Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

Bütün Canlıların Ortak Amacı Neden Hayatta Kalmak ve Üremektir?

Bütün Canlıların Ortak Amacı Neden Hayatta Kalmak ve Üremektir? Pixabay
Reklamı Kapat

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, Abiyogenez Teorisi yazı dizisinin 12. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Bu yazı dizimizde düzenli olarak belirttiğimiz gibi, evrimsel açıdan canlılığın iki temel amacı olduğunu görmekteyiz: hayatta kalmak ve üremek. Peki neden? Canlılar neden bu şekilde evrimleşmişlerdir? Soyu devam ettirmenin başka bir yolu olamaz mıydı? Ya da en başından soyun devam ettirilme ihtiyacının nedeni nedir ki? Bu soruların hepsine çok açık yanıtlar henüz bilinmiyor olsa da, her biriyle ilgili yeterince bilgiye sahip olduğumuz söylenebilir. Bu yazımızda, bunları izah etmeye çalışacağız:

Gerçekten de canlıların istisnasız hepsi hayatta kalmaya ve üremeye çalışıyor. Daha önce de yer verdiğimiz gibi, "hayat amacı" olarak gördüğümüz bilim, sanat, din, felsefe, edebiyat, aşk, vs. bunların hiçbiri aslında biyolojik yaşam amaçları olamıyor. Çünkü popülasyon olarak bunlardan birinden ya da hepsinden, tamamen vazgeçecek olsak bile sıkıcı bir hayat haricinde biyolojik bir kaybımız olmaz (bazılarından vazgeçmek her zaman kolay olmasa da, yapabildiğimizi varsayın). Ancak ola ki popülasyon olarak hayatta kalmak ve üreme olaylarından en az 1 tanesinden, tamamen vazgeçersek, var olan insanların da ölmesiyle soyumuz tamamen tükenecektir. Bu, diğer tüm canlılar için, istisnasız bir şekilde böyledir. Peki neden böyle?

Bunun kökenleri çok eskilere, cansızlıktan canlılığın oluşumuna gidiyor. Her canlının istisnasız aynı niteliksel durumda olması da, her canlının evrensel bir ortak atadan geldiğini farklı bir açıdan gösteriyor. Bu ilk ortak atamızın, hatta ilk canlılığın oluşumu, bu yazı dizimizde detaylandırdığımız gibi çok eskilere dayanıyor ve çok uzun bir süreç. Bu süreci hatırlamak için önceki yazılarımız okunabilir. Şimdiyse biyolojik amaçlarımızın kökenlerine inebilmek için, süreci inceleyelim:

Aslında tam olarak gerçekçi bir karikatür olmasa da, bir
Aslında tam olarak gerçekçi bir karikatür olmasa da, bir "karikatür" olmasından ötürü ve anlatmak istediğini net bir şekilde anlattığı için çok hoşumuza gitti. Unutmayınız ki bizler düşünebilen tek hayvanlar değiliz. Bir diğer deyişle, diğer hayvanların aklından geçen tek şey yemek, hayatta kalmak ve üremek değil... Birçoğunda bizimkiler gibi duygular, algılar, kararlar, hisler bulunuyor. Tabii ki hiçbiri bizimkisi kadar karmaşık bir düşünme mekanizmasına sahip değil; ancak zaten bizi "biz" yapan özellik de bu... Dolayısıyla kıyası doğru yapmak gerekiyor.
Patrick Hardin

Hatırlayacak olursanız, canlılığın cansızlıktan evrimi süreci içerisindeki biyokimyasal yapıların, "canlı" kategorisine girebilmesi için, cansızlığın içerisinde özel bir forma sahip olmaları gerekiyordu, en azından biz, bu özel forma göre canlı-cansız ayrımını yapıyoruz. Bu formun iki ana özelliği vardı: Organizasyon ve Aktivite. Yani kendisini dışarıdan ayıracak bir zırh (organizasyon) ve bu zırh içerisinde, dışarıyla ilişkili ya da ilişkisiz olarak meydana gelen, hem yapım, hem yıkım kimyasal tepkimelerinden oluşan bir metabolizma (aktivite). Bu ikisi bir araya geldiğinde, metabolizma içerisindeki özel bir tepkime sayesinde (solunum), ilk defa hiçbir varlığın (cansızın) yapamadığı bir şey yapılmaya başladı: Enerji üreterek aktif olarak düzensizliğe (entropiye) karşı koyabilme. Bu bilinçli bir adım değildi; ancak bunu atabilen yapılar, varlıklarını aktif olarak koruyabilmeye başladılar. Esasında solunum tepkimesinin de, Evren'deki diğer katrilyonlarca tepkimeden hiçbir farkı yoktu ve hala da yok; ancak sonuç olarak, cansızlık içerisindeki form farklılaşmasını sağlayan temel tepkime olduğu için bizim açımızdan "özel" bir anlam taşıyor. İşte solunum tepkimesinin organizasyon içerisinde, aktivite dahilinde (yani canlılık içerisinde) gerçekleşmeye başlaması sayesinde (ki bu tepkimenin türevleri canlılık dışında da meydana gelmetkedir), "hayatta kalma" devreye geldi.

Hayatta kalma...
Hayatta kalma...

Aslında doğa için "canlı" ya da "cansız" diye bir ayrım yok! Bir şey aktif olarak varlığını sürdürebiliyorsa (yani aktivite ve organizasyonu sayesinde entropi artışına direnebiliyorsa) "canlı" kategorisindedir. Bunu başaramıyorsa, cansızdır. Benzer şekilde, eskiden canlı kategorisine girip de, bu yetisini kaybedenler "cansız" hale gelmiştir (ki buna ölüm diyoruz). Dolayısıyla doğada aslında böyle bir ayrım yok, sadece farklı formlar var. Hepsi "varlık" kategorisi altında ve aslında hepsi "cansız" yapılardan oluşuyor, ancak sadece bu cansızların içerisindeki özel bir forma biz "canlı" diyoruz.

İşte organizasyon içerisinde, aktivite dahilinde enerji üretilmeye başlanmasıyla, fiziğin tüm Evren içerisindeki en güçlü yasalarından biri olan Termodinamiğin İkinci Yasası dahilinde canlılar, bu enerjiyi kullanarak sürekli artan entropiye (düzensizliğe) karşı koyabilmeye, yani "varlıklarını aktif olarak sürdürebilmeye", yani "hayatta kalmaya" başladılar. Ancak tekrar tekrar hatırlatıyoruz ki doğada aslında "hayatta kalmak" diye bir ayrım da yoktur. Her şey, biyokimyasal veya kimyasal tepkimelerle, fizik yasalarının etkisi altında meydana gelir. Bu süreç içerisinde bazı özellikteki yapılar (canlılar) farklı tepkimelere tabidirler, bazı diğer yapıdakiler (cansızlar) başka kimyasal tepkimelere tabidirler. Tüm varlıkların yapıtaşı aynı olsa da, bu niteliksel farklılıktan bildiğimiz tüm farklılıklar doğmaktadır. Dolayısıyla, "canlı" dediğimiz varlıkların "canlı" kategorisinde kalabilmelerinin, yani varlıklarını sürdürülebilmelerinin tek yolu, hayatta kalmaktı. Daha bilimsel anlatımla, aktivite ve organizasyonunu sürdürmeye çalışmak... Daha da detaya inersek, organizasyon dahilindeki aktivite sonucunda entropiye karşı koyarak, varlık durumunu sürdürebilmek.

Belki de ilk "canlımsı"ların (koaservatlar ve protohücreler) pek çoğu hayatta kalabilmeyi başarıyla gerçekleştirebildi. Ancak bir sorun vardı: Mekanik deformasyon. Bir yapı, ne kadar başarılı bir şekilde oluşmuş olursa olsun, yani hayatta ne kadar kolay kalabiliyor olursa olsun, etrafına ne kadar uygun olursa olsun, eğer ki kendisini yenilemezse, kendisinin kopyasını veya bir benzerini sıfırdan üretmezse, mutlaka ama mutlaka fiziksel kuvvetlerin etkisi altında eninde sonunda bütünlüğünü yitirecektir. Hiçbir yapı, yenilenmediği sürece sabit olarak kalamayacaktır, bu hem canlılar, hem cansızlar için geçerlidir (bakım yapılmayan bir köprünün eninde sonunda, tamamen sabit kalsa bile çökeceği örneğini düşünün). Çünkü zaman aktıkça, aynı zırhın, aynı metabolizmanın, aynı yapının sürekli fiziksel kuvvetlere maruz kalması sonucunda, mekanik yorulma, mekanik aşınma, mekanik deformasyon ve nihayetinde mekanik hata (bozulma, işlevsizleşme) meydana gelecektir. Yani yapı, biyolojik olarak olmasa da mekanik olarak ölecektir. Bu mekanik ölüm, hemen ardından biyolojik ölümü, yani aktivite ve organizasyonun sona ermesini getirecektir. Bu konuyla ilgili "Ölüm Nedir? Doğuma, Yaşama, Yaşlanmaya ve Ölüme Bilimsel ve Evrimsel Bir Bakış..." başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.

Hücre deformasyonuna bir örnek... Burada apoptosis olayı görülüyor olsa da, mekanik deformasyon bundan çok farklı değildir.
Hücre deformasyonuna bir örnek... Burada apoptosis olayı görülüyor olsa da, mekanik deformasyon bundan çok farklı değildir.

Bu yenilenme, ilk etapta "onarım" gibi düşünülebilir. Yani tıpkı günümüzde olduğu gibi, ilkin zamanlarda da hücreler hasarlarını onarabiliyor olmalıdırlar (hepsi olmasa da, bir kısmının yapısının buna elverişli olduğu düşünülebilir). Yani etraftaki kimyasalların kullanılarak, var olan yapının tazelenmesi... Ancak bu tazelenmenin (onarımın) hızı, hücre içerisindeki hasara yetişememeye başladığı anda, artık onarım yeterli kalamayacaktır. Bunun da basit bir sebebi vardır: Zaman aktıkça, aynı şiddetteki fiziksel kuvvetlerin etkisi dahi yapıyı giderek daha fazla aşındırmaya başlayacaktır. Ancak kimyasal onarımın hızı, yıkımı yakalayamadığı anda, mekanik hata oluşacak ve yapı dağılacaktır. Bu sebeple "sıfırlanma" veya "yenilenme" şarttır.

Üstelik sayıca çoğalmanın tek fiziksel nedeni, "çoğalmak" veya "yenilenmek" değildir. Yapı, etraftan kimyasallar alır ve dışarıya kimyasallar verir. Ancak birçok canlı yapıda, dışarıdan alınan kimyasalların sayısı, dışarıya verilenlere göre kat kat fazladır, çünkü yapım işlevleri için çok çeşitli kimyasallar gerekmekteyken, yıkım sonucu o kadar fazla kimyasal üretilmez. İşte bunun sonucunda, hücre içerisindeki atomlar ve genel olarak kimyasallarda bir artış olmaya başlar. Bu artış, organizasyonun giderek büyümesine ve kütlece artmasına neden olur. Kütle artışı, hacim artışı olmasına neden olur (o kütleyi yapı dahilinde barındırabilmek için). Ancak yapı büyüdükçe, kimyasal alışverişinin yapıldığı dış yüzey alanındaki artış, hücrenin hacmindeki artıştan geri kalmaya başlar (çünkü yüzey alanı yarıçapın karesi ile, hacim ise yarıçapın küpü ile doğru orantılı olarak büyür). Bundan ötürü, bir noktadan sonra artık fiziksel olarak aynı hacim içerisindeki tüm onarım, yapım, yıkım işlemlerini gerçekleştirebilecek kadar kimyasal alınamamaya başlar (yüzey alanı küçük olduğu için). Bu noktada yapının fiziksel olarak iki şansı vardır: Birden fazla parçaya ayrılarak yüzey alanının hacmine oranını arttırmak, yani eskisi gibi alışveriş yapabileceği kadar yüksek bir yüzey alanına ama düşük bir hacme sahip olmak. Veya daha da büyüyerek hacmi ve içerisindeki aktiviteyi karşılayamayacak kadar az kimyasal alışveriş yapmak, dolayısıyla eninde sonunda aktiviteyi durdurmak zorunda kalmak, yani anlayabileceğiniz gibi, ölüm. Kısaca yapı, hiçbir bilince veya algıya sahip olmasına gerek olmaksızın, tamamen fiziksel yasalar etkisi altında ya bölünecektir, ya cansız hale gelecektir.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

A kısmında normal hücreler, B kısmında ise şişmiş hücreler görülüyor.
A kısmında normal hücreler, B kısmında ise şişmiş hücreler görülüyor.

Canlılığın tarihinde, çok büyük bir ihtimalle bu iki seçeneği de mecburen, yapısından ötürü "deneyen" canlılar olmuştur. Her canlı, cansızlıktan evriminden itibaren bölünebilme yeteneğine elbette sahip değildi. Çünkü bölünmek için de bir dizi kimyasal tepkimenin gerçekleşebilmesi gerekir, dolayısıyla buna uygun bir biyokimyasal yapıya sahip olmak gerekir. Ancak önceki yazılarımızda da anlattığımız gibi, cansızlıktan canlılığın evriminde belki milyarlarca farklı tip canlı yapı vardı. Bunların her birinin yapısı, birbirinden farklıydı. Kimisinde genetik materyal bulunuyordu, kimisinde güçlü bir zar bile yoktu. Aklınıza ne gelirse, her çeşit yapı kombinasyonunu bulmak mümkündü (çünkü bunlar rastgele oluşan yapılardır ve bu yapıların birçoğu canlı bile sayılamazken, bir kısmı bu geniş çeşitliliği sağlıyordu; rastgele oluşumlarda oluşabilecek kombinasyonların sayısı çok daha yüksektir). Hatta bu yapıların bazılarına tam bir hücre demek bile mümkün değildi, çünkü bahsettiğimiz bu geçiş evresinde henüz gerçek hücrelerden değil, ön hücrelerden bahsetmekteyiz. Bunların büyük bir kısmı canlılığın temel şartlarını bile sağlamıyordu; ancak bu şartları ileride sağlama potansiyeline sahip kimyasal içeriği barındırıyorlardı. Bizi böyle bir durumda, canlılığın 4 milyar yıl öncesinden bugünlere kadar gelebilmesini sağlayan, bölünebilme kapasitesine sahip yapılar ilgilendirmektedir.

İşte burada, moleküler düzeydeki doğal seçilim sayesinde, hayatta kalmayı başaranlar arasında, farklı bir niteliği kazanabilmiş olanlar öne çıkmaya başladılar: genetik materyal. Aslında nükleotitler ve bunlardan oluşan ribozim gibi ilkel RNA parçaları ortalıkta bulunmaktaydı (hatta canlılıktan bile önce var olmuş olabilirler) ve daha önceki yazılarımızda anlattığımız gibi bir defa ribozim üretildiğinde, RNA'nın ve DNA'nın bundan evrimleşmemesi için hiçbir sebep yoktur. Ancak bu yapıların organizasyon içerisinde ve aktiviteye dahil ve uyumlu olarak bulunması gerekiyordu. Bunu başaramayanlar belki varlıklarını sürdürüyorlardı (hayatta kalıyorlardı); ancak eninde sonunda dediğimiz mekanik aşınma ve aktivitenin durması sonucu yok oluyorlar, ölüyorlardı. İşte burada, hücre içerisindeki organizasyonun düzenini sağlayan ve aktiviteyi kontrol eden genetik materyali içerisinde başından beri bulunduran kombinasyonlar, avantajlı hale gelmeye başladılar. Yani var oldukları zamanlarda, çevrelerinde ribozim veya basit RNA yapıları bulunan ve bunlarla birlikte evrimleşen, oluşan yapılar avantajlı konuma geçmeye başladılar (diğer çeşitlere kıyasla). Çünkü bu kombinasyonlarda (varyasyonlarda) "varlığı sürdürme" yeteneğinin yanında, "sürerlilik" yetenekleri de bulunmaktaydı. Dolayısıyla bir cismin zamana karşı koyabilmesi için gereken iki temel unsuru taşıyorlardı.

İşte günümüze kadar ulaşabilen her canlı nesli, bu iki koşulu yerine getiren canlıların "torunları"dır. Bu sebeple, günümüzde gördüğümüz ve bu ilkin hücrelerin gelişmiş versiyonlarından fazlası olmayan bütün canlılar da, aynı iki biyolojik amacı sürdürmektedirler: "hayatta kalmak" ve "üremek", kendisini gelecek nesillere aktarmak, yenilemek... Bu böyle olmak zorunda mıydı? Eğer ki fizik yasalarını değiştirirseniz veya hücreler mekanik yorulmaya ve aşınmaya maruz olmasalardı, böyle olması şart değildi. Eğer öyle olsaydı, bugün var olan bütün canlılar, 4 milyar yıl önce oluşan canlıların ta kendileri olabilirlerdi. Çünkü hayatta kalmak, bu canlılar için yeterli olabilirdi. Ancak fizik yasaları, bu ikiliyi bir arada bulunduranların günümüze ulaşmasına izin verecek şekildedir. Bu sebeple etrafımızdaki her canlı, aynı amaçlara sahiptir. Aslında buna bir "amaç" demek bile doğru değildir. Bunu yapmak zorundadırlar. Yoksa, geleceğe kendilerini aktaramazlar ve yok olurlar. O zaman da, tıpkı doğa için olduğu gibi, bizim gözümüzde de bir kömür veya kayadan fazlası olmazlar, yok olurlar. Aslında kimse bir kömür veya kayadan fazlası değildir, anlatmak istediğimizin temeli bu. Biz sadece farklı bir varlık formuyuz. Ancak bu farklı kategorizasyon, özlerimizin de farklı olduğu anlamına gelmiyor.

Şunu düşünmesi ise daha da ilginçtir: Aslında günümüzde de, Dünya'nın dört bir yanında, hatta kimi zaman evinizin mutfağında bile, bu ilkin canlılık formlarının, en başlangıç düzeydeki adımları oluşmaktadır. Sadece basit yağ damlaları içerisinde, birçok kimyasalın yığılması ve bunların çok yavaş hızda tepkimeye girmesiyle, ilkin aktivite örnekleri görmek mümkündür. Dolayısıyla laboratuvarda, evinizde ya da Dünya'nın herhangi bir yerinde, canlılığın ilkin adımları belki de her an tekrarlamaktadır. Ancak şu anda etrafta çok yüksek sayıda heterotrof (etrafındaki kimyasalları ve canlıları yiyerek enerjisini üreten) ve kemotrof (etrafındaki kimyasalları tüketerek enerjisini üreten) canlı bulunduğu için (1 gram toprak içerisinde 10 milyon adet civarı), bu ilkin canlılık adımlarının, bildiğimiz anlamda canlılığa ulaşacak kadar varlıklarını sürdürebilmeleri mümkün olmamaktadır. Ne kadar adım atarlarsa atsınlar, yüksek canlı sayısından ve bu canlıların etraftakileri sürekli tüketmesinden ötürü, asla ilkin Dünya koşullarındaki uygun ortamlar var olamamaktadır ve cansızlıktan canlılığa evrim etrafımızda sürekli gerçekleşememektedir. Halbuki bu canlıların hepsi yok olacak olsa, belki de benzer şekilde ya da farklı biçimlerde, yeni canlılık formları, cansızlıktan evrimleşebilecektir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 18
  • Bilim Budur! 15
  • Merak Uyandırıcı! 9
  • Muhteşem! 8
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 8
  • İnanılmaz 8
  • Umut Verici! 7
  • Güldürdü 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 09/07/2020 21:02:11 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/332

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Çin
Hayvan
Göğüs Hastalığı
Üreme
Primat
Hidrotermal Baca
Toplum
Ölümden Sonra Yaşam
Elektrokimya
Aslan
Cinsellik
Kanser Tedavisi
Mars
Karadelik
Kromozom
Örümcek
Kuyruk
Hafıza
Konuşma
Hormon
Paleontoloji
Lgbt
Antropoloji
Küresel Isınma
Hastalık Yayılımı
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Mühendislik; doğanın üstün güçlerini, insanın kullanım ve ihtiyaçları için yönlendirme işidir.”
Thomas Tredgold
Geri Bildirim Gönder