Bir Yıldırım Tam Olarak Nasıl Oluşur?
BBC Science Focus Magazine
Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?
- Dünya üzerinde saniyede yaklaşık 44 yıldırım düşmekte ve yıldırımlar, bulut içi ve bulut-yeryüzü arasında büyük elektrik boşalmalarıdır.
- Yıldırımın tetiklenmesi hâlâ tam olarak anlaşılamamış olup, yüksek enerjili elektron çığının ve gama ışını parlamalarının bu süreçte önemli rol oynadığı düşünülmektedir.
- 2023 yılında Norveç'teki Bergen Üniversitesi araştırmacıları, özel bir uçakla fırtına bulutlarındaki gama ışını parlamalarını inceleyerek yıldırım oluşumuna dair yeni ve önemli veriler elde etmiştir.
Siz bu cümleyi okuyana kadar, Dünya'ya 270 kadar yıldırım düşmüş olabilir. Bu kulağa çok fazla gelebilir ancak Birleşik Krallık Meteoroloji Ofisinin verilerine göre saniyede yaklaşık 44 yıldırım düşüyor. Bir başka deyişle, dünya genelinde günde yaklaşık üç milyon yıldırım çarpması meydana geliyor.
Bu inanılmaz sıklık ve bilim insanlarının yüzyıllardır bu doğa olayını gözlemlediği gerçeği göz önüne alındığında yıldırımlar hakkında devasa bir veri yığınına ve neyin buna sebep olduğuna dair oldukça iyi bir fikre sahip olduğumuzu düşünebilirsiniz. Fakat durum pek de öyle değil.
Elbette işin aslını öğrenmeye çalıştık. Yıllar boyunca yıldırımları anlama arayışı, birçok tuhaf ve bazen de oldukça verimli girişime ilham kaynağı oldu. Örneğin 1752 yılında Benjamin Franklin'in o meşhur uçurtma deneyi, yıldırımın elektriksel bir fenomen olduğunu kanıtlamıştı.
O zamandan beri, yıldırımı üreten koşulları daha yakından incelemek amacıyla fırtına bulutlarına balonlar ve roketler gönderdik. Ayrıca yıldırımları uzaydan gözlemleyerek bu doğa olayına tamamen yeni bir bakış açısı kazandırdık.
Araştırmacılar 2023 yılında, Soğuk Savaş döneminden kalma bir casus uçağının yardımıyla toplanan ve heyecan verici yeni içgörüler sunan veriler yayınladı. Ancak tüm bunlara rağmen, bir yıldırımı tam olarak neyin tetiklediği hâlâ sırrını koruyor.
Yine de konu hakkında tamamen karanlıkta olduğumuz söylenemez. Yıldırımın büyük ölçekli bir elektrik enerjisi boşalması olduğunu biliyoruz. Bu boşalma; bulutlardan yere, bulutların kendi içinde veya bulutlardan yukarıya, uzaya doğru gerçekleşebiliyor.
Bu yük; küçük dolu, buz ve su parçacıkları fırtına bulutunun içindeki çalkantılı ortamda hareket ederken birikir. Bu parçacıklar birbirlerine çarptıklarında elektronları kopararak yükü bir parçacıktan diğerine aktarırlar. Bu durum, bir balonu saçınıza sürttüğünüzde saçınızı diken diken eden statik bir yük yaratmasına oldukça benzer.
Genellikle küçük ve pozitif yüklü buz kristalleri bulutun en üstüne doğru taşınırken daha ağır ve negatif yüklü ıslak dolu parçaları bulutun tabanına doğru sürüklenir. Ortaya çıkan bu kutuplaşma bir elektrik alanı yaratır.
Aynı zamanda, fırtına bulutunun altındaki yeryüzünde de bir pozitif yük havuzu birikir. Bu yapı artık gökyüzünde devasa bir pile dönüşmüştür. Ancak evlerimizde kullanmaya alışkın olduğumuz birkaç voltluk pillerin aksine, bu bulut pili yüz milyonlarca volttan oluşur.
Elektrik alanı yeterince büyüdüğünde bir yıldırım kanalı oluşur ve bu, elektrik alanını dağıtır. ABD'deki Kaliforniya Üniversitesi Santa Cruz Kampüsünde atmosfer bilimi ve astrofizik alanında uzmanlaşan Prof. David Smith bu durumu şöyle açıklıyor:
Yıldırım kanalı çok dar, çok sıcak ve elektriği son derece iyi ileten bir yapıdadır. Bulutun içinde adeta bir tel gibi davranır.
Bizler en çok bulutlardan yeryüzüne inen yıldırımlara aşinayız ancak yıldırımların yaklaşık yüzde 75'i aslında fırtına bulutunun içinde meydana gelir. Bunun nedeni, bulutların içindeki elektrik alanının, bulutlar ile yeryüzü arasındaki alandan çok daha güçlü olmasıdır.
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Fakat nereden gelirse gelsin, hâlâ cevaplayamadığımız temel bir soru var: Yıldırım nasıl başlar?
Bulutların İçinde Saklı Kalanlar
Yıldırımın nasıl oluştuğunu hâlâ tam olarak anlayamamamızın bir nedeni, onu incelemenin son derece zor olmasıdır. Prof. Dr. Smith bu zorluğu şöyle ifade ediyor:
Bu olay, oldukça düşmanca bir ortam olan bulutun tepesinde gerçekleşiyor. Çarpışmadan hemen önceki anlarda, yıldırım henüz oluşum aşamasındayken bulutlar tarafından gözden saklanıyor.
Bir fırtına bulutunun içinden doğrudan uçmak çok tehlikelidir ve çoğu uçak bulutların üzerinden uçacak kadar yüksek irtifalara ulaşamaz. Bu nedenle araştırmacılar, yıldırımı büyük ölçüde ya aşağıdaki yeryüzünden ya da yukarıdaki uzaydan incelemekle sınırlı kaldılar.
Üstelik hepsi bu kadar da değil. Yıldırımı doğrudan incelemeye çalışmanın kendisi, onun oluşması için gereken koşulları bozma riski taşır. Araştırmacılar, devasa bir metal yığını olan uçağı bulutun içine soktuklarında, aslında incelemek istedikleri o elektriksel ortamı bozduklarını belirtiyorlar.
Yıldırımı doğrudan incelemek için bir fırtına bulutunun içine kolayca giremediğimizden bu konudaki araştırmaların çoğu yıldırımı dolaylı olarak ölçmeye dayanır. Örneğin ışık ve radyo dalgaları, elektrik yükleri hareket ettiğinde ortaya çıkar ve bilim insanlarına yıldırımın nerede oluştuğuna dair ipuçları verir.
Yıldırımı oluştuğu sırada incelemek için yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri, zemin seviyesindeki antenleri kullanarak radyo dalgalarını tespit eden radyo interferometrisidir. Bilim insanları bu yöntemi kullanarak fırtına bulutlarındaki elektrik boşalmalarının yerini birkaç on metrelik bir hassasiyetle üçgenleyebilmektedir. Ancak bu yöntem, yıldırımı tam olarak neyin tetiklediğini onlara söyleyemez.
Yıldırım araştırmacılarının alet çantasındaki bir diğer yöntem ise özel bir laboratuvarda yapay yıldırım yaratmaktır. Cardiff Üniversitesi Yıldırım Laboratuvarında parçacık fizikçisi olan Dr. Daniel Mitchard'a göre laboratuvar kullanmanın avantajı, sürecin son derece kontrol edilebilir ve tekrarlanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle araştırmacılar yıldırımın öngörülemez doğası nedeniyle gerçek bulutlarda elde edilmesi neredeyse imkânsız olan ölçümleri burada toplayabilirler. Dr. Mitchard süreci şu şekilde açıklıyor:
Enerji ve sıcaklık gibi şeyleri ölçmek için o yıldırım arkına çok yakın bir noktaya pek çok ölçüm cihazı yerleştirebilirsiniz.
Ancak Dr. Mitchard, yapay yıldırım çarpmalarının gerçek hayattaki kadar yıkıcı olduğuna da dikkat çekiyor:
Bu yüzden yıldırım oluştuğunda yakınlarda bir yerde duramayız. Ona bakamazsınız çünkü sizi kör eder. Ayrıca gök gürültüsünü de biz ürettiğimiz için kulak tıkacı takmanız gerekir. Tüm bu işlemler özel olarak yalıtılmış bir odanın içinde gerçekleştirilir.
Uzay mekikleri ve uyduları kullanarak yıldırım bulutlarını yukarıdan inceleme teknolojisine yalnızca son otuz yılda sahip olabildik. Bu gelişme araştırma için yeni yollar açtı ve yıldırımın nasıl oluştuğunu anlama arayışını yeniden canlandırdı.
Elektron Çığı
Yıldırımın nasıl başladığı gizemindeki kilit oyunculardan biri, havanın son derece iyi bir yalıtkan olmasıdır. Yani hava elektriği kolayca iletmez. Bu yüzden, bu yalıtım gücünün üstesinden gelmek ve birkaç kilometre uzunluğundaki boşluklardan atlayabilecek yıldırımlar yaratmak için devasa bir elektrik alanına ihtiyaç vardır.
Bilim insanları bu durum için gereken elektrik alanının boyutunu (kırılma eşiği olarak bilinir) hesapladılar. Ancak fırtına bulutlarının içindeki elektrik alanlarını ölçtüklerinde değerlerin bu eşiğe yaklaşmadığını bile gördüler.
ABD'deki New Hampshire Üniversitesinde fizik ve astronomi profesörü olan Joseph Dwyer, günde milyonlarca yıldırım çakmasına rağmen bir kıvılcım yaratacak kadar büyük bir elektrik alanının gözlemlenememesini, atmosferik bilimlerdeki en büyük gizemlerden biri olarak tanımlıyor.
Bilim insanları bu belirgin çelişki için çeşitli açıklamalar öne sürüyorlar. Bunlardan ilki, havanın yalıtım gücünü aşmak için gereken o devasa elektrik alanlarının fırtına bulutlarında gerçekten bulunduğu ancak bizim bunları henüz ölçemediğimiz yönündedir.
Örneğin, söz konusu elektrik alanı fırtına bulutunun içinde yalnızca küçük ceplerde oluşuyor olabilir. Bir diğer olasılık ise gönderdiğimiz ekipmanların biz ölçüm yapamadan alanı boşaltmasıdır.
Başka bir olasılık da buz kristallerinin uçlarının etrafındaki elektrik alanının gücünü artırmasıdır. Bu durum, birleşerek bir yıldırım kanalı yaratabilecek küçük elektrik boşalmaları patlamaları oluşturabilir.
Ancak günümüzde pek çok yıldırım araştırmacısı, yüksek enerjili parçacıkları içeren, yıldırımın tetiklenmesi bulmacasının başka bir parçası olduğuna inanıyor. Bu hipoteze göre, fırtına bulutunun içindeki elektrik alanı, serbest elektronları neredeyse ışık hızında fırlatıyor.
Prof. Dr. Smith, bu yüksek enerjili elektronların buluttaki atomlarla çarpışarak daha fazla elektronu serbest bıraktığını ve büyük bir yüksek enerji parçacıkları çığı yarattığını belirtiyor.
Bu süreç, uzaydan kaynaklanan yüksek enerjili parçacıklar olan kozmik radyasyon tarafından bile başlatılıyor olabilir. Uzmanlar, elektron çığının kırılma eşiğini (havanın yalıtkanlığını kırmak için gereken o devasa elektrik alanı) aşacak kadar büyük elektrik alanları yaratarak yıldırımı oluşturabileceğine inanıyor.
Çarpışan tüm bu elektronlar aynı zamanda gama ışınları da yayar. Gama ışınları, Dünya'daki sıradan atmosferik olaylardan ziyade genellikle süpernovalar gibi kozmik olaylarla ilişkilendirilen yüksek enerjili bir radyasyon türüdür.
Bazı uzmanlar, fırtına bulutlarının yaydığı gama ışınlarını ölçmenin, bulutun içindeki elektrik alanlarını ortamı bozmadan incelemenin bir yolu olduğuna ve bizi yıldırımın nasıl başladığını anlamaya bir adım daha yaklaştırdığına inanıyorlar. Dwyer bu yöntemi şöyle özetliyor: "Bu yöntemle adeta bir fırtınanın röntgenini çekebilir ve içeride neler olup bittiğini görebilirsiniz."
Parlayan Bulutlar
1990'larda NASA uzay araçları, Dünya atmosferinden gelen ve sonradan karasal gama ışını parlamaları olarak adlandırdıkları, kısa ve son derece parlak radyasyon parlamaları tespit etti. Bu yoğun gama ışını patlamalarının kaynağının fırtına bulutları olduğu daha sonra kanıtlandı. Araştırmacılar bu durumu şöyle ifade ediyor: "Bu parlamalar o kadar parlaktır ki alçak Dünya yörüngesindeki uyduları geçici olarak kör edebilirler."
Belki de en heyecan verici olanı, karasal gama ışını parlamalarının neredeyse her zaman yıldırım aktivitesiyle ilişkilendirilmesiydi.
Bu bulgu yüksek enerji hipotezini destekliyor ve en azından bazı yıldırım çarpmalarının bir elektron çığı tarafından başlatılabileceğini gösteriyor. Dwyer, bu bağlantıyı şu sözlerle açıklıyor: "Gama ışınlarını görmemiz, elektrik alanlarının fırtınanın büyük bir bölümünde zaten oldukça güçlenmekte olduğu anlamına gelir."
Bulutların içinde bu kadar fazla radyasyon olmasının bize ciddi zarar verip vermeyeceğini sormadan önce belirtmek gerekir ki uzmanlar, ticari bir uçağa yıldırım düştüğünde bile bunun insanlar için bir risk oluşturma ihtimalinin çok düşük olduğunun altını çiziyorlar.
Araştırmacılar fırtına bulutlarından gelen başka bir gama ışını emisyonu türü daha keşfettiler. 'Gama ışını parıltıları' olarak bilinen bu emisyonlar çok daha sönüktür ve mikrosaniyeler yerine saniyeler, hatta dakikalar boyunca devam ederek çok daha uzun sürer.
Ancak karasal gama ışını parlamalarının ve gama ışını parıltılarının birbirleriyle nasıl ilişkili olduğu veya yıldırımla bağlantılı olup olmadıkları henüz netlik kazanmış değil.
Yüksek İrtifa Görevi
Tüm bunların kökenine inmeyi uman Norveç'teki Bergen Üniversitesi araştırmacıları, 2023 yılında gama ışını yayan fırtına bulutlarını yakından incelemek için yeni bir göreve çıktılar.
Karayipler'deki aktif bir fırtına bulutunun üzerinde uçmak için özel bir araştırma uçağı kullandılar. Uçan bir laboratuvar olarak hizmet etmesi için NASA tarafından yenilenen, Soğuk Savaş döneminden kalma bu casus uçağı ER-2 olarak biliniyor.
Araştırmacılar ER-2'yi kullanarak yaklaşık 20 kilometrelik bir irtifaya ulaşmayı başardılar. Bu, önceki tüm yıldırım araştırma görevlerinin ulaşabildiğinden çok daha yüksekti.
Bu yeni bakış açısından ekip, uydular ve uzay araçları tarafından tespit edilenlerden çok daha zayıf gama ışını parlamalarını saptamayı başardı. Böylece karasal gama ışını parlamalarını ve gama ışını parıltılarını daha önce eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla ölçtüler.
Bu tür araştırma uçuşları, devasa miktarda veri üreten çok çeşitli sensörler taşır. Bu veriler gerçek zamanlı olarak indirilemeyecek kadar büyüktür. Bu durum, verilerin genellikle ancak uçuş tamamlandıktan sonra analiz edilebildiği anlamına gelir. Ancak araştırmacıların akıllıca bir planı vardı: Her saniye topladıkları gama ışını verilerinin düşük çözünürlüklü bir versiyonunu indirdiler.
Bu sayede pilotu, ER-2'nin yakıt rezervleri izin verdiği sürece gama ışınlarını daha yakından takip etmesi için yönlendirebildiler.
Saatler boyunca parlayan, binlerce kilometre karelik bir alana yayılmış ve gama ışını yayan bir fırtına bulutu buldular. Üstelik bu gama ışını parıltıları, durağan ve sürekli bir emisyondan ziyade bulut boyunca adeta titreşiyordu.
Bergen Üniversitesi'nde uzay fizikçisi ve araştırmanın arkasındaki bilim insanlarından biri olan Prof. Nikolai Østgaard durumu şöyle açıklıyor: "Tekdüze bir şekilde parlamıyor. Adeta kaynayan bir tencere gibi."
Ekip ayrıca "titreşen gama ışını parlamaları" adını verdikleri yepyeni bir fenomen keşfetti. Karasal gama ışını parlamalarından daha uzun ancak gama ışını parıltılarından daha kısa olan bu atan emisyonlar, ikisi arasındaki eksik halka gibi görünüyor. Ayrıca bu emisyonların yıldırımla da doğrudan bağlantılı olduğu düşünülüyor.
Prof. Østgaard, bu titreşen gama ışını parlamalarından sonra bulutlarda çok yoğun bir yıldırım aktivitesi yaşandığını belirtiyor.
Ancak Østgaard'ın da dikkat çektiği üzere, yıldırımı başlatan şey gama ışınları değildir. Gama ışınları, yıldırımı başlatma rolünü oynayabilecek yüksek enerjili elektron çığının yalnızca bir yan ürünüdür.
Bilgisayar modellemeleri, bu titreşim etkisinin yüksek enerjili elektron çığı sırasında pozitronların (elektronların anti-madde karşılığı) üretilmesinden kaynaklandığını öne sürüyor.
Buna karşılık pozitronlar daha fazla elektron çığı üreterek bir pozitif geri bildirim döngüsü yaratır. Uzmanlar bu döngünün, yıldırımın başlama gizemindeki o kritik ipucu olabileceğine inanıyorlar.
Bu modeller aynı zamanda titreşen gama ışını parlamalarının, fırtına bulutunun bir bölümündeki elektrik alanını boşaltırken başka bir bölümünde artırdığını gösteriyor. Bu dalgalanmalar yıldırımı başlatacak kadar büyük elektrik alanları üretebiliyor.
Araştırmacılar bu durumu, halıdaki bir tümseğe basmaya benzetiyorlar: "Bir yere bastırdığınızda orası düzelir; ancak ardından başka bir yerden tekrar kabarır."
Yaptıkları bu son keşiften cesaret alan Østgaard ve meslektaşları, şimdiden bir sonraki görevlerini planlıyorlar. Titreşen gama ışını parlamaları ile yıldırım arasındaki bağlantıyı daha iyi anlamak için ER-2 uçağını daha da hassas aletlerle donatmak istiyorlar.
Araştırmacılar, elde edilecek verilerin bizi yıldırımın nasıl oluştuğuna dair tam bir bilimsel kavrayışa bir adım daha yaklaştıracağını umuyorlar. Ancak geçmiş keşiflere bakılacak olursa, buldukları şey beraberinde daha da fazla soru getirebilir.
Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...
O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...
O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.
Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!
Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.
Soru & Cevap Platformuna Git- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- Çeviri Kaynağı: BBC Science Focus Magazine | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 05/04/2026 03:06:40 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22631
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.
This work is an exact translation of the article originally published in BBC Science Focus Magazine. Evrim Ağacı is a popular science organization which seeks to increase scientific awareness and knowledge in Turkey, and this translation is a part of those efforts. If you are the author/owner of this article and if you choose it to be taken down, please contact us and we will immediately remove your content. Thank you for your cooperation and understanding.