Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat

II. Mehmed Döneminin Âşıkpaşazade’nin Tarih Anlatısına Etkisi Üzerine

Âşıkpaşazade, II. Mehmed, Merkeziyetçilik, Mutlakiyetçilik, Osmanlı tarih yazımı

17 dakika
7
II. Mehmed Döneminin Âşıkpaşazade’nin Tarih Anlatısına Etkisi Üzerine
  • Blog Yazısı
Blog Yazısı
Tüm Reklamları Kapat

II. Mehmed Döneminin Âşıkpaşazade’nin Tarih Anlatısına Etkisi Üzerine

  • II. Mehmed Devrinden Osmanlı’nın Doğuşuna

Aşıkpaşazade, Menakıb u Tevarih-i Al-i Osman eserini yazmaya iten dönemin padişahı olan II. Mehmed’in dönemine baktığımız zaman reformlar veya daha Türkçeye uygun adıyla yenilikler aklımıza gelmektedir. II. Mehmed İstanbul’un fethetmesiyle birlikte kendisi Roma İmparatorluğunun yöneticiliğini de benimsemiştir. Nitekim, II. Mehmed kendisine ‘Kayser-i Rum’ dediği de bilinenler arasındadır. Buna bakarak bile II. Mehmed döneminin devlette yönetimsel manada köklü değişikliklerin ve mutlakiyetçi imparatorluklaşmanın miladı gözüyle de bakabilmemizi sağlamaktadır. Bunun kanıtı olarak, özellikle Osmanlı Bey’in döneminde bile varlığını gözlemlediğimiz; Çandarlı, Mihail Oğulları, Evrenos Oğulları, Turhanbey Oğulları ve Âşıkpaşazadelerin olduğu köklü ailelerin yönetimdeki gücünü sınırlandırmak amacıyla ilk önce sadrazamları farklı ailelerden aldığını savunanlar mevcuttur. Ayrıca bunu savunanlara göre yönetimdeki aileler bu yüzden dolayı II. Mehmed’e karşı tavırlar aldığı görüşüne sahip çıkmaktadırlar. Bunun akabindeyse zamanla bu ailelerin yönetimsel ve hukuki değişiklikler bu ailelerin çok zayıflamasına neden olmuştur.[1]

II. Mehmed’in devrinde, sürekli yapılan fetihlerin neticesinde devlet her geçen sürede yeni topraklar ele geçirmekteydi. Bunun bir etkisi olarak ise devletin bünyesine yeni etnik gruplarında girmesiyle birlikte devlet, işbu azınlıkları yönetmek zorunda kalmıştır. II. Mehmed bu azınlıkları daha iyi koşullarda ve daha sistematik bir biçimde yönetebilmek amacıylaysa ilk kanunnameyi yazmıştır yahut yazdırmıştır. Alanında uzman araştırmacıların bir kısmına göre, II. Mehmed bu kanunnameyi yazmayı zorunda hissettiğinden dolayı hazırladığını savunsalar da karşı görüşe sahip olan araştırmacılar ise, adı geçen kanunnamenin bir kısmının sonradan uydurulduğunu yani düzmece metinler olduğunu iddia etmektedirler. Bu tartışmayı bir kenara bırakacak olursak bu kanunname, Osmanlı yönetim anlayışı için önemli bir yenilik olduğu şüphesizdir. Çünkü kadılar bilindiği üzere önceden sadece şeriat denilen tanrı tarafından gönderilmiş kurallar bütünü olan bilgiler yerine artık bir insan kaleminden yahut insanların kaleminden çıkmış bir kanuna göre hüküm vermek durumunda kaldılar. Bundan dolayı, Osmanlı’daki hukuk uygulamaları ve devlet yönetimi hususundaki bir yenilik daha yapılmış olundu.[2]

Tüm Reklamları Kapat

II. Mehmed’in şehirlerin imarı ve geliştirilmesi hususundaki görüşleri 15.yy’a ait kaynak olan Kritovoulos’un eserinde mevcut olduğu bilinmektedir. Bu esere göre padişah II. Mehmed, İstanbul’un fethedilmesinin hemen akabinde devlet büyüklerinin ve kendisinin yanında bulunan güç sahibi itibarlı kişilere ve vakıflara izin ve hak vererek, şehirde çarşılar, hanlar, dükkanlar, hamamlar ve ibadethaneler yaptırmasını özellikle tavsiye ettiği belirtilmektedir. Herkesin kendi yapabileceği eser çerçevesince şehri imar edip geliştirmesini istemektedir. II. Mehmed’in devrindeki yeni başkent olan İstanbul’un kudretli ve heybetli bir hale getirilmesi en önemlisiyse imar edilmesine aşırı derecede önem verdiği söylenebilmektedir. Bu hususa önem verilmesinin sebebi neticesinde yeni başkentin içine, hanlardan, bedestenlerden, dükkânlardan, hamamlardan, çeşmelerden, imarethanelerden, medreselerden, mekteplerden ve camilerden oluşan külliyeler inşa edilmiştir. Kritovoulos’un eserinde de belirtildiği üzere II. Mehmed’in şahsi vakfiyesi ile ilgili ortaya atılan ifadeler hususunda, 15.yy’da şehirleşme ve şehrin yeniden imar edilmesine duyulan ihtiyacın özenle giderilmeye çalışıldığı belirtilmiştir.[3]

Lakin şunu da unutmamak gerekir ki, II. Mehmed’in İstanbul’un imarı ve geliştirilmesi faaliyetleri, sadece salt kendi şahsına ait vakıflarının girişimleriyle sınırlı olmadığı bilinmektedir. II. Mehmed’in vakıflarına ek olarak, dönemin zengin ve nüfuz sahibi imtiyazlı kişilerinin ve çeşitli güçlü ailelerin ve vakıfların aracılığıyla da İstanbul’un kalkındırıldığı bilinmektedir. Bu süreç kapsamınca, söz konusu olan bu İstanbul’un imar ve geliştirme faaliyetleri tek başına mimari yahut fiziksel yapılardan ibaret olmamasıdır. Aynı zamanda yeni başkentin sosyal ve ekonomik hususları da şekillendiren bir dizi emeğin varlığı da şüphesizdir. Buna göre, 1475 senesinde uygulamaya giren hem vakıf hem de şahsi mülkleri kapsayan tımarlaştırma politikası, dönemin en bilinen ve önemli tarihçilerinden birisi olan Dursun Efendi’nin aktardığı bilgiler ışığında yaklaşık yirmi bine yakın mülkün bu kapsamda devletin tekeline geçirildiğini ve çeşitli işlemler yapıldığı ifade edilmiştir.[Bu konunun daha sonraki döneme etkisini merak eden araştırmacılar için, Osman Nuri, İstanbul’da Kadastro Tatbikatı, Şehremaneti Mecmuası, yıl:1, sayı:11 (rumi:1341), bkz.] Bu vuku bulan durum, yalnızca ekonomik ve mali düzenlemeler hususunda değil, aynı zamanda sosyal ve devletin merkezi otoriteleşmesi hususlarının da kent ahalisindeki etkisi açısından da önemli bilgiler vermektedir. Haliyle, söz konusu olan yalnızca devletin ticari kaynakları düzenleme perspektifine göre değerlendirmek eksik bir bakış olacağı malumdur. Çünkü bu husus, daha geniş bir perspektife muhtaçtır. Zira vakıf kurumu, İslam hukukunun ve dininin kendisine tahsis ettiği özerklik hatta bağımsızlık sayesince korunmaya alınmıştır. Fakat buna rağmen bu bağımsızlık II. Mehmed’in devleti otoriterleştirmesi sonucunda yani mutlakiyetleşmesi sonucunda imparatorluk zihniyetiyle vakıf kurumlarının çakışması neticesince, çeşitli düzenlemeler ve müdahaleler vakıflarda, olumsuz etkilerin gelişmesine sebep olmuştur. Bu süreç yalnızca vakıflar açısından değil aynı zamanda Türk-Müslüman ahalinin genelinde, özellikleyse ulema ve şeyhlerin yani dini otoritenin olduğu kesimlerde doğrudan tesir altına girmiştir. Bunun sonucundaysa genel olarak Müslüman tebaada kırıcı yahut olumsuz sonuçlara sebep olmasını tetiklemiştir. Bundan dolayı, II. Mehmed’in vakıf ve mülkleri tekeline alması hususunu değerlendirirken sadece ekonomik ve mali açıdan incelemek eksik kalacak ve haliyle toplumsal ve dini açıdan da ele almak gerekmektedir.[4]

Osmanlı Beyliğinin tarih sahnesine teşrif ettiği 13.yy’nin sonu ve 14.yy’nin başlarına bakıldığında Anadolu coğrafyası, Türk yurdu olmaya evrilmiş ve İslam ile yek parça olmuş bir vaziyette olduğu görünmekteydi. Bu dönemde Anadolu’da siyasi duruma göz atıldığında, Anadolu Selçuklu Devleti’ni yıkan Moğol istilasının Türk tarihinin seyrini çokça değiştirdiği bilinmektedir. Zira bu istiladan korkan Orta Anadolu ve Doğu Anadolu bölgesinde ikamet eden Türkmen aşiretleri, Anadolu’nun Batısına doğru bir göç dalgasını tetiklenmesine sebep olmuştur. Bundan dolayı ise Batı Anadolu’da Türk nüfusunun daha da artmasına sebep olduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. Bu kalabalıklaşan Türk nüfusu içerisinde çok sayıda şeyh, derviş ve tasavvufçular gibi manevi yol göstericilerinde gelmesini sağlamıştır. Batı Anadolu yöresindeki şehirler ve kasabalara daha fazla insan gelmesi sayesinde ekonominin canlanmasını tetiklemiştir. Selçuklu devletinin geleneğine dahil olduğunu bildiğimiz konar-göçer hayat tarzı da denilen göçebelik kültürü yaşayan güruh içinde, iç düzene zarar vermemeleri amacıyla sınır boylarına sevk edilmişlerse de bir kısmı Osmanlı Beyliği içerisinde iskân ettikleri bilinmektedir.[5]

II. Mehmed dönemini bir kenara bırakıp Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hususundaki ilk tartışmanın başlangıcına gidecek olursak Osmanlı kuruluşu tartışması, Balkan Savaşları’nın akabinde I. Dünya Savaşı’nın başladığı sırada yani Osmanlı’nın dağılma ve yok olmaya başladığı bir dönemde, Amerikalı gazeteci Herbert Adams Gibbons’ın yazdığı The Foundation of the Ottoman Empire adlı eserindeki ileri sürülen görüş neticesince çıkmıştır. 1916’da İngiltere’de yayımlandığı bilinen bu eserde Gibbons, Osmanlı Devleti’nin Batı Anadolu’da putperest Türkler ile Hristiyan Rumların karışımından meydana getirdiği yeni bir ırkın ürünü olduğunu iddia etmiştir. Gibbons’un bu gerçeklerle aşırı kopuk olduğu bilinen iddiası pek çok zatça karşıt görüş alsa da gerçek manada ilk karşılık, Mehmet Fuat Köprülü’nün 1935 senesinde Fransa’nın başkenti Paris’te verdiği bir konferans serisinde verilmiştir. Türkiye’de tarihçiliğin modern bir bilim olarak kabullenilmesiyle birlikteyse Osmanlı Devleti’nin Türk ve Müslüman unsurlarının ürünü olduğu ve kuruluş döneminin Anadolu tarihi için önemli bir yeri olduğundan bahseden görüşler kabul görmeye başlamıştır.[6]

Tüm Reklamları Kapat

Joseph von Hammer-Purgstall merkezli yaklaşımlara ve görüşlere göre Osmanlıda adalet fonksiyonunun kilidi Osman Gazi zamanında açılmıştır. Hammer’e göre Osman Gazi’nin beyliğin yönetiminde adaleti ve eşitliği temel prensip olarak benimsemiştir. Osman Gazi, Bey unvanı aldıktan ve beyliğinin başına geçtiğinden sonraki süreçte, ikametgâh noktası olan Karacahisar’da her türden vazifelere bakmak amacıyla ve halk arasında cereyan eden davaların görülmesi amacıyla bir kadı seçmiştir. Bu kadıyı seçerken ise hem akıl danışmanı hem de kaynatası olan Şeyh Edebali ve destekçileri olan, Gündüz Alp, Turgut Alp, Hasan Alp ve Aykut Alp ile istişare etmiştir. Ayrıca bu istişarenin akabinde ise Şeyh Edebali’nin en kıymetli öğrencilerinden birisi olan Karamanlı Dursun Fakih’i göreve almıştır. Karamanlı Dursun Fakih Efendi, pazar meydanlarında din ve ırk gibi insanları ayrıştıran bir fark gözetmeksizin düzeni korumakla sorumlu olduğu bildirildi. Herhangi bir cuma günü Germiyan Beyi olan Alişir Bey’in tebaasından Müslüman bir zat ile Bilecikli Rum liderlere biatlı bir Rum Hristiyan arasında çıkan kavgada Osman Gazi, Rum Hristiyan’a hak veren bir karar vermiştir. Bunun üzerine bütün Anadolu coğrafyasında, Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Gazi’nin hak ve adaletinden bahsetmeye başlamıştır. Bunun sonucunda da bölge ahalisi, Karacahisar pazarına daha sık gelmeye başlamıştır.[7]

  • Âşıkpaşazade’nin Anlatı Stratejisi ve Ademi Merkeziyetçi Perspektifin İnşası

Bilinen üzere, Aşıkpaşazade tarih anlatısında gaza kavramı metnin çeşitli noktalarında gerek nazım gerek başlıklarda gerekse bablarda farklı biçimlerde yazılsa da fark edilir bir biçimde yazılmış olduğu görünmektedir. Zaman zaman ön plana çıkan gaza anlayışı yer yer az kullanılsa da bir bütünün içerisinde bu kavramın varlığı okuyucuya hissettirmektedir. Lakin detaylı bakıldığı zaman Al-i Osman kavramı kadar sıkça tekrar edilmediği bilinilse de gaza kavramının değerinden bir şey kaybettirmediği de barizdir. Zira eserin bazı bablarında kafirlerle savaşma, Müslümanların kurtarılması ve zulmün sona erdirilmesi gibi envaı çeşit olayların detaylıca bilgisi mevcuttur. Okuyucuya gerek gaza gerekse gazaya dair alt kavramların tarihsel ve kültürel bağlamda yer verildiği fark ettirmektedir.[8]

Gaza ve özellikle Müslümanları zulümden kurtarma durumu dahilinde, ilgili eserin 128. Babında bu duruma en müsait örneği vermiştir. Bir zat bir gün Serez’den Balyabatra’ya gittiği bir esnada çok sayıda köleleştirilmiş ve zorla kullanılan Müslüman kadınları görmüş. O zat gizlice Müslüman kadınlarla konuşmaya başlamış ve anlatıya göre sayılarının görünenden daha fazlasının da olduğunu bildirmiş. Bunun üzerine padişaha bu malumatı vermek isteyen o kişi Edirne’ye gitme kararı almıştır. I. Mehmed bu durumdan haberdar olunca İslam ordusunun toplanması emrini vermiştir. Gaza niyetiyle Mora vilayetine doğru hareket edilmiştir. Bu hareket sonucunda Mora fethedilmiştir. Mora’daki hisarlar, zenginlikler ve esirler Osmanlı’nın eline geçmiştir. Savaşın en sonundaysa; Laz, Güvercinlik, Sava başta olmak üzere ele geçirildi ve gaza eden gaziler zengin olduğu belirtilmiştir. Ayrıca I. Mehmed, ordudaki askerlerin maaşına çeşitli zamlarda bulunduğu belirtilerek bitirilmiştir. Bu örnekte sadece gaza, fetih ve zulmü durdurma mevcut değildir. Ayrıca dikkatli okunduğunda parça, padişahın halkından bir kişiye dahi güvendiği yani halkına büyüklenmeyen, daha çok halkıyla bir olan, onları koruyup dinleyen, sorunları çözen ve tebaasını zenginleştiren bir imaj çizdiği de anlaşılmaktadır.[9]

Peki bir savaş anlatısı yazmak neden stratejik olabileceği hususuna gelirsek eğer, Halbwachs’ın ileri attığı görüşe göre toplumsal bellek, yalnızca geçmişi kaydetmemektedir. Aynı zamanda toplumsal kimliği şekillendirmektedir. Savaş anlatılarının olduğu yazılarda bireysel duygusal bağımlılığı arttırdığı da gözlemlenmiştir. Kollektif bellek sayesince bir toplumun geçmişte yaşadığı ağır travmalar bir nebze olsun daha anlaşılır olmasını sağlamaktadır. Kültürel aktarımda savaş anlatıları, tarihte vuku bulmuş olayların sadece belgelenmesini değil, kültürel değer ve ideolojilerin şekillenmesini de etkilemektedir. Böylece yazılan savaş anlatıları aynı zamanda toplumsal normlara ve gelecek neslin bakış açısına doğrudan müdahale etmesi de söz konusu olması kaçınılmaz olarak bakılmaktadır. İşbu savaş anlatısının stratejik kullanımı ise, çeşitli yazarlar yeniden tarih yazımı aracılığıyla yahut ütopya yazımı aracılığıyla toplumların algısında yeni bir norm yaratabilmektedir. Aşıkpaşazade’de tarih yazımı yazan bir yazar olduğuna göre, savaş anlatısı kullanmasının sebebi toplumsal algılara yeni bir norm ekleme yahut duygusal bağımlılığı arttırmak olduğunu bu bilgilere bakarak söylememiz pekâlâ mümkündür.[10]

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

İkinci stratejik yazım tekniği, padişahların veyahut beylerin yaşantısının yazımında belirtilen hususlarda seçicilikler yapılmış olunabileceğidir. Yani Aşıkpaşazade tarih yazımında belirli kişiler veya belirli kişilerin özellikleri hususunda belli eklemeler veya çıkarmalar yapması muhtemeldir. Buna binaen, anlatıda buna örnek olarak Osman Gazi’nin hayatına bakarsak eğer ilgili bablarda adalet, gaza ve fetihlere ait başlıklar bulunmaktadır. Böylece bu başlıkları yazan Aşıkpaşazade, Osman Gazi’yi devlet yönetimi ve kişisel özellik olarak ön planda olarak vurgulamaları söz konusudur. Bunları anlamak için eserde gözlemlediğimiz ilk 29 baba bakarak anlayabilmekteyiz. Bu ilk Yirmi dokuz babın ilk iki babı gerek yazarın gerekse Osman oğullarının soy bilgisi bulunduğundan bunları geçersek, 3-29 bablara bakılırsa Osman Gazi dönemine ve şahsına ait yazılar çıkmaktadır. Bu bablarda, Osman Gazi’ye ait çeşitli bilgiler verilmiştir. Bu bilgiler genellikle bir hükümdarda olması gereken özellikleri kusursuzca işlediği gözlemlenmektedir.[11]

Bu hususta 15. baba bakabiliriz. Aşıkpaşazade tarih anlatısı yazdığı eserinin bu babında; Osmanlı Beyliğinde hâkim ve ordu komutanının tayin edilmiş ve bir Pazar kurulmuştur. Akabindeyse Osman Gazi adına hutbe okutulmuştur. Halk ise gelişen Osmanlı Beyliğinde kanun ister olmuştur. Germiyan Beyliğinden gelen tüccar bir zat, pazardaki her maldan pay almayı istemesi üzerine kendisi bizzat Osman Gazi ile konuşmak üzere huzuruna çıkmıştır. Lakin Osman Gazi bu pay isteme mevzusunun nereye vardığını sorduğunda ise Germiyanlı kişi, bunun eskiden beridir gelen bir töre ve gelenek olduğunu zikretmiştir. Osman Gazi, bu sözün ne tanrı buyruğu ne de peygamber hadisi yahut sünneti olduğunu yani zorunlu yahut isteğe bağlı dini bir uygulama olmadığını söyleyip pay alma isteğini reddetti. Hatta ve hatta Osman Bey, haksız pay alımının yanlış bir davranış olduğunu belirtti. Ahali güruhundan kişiler ise pazara hizmet edenlerin bir mükafat almasının adet olduğunu belirtmesi üzerine, Osman Gazi kanun koyarak, pazara mal getirenlerden iki akçe vermesini mal satmayan yahut satamayanların ise akçe vermemesinin hükmünü kesti. Ayrıca tımar sahiplerinin mülkleri, sebepsiz yere alınamayacağı ve ölümlerinde ise haklarının miras yoluyla evlatlarına geçeceğini belirtmiştir. Eğer yapılan hizmetler savaş döneminde evlatları savaşa katılmasından dolayı aksar ise evlatları seferden dönünceye kadar başkaları tarafından işleri görünecekti. Osman Gazi’nin bu kanunu koyarken, soyunun devamından gelecek beyler bu kanunu bozmasınlar diye Allah’ın razı olmamasını dilediğini belirtilmiştir.[12]

Osman Gazi dönemine farklı kaynaklardan bakıldığı zaman bile adalet konusuna çok önem verdiği anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti’nin kurulmasından yaklaşık üç sene sonra Osman Gazi, kendi iradesine ait toprakları beş bölgeye ayırmıştır. Bu beş bölgeleri daha düzenli bir yönetim kurma amacıylaysa hem siyasi hem de adli düzen konusunda sorumlulukları bulunacak kadılar atamış olduğu bilinmektedir. Bu kadı tayinleri esnasında kadı bulma derdi ile karşılaşılmamaktadır, çünkü o dönemde Selçuklu diyarından yetişmiş ulemadan kişiler arasında, hukuk, fıkıh ve idare alanında oldukça tecrübeyle donanmış bilgili ve yetkin alimlerin varlığı zaten mevcuttu. Bu tecrübeli alimler Osman Bey’in yeni kurduğu işbu devlette var olan adalet ve nizam ihtiyacını gideren kadılar olmuşlardır. Böylece, Osmanlı Devleti’nin henüz yeni kurulduğu dönemde ulema, hem devlet yönetiminde önemli roller oynamış hem de devletin ilerideki hukuki ve idari işlerinin öncülleri olma fırsatını da edinmişlerdir. Haliyle bu durum, ilerleyen süreçlerde yönetimin içindeki ulemalar, devlet işlerinde vazgeçilemeyecek derecede önemli bir konuma gelmelerine sebep olacaktır.[13]

Aşıkpaşazade tarih anlatısında ademi merkeziyetçi bir bakış açısı mevcuttur ve bunun çeşitli örnekleri eserinde mevcuttur. Bu hususta 24. babda belirtilen Osman Gazi’nin Orhan Gazi’ye olan vasiyetinden anlayabilmekteyiz. Bu baba göre; Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi’ye vasiyetinde hem kendi vefat etikten sonra nereye gömüleceğini hem de bir bey olarak devleti nasıl yöneteceğine dair vasiyette bulunmuştur. Doğru yol ile yanlış yolu ayırabilmesi için Allah’a yahut resulüne ait olmayan sözleri kabul etmemesini önemle vurguladıktan sonra bilmediği hususları bir bilenine sorup istişare etmesinin gerektiğini söylemiştir. Buna ek olarak Osman Gazi, kendisine iyi hizmette bulunan kişilere karşı adil ve cömert olmasının daima doğru olduğunu bildirip güven ortamının tahsisi için elzem olduğunu söylemiştir. Orhan Gazi’nin sadece bir lider gibi değil, insanların görüşüne önem veren, eli bol, bağışçı, yol gösterici ve erdemli birer insan olması gerektiğini öğütlemiştir.[14]

Başka bir örnek olarak Aşıkpaşazade’nin ilgili eserinin 49,50 ve 51. bablarına bakarsak, Padişah I. Murad’ın Anadolu’da yaptığı barışçıl eylemler ve zenginliklerini paylaşmaya meyilli bir hükümdar portresinin çizilmiş olduğunu anlamaktayız. I. Murad’ın oğlu şehzade Bayezid’in (Yıldırım) Germiyanoğulları beyliğinin beyinin kızı olan Sultan Hatun ile evliliği ayrıntılı bir biçimde neşredilmiştir. Düğün hazırlıkları kusursuzca ayarlandıktan sonra Osmanlı padişahı I. Murad, Anadolu’daki Karamanoğulları, Hamidoğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları ve İsfendiyaroğulları beyliklerinin beylerine davet gönderilmiştir. Mısır Sultanına ise özel bir davet gönderildiğinden de bahsedilmektendir. Ayrıca bildirilene göre davetliler arasında Evrenoz Gazi de davetliler arasındadır. Düğün günü çattığında, I. Murad’ın titiz ve adil yönetimi bilhassa öne çıkmaktadır: Anadolu beyliklerinin elçileri kendilerine özel olan yerlere oturtulmuş, Mısır sultanının elçisi ise kendisi için ayırtılan özel ve üstün bir yere oturtulmuştur. Evrenos Gazi’nin hediyesi ise yüz köle, yüz cariye, altınlar, gümüşler ve şerbet dolu şaşalı kaplar kaçaklardır. Bu hediyeler, elçilerde derin bir hayret etmesine sebep olmuştur. Padişah I. Murad bu üstün hediyeleri kendisine almayıp, orada bulunan elçilere pay ettirip bağışlamasıyla birlikte cömertliği ve adalet anlayışı konuşulmaya başlamıştır. Düğün için Osmanoğulları beyliğinden binlerce kişi törene gitmek için Kütahya’ya varmıştır ve burada Osmanlı, misafirperverliğini bir kez daha göstermiştir. Düğün esnasında siyasi bir olay da vuku bulmuştur. Hamidoğullarının beyi Hüseyin Bey ile bir çeşit antlaşma yapılmıştır. Bu antlaşmada Osmanlı Hamidoğulları’nın Beyşehir, Seydişehir, Yalvaç, Karaağaç ve Isparta şehirlerini satın almıştır ve satın alırken tescilli bir belge aracılığıyla da hükümleştirilmiştir. Bu anlatım hem padişahın devlet yönetimindeki adalet ve cömertlik anlatısını yüceltmiş hem de Osmanlı’nın Anadolu’daki diğer beyliklerle ilişkisini barışçıl bir biçimde de sürdürebildiğini de ortaya koymuştur.[15]

  • Sonuç

Bu çalışma, II. Mehmed’in merkeziyetçi ve mutlakiyetçi yönetim biçimi, Aşıkpaşazade’nin tarih anlatısına nasıl şekillendirdiğini değerlendirmektedir. II. Mehmed’in İstanbul’u ele geçirmesiyle birlikte şehrin imar ve geliştirilmesi faaliyetleri, kanunnamelerle hukuki düzenin sağlanmaya ve şeriat ile insan yapımı kanunların çıkması ve en önemlisiyse İslam’a zıt düştüğü iddia edilen ve tartışmalarla dolu vakıf politikası, Osmanlı Devleti’nin merkezi otoriteleşmesi görüşünü desteklemektedir. Bu dönemde, Aşıkpaşazade’nin Menakıb u Tevarih-i Al-i Osman adlı eserinde erken dönem Osmanlı beylerinin ademi merkeziyetçi bir bakış açısıyla sunmasının en önemli etkenleri olmuştur. Aşıkpaşazade, Osman ve Orhan Gaziler başta olmak üzere diğer padişahları değerlendirirken yahut yazarken; adalet, gaza, cömertlik ve halkla iç içe olup istişare ve dikkate alma gibi liderlik vasıflarının ön plana çıkartmasına zemin hazırlamıştır. Böylece okur kitlesine hem tarihsel hem de ideal yöneticilik hususundaki önemli olan erdemlerden bahsetmiştir.

Tüm Reklamları Kapat

Sonuç olarak, II. Mehmed’in mutlakiyetçi yönetim yapısı, Aşıkpaşazade’yi erken dönem Osmanlı tarihini seçici bir perspektif eşliğinde yeniden kurgulamaya itmesine sebep olmuştur. Bu tarih anlatısında Aşıkpaşazade, sadece geçmişi iletmekle kalmamış, aynı zamanda toplumun hafızasını ve yönetim ideallerini yeniden şekillendiren bir eser kaleme almıştır. Böylece bu eser, mutlakiyetçiliğe doğru giden bir dönemin etkisine bağımlı olarak ortaya çıkmış olan, eski dönemde var olduğu iddia edilen ademi merkeziyetçiliği arzulayan bir perspektife sahiptir. Bunun desteklenmesi içinde Aşıkpaşazade, Osmanlı’nın kuruluş ve kuruluşundan sonraki ilk padişahların döneminin tarihine dair hem ideolojik hem de gelenekselci görüşe sahip bir anlatı oluşturduğu gözlemlenmiştir.

Lakin, bu çalışmanın sınırlarını kesinlikle ama kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Bu araştırma esasınca Aşıkpaşazade’nin Menakıb u Tevarih-i Al-i Osman adlı eserine dayandığından, analiz sadece tek bir tarih anlatıcısının seçici ve idealize eden bakış açısıyla sınırlı olmasıdır. Üstelik, II. Mehmed’in devriyle Osmanlı’nın kuruluş dönemleri arasındaki zaman farkı arasındaki tarihsel dönüşüm ve değişimler neticesince eserin yorumlarında değişikliğe neden olabilmesi muhtemeldir. İlgili eser değerlendirilirken döneminin sosyal, ekonomik, kültürel veyahut herhangi bir başka etkenleri kapsamına almamasından dolayı sınırlı bir kavrama göre araştırılmıştır. Araştırırken sadece merkeziyetçi ve mutlakiyetçi rejimin siyasi bir tarih anlatısına olan etkisine göre yapılmıştır. Bu çerçevede elde edilen sonuçlar, ademi merkeziyetçi görüşün Aşıkpaşazade’nin anlatısında nasıl bir yazım tercih etmesine neden olduğu hususunda şüphesiz ki değerli olsa da Osmanlı tarihindeki tüm dinamikleri kapsayıcı şekilde ele almamaktadır.

Okundu Olarak İşaretle
1
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Raporla
Mantık Hatası Bildir
Yukarı Zıpla
Bu Blog Yazısı Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 1
  • Merak Uyandırıcı! 1
  • Muhteşem! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 20/03/2026 00:45:09 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22507

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Dikkatimizi Evren ile ilgili gerçeklere ne kadar çok çevirirsek, içimizdeki yok etme güdüsü bir o kadar azalacaktır."
Rachel Carson
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)