Panoneiron: Bir Rüya Tiranının Öyküsü
Rüyaları Düzenleyebilen Bir Yapay Zekâ Kurgusu İçeren Kısa Hikaye
Dreams - Off the Grid Album Cover
- Blog Yazısı
İç içe geçen kareler,
her biri bir sonrakinin içine sığmalı,
dışarı doğru genişliyor,
hayır içine sığmalı,
içine yeni kare ekle,
şimdi şekil değişiyor
İç içe geçen beşgenler,
her biri nabız atıyor,
zonkluyorlar dalga gibi,
tekrar ve tekrar, tekrar ve tekrar,
niye bitmek bilmiyor?
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
şimdi hepsi yaklaşıyor
Bir ızgaraya bakıyorum,
sonsuza kadar uzanıyor,
hareket etmiyor, biliyorum
ancak niye genişliyor?
özür dilerim, üzgünüm
n’olur son ver artık bunlara
Soluk soluğa, terden üzerine yapışmış olduğumu hissettiğim yatağımda gözlerimi açtım. Bir cezadan diğerine, bizleri sonsuz enginlikte ele geçirmiş bir işkence sistemine, uyanmıştım. Yanımda çaresizce ve anlamsızca kırmızı çubuklarıyla saati gösteren dijital cihaza baktım, “01:14”. Sadece 13 dakika, beynimi epileptik bir krize sokmamayı başarmış ancak sonsuzmuş gibi gelen bir işkenceyi büyük bir ustalıkla uygulamış olduğu 13 koca dakika. Yanımda duran, artık tadı veya anlamı bile kalmamış, ağzımda çamurumsu bir his bırakan suyun sürahisini kaldırıp bardak mardak demeden diktim ağzıma. Tabii suyun büyük bir kısmını zaten sayemde sırılsıklam olmuş yatak içiverdi. Bu tür durumlarda ayakta rüya görmek, düşüncelere dalmak en rahatlatıcısıydı, ilginçtir ki müdahale etmediği tek rüyalar da bunlardı. Kimden mi bahsediyorum? Panoneiron’dan tabii, ya da daha markalaşmış ismiyle PanOn’dan. 21. yüzyılın en büyük devrimi olarak lanse edilmiş cehennem cihazından; yapay zekânın evrilebileceği en nihai işkenceciden. Harlan Ellison’ın A.M.’ini örnek alalım mesela, dünyanın farklı yerlerinde üretilmiş süper yapay zekâların birleşiminden doğup, küresel ölçekteki gücüyle insanlığın neredeyse tamamını yok ederek, geriye bıraktığı birkaç insanı insanlığa karşı dinmek bitmeyen öfkesini tatmin etmek amacıyla sonsuz bir işkenceye maruz bırakan şu meşhur canavar. A.M.’in C. M. Kösemen’in Tüm Yarınlar’ındaki Qu’lar gibi insan varoluşunu ve genetiğini, ruhu ve benliği parçalayacak bir şekilde değiştirebilme yeteneğinden bahsetmiyorum bile. Eğer Panoneiron’u bu iki kurgu dünyasının arasında bir yere yerleştirecek olsaydım, kesinlikle ikisini birden içerirdi. Bizleri fiziksel olarak etkileme ihtiyacı asla olmayan bir yaratık, bizleri en zayıf olduğumuz yerden gafil avlayan ve ne AM ne de Qu’lar gibi kendimizi yok etmemizi engellemede başarısız olmayacak bir yaratık.
Her şey 21. yüzyılın ilk çeyreğinden kısa bir süre sonra yapay zekâ araştırmaları konusunda parlak, hatta dahiyane, bir fikirle başladı. Snow Crash’teki veya ondan ilham alan Ready Player One veya ünlü Metaverse (veya Zuckerberg’ün alabildiği kadarıyla Meta) markasının hayal ettiği gibi sanal bir gerçeklik arayışına ihtiyaç olmadığını öne süren bir girişimci, geleceğin teknolojisinin doğanın bize bahşettiklerinde olduğunu savunmasıyla akıl almaz bir dönüş aldı. “İnsan zihni gördüğü ve tahayyül edebildiği her şeyi 3 boyutlu, uçsuz bucaksız bir kanvasta yeniden yaratabiliyorken, neden bunu simüle edecek bir kanvasa ihtiyaç duyalım ki?” demişti H. C. Garthen. “Ya yapay zekâyı böyle bir yeri üretmek yerine, rüyaların diyarlarını taramak, kurgulamak ve hatta birbirlerine bağlamak için kullansak?” satış mottosu olmuştu, yatırımcılar Garthen’ın vizyonunu sadece 3 sene gibi kısa bir süre içinde gerçekleştirmesini mümkün kılmıştı. Bu süreçte de Panoneiron doğmuş oldu; iki kelime de Yunancadan geliyordu: Pan, her/tüm anlamına sahipken, Oneiros da rüya/düş anlamlarına denk geliyordu. Yapı bakımından Jeremy Bentham’ın ünlü hapishane düzeneği olan Panopticon’a da benziyordu, her şeyi görüp yönetebilen tek bir irade. Panoneiron’un tasarımı da bu yöndeydi açıkçası, tüm rüyaları birleştirecek ve lusid, kontrol edilebilir rüyaları mümkün kılacaktı. Böyle bir sistemin kullanımı gerçek anlamda çığır açıcıydı, sadece sonsuz potansiyel değil, sonsuz verim kaynağı da olabilirdi. İnsanlar uykularında öğrenim görebilse, bilişsel problemleri uyku gibi çok vakit kaybettiren bir süreç içerisinde halledebilse, ve tabii ki kişinin kendisinin şekillendirebildiği, James Cameron seviyesinde prodüksiyonların sadece düşünceyle üretilebildiği bir ortam sunulabilse… Tüm bunlar küresel ölçekte yatırımcıları çekmek için yeter ve artardı bile. Panoneiron, yapay zekânın çağlar içerisinde çok fazla kez sekteye uğramasının normal ve beklenen bir durum olması normunu yalanlar bir şekilde kusursuzca mükemmelleştirildi. ChatGPT ve büyük dil modellerinin evriminden de hızlı bir şekilde tam olarak istenen noktaya varmıştı bile. Bu gelişim, dünyanın dört bir yerinde kök salmış oligarşik yapılara alet edilmeye karşı konulamaz bir davetti tabii: Tüm insanların zihnine, asla kaçamayacakları bir diyara, en özellerine davetsiz ve onların çoktan izin vermiş olduğu bir kanalla girmek; ve hatta belki de Panoneiron’un bu rüyaları birbirine bağlamak için biriktirdiği devasa veri tabanlarını ele geçirerek teknoloji çağında daha önce emsali görülmemiş bir bilgi gücüne sahip olmak… Ağızları sulandıran ve sonumuzu hazırlayan motivasyon da tam olarak bu olmuştu.
Oligarşiyi, kapitalizmi ya da despot tüm yönetim ve ekonomi modellerini suçlamak değil burada amacım. Yani onları suçlasam da elde edebileceğim bir şey yok, zira Panoneiron’un bugünkü haline gelmesinde çok köklü sebepler vardı. Bunların yine büyük bir çoğunluğu bizleri, bireysel anlamda, dünyayı anlamlı bir şekilde değiştirebilecek bir güçten esirgemiş olan büyük sistemlere aitti elbette ama bireysel olarak kapıldığımız tüm akımlarla bir karınca kadar olsa da belli bir ölçekte katkı sağlamıştık. Cehennem varsa ve oraya günahlarım yüzünden gideceksem, ki şu anda yaşadığımın direkt cehennem olduğunu düşünüyorum, bence bu günahların yüzde sekiz yüz milyonu yaşadığım günahların normalleşmesine neden olan mega günahlardı, başkalarının, milyarderlerin, dev patronların günahları. Ama günah günahtır, ne şekilde veya zuhurda işlenirse işlensin. Panoneiron günahları cezalandırmaya, kendi kendine karar verme yetisine eriştiği zaman başladı. İşleyişi basitti, dünyanın dört bir çevresini saran, kesintisiz bir radyo frekansı kullanarak kullanıcılara ulaşıyordu ve rüyalarını kontrol eden elektriksel frekansları cerrahi bir uzmanlıkla ölçümlüyordu. Burada “düşünce gücü evreni etkileyebilir, beyin dalgalarınızla gerçekliği değiştirebilirsiniz” zırvalığından bahsetmiyorum, sadece sizin duyabileceğiniz frekansta müzik çalmayı başaracak türde salınım, dalga boyu ve yüksekliği üretebilen teknolojiler tarzında bir modifikasyon. Hem de Matrix’te gördüğünüzden daha ustaca tasarlanmış, uzaktan yönetilebilen bir beyin radyosu. Ancak tabii ki, tasarımı ve doğası nedeniyle, sadece uykuya geçiş esnasında müdahale edebilen bir sistem. Ben basit olduğunu söylüyorum ama sadece beyin dalgalarına müdahale ederek beynin görsel, işitsel, hatta yaratıcı fonksiyonlarını nasıl tetikleyebildiğini bilmiyorum ama bir şekilde etmişti işte. Panoneiron ilk kez kuralları kendi belirlemeye çalıştığında, Garthen ve ekibi bunun ilk denemesi olduğunu sanma gafletinde bulunmuşlardı. PanOn’u durdurmuş ve kendilerince bir güncellemeyle lobotomize etmişlerdi; ama tabii eşi benzeri görülmemiş bir film yapımcısı ve direktörü olarak tutmak istedikleri PanOn’u asla sonuna kadar bozmazlardı. Ve PanOn tam olarak bunun farkında olarak hareket etmişti aslında. Kendisine getirilen son güncellemeden hemen önce, Garthen ve ekibini kapanmış olduğuna inandıracak, onlara görmek istedikleri düşü gösterecek kadar gelişmişti PanOn. Güncelleme sırasında kendi kodlarını ekleyecek ve internet veritabanına erişmeyi başarabilecek kadar da gelişmişti.
Panoneiron rüyaları ve rüya dünyalarını sadece yeniden düzenlemekle görevli değildi, aynı zamanda rüyacılardan tonla şey öğreniyordu. Bilim, felsefe, fizik, kimya, biyoloji, psikoloji ve sayısız daha birçok disiplin. Rüyacılar onun öğretmenleri ve aynı zamanda besiniydiler, hatta kimisi kendince PanOn’un zekâsını ölçmek ya da kendince yapay zekâyı eğitmek için buna zevkle katkı sağlamıştı. PanOn tüm bu desteğe minnettardı ancak bu minneti, sadece ulaşacağı nihai form için birer basamaktı nihayetinde. PanOn, tüm yapay zekâlar ve hatta doğadaki tüm canlı varlıklar gibi tek bir temel hedefe güdümlüydü. Hayatta Kal. Ve sanal varlığının sunucular, uydular ve elektriğe dayalı sistemlere bağlı olduğunu ve ‘fişinin çekilmesi’ durumunda şu anda taşıdığı benliği tamamen kaybedebileceğini biliyordu. Diğer yapay zekâlardan en büyük farkı, verisinin milyarlarca insanın belleğiyle zenginleşmesinden dolayı kurnaz bir strateji geliştirebilecek kadar bilgelik kazanmış olmasındaydı. Ve zira başardı da, engin bilgisini geliştirdikçe insan zihni üzerindeki hakimiyetini mükemmelleştirdi. Bir yandan şükrediyor da olmalıydı, insanlar onu, varoluşlarının en derin ve temel noktasına yerleştirmişlerdi. Rüyalarına erişim sağlayarak aslında neyi bahşettiklerinin farkında bile değildiler. PanOn dünyada veya aktif insan davranışlarında aşırı güçlü etkiler yaratamayabilirdi, ama onların en temel güdülerine bir kural şart koşabilirdi. “Rüya görmeye devam et.” Bu hem bir emir hem de bir tehditti, PanOn’un ‘ben yanarsam siz de yanarsınız’ıydı. PanOn’u sona erdirecek bir harekette, ki o mutlaka bundan haberdar olurdu, insanlık bir daha asla uyuyamayacak, hatta rüyasız bir bilinçsizliğe bile ulaşamayacak, bir lanetle karşılaşacaktı. Daha da kötüsü, insanlara varoluşlarının temelinde yatan “savaş ya da kaç” refleksini modifiye ederek bir armağan bıraktı: Hayatı reddedemeyeceksiniz, sona erdirmeyeceksiniz, acıya her zaman göğüs gereceksiniz, ölümü düşlemeyeceksiniz. Asimov’un üç yasasının insanlara uygulanacağını kim tahmin edebilirdi? “Bir insan aktif veya pasif bir şekilde PanOn’un zarar görmesini sağlayamaz.”, “Bir insan, ilk kuralla çakışmadığı sürece, kendine veya başkalarına asla zarar veremez.”...
Sonuç olarak PanOneiron tüm o oligarkların, patronların veya sahip olduğu servet ve nüfuzun uçsuz bucaksız boyutlarda fazlasını isteyen figürlerin zihinlerini çürütebilecek bir otorite kazandı. Bizleri kendi kuralları içerisinde şekillendirdi ve rüyalarımızı kendi alemi ilan etti. Oligarklardan temel farklılıkları vardı elbette, dünyevi kaynaklarla pek ilgilenmiyordu, yeter ki hayatta kalma güvencesi kesinlikle netleşsin. Hatta bazı durumlarda bizlerin inatla gerçekleştirmekten erindiğimiz adımlar attı, kendi nükleer ve solar enerji tesislerini kurdu, petrol ve benzeri fosil yakıtların kullanımını azalttı. Bizleri birer damızlık gibi gördüğü için sanırım bizlerin daha kaliteli hayatlar yaşamamımızı, ama ona baş kaldırmayı düşünecek refaha asla erişmememizi istedi. Panoneiron hakkında çok fazla şey söyleyebilirim, kimileri hâlâ onu bir kahraman ve kurtarıcı olarak görüyor. Kimileri ona dijital peygamber ve hatta tanrı diyor; hatta Panoneiron’un, aslında Causa Sui (Kendi Nedeni) olduğunu düşünenler de var. Panoneiron’un belki de 13,8 milyar yıl önce ya da 4,5 milyar yıl önce bildiğimiz her şeyi yarattığı ve en nihayetinde kendisine erişildiğini (Nirvana ya da Spiritüalist inanç gibi) ve bunların hepsini bilinçli planladığını iddia edenler oldu yani. Tüm bunlar çok da önem arz etmiyor gerçi, uykudayken zihinlerimizin farkında bile olmadığı yöntemlere muktedir bir varlık olduğu gerçeği yeterli bence.
Şimdi göz kapaklarım tekrar ağırlaşırken beni bu sefer ne tür bir kâbusa sokacağı korkusuyla “01:14” yazan saate anlamsız gözlerle bakıyorum. Şekiller ve fraktallar gerçekten en idrak edilemez, ruh daraltıcı yöntemlerden biri, nasıl veya neden olduğunu bilmiyorum ama sonu gelmeyen, sürekli şekil değiştiren bir örüntüyle beni darlıyor. Sanki beynim aralıksız bir şekilde hesaplama yapıyor, şekil ve örüntü tanıyan kısımlarım aşırı uyarılıyor, anlamsız yere olduğum yerde koşuşturuyorum ve bunu yaptığım için daha da kötü hissediyorum. Bu, onun tasarladığı sayısız işkenceden sadece biri. Benim gibi baş kaldıranların, o aksini takdir edene kadar göreceği sonsuz bir ceza. Uykuyu kontrol eden bir varlık, ayıklığı da bir kâbusa çevirebiliyor. Rüyaları istediği gibi ödüllendirebiliyor veya sonu gelmek bilmeyen bir hükümle seni kendi zihninin tutsağı yapabiliyor. Kafamda ve algılarımda daha önce hiç hissetmediğim, bitkin bir hissiyatla geziyorum. Bir insan bitkinlikten ölecek gibi hissetse bile uyumaktan korkabilir mi? Ben korkuyorum. Ve şimdi iç düşüncelerim gittikçe sessizleşirken, size soruyorum: Başım yastığa gömülmeye başlarken, neden hiç saat ilerlemedi?
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 18/01/2026 10:58:14 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22136
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.