyesinde barındırmaktadır. Bunun en önemli sebepleri arasında, GDO denen ürünlerin doğrudan ağızlarımıza giriyor ve bizlerin yaşantısında kendisine doğrudan yer buluyor olması bulunmaktadır. Evrim ya da iklim değişikliği gibi diğer bilim gerçekleri, çoğu zaman yaşantılarımızı birinci elden pek etkileyemediği için, bu konulardaki karşıtlık da epey "soyut" diyebileceğimiz bir seviyede kalmaktadır. Ancak GDO, son derece somut bir teknoloji olarak raflarımızda, mutfaklarımızda ve sıklıkla midemizde yer ettiği için, bu modern teknolojinin karşıtlığı da çok daha güçlü (ve çoğu zaman eşit derecede cahilce) olmaktadır.

GDO karşıtlığı ile ilgili en temel (ve belki de yegane) geçerli argüman, GDO'nun uzun dönem etkilerinin bilinmeyişidir. Aslında insan türü olarak etrafımızdaki canlıların genlerini çok uzun bir süredir evrimin Yapay Seçilim mekanizmasını kullanarak zaten değiştirmekteyiz. Mısır, kavun, karpuz, şeftali, brokoli, lahana gibi binlerce yiyecek, atasal formlarından insanın evrime hükmetmesi sayesinde evrimleşmiş türlerdir. Bunların hiçbiri bugünkü halleriyle doğada bulunmamaktaydı! Dolayısıyla GDO hayatlarımıza on binlerce yıl öncesinde girmiştir! Ürettiğimiz besinlerin birçoğu da son derece sağlıklı, bizler için faydalı ürünlerdir! Bu bakımdan GDO'nun herhangi bir zararı olmadığı kolaylıkla görülebilir.

Ancak birçok insan Yapay Seçilim yoluyla üretilen besinleri GDO olarak görmek istememektedir; zira Yapay Seçilim sırasında yapılan "istenen özellikteki bireyleri seçip, onları çiftleştirip, yavrular arasında istenen özellikleri en fazla bulunduranları tekrar seçip çiftleştirme" sürecinin çok da "yapay" olmadığına inanmaktadırlar. Doğrudan gen müdahalesi olmadıkça "GDO"dan söz edemeyeceğimizi düşünmektedirler. Bu tamamen hatalı bir yaklaşımdır; zira Yapay Seçilim yoluyla evrimleştirilen türler eğer ki seçilim baskısı altında tutulmayacak olurlarsa hızlı bir şekilde atasal formlarına geri evrimleşmeye meyillidirler. Dolayısıyla tüm bu türleri tarım sayesinde "kontrol altında" tuttuğumuzu söyleyebiliriz. Ancak şimdilik Yapay Seçilim'in "gerçek GDO" olmadığı hatalı iddiasını geçerliymiş gibi kabul edelim ve "GDO" dediğimizde, doğrudan genlere müdahale ederek yaratılan biyoteknoloji ürünlerini ele alalım.

Eğer böyle bakacak olursak, gerçekten de, biyoteknolojik GDO'nun hayatlarımıza 1982 yılında ABD'nin Yiyecek ve İlaç Başkanlığı'nın GDO'lu insülinin piyasaya sürülmesini onaylamasıyla girdiğini görmekteyiz. GDO'nun manavlarımıza girişi ise 1994 yılında ABD'de başlamıştır ve oradan tüm Dünya'ya yayılmıştır. 1997 yılında Avrupa Birliği ülkelerinde GDO'lu ürünlerin özellikle işaretlenmesi/etiketlenmesi gerektiği konusu yasalaşmıştır. 1999 yılında ise GDO'lu besinler yiyecek marketini domine etmeye başlamıştır. 

Bu bakımlardan ele alınacak olursa GDO ile fazlasıyla içli dışlı olduğumuz söylenebilir. Bu durum, konunun insan sağlığı üzerindeki etkileri konusundaki araştırmaları da hızla tetiklemiştir. Bugüne kadar konu hakkında on binlerce araştırma yayınlanmıştır. Elbette ki bu araştırmalar sadece son birkaç on yıllık dönemdeki etkiyi ele alabilmektedir; zira biyoteknolojik GDO ürünleri bu kadar süredir hayatlarımızdadır. Bu araştırmaların hiçbirinde GDO'nun kısa dönemde insanlar üzerinde herhangi bir zararı olduğu kesin bir şekilde ortaya konamamış, buna işaret eden tek tük araştırma da kısa sürede yanlışlanmış veya çürütülmüştür (ve yayından kaldırılmıştır).

GDO'nun zararlarını ortaya koyduğu iddia edilen birkaç makalenin de bu şekilde çürütülmesi, GDO karşıtlarının akademinin taraflı olduğunu ve büyük firmalar tarafından kontrol edildiğini iddia etmesiyle sonuçlanmıştır. Onlara göre GDO-karşıtı yayınların kaldırılması bilimsel temelli değildir; bol miktarda parayla satın alınan bilim insanlarınca yapılan hilelerin bir ürünüdür. Bunu iddia etmesi son derece kolaydır; ancak hiçbir ispata dayanmayan bu iddiaları gerçekmiş gibi kabul etmek akıl dışıdır. Zira akademide çok az sayıda insan kolaylıkla yanlışlığı ispatlanabilecek böylesi bir hileye sadece para için başvurmayı kabul edecektir. Eğer ki para alıp sonuçlarınızı yanlış gösterirseniz, birkaç ay sonra "bağımsız" olan bir başkası o sonuçlarınızı çürütecek ve kaynaklarınızın sorgulanmasına neden olacaktır. Bu durum, akademik yaşantınızı sadece birkaç ayda sonlandırabilecektir. Dolayısıyla bilim insanlarının sonuçlarını çarpıtmak için para aldıklarını söylemek ve konu hakkındaki bütün akademik alanın bu şekilde satın alındığını düşünmek akıl dışıdır ve kabul edilemezdir. Belki arada tek tük bu şekilde hilebaz sahtekarlar çıkacaktır; ancak alandaki on binlerce araştırmacının hepsinin satıldığını düşünmek çocukça ve komiktir.

Tüm bunlara rağmen, gerçekten de GDO'nun uzun dönem etkilerini bilmediğimiz doğrudur. Ancak bu nedenle GDO'nun kaldırılması, durdurulması, yok edilmesi gibi fanatikçe saçmalıkları savunmak da kabul edilemezdir. Zira telefonların, internetin, bilgisayarların, evlerimize getirilen şişelenmiş suların, devasa süpermarketlerde barındırılan organik besinlerin, hatta akıllı arabaların da hayatlarımızdaki uzun dönem etkileri bilinmemektedir! Bunlarla da her gün içli dışlıyız ve bu tip ürünler hayatlarımızda son birkaç on yıldır varlar! Nedense kimse telefonların kullanımını durdurmaya çalışmıyor, pazarlar yerine süpermarketlerde satılan yiyeceklere karşı çıkmıyor, internetin "fişini çekmeye" çalışmıyor? Çünkü GDO karşıtlığı duygusal bir karşıtlığa dayanıyor, mantıksal ve bilimsel bir karşıtlığa değil. Belki de internetin 100 yıllık kullanımı birçok sağlık sorununa neden olacaktır, kimse ne olabileceğini bilmiyor, çünkü internet sadece son 30-40 yıldır hayatlarımızda var. 

Her türlü istatistik de GDO'nun faydalarını ortaya koymaya yarıyor. Bunun kısa bir listesini oluşturacak olursak:

• Bugüne kadar yayınlanan 2000'den fazla makale GDO'nun faydalı olduğunu doğruluyor.

• Dünya çapında aktif olan 240'tan fazla bilim ve sağlık organizasyonu GDO'nun sağlıklı olduğunu ilan ediyor.

• 147 araştırmayı ortaklaşa inceleyen bir metaanalize göre GDO, tarımda haşere öldürücü kimyasalların kullanımınıu %37 oranında azaltmakta, tarım verimliliğini %22 oranında arttırmakta, çiftçilerin kâr miktarını %68 oranında arttırmaktadır.

• GDO sayesinde geliştirilen yeni besinler, yiyeceklerin sağlık miktarını hiçbir şekilde azaltmazken, raf ömürlerini arttırarak yiyecek ziyanını azaltmaktadır.

• Başta Altın Pirinç olmak üzere sayısız yiyeceğin besin değerleri GDO sayesinde arttırılabilmektedir; böylelikle miktar olarak daha az tüketilebilen yiyeceklerden bile ihtiyaç kadar besin değeri elde etmek mümkündür. Bunun açlık ve besin güvensizliği/yetmezliği ile mücadelede en önemli silahlardan biri olduğu bilinmektedir.

• GDO sayesinde besinler mevsimden bağımsız olarak yetiştirilebilmektedir, çünkü sıcağa ve soğuğa karşı dirençli besinler üretebilmekteyiz. Üstelik bu sayede "doğallıkları" da en az miktarda etkilenmektedir; zira besinler sadece sıcaklık farklarına karşı direnç kazanmakta ve bunun haricinde normal gelişimlerini kendi başlarına sergilemektedirler.

• Sağlığımız üzerinde asıl olumsuz etkisi olan böcek ve istenmeyen bitki öldürücü ilaçların tarlalardaki kullanımı özellikle fakir çiftçilerin tarlalarında %55'e kadar azaltılabilmektedir. Böylece çiftçiler arasındaki ekonomik farklılıklar azaltılabilmektedir.

• Tarlalardaki gübreleme, sulama, akaryakıt kullanımı azaltılabilmektedir. Bunlar, çiftçilerin omzundaki en büyük masrafların başında gelmektedir. Çiftçilerin bu yükten kurtulması, tarım ürünlerinin kalitesini ve üretim sıklığını arttırmaktadır.

• İklim değişikliği konusundaki en büyük etkiye sahip metan emisyonu da GDO sayesinde azaltılabilmektedir. Örneğin, Dünya'daki tüm metan üretiminin %10'unun sorumlusu tek başına pirinç tarlalarıdır! GDO sayesinde bu tarlaların %90'ından kurtulmamız mümkündür! Bu, 150 kömür madeninin kapatılması, 120 milyon otomobilin karbon emisyonlarının ortadan kaldırılması ya da 50 milyon evin metan salınımının durdurulması kadar atmosfer için faydalı bir değişimdir. 

GDO'ların faydalarını saymakla bitmez; ancak zararlı olduklarını gösteren araştırmaların sayısı son derece azdır ve bunlar da büyük oranda güvenilmez çalışmalardır (burada izah ettiğimiz gibi, birçoğu hatalıdır veya çarpıtılmış sonuçlara sahiptir).

Dolayısıyla GDO ile ilgili olarak çok daha akılcı politikalar izlenmesi gerektiği şarttır. Öncelikle halk eğitilmeli ve duygusal sebeplerle, neye karşı çıktıklarını bilmeksizin ayak diremeye dayalı karşıtlıkların ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. Sonrasında, halktan gelen talepler dinlenerek, bilimsel perspektifte bir inceleme yapılmalı ve buna uygun olarak halkın ne yiyeceğini tercih edebilmesi sağlanmalıdır (gerekirse etiketleme uygulamasına geçilmelidir). GDO konusundaki araştırmalar yakından takip edilmeli, konu hakkında yayılmaya çalışılan hatalı bilgilerin önüne en başından geçilmelidir.

Tüm bunlar yapıldığında, önümüzdeki birkaç on sene içerisinde GDO'nun da tıpkı evrim ya da iklim değişikliği gibi halk tarafından da anlaşılan ve kabul edilen bir olgu olması işten bile değildir!

Bilimin Gücü...

Ömrü Belirleyen Helyum: Kızıl Cüceler ve Güneş'imiz

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim