Efsanevi Yerler: Gerçek Mi, Kurgu Mu?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bugün sınav moduna girip ismini duyduğunuz efsanevi yerlerle ilgili bilgilerimizi test edeceğiz. Bunlardan bazıları tarihi, bazıları efsanevi, bazıları da yapma tarihe ait yerlerdir. Sizin göreviniz, adını söylediğim yerin gerçek veya kurgu olduğunu tahmin etmek. Çoğu kişi bu yerlerin çoğunu bilecektir, ancak on ikisini de bilmek az bulunur bir uzmanlık gerektirir. Eski Britanya ile başlayalım:

 

Avalon

Kral Arthur’un gömüldüğü ada.

Kurgu. Avalon, Arthur efsanesinin zengin dokusundan gelir. Cennet gibi bir yerdir, Excalibur kılıcının burada yapıldığı ve ölümcül biçimde yaralandığı Camlann Savaşı’ndan sonra Arthur’un gemiyle buraya götürüldüğü söylenir. Buna karşın böyle bir yer yoktur, Arthur efsanesi de kapsamlı ancak kurgusal bir eserdir.

Bu, hiç kimsenin Avalon’u bulduğunu iddia etmediği anlamına gelmez. En çok bilineni, Somerset-Glastonbury’deki tepe, yani Glastonbury Tor, çevresindeki bataklıklar çekilmeden önce bir adaydı. 1190’da Glastonbury Manastırı’ndaki keşişler, çok derin bir mezarda Arthur ve karısı Guinevere’in tabutunu bulduklarını iddia ettiler. Yerel gelenek görenekler bu inanışı destekliyor gibi görünse de tarihçiler, iddiayı manastırı yeniden inşa etmeyi ümit eden keşişlerin pazarlama çalışması olarak görüyorlar; manastır, ileri sürülen buluştan altı yıl önce çıkan bir yangında ağır bir şekilde hasar görmüştü.

 

Rodos Heykeli

Rodos’ta liman girişini koruyan heybetli heykel.

Gerçek. Çoğunlukla anlatıldığı haliyle değilse de. Bu dev heykelin bacakları (yaygın olarak inanıldığı gibi) Yunan adası Rodos’un liman girişinin iki yanında değildi, heykel yalnızca liman girişinin yan tarafında duruyordu. Yunan tanrısı Helios’u kahramanca bir pozda gösteren heykel, Amerika Özgürlük Heykeli’nden çok da farklı değildi: O da demir bir çerçeveye bronz plakalar tutturularak inşa edilmişti. İki figürün boyutları da neredeyse aynıydı, Bayan Özgürlük kalkık kolu ve yüksek tabanı nedeniyle biraz daha uzun olsa da.

Heykel sadece 56 yıl ayakta kaldı, MÖ 226’da bir depremde yıkıldı. Enkazı 800 yıl olduğu yerde kaldıktan sonra bir tüccar tarafından hurda olarak satın alındı.

 

El Dorado

Kaşifleri Yeni Dünya’ya çeken muhteşem altın şehir.

Kurgu. Fakat Yeni Dünya’ya gelen ilk kaşiflerin çoğu, uçsuz bucaksız her yeri altınla dolu bu şehrin varlığına gerçekten inanıyorlardı; birçok kişinin altın aramaya gelmesi, Amerika’nın istilasında hiç de azımsanmayacak bir duruma dönüşmüştür.

Zamanın bütün hikayeleri El Dorado’nun Guatavita Gölü’yle ilişkili olduğunu gösteriyordu, bu küçük göl Kolombiya-Bogota’nın hemen dışındaki ormanlarla kaplı dağlarda bulunan yüksek bir krater gölüydü. 1500’lerde istilacılar gölün suyunu boşaltmaya defalarca teşebbüs ettiler, daha çok mücevher ve zırh parçaları olmak üzere biraz altın da buldular. Ancak 1898’te, önemli bir maden şirketi dağın yamacından girerek bir tünel açtı ve gölün suyunu tamamen boşalttı fakat sadece bir miktar eski incik boncuk buldu. O zamandan sonra göl eski haline döndürüldü, bugün bölgede altın aramak yasaktır.

 

Babil’in Asma Bahçeleri

Kral II. Nebukadnezar’ın eşsiz kadim bahçeleri.

Kurgu. Her ne kadar dünyanın tarihi yedi harikasından biri olarak listelendiyse de bu bahçelerle ilgili gerçek bir kayıt yoktur. Başka yerlerde asma bahçeler vardı, bir Babil de vardı fakat ancak birkaç yüzyıl sonra yazılan metinlerde bu bahçelerle ilgili bir şeyler söyleniyordu. Bahçeler Kral II. Nebukadnezar’a mal edilir ancak şahsı ve hükümdarlığıyla ilgili var olan belgelerde asma bahçeler hakkında herhangi bir bilgi yoktur.

Asma bahçeler genellikle ya duvardan yukarı tırmanan veya yukarıdan duvarın üstüne sarkan bitki düzenlemesidir ve çoğunlukla setler şeklindedir. Oldukça sık rastlanan bir dikim şekli olduğundan çok büyük ihtimalle II. Nebukadnezar’ın da benzer bahçeleri vardı; ancak zamane tarihçileri ünlü bahçeleri kendi kafalarında oluşturduklarından, Nebukadnezar’ın muhtemelen sahip olduğu asıl bahçelerine olabilecek herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfidir.

 

Olimpos Dağı

Antik Yunan tanrılarının kalesi.

Gerçek. Avrupa’da yaşayan veya biraz coğrafya bilen biri için muhtemelen basit bir soru olmasına karşın dünyanın geri kalanında yaşayan çoğu insan Yunan mitolojisinin nerede bitip gerçek tarih ve coğrafyanın nerede başladığını aslında bilmez. Olimpos Dağı Yunanistan’ın en yüksek dağıdır ve yaklaşık 3000 metre yüksekliğiyle oldukça hatırı sayılır bir dağdır.

Tekil bir dağ olarak isimlendirilmiştir ancak gerçekte 52 zirve silsilesidir, bunlardan en çok bilineninin zirvesine günde ortalama 300 kişi çıkar. Bununla birlikte en yüksek zirvesi daha teknik bir tırmanış gerektirir ve daha az kişi tarafından ziyaret edilir; tam da orada yaşayan tanrıların istediği gibi.

 

Djedefre Piramidi

Gize’deki, uzun süredir bulunamayan dördüncü piramit olduğu iddia edilir, aynı zamanda en yükseği.

Gerçek. Fakat her zamanki gibi televizyonda onunla ilgili duyduğunuz neredeyse her şey yanlıştır. En yaygın hikayeler bu dördüncü piramidin diğerlerinden daha yüksek olduğunu anlatır. Doğru değildir. Djedefre Piramidi aynı zamanda inşa edildiği halde en çok bilinen diğer üçlüye yakın değildir; onlardan yaklaşık 8 kilometre kuzeybatıda ve daha yüksektedir. Piramitten geriye kalanlar sadece kalıntılardır, fakat orijinal yüksekliği 67 metreydi, Gize’deki üç piramidin en küçüğünün yüksekliğiyle neredeyse aynı.

Ayrıca Djedefre Piramidi hiçbir zaman kaybolmadı veya yeri meçhul değildi, yani şaşırtıcı ya da beklenmedik bir keşif olmadı hiç. Djedefre’in cilalı granitle kaplı olduğuna inanılır, dolayısıyla sonraki yıllarda inşaatçılar için iyi bir ikmal deposu oldu. Neredeyse tamamlandığı zamandan itibaren tonlarca taşını götüren insanlar bugün sadece yerlerdeki molozları bıraktılar.

 

Shangri-La

Himayalardaki güzel, huzurlu bir topluluk.

Kurgu. Shangri-La, James Hilton’ın 1933 tarihli romanı Kayıp Ufuklar’daki kırsal bir ülkeydi. Bu rüya gibi vadide hastalık, nefret, yoksulluk ve savaş yoktu, dünyanın geri kalanından tamamıyla izole edilmiş ve saklanmıştı.

Hilton, Shangri-La’yı benzer bir efsanevi yere kurdu, halihazırda Budizm’in derinden yerleştiği Şambala’ya. Avrupa ve Asya’nın dört bir yanından kaşifleri çeken, Şambala’nın varlığına olan yaygın inanıştı.1800’lerin sonu, 1900’lerin başındaki Yeni Düşünce hareketi sırasında, Doğu mistisizmi zengin Batı ülkelerinde çok modaydı. Hilton başarıya ulaşmak için bundan yararlanarak romanına hiç kimsenin hiçbir zaman yaşlanmadığı bir ülke koydu.

 

Sodom & Gomora

Günahları nedeniyle Kutsal Tanrı tarafından yok edilen şehirler.

Kurgu. Sadece eski metinlerde adı geçen ve günahkar davranışları yüzünden ilahi hükümle yok edilen ikiz şehirler. Şimdiye kadar arkeoloji iki şehirle ilgili ikna edici herhangi bir kanıt bulamamıştır. Çeşitli İncil bilginleri şu veya bu eski parşömen ya da tabletin belgesel kanıt oluşturduğunu iddia ediyorlar ancak arkeologların büyük bir çoğunluğu hala ikna olmamış durumda.

Lut Gölü’nün kuzeyindeki Ürdün Irmağı ovasında birçok yerleşim yeri vardı. Fakat şimdiye kadar kazılan her kent farklı bir isme sahipti –eğer bu iki şehir gerçekten tanrıların gazabıyla yeryüzünden silindiyse, iyi bir iş çıkarılmış.

 

Olimpos’taki Zeus Heykeli

Eski bir Yunan tapınağının içindeki meşhur dev heykel.

Gerçek. Zeus, Rodos Heykeli kadar çok da büyük değildi, sadece 13 metreydi, ancak oturur vaziyetteydi. Olimpos’taki klasik sütunlu Zeus Tapınağı’nın neredeyse tümünü kaplıyordu. Heykeltıraş Phidias heykeli yapmak için 12 yılını harcadıktan sonra MÖ 456 yılında bitirdi. Zeus altın, fildişi, değerli taşlar, varaklı camla kaplanmış tahta bir yapı üzerine inşa edilmişti. Muhteşem görüntüsü, görenleri sersemletmiş olmalı. Arkeolojik kazılar, kazı alanında Phidias’ın atölyesinin yerini, bulmayı umduğumuz bütün alet ve talaşlarla doğrulamıştır.

 

Zeus ve tapınağı muhtemelen 900 yıl kadar ayakta kaldı. Yıkıldığı tarihi veya yıkım ayrıntılarını tam olarak bilmiyoruz ancak tapınak MS 425 yılında yanıp kül oldu. Zeus’un o tarihte, ya da daha önce, tahrip olup olmadığı veya çalınıp çalınmadığı hala bilinmiyor. İhtimal dışı gibi gözükse de heykel parçalarının bir yerlerde saklı olması mümkündür.

 

Truva

Truva Savaşı’nın yapıldığı meşhur yer ve Odysseus’un efsanevi savaş alanı.

Gerçek. Antik Truva şehrinin olduğu yer bugünkü Türkiye’nin kuzey Ege bölgesindedir. Olağandışı zengin bir mitolojik geçmişe sahip olmasına rağmen günümüzde Truva, Homeros’un muhteşem eserlerinin çok azını teyit edecek bir sit alanı şeklinde varlığını sürdürmektedir.

Truva’nın şehir surları ve kocaman tiyatrosu gibi çeşitli yapıları, MÖ 3000’e kadar uzanan farklı topluluklarla ilişkilendirilmiştir. Bu ilk küçük topluluk I. Truva olarak bilinir, en son MS 500’de IX. Truva’ya kadar gider. Truva Savaşı’nın gerçekten yapıldığına dair çok az arkeolojik kanıt vardır, fakat yapıldıysa muhtemelen MÖ 12. yüzyıl civarında olmuştur. Bu dönem, VII. Truva olarak anılır. O zamanlar büyük olasılıkla şehir, Homerus’un destanlarında geçtiği adıyla Ilios olarak anılıyordu; hatta şehir surları arasında İlyada’nın Büyük Kulesi’ne ait arkeolojik kalıntılar vardır.

 

Ütopya

Mükemmel toplumuyla bilinen şehir.

Kurgu. Ütopya, 1516 tarihli aynı adlı kitabı için Sir Thomas More’un yarattığı mükemmel toplumun adıdır. Sözcük, o tarihten sonra mükemmel bir dünyanın tanımı olarak popüler sözlüğe girmiştir.

Garip bir biçimde, More’un tarif ettiği toplum ideal diyebileceğimiz toplumdan oldukça uzaktır, o nedenle çoğu kişi bunun hicivsel olduğuna inanır. Ütopya’da kölelik, komünizm, baskıcı bir diktatör, ekonomik dengeyi korumak adına zorunlu göç, bütün seyahatler için belge gerekliliği ve katı devlet dini gibi unsurlar yer alıyordu.

 

Xanadu

Harika güzelliğiyle efsanevi şehir.

Gerçek. Birçoğumuz Kublai Han ve onun gökler şehri Xanadu’yu şair Samuel Taylor Coleridge’in edebi icadı olarak zannetsek de aslında oldukça gerçektiler. Kublai Han Moğol İmparatorluğu’nun kağanı ve Çin’deki Yuan Hanedanlığı’nın kurucusuydu. Xanadu, Shangdu’nun Batılı yazılışıdır, bugün Pekin’de olan yerine taşınmadan önce Kublai’nın yazlık sarayıydı.

Shangdu, sadece belli bir sınıf için ayrılan bir yerleşim bölgesiydi; yaklaşık 2 kilometrekarelik bir dış duvarın içinde yaklaşık yarım kilometrekarelik duvarlı bir iç saraydan oluşuyordu. İçinde ve çevresinde aynı anda 100.000 kadar insan yaşamıştı. Şehir, 1369’da yağmalanınca terkedildi, bugün neredeyse hiçbir izi yoktur.

Evet, kaç doğru yaptınız? Sekiz ve daha fazlasını bildiyseniz Skeptoid yeterliliğiniz iyi demektir, bu durumda size benzer daha fazla yer sunmak için çalışmamız gerekiyor.

Düzeltme: Bu yazının daha önceki hali, Truva’yı “Ulysses’in vatanı” olarak anlatıyordu yanlışlıkla. Ulysses/Odysseus Truva’ya Truva Atı’yla saldırmıştı, orada yaşamamıştı.

Yazan: Brian Dunning

Düzenleyen: Arsel Acar

Not: Bu yazı Skeptoid adresinden çevrilmiştir.

Gökkuşağı Kütleçekimi Teorisi: Ya Evren'in Bir Başlangıcı Yoksa?

Epigenetik Alanında Bir Keşif Daha: Babanız Ne Yerse, O Olursunuz!

Yazar

Şule Ölez

Şule Ölez

Yazar

ODTÜ EEE '88 mezunudur. Evrim Ağacı'nda genel editörlük ve çevirmenlik yapmaktadır. Ayrıca Kırsal Çevre Derneği'nin aktif üyesidir. İlgi alanları Türkçe ve İngilizce dilleriyle başta bitkiler olmak üzere tüm canlılardır.

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim