Gece Modu

Bu yazı, Quillette isimli kaynaktan birebir çevrilmiştir. Çevirmen tarafından, metin içerisinde (varsa) açıkça belirtilen kısımlar haricinde, herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklik yapılmamıştır. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

“Eş için agresif rekabet, insan erkekleri için dişilerine göre çok daha yararlıdır..."

~Georgiev ve ark.

İnsanlar arasındaki ölümcül şiddet örüntülerinin anlaşılması, erkek ve dişi arasındaki bazı önemli cinsiyet farklılıklarını anlamayı gerektiriyor. Dünya üzerinde cinayet suçlularının %95'ini; kurbanların ise %79'unu erkekler oluşturmaktadır. Ölümcül şiddetle ilgili cinsiyet farklılıkları her kıtada, her tipteki toplumda, avcı-toplayıcılardan büyük ulus devletlere kadar, dikkat çekici bir tutarlılık gösteriyor.

2013'teki avcı-toplayıcılardaki ölümcül şiddetle ilgili çalışmalarında Douglas Fry ve Patrick Söderberg'in verileri, erkeklerin cinayetlerin %96'sında fâil, %84'ünde ise kurban olduklarını gösterdi. Devlet olmayan toplumlardaki şiddetle ilgili çalışmasında kriminolog Amy Nivette, küçük ölçekli göçebe ve tarım toplumlarındaki katillerin %91-98'inin erkek olduğunu gösterdi.

Aynı örüntüyü şempanzelerde de görüyor olmamız bu ilişkinin sürekliliğinin uzandığı sınırlar açısından dikkate değer bir örnek. Şempanzelerde erkekler, katillerin %92'sini, kurbanların %73'ünü oluşturuyor.

430 bin yıl önce, muhtemelen kişilerarası şiddet sonucu öldürülmüş bir bireyin kafatası kalıntıları.
430 bin yıl önce, muhtemelen kişilerarası şiddet sonucu öldürülmüş bir bireyin kafatası kalıntıları.
PLOS One

Elbette kültürler arası bazı varyasyonlar var. Kadınların erkeklerden daha fazla ölümcül şiddet sergilediği iyi çalışılmış popülasyonlar bulamasam da cinayet kurbanlarının %50'sinin hatta fazlasının kadın olduğu bazı toplumlar var. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin dünyadaki cinayetlerle ilgili 2013 çalışmasında değindiği gibi, bu toplumlardaki bütün cinayet oranları düşükmüş gibi görünüyor:

Elimizdeki veriler şuna işaret ediyor: Cinayet oranlarının çok düşük olduğu (ve azaldığı) ülkelerde (100.000'de 1'den daha az) tüm kurbanlar içerisinde dişi kurbanların oranı en fazla yeri kaplıyor. Ayrıca, bu ülkelerin bazılarında erkek ve dişi kurbanlar oransal eşitliğe ulaşmış gibi görünüyor.

Tüm cinayet oranlarının düşük olduğu Hong Kong'da cinayet faillerindeki cinsiyet farklılığı görece daha az, kurbanların çoğunluğunu ise %52 ile kadınlar oluşturuyor. Buna rağmen Hong Kong'da bile kayıtlı cinayetlerin %78'ini erkekler işliyor. Tüm dünyada, cinayet failleri ve kurbanlarının çoğunluğunu üreme dönemindeki erkekler (geç 10'lu yaşlar ilâ erken 40'lı yaşlar arası) oluşturuyor gibi görünüyor. Bu durumun, kültürel ve coğrafi olarak çok geniş bir toplumsal çeşitliliği kapsayacak şekilde nasıl böylesine tutarlı olabildiğini anlamak için üreme biyolojisindeki cinsiyet farklılıklarına bakmaya başlamamız gerekiyor.

Üreme Biyolojisi, Erkek Şiddetinin Temelinde Yatmaktadır!

Biyolojik olarak, sperm ve polen gibi küçük ve oldukça hareketli gametler (cinsiyet hücreleri) üreten bireyler erkek olarak adlandırılırken, yumurta veya ovül gibi daha büyük ve daha az hareketli gametler üreten bireyler de dişi olarak adlandırılır. Bunun sonucu olarak erkekler dişilere göre üreme başarısı açısından daha fazla çeşitliliğe ve üreme verimi açısından daha büyük bir potansiyele sahip olma eğilimindedir. Fas imparatoru İsmail İbn Şerif’in (1672-1727) 32 yıl içinde 500 kadından 1171 çocuğu olduğu tahmin ediliyor. Buna karşın bir kadının sahip olduğu kayda geçmiş en fazla çocuk sayısı ise 69 (Kocasının adı Fiyodor Vasilyev olan, 18. yy.da yaşamış adı bilinmeyen bir Rus kadın).

Birçok taksonda, daha küçük ve hareketli gametleri üreten cinsiyet, daha büyük ve daha az hareketli gametleri üreten cinsiyete göre ebeveyn bakımına daha az yatırım yapma eğilimindedir. Tüm memeli türlerinin %90’ından fazlasında yavruya erkek tarafından yapılan yatırım, gebeliğin başladığı noktada bitmektedir ve erkek bundan sonrasında ebeveyn bakımına dahil olmamaktadır. Erkek bir memeli, üreme başarısını çoğunlukla dişilerle çiftleşme fırsatlarını maksimize etmeye çabalayarak ve bunun için rakip erkeklerle şiddetli bir rekabete girerek arttırabilir. Evrimsel uyum başarısı perspektifinden bakılacak olursa erkeğin ebeveyn bakımı sağlaması, eş rekabeti için harcayacağı zaman ve enerjiyi azaltarak üreme verimini kısıtlayacağı için müsrifçe olabilir.

Buna karşılık bir dişi için genellikle üreme başarısını arttırmak, çiftleşme fırsatları için direkt rekabetten ziyade, yavrusunun yaşaması ve yetişkinliğe ulaşması için gereken kaynakları ve korumayı güvence altına almasına daha çok bağlıdır. Bu durum, dişinin, erkeğin yapamadığı gebelik ve emzirmeye çok fazla zaman ve enerji harcadığı memeli türlerinde açıkça görülür. Bunun sonucu olarak da doğrudan çocuklar için yapılan zaman ve enerji yatırımı ister istemez dişilerde erkeklere nazaran çok daha fazladır (en azından fetüs gelişimi ve erken çocukluk döneminde böyledir).

Beklendiği gibi, insanlarda erkekler dişilere göre eş bulmak için daha direkt ve şiddetli bir rekabete girmekte, dişiler ise erkeklere göre daha fazla bakım sağlamaktadır. Bununla birlikte birçok insan kültüründe erkeğin bakım işini kısmen üstlenmesi durumuna yaygın olarak rastlanması, insanları bu açıdan eşsiz kılmaktadır. İnsan bebekleri özellikle erken gelişim döneminde aciz olduklarından yoğun bir bakıma ihtiyaç duyarlar. İnsan erkekleri, diğer türlerin erkekleriyle aynı şekilde çiftleşme fırsatlarını güvenceye almak ile ebeveyn bakımı sunmak arasındaki takasla karşı karşıyadır ve bu stratejilerden hangisini ne oranda değerlendireceği sosyal ve ekolojik faktörlere göre ciddi biçimde değişebilir.

"Neden erkekler, dişilere oranla daha fazla şiddete başvurur?" sorusunu açıklamaya yardım etmesi bakımından, üreme biyolojisindeki ve ebeveynlik yatırımındaki bu farklılıklara değinmek önemlidir.

Şiddetli Çatışmanın Evrimsel Avantaj ve Dezavantaj Dengesi...

Şiddetli bir çatışmaya agresifçe girmenin dişinin uyum başarısını azaltma ihtimali daha kuvvetlidir; çünkü çatışma sonunda yavru gereksiz bir tehlikeye maruz kalabilir ya da dişi birey gelecekte yavrulamayı engelleyecek şekilde yaralanabilir. Buna karşılık bir erkek, üreme başarısını şiddetli çatışmaya girerek elde ettiği statüsündeki artışlarla ya da önemli kaynaklara erişimi tamamen kontrolü altına almasıyla potansiyel olarak arttırabilir.

Örneğin, Amazon ormanlarındaki Yanomamilerde ve Doğu Afrika’daki Nyangatomlarda daha fazla şiddete ve çatışmaya başvuran erkekler üreme başarılarını arttırmıştır. Günümüz ABD’sinde bile şiddete daha çok başvuran erkeklerin daha fazla cinsel partneri olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır.

Paraguay’daki avcı-toplayıcı Achélerde, öldüren erkeklerin çocuklarının yetişkinliğe ulaşma ihtimalleri daha fazladır. Babaları olmayan çocukların diğer yetişkin erkeklerce öldürülmeleri daha muhtemel olduğundan, Achélerde erkek ebeveyn yatırımı şiddeti engelleyebiliyor da... Buna karşılık, Amazon ormanlarındaki Waoraniler'de şiddete daha fazla başvuran erkeklerin üreme başarısı artmamaktadır.

Spesifik bir davranışsal stratejinin evrimsel olarak uyumlu olup olmaması sosyal ve ekolojik koşullarla yakından ilgilidir. Bu bakımdan, cinsiyet farklılıkları ve insan evrimi üzerine düşünürken bunu akılda tutmak önemlidir.

Herhangi bir deterministik (belirlenimci) anlamda erkeklerin şiddet uygulamaya “doğuştan programlı” olduğunu ileri süremeyiz. Daha ziyade, ebeveyn yatırımı ve üreme verimi konularındaki cinsiyet farklılıklarından dolayı şiddet davranışlarının erkeğin üreme başarısını dişiye göre arttırabildiği daha fazla durum vardır ve tarih boyunca da olmuştur.

Benzer şekilde, şiddet davranışlarının kadının üreme başarısını erkeğe göre düşürebildiği bağlamlar da bolca mevcuttur. Bir kadını hamile bıraktıktan sonra savaşta ölen bir erkeğin geride bıraktığı çocuğa annesi ve ailesi tarafından hâlâ bakım sağlanabilecekken savaşacak genç hamile bir kadının çok daha büyük bir uyum başarısı riski olacaktır.

Koalisyonlar!

Bu cinsiyet farklılıkları, koalisyon sonucunda doğan şiddet miktarı adına önemli çıkarımlar sunmaktadır. Davranışsal ekolog Bobbi S. Low bu konuda şöyle yazmakta:

Çiftleşme başarısı için gösterilen çabalar, memeli erkeklerini akraba olmayan başka erkeklerle koalisyonlar oluşturmaya götürüyor ve bu da daha büyük riskler ve daha büyük çıkar çatışmalarını beraberinde getiyor. Ebeveynsel başarıyı elde etme arayışı … memeli dişilerini daha çok bireysel olarak çabalamaya ve akrabalardan oluşan koalisyonlar içinde kalmaya götürüyor; bu da daha az çıkar çatışması ve risk içeriyor.

İnsan toplumlarıyla ilişkili olarak Low aynı zamanda şu unsurun da genel olarak geçerli olduğunu vurguluyor:

Kadınlar kendileri ve yavruları için kaynak arayışındayken erkekler, eşler bulma veya zorunlu karşılıklılık gibi doğrudan üreme getirisi için net bir politik gücün arayışında oluyorlar.

Bugünü Anlamanın Sırrı Geçmişe Bakmak...

Çok çeşitli kültürlerde geçerli olan birbirleriyle tutarlı örüntüler, bize evrimsel tarihimizle ilgili muhtemelen önemli şeyler söylemektedir. Ayrıca bugün gördüğümüz akımları anlamak, geçmişte var olan seçilim baskılarını daha iyi kavramamıza yardımcı olabilir.

Antropolog Martin King Whyte “Endüstrileşme Öncesi Toplumlarda Kadının Statüsü” (“The Status of Women in Preindustrial Societies”) adlı çalışmasında dünyanın her yerinden farklı geçim tiplerine sahip (avcı-toplayıcı, bahçeci, göçebe, tarımcı vb.) 93 endüstrileşmemiş toplumdaki cinsiyet rollerini inceledi. Toplumların %88.5’inde sadece erkeklerin savaşa katıldığını, geri kalan %11.5’inde ise erkeklerin yine tüm savaşma işini yaptığını; ama buna ek olarak kadınların da savaştaki erkeklere yardım ettiklerini tespit etti. Tarihte kadınların da savaşa katıldığına dair şüpheye yer bırakmayan kanıtlar olsa da bu katılımın erkeklerle eşit düzeyde olduğu hiçbir toplum bilinmemektedir.

Her Şiddeti Evrimsel Uyum Başarısıyla Açıklayamayız!

Şimdi, önemli bir not düşelim: Tüm şiddet biçimleri evrimsel uyum stratejileri çerçevesinde açıklanamaz. İnsanlar uyum başarısı optimizasyonu makineleri değildir ve uyum başarısı açısından muhtemelen uyumlu olmayan birçok davranış ve pratiği farklı kültürlerde görebiliriz. Bununla birlikte, farklı kültürlerde ölümcül çatışmaların en yaygın nedenlerine bakıldığında, erkeklerin uyum başarısı çıkarlarıyla öldürmeleri arasında net bir ilişki görebiliriz.

Cinayetler genelde intikam, statü kavgaları ve cinsel kıskançlık bağlamlarında gerçekleşmektedir. Toprak ve kaynak için rekabet de önemli bir rol oynamaktadır, özellikle çete şiddeti ve savaş gibi koalisyon kurmayı gerektiren öldürmelerde. Farklı kültürlerde intikam, genelde öldürülmüş bir akraba için öç alma bağlamında gerçekleşir; bu da öldürenin akrabalarına yapılabilecek olası saldırıları engelleyerek kişinin "kapsayıcı uyum başarısı"nı arttırabilir.

İntikam, aynı zamanda rakip erkeklerle girişilen statü kavgalarıyla da ilişkilidir. Dahası, yüksek bir statü sahibi olmak ve arzulanan yerleri ve kaynakları kontrol edebilmek bir erkeğin üreme başarısını, dişiler tarafından tercih edilmek ya da potansiyel eşin ebeveynleri tarafından belirlenecek bir evlilikte tercih edilmek gibi güç kullanma dışındaki mekanizmalarla da çoğunlukla arttırılabilir.    

Cinsel kıskançlık kaynaklı cinayete gelirsek bu, genelde gerçek ya da hissedilen bir sadakatsizlik tehdidi bağlamında gerçekleşir. Bu, karısını veya onun sevgilisini, aldatıldığı inancıyla ya da terk edileceği korkusuyla öldüren bir erkek olabilir.

Bu örüntülerin işaret ettiği üzere, insanlardaki erkek şiddeti, genelde, erkeğin üreme başarısı tehdit altında olduğunda ya da şiddete başvurursa daha büyük üreme başarısı elde edebileceği bağlamlarda gerçekleşmektedir. Silahlı soygun ya da çete şiddeti gibi bazı spesifik davranışlar modern bağlamlarda erkeğin uyum başarısını arttırmasa bile, evrimsel tarihimiz nedeniyle bunları, statü peşinde koşmak ve kaynakları ele geçirmek şeklinde görülen erkeklere ait agresiflik eğiliminin, geçmişte olsa üreme başarısını arttıracak nitelikteki yan ürünleri olarak kısmen kabul edebiliriz.

Bu Bilgileri Kullanarak Ölümcül Şiddeti Nasıl Azaltabiliriz?

Tüm bunları akılda tutarak ölümcül şiddetin yaygınlığının günümüzde nasıl azaltılabileceği üzerine düşünebiliriz. Davranış ekolojisindeki araştırmalara göre şiddetin, savunulabilir kaynakların güç kullanarak başarıyla tekel altına alındığı bağlamlarda ortaya çıkması daha muhtemel. Önemli olan şu ki bu kaynakların genelde sahiplerinin üreme başarısını yükseltme (ya da azalmasını engelleme) etkileri de var. Hangi kaynakların en değerli olduğu sosyoekolojik bağlama göre değişebilir fakat yiyecek, bölge, eş ve sosyal kapitalin değişen biçimleri (nüfuz seviyesi, prestij ya da statünün başka biçimleri) yaygın kaynaklar olacaktır.

Çağdaş ulus devletlerin, özellikle zengin ve endüstrileşmiş olanların insan tarihindeki en düşük şiddet oranlarına sahip olduklarına dair önemli düzeyde kanıt vardır. Toplumun tamamı tarafından meşru kabul edilen bir polis gücüne ve kanunlara sahip olmak, ölümcül şiddete başvuran kişiler için maliyeti yükselttiğinden ve yararları azalttığından, bu tür davranışların altında yatan teşvikleri değiştirmektedir. Dahası, iyi işleyen devletler, başka sosyal bağlamlarda intikam döngülerine ve kan davalarına yol açacak anlaşmazlıkları çözebilir. 

Devletlerin etki alanının dışında ya da zayıf bir şekilde kontrolünde olan alanlarda (çeteler ve suç örgütleri gibi) yüksek oranlarda ölümcül şiddete rastlamamız bizleri şaşırtmamaktadır. Uyuşturucular gibi talebin yüksek olduğu ve devletin yasakladığı ürünlere geldiğimizde, bu pazarlarda çatışmalar oluştuğunda devlet çözüm sunamadığı için, efektif olarak kontrolü eline alanlar beklenildiği gibi şiddet organizasyonları oluyor. “Yeraltı Dünyası’nın Kodları”nda (“Codes of the Underworld”) sosyal bilimci Diego Gambetta şöyle yazıyor:

Mafya benzeri gruplar, yeraltı dünyası için bir hükümet rolü oynayarak ve yasadışı pazarlara ve anlaşmalara katılan insanlara koruma sunarak güven problemine bir nevi çözüm sunuyor.

ABD’li başsavcı Jeff Sessions, Washington Post’a yazdığı bir yazıda farkında olmayarak buna şu şekilde değinmişti:

Uyuşturucu kaçakçılığı, özü itibariyle şiddet içeren bir iş. Bir uyuşturucu borcunu almaya çalışıyorsanız mahkemeye gelip dava açamaz ve de açmazsınız; tabancanın namlusuyla almaya çalışırsınız.

Sessions uyuşturucu kaçakçılığına yönelik daha sıkı kısıtlamaların getirilmesini her zaman desteklemiştir. Ekonomist Milton Friedman’ın on yıllar önce öne sürdüğü gibi ve davranış ekolojisindeki araştırmalardan yapılan bazı çıkarımlara göre, yasa dışı uyuşturucuların çoğunun yasallaştırılması ve bunların mülkiyet haklarını devletin koruması, uyuşturucu ticareti kaynaklı şiddeti azaltabilir.

Çok eşlilik ve savaş arasındaki bağlantı gibi ölümcül çatışmayla ilişkisini gördüğümüz başka sosyoekolojik faktörler de var. Boko Haram ve IŞİD gibi terörist örgütler, genç erkekler arasındaki evlilik eşitsizliğini, gelinin ailesine başlık parası vererek ya da Orta Doğu ve Batı Afrika’daki yeni üyelerine eş sağlayarak sömürdü. Bazı erkekler refaha ve eşe erişimi tekellerine aldığında, açıkta kalan genç erkekler kendilerini öne çıkarmayı denemek ve bu kaynaklar için rekabet etmek için şiddet davranışlarına başvurabilirler. Beklendiği gibi, toplumlardaki daha yüksek oranlardaki kaynak eşitsizliğinin, erkekler arasındaki şiddet çatışmalarının artışıyla ilişkilendiğine dair kanıtlar var.

Davranış Ekolojisi ve Gneetik El Ele!

Burada benimsenebilecek tutum, davranış ekolojisinden kök alan yaklaşımın, ölümcül şiddete başvurma eğiliminde genetiğin oynadığı rol ile illâ çelişmesi gerekmediğidir. 2011’de Advances in Genetics’te (“Genetikteki İlerlemeler”) yayımlanan bir değerlendirmede, erkekler ve kadınlardaki agresif davranışlara dair çeşitliliğin kabaca yarısının (%50) genetik faktörlere bağlanabileceği bulundu. Bununla birlikte şu da unutulmamalı ki şiddet davranışlarını etkileyen önemli düzeydeki gen-çevre etkileşimlerine dair de kanıt var. Ayrıca, toplumda bir jenerasyon içinde ölümcül şiddet oranlarında büyük ve hızlı değişimler görürsek bu, bizi sosyoekoloji tarafından oynanan rolü araştırmaya götürür. 

Şiddet davranışlarına dair evrimsel uyumluluk ve materyalist çerçevedeki açıklamalara odaklanmamıza bazı çevreler aynı biçimde karşı çıkabilir ve bunun yerine ideolojinin ve sosyalleşmenin daha büyük bir rol oynadığını öne sürebilir. Örneğin genç erkekler, genelde disforik (rahatsızlık verici) ritüellere katılmaktadır ve savaşçı olmak için sosyalleştirildikleri “erkek kültleri” olan toplumlar bulunmaktadır. Dahası, Yeni Gine’deki Gebusiler’de cinayetlerin çoğunun büyücülük suçlamaları bağlamında gerçekleşmesi, kültürel düşüncelerin şiddeti desteklemekte nasıl rol oynayabileceklerini gösteren bir örnektir.

Bununla birlikte, erkek kültlerine çoğunlukla, genç erkeklerin cinselliklerini kontrol eden ve önemli kaynaklara ve bilgilere erişimi tekellerine alan yaşlı erkekler hükmetmiştir. Antropolog Bruce Knauft, Gebusiler’deki büyücülük suçlamalarına çoğunlukla evlilik değiş tokuşlarındaki karşılıksızlık durumlarının neden olduğunu buldu. Knauft büyücülük cinayetlerinin temel olarak, evlenecek yaştaki kadınların erkekler tarafından kontrolüyle ilgili olduğunu söylüyor. Sosyalleştirmenin ve ideolojik faktörlerin, ölümcül şiddette rol oynadığı durumlarda bile bunlar, altta yatan uyum başarısı çıkarlarının vekili olabilir.

Bazı sosyal bilimciler ve bilim yazarları, şiddete evrimsel uyumlulukla ve biyolojiyle ilgili açıklamalar sunulmasının bu tür davranışları teşvik edici bir etkisinin olmasından endişe ediyor. Antropolog Douglas Fry şöyle diyor:

Savaşı doğallaştırmak, kendini gerçekleştiren talihsiz bir kehanet üretmektedir: Eğer savaş doğalsa o zaman onu engellemeye, azaltmaya ya da yok etmeye çalışmanın çok da bir anlamı yok.

Burada şu argüman ileri sürülebilir: Cinayet ve savaş, çoğunlukla erkeklerin uyum başarısı çıkarlarıyla ilişkili olan oldukça “doğal” davranışlardır; buna karşılık bu tür davranışlar sosyoekolojik etkilere karşı hassastır ve yaygınlıkları toplumların arasında ve içinde büyük değişiklikler gösterebilir. Şempanzelerde bile ölümcül şiddet oranlarında, farklı topluluklar arasında -birbirlerine coğrafi olarak yakın olanlarda bile- büyük değişiklikler görmekteyiz.

Sonuç

İnsan davranışlarını anlamakta davranış ekolojisi yaklaşımının önemli güçlerinden biri, genetik determinizmde ve sosyal inşacılıkta köklenen dar fikirlerin ötesine geçmesidir. Şiddet, yalnızca genler tarafından öngörülmüş ve katı biçimde belirlenmişlik anlamında “doğuştan” değildir. Sosyalleştirme ve kültürel öğrenmenin keyfi bir sonucu da değildir. Yine de, bunlara rağmen şiddetin kökleri insan biyolojisine, özellikle de erkekler ve dişiler arasındaki cinsiyet farklılıklarına dayanmaktadır ve şiddetin yaygınlığı da sosyoekolojik faktörlerden dolayı kültürler içerisinde ve kültürler arasında ciddi oranda değişebilmektedir.

Kültürler arası eğilimleri anlayarak ve farklılaşmaları da açıklayarak hem erkeklerin neden her yerde ortalamada kadınlardan daha fazla şiddete meyilli olduklarını hem de kendi toplumumuzdaki şiddeti en iyi şekilde nasıl azaltabileceğimizi daha iyi anlayabiliriz.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 1
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Çeviri Kaynağı: Quillette
  • A. V. Georgiev, et al. (2013). When Violence Pays: A Cost-Benefit Analysis Of Aggressive Behavior In Animals And Humans. Evolutionary Psychology, sf: 678-699.
  • UNODC. Global Study On Homicide. (2013, Ocak 01). Alındığı Tarih: 23 Temmuz 2019. Alındığı Yer: UN
  • D. P. Fry, et al. (2013). Lethal Aggression In Mobile Forager Bands And Implications For The Origins Of War. Science, sf: 270-273.
  • A. E. Nivette. (2011). Violence In Non-State Societies: A Review. British Journal of Criminology, sf: 578-598.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 12/11/2019 08:00:49 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/2839

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Reklam
Reklam
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim hikaye anlatmaktan çok da farklı değildir. Hatta bilim, bir çeşit hikaye anlatıcılığıdır. Fakat bu alandaki hikayeler, gerçek dünyaya ve o dünyaya ait gözlemlerimize dayanır.”
Sean Carroll
Geri Bildirim Gönder