Gece Modu

Bu bir yazar görüşü makalesidir. Makalelerimizin geri kalanı aksine, bu içerikte yazar kendi görüşlerine yer vermektedir. Bu görüşlerin yayınlanması, Evrim Ağacı yöneticileri ve editörleri tarafından desteklendiği veya kabul edildiği anlamına gelmemektedir. Bu makaleler genellikle şeffaflık ve/veya tarafsızlık ilkelerini pekiştirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Bu konuda daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Evrim Ağacı olarak sitemizde özgür irade tartışmalarına yönelik çok sayıda makale ve çeviri yazısı bulunuyor; çünkü beynin (özellikle de insan beyninin) belki de en ilginç taraflarından birisi bilinç ve özgür irade kavramıdır. Özgür iradenin varlığı konusu, milenyumlardır tartışılmakta olan bir felsefe sorusudur ve nihai cevabı henüz bulunmamaktadır. Farklı uzmanlar, farklı fikirleri ileri sürmektedirler ve tartışma durmaksızın devam etmektedir; buradaki yazılarımızdan bu konudaki çeşitli fikirleri görebilirsiniz.

Ancak özgür irade ile ilgili tartışmalarda, özgür iradenin var olduğuna mutlak suretle kanaat getirmiş okurlarımız, özgür iradenin var olmadığını savunan yazılarımıza denk geldiklerinde, kimi zaman "Saçmalayın." veya "İyice şaşırdınız." gibi yorumlar yaparak, kendi pozisyonlarının mutlak gerçek olması gerektiğini ima etmektedirler. Bu minik pratik, en azından soru üzerinde samimi bir şekilde kafa yormayı tetikleyecektir (ve nihai cevabın o kadar da açık olmadığını gösterecektir) diye ümit ediyoruz.

***

Diyelim ki Evrim Ağacı (veya bir diğer oluşum) tarafından paylaşılan, özgür iradenin var olmadığını savunan bir yazı gördünüz ve bu sizi öfkelendirdi. Hemen klavyenize sarılıp, şu satırları yazdınız:

İyice saçmaladınız, tabii ki özgür irademiz var! Evrim Ağacı çok bozdu, Onedio mu oldunuz iyice?

Ama ilginç değil mi? Siz bu yorumu yaptınız, çünkü sosyal medya hesaplarınızdan birinde bu yazımızı gördünüz. Gözünüzden beyninize bu konuya dair görsel bilgiler iletildi. Daha en başından özgür iradeye yönelik bir şüphe doğmalı: Eğer bu yazıyı/paylaşımı görmeseydiniz, bu yorumu asla yapmayacaktınız.

Bu tarz yorumları detay, kaynak, arka plan bilgisi vermeden yapan kişilerin, söz konusu makalelerin kendilerini muhtemelen okumadığını varsayarsak, hayatınızın ortalama 5-10 saniyesini nasıl harcayacağınızı belirleyen unsur, basit bir sosyal medya paylaşımı oldu. Eğer makaleyi gerçekten okuduysanız, birkaç dakikanız, tamamen beklenmedik bir anda karşınıza çıkan bir yazının beyninizde yarattığı faaliyet sonucunda belirlendi.

Bu durumda, en azından bu yorumu yazmanıza sebep olan bir öncül uyaran olmadan, beyninizin belirli davranışlar konusunda faaliyet göstermediğini düşünebiliriz. "Ama kendi kendime, hiçbir uyaran olmaksızın düşünebiliyorum." diyeceksiniz, ona geleceğiz. Oraya gelmeden önce, dahası var. Hemen şunu iddia edebilirsiniz:

İyi tamam, gördüm de yorum yaptım ama ne yorum yapacağıma ben karar verdim.

Maalesef öyle değil. Beyninize giden sinyaller, sizin hafızanızdaki birçok noktayı uyardı ve geçmişinizde edindiğiniz bilgiler, kültür, eğitim, kısaca "bireysel arka plan" dahilinde bu yorumu çıkardınız. Bu yorum yerine "Çok saçma." da yazabilirdiniz. Cümleleri tamamen farklı bir şekilde de kurabilirdiniz. Daha ılımlı, daha aydın, daha şüpheci veya daha inkarcı da olabilirdiniz. Neden o şekilde yazmadınız da, bu şekilde yazdınız?

Bunu bilincinizle, bilerek seçtiğinizi mi iddia edeceksiniz? Dürüst olun: Farklı seçenekler olduğunu düşünmemiştiniz bile! Size şu anda "Neden öyle yazmadınız?" diye sorana kadar, aklınızdan alternatif olasılıklar geçmemişti. Bakın, gene aynı yere geldik: Bir öncül uyaran olmadan, beyin tepki veremiyor. Peki, az önce soracağınızı varsaydığımız soruya dönelim:

Gün içindeki çeşitli davranışlarımı çevresel uyaranlar etkiliyor, yönlendiriyor ve belirliyor olsaydı bile, durup dururken, hiçbir öncül uyaran olmaksızın düşünmeye başlayabilirim. Kendi kendime hayal kurabilirim. İllâ bir fikir üretmek, bir aksiyon yapmak için öncül uyaranlar olması şart değil!

Hayır; bu da ne yazık ki böyle olmuyor. Genellikle düşünceler silsilesini başlatan, ya o anda duyu organlarından gelen bir bilgi oluyor (bir koku, bir görüntü gibi) ya da birkaç dakika ve hatta saat önce edinilmiş bir uyarı sonrasında, beynin uzun süreli faaliyeti sonucunda meydana geliyor. Yani duyu organlarından gelen bir uyarı olmadan, yine, beyin faaliyete geçemiyor.

Bu, sinirbilimsel anlamda da son derece mantıklı: Beyninizdeki çeşitli sinir yolaklarını elektrik şokuyla susturacak olsaydık, bilinciniz kapanırdı. Yani bilinç, sinirsel faaliyetlere muhtaçtır diyebiliriz. Bu durumda, sinirsel faaliyetleri çalıştıran nörobiyolojiyi incelememiz gerekir. Bunu yaptığımızda, nöron adı verilen hücrelerimizin hücre duvarlarındaki sodyum/potasyum pompalarının (Na+/K+ pompalarının) dengesini bozacak düzeyde, yani aksiyon potansiyeli yaratabilecek düzeyde bir uyaran olmadığı sürece, nöronlar ateşlenemiyor. Bu uyaranlar da çeşitli iç ve dış faktörlerden kaynaklanıyor. Yani herhangi bir düşünceye neden olan sinirsel faaliyetlerin tümünü, kendisinden önce gelen fizikobiyokimyasal uyaranlara kadar takip edebiliyoruz. Uyaran yoksa, tepki de yok; her ne kadar uyaranlar her zaman çok bariz olmasa da...

Diyelim ki inat ettiniz. Bize özgür iradeniz olduğunu ispatlamak istiyorsunuz, bunu yapma isteğiyle yanıp tutuşuyorsunuz.

Öncelikle: Neden buna inat ettiniz? Neden bununla yanıp tutuşuyorsunuz? Sizde bu hisleri, ihtiyacı, duyguları ve bilişsel süreçleri tetikleyen neydi? Evet, bizim yazımızdı, bir paylaşımdı. Ama devam edelim.

Bize özgür iradeniz olduğunu nasıl ispatlardınız? Rastgele bir anda, kolunuzu kaldırarak mı? Peki rastgele kolunuzu kaldırmanın özgür iradenin varlığına işaret ettiği bilgisi, daha önceden edinilmiş bilgilerinizin bir ürünü değil mi? Ya da kolunuzu birden kaldıracağını "ân"ı seçerken, karşınızdakinin şaşıracağını düşündüğünüz bir "ân"ı hedeflemiyor musunuz? Bu durumda, özgür iradeye yönelik ispatınızın biçimini bile dış faktörlerin koşulları belirliyorsa, özgür iradeniz vardır diyebilir misiniz?

***

Yani iş, sandığınız kadar basit değil. Biz insanlar, Büyük Patlama'dan beri devam eden bir olaylar silsilesinin ufacık bir parçasıyız. Varlığımızın ta kendisi bile, bizden önce gelen olayların kaçınılmaz bir sonucu. Dolayısıyla zihinsel süreçlerimizin kısmen ya da tamamen kontrolümüzün dışında olması, özgür irade hissiyatının bir illüzyon olması o kadar da olasılık dışı değil; her ne kadar şaşırtıcı ve hatta kimisi için üzücü olsa da...

Elbette özgür irade kavramı, sadece yaptıklarımız ve yapabileceklerimiz ile sınırlı bir kavram değildir. Benzer şekilde özgür irade kavramı, iç faktörler ve dış faktörlerden de ibaret olmayabilir. Fakat bunların, konunun ezici çoğunluğu olduğunda hemfikir olabiliriz. Daha fazla öğrenmek isterseniz, konunun felsefi arka planıyla ilgili olarak Öncül Analitik Felsefe Dergisi'nin şu sunumunu izleyebilirsiniz:

Neden Özgür İrademiz Var Gibi Hissediyoruz?

İşte zaten anahtar nokta da bu: Bilmiyoruz. Bu hissin ne olduğundan tam emin değiliz. Bunun açılıp kapatılabilir bir süreç olduğunu tıp ve nörobilim sayesinde biliyoruz. Son derece mekanik yapıda olduğundan da emin gibiyiz. Ama filozofları ve bilim insanlarını asırlardır meşgul eden soru, bu hissin/deneyimin gerçek kaynağı. Özgür irade hissi, gerçek olsa da olmasa da, tam olarak nereden kaynaklanıyor?

Ama eldeki bilimsel veriler ışığında, bir robot gibi hissetmektense (bu her ne demekse...), özgür iradeniz var gibi hissetmenizin birkaç sebebi olabilir:

İlki, algılarımızın buna adapte olmuş olması. Tıpkı, örneğin "simit" kelimesini 100 defa tekrar edecek olursanız, belli bir noktadan sonra kelime, anlamını yitirmiş gibi geleceği gibi, beynimiz de doğduğundan beri temel bir uyaran seviyesine alışık halde olabilir. Dolayısıyla bu temel düzeyden yapılacak her "sapma", özgür bir kararın ürünüymüş gibi algılanıyor olabilir. Bu nörobilimsel alışıklığın kökenlerini evrimsel tarihimizde oldukça derinlere kadar takip edebiliriz.

İkinci ana neden, beynin çok fazla veriyi aynı anda işliyor olması olabilir. Bu kadar büyük bir bilgisayarın (ama nihayetinde sadece girdiler ve çıktılar üzerine kurulu, "sıradan" bir bilgisayarın) tepkileri, sanki "bilinçliymiş" gibi algılanıyor olabilir. Çünkü çok daha basit yapılı mekanik sistemlerin bile bilinçliymiş gibi gözüken davranışlar sergileyebildiğini bilmekteyiz; bununla ilgili sayısız simülasyon çalışması ve robotik araştırması bulunmaktadır. Zaten aslında "yapay zeka bilimlerinde" de aranılan budur: Çok karmaşık davranışların, çok basit etki-tepki süreçlerinin bir toplamı olması ve bunların bir araya geldiğinde "bilinçliymiş ve özgür iradeye sahipmiş gibi" davranan makineler üretmesi... Bu konuyla ilgili olarak Braitenberg'in Araçları'nı okuyabilirsiniz.

Bir diğer olasılık, bilinçli gibi hissetmemizin evrimsel bir avantaj sağlaması olabilir. Örneğin ileri düzey toplumsal yapılara sahip bir tür olduğumuzdan ve bu toplumların (toplum içindeki bireysel ilişkilern) düzenlenmesi gerektiğinden, hareketlerimizin sonuçlarını bireylere yükleme ihtiyacı, beklenmedik bir etkiye neden olarak bilinç algısını pekiştirmiş olabilir. Kendi deneyimlerinin daha fazla farkında olan bireyler, diğer bireylerin hareketlerini daha iyi yorumlayıp, buna göre ilişkilendirme yapmış olabilirler.

Bir başka olasılık, bilinç ve algı dediğimiz şeyin zamansal bir süreç olduğu gerçeğinden doğmaktadır. Biz genellikle karar veya düşünce gibi şeyleri "anlık" gibi düşünürüz; halbuki "bilincin oluşumu", Sinirbilim yazı dizimizde de anlattığımız gibi, çok basamaklı bir süreç ve çok sayıda nöral ağın kademeli bir şekilde çalışmasını gerektiriyor. Bir düşünce veya "bilinçli faaliyet", nihai olarak oluşturulmadan önce birçok farklı beyin bölgesinde "işleniyor". Bunların hepsi mikrosaniye ve hatta nanosaniyeler kadar kısa sürelerde yapılsa da, nihayetinde belirli bir zaman alıyor. Bu bilinçaltında sürdürülen işlemler, nihayetinde neokorteksteki "asosiyasyon alanları"na ulaşıyor ve "bilinç" olarak algılanıyor. Yani bu "his", karnınız acıktığında midenizin batıyormuş gibi bir his oluşturmasından pek de farklı olmayabilir. Karar alma ve faaliyete geçme sürecinin son noktası, insan gibi iri neokorteksli maymunlarda "özgür irade" gibi algılanıyor olabilir.

Özgür İrade Var Olamaz mı?

Elbette olabilir! Bu yazının (ve hatta Evrim Ağacı'nda yayınlanan, özgür iradenin olmadığını iddia eden makalelerin) amacı, özgür iradenin var olmadığının varmanız gereken nihai cevap olduğunu ileri sürmek değil. Sadece o görüşlerin nasıl savunulduğunu görmenizi, onlar üzerine kafa yorabilmenizi, mantıklı ve makul cevaplar üretebilmenizi sağlamak için yazılan içerikler.

Örneğin özgür irade, doğrudan doğruya evrimsel bir avantaj olarak türümüzde (ve belki de birçok diğer türde) evrimleşmiş olabilir. Özgür iradeye sahip bireyler ve popülasyonlar, hayatta kalma ve üreme mücadelesinde en iyi seçeneklerin neler olduğunu daha verimli bir şekilde değerlendirebilmiş ve aldıkları kararı uygulamaya koyabilmiş olabilirler. İnsanlar olarak bizler, bu yeteneğin hayvanlar alemindeki doruk noktası olabiliriz.

Yani özgür irade bir imkansızlık değildir; sadece, var olduğundan henüz emin olmadığımız bilişsel bir kavramdır.

Sonuç

Sonuç olarak, bu konunun henüz nihai bir cevabı bulunmuyor ve araştırılabilecek çok fazla soru işareti var. Özgür iradenin var olabileceğini gösteren de, var olamayacağını gösteren de çok sayıda bilimsel veri ve felsefi argüman bulunuyor. Hiç kimse, bu konuda nihai yanıtları verebilecek otoriteye sahip değil.

İşte tam da bu nedenle bu argüman ve verilerin hepsini değerlendirmeye alıp, bilimsel gerçekler ışığında analiz edip, sorgulamamızı sürdürmemiz gerekiyor. Ama bu süreçte o veya bu cevaba mutlak bir gerçekmiş gibi saplanıp kalmak, alternatif argümanlara kulak tıkamak ve basit, kolay, bilimsel olmayan cevaplara kaçmak, insanın entelektüel ilerleyişine uygun olmayacağı gibi, gerçeklere ulaşma sürecimize de ket vuracaktır.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 13
  • Tebrikler! 21
  • Bilim Budur! 12
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 16
  • Güldürdü 5
  • İnanılmaz 8
  • Umut Verici! 7
  • Merak Uyandırıcı! 13
  • Üzücü! 3
  • Grrr... *@$# 1
  • İğrenç! 1
  • Korkutucu! 2

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 17/01/2020 23:41:42 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8096

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Tüm insanlar eşittir. İnsanlar arasındaki farkın sebebi doğum değil, erdemlerdir.”
Voltaire
Geri Bildirim Gönder