Arkeoloji ve Anatomi Aracılığıyla Modern İnsanın Kökenlerine Ait Modeller Test Ediliyor!

Bu yazı, Nature isimli kaynaktan birebir çevrilmiştir. Çevirmen tarafından, metin içerisinde (varsa) açıkça belirtilen kısımlar haricinde, herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklik yapılmamıştır. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Eski insanlara ait taş aletler ile kafatası veya diş gibi fosil kalıntılar, modern insanların kökenlerini anlamada önemli bilgiler sunmaktadır.


Modern insanların köken(ler)ini anlayabilmek, paleoantropolojinin temel gayelerinden biri olup aynı zamanda önümüzde erişilmesi güç bir hedef olarak durmaktadır. Bu zorluk, kısmen tanımlamada yaşanan sorunlarla ilgilidir: “Modern insan” demekle neyi kastetmekteyiz? “Modern insan” tabiri sıklıkla Homo sapiens isminin yerine kullanılmakta ve yaşayan tüm insan toplulukları Homo sapiens türü altında toplanmaktadır. Çeşitlilik, türümüzü diğerlerinden ayıran özelliklerden biridir ve yaşayan insan toplulukları büyük anatomi ve davranış farklılıklarıyla karakterize edilmektedir. O halde bilim insanları, türümüzün geçmişteki ve günümüzdeki her bir üyesini kapsayacak bir ‘modernite’ tanımı üzerinde nasıl uzlaşacaktır?

Modern insanın kökenlerini gösteren modelleri sınama işine örnek olarak verilecek bir yaklaşım, H. Sapiens üyelerinin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemektir. Ancak türümüzün bu en erken üyelerini tanımaya çabalarken birtakım sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dünya’nın muhtelif yerlerinde çok çeşitli modern insan topluluklarının yaşadığı bilinmektedir. Öyle ki aynı coğrafik alanda bulunmuş olan iskelet kalıntıları, günümüzde yaşayan insan toplulukları ile 5.000 yıldan fazla bir zaman önce yaşamış olan H. Sapiens popülasyonları arasında önemli morfolojik farklılıklar olduğunu göstermiştir (Lahr 1996). 200.000 yıl önce yaşamış birinin, şimdiki insanlardan ne gibi farklılıkları ya da onlarla ne gibi benzerlikleri vardı? Fiziksel olarak nasıl göründükleri bir yana, bizlerinkine benzer tarzda davranışlar sergilemiş olmalarını bekleyebilir miyiz? Daha da önemlisi, bu eski insansıların bizim gibi düşünme ya da davranma yetenekleri var mıydı? Neyse ki arkeolojik ve fosil kanıtlar bu meselelerin bazılarını aydınlatacak kadar önemli veri kaynakları sunmaktadır.

Yaklaşımlar ve Sorunlar

Anatomi

İnsansı bedenlerine ait fosilleşmiş tüm unsurlar, onun taksonomisi ve davranışı hakkında önemli bilgiler vermektedir. Buna rağmen kafatası ve dişlere ait örnekler, modern insanın kökenine dair olan çoğu tartışmanın ana konusu olmuştur. Pek çok tartışmada yorumlar, belli bir fosil ya da fosil grubu özelliklerini Homo sapiens'e veya başka bir taksona (kafatası veyahut diş özellikleri üzerinden) dayandırılarak yapılmaktadır. Son 200.000 yıl civarına tarihlendirilen Homo cinsi fosilleri arasında uzuv kemikleri gibi başka unsurlar, tek bir türe has (Homo sapiens veya Homo erectus gibi) özellikleri nadiren göstermektedir. Kafatası özelliklerini kullanarak türleri birbirinden ayırt etme konusunda muazzam ölçüde başarı kazanılmıştır. Örneğin, Homo sapiens’e ait bazı tanımlayıcı kafatası özellikleri arasında oldukça yuvarlak, beyni muhafaza eden kafatası bölümü (neurocranium), belirgin bir çene yapısı, canine fossa (köpek dişi çukurluğu) ile birlikte ince bir yüz sayılabilir.

Eldeki bir fosili bir türe atfetme yöntemlerinden biri, ayırıcı özellikler üzerinden karşılaştırmalar yapmaktır. Örneğin, ters T harfi şeklindeki çene yapısı gibi bir özellik günümüz insanlarında bulunmakta iken diğer hominin türlerinde görülmemektedir (Tattersall & Schwartz 2008). Diğer bir yöntem ise olasılığa dayalı karşılaştırma yapmaktır. Bu yöntemde, belli bir özelliğin var olup olmadığını saptamaktan ziyade o özelliğin popülasyon içerisindeki görülme sıklığı dikkate alınır. Bu yaklaşım, farklı özelliklerin canlı bir popülasyon içerisindeki ifadesinin değişkenliğine odaklanarak geçmişte de muhtemelen öyle olduğuna dair çıkarımlar yapar. Örneğin, alt azı dişine ait bir morfolojik özellik olan “orta trigonit tepe” (middle trigonid crest, Görsel 1), Homo sapiens bireylerinin sadece %11’inde görülürken Neandertaller'de neredeyse %100’e yakın bir oranda bulunmaktadır (Bailey ve ark. 2011).

Görsel 1: Bir Neandertal’in alt çenesindeki ilk azıdişi, orta trigonit tepe özelliğine sahiptir. Tepe, ağzın ön tarafına doğru bakmaktadır.
Görsel 1: Bir Neandertal’in alt çenesindeki ilk azıdişi, orta trigonit tepe özelliğine sahiptir. Tepe, ağzın ön tarafına doğru bakmaktadır.
2012 Nature Education

Paleoantropologlar yorumlarını insan fosilleri gibi nadir parçalar ve korunmuş halde bulunan arkeolojik alanlar üzerine dayandırmalıdır. Özellikle fosiller söz konusu olduğunda, kolaylık olsun diye, üzerinde çalışıyor oldukları fosilin -ki genelde bir bireye aittir- yaşamı boyunca ait olduğu popülasyonun bir temsilcisi olduğu varsayımını yaparlar. Bu durum, pratikte, kadim insan türlerini tanımlamayı, ve haliyle onları ayırt etmeyi, güçleştirebilir. Söz gelimi, Neandertaller'den yaklaşık 400.000 yıl önce yaşamış Homo heidelbergensis’e ait bir örnek tek bir alt çene kemiğinden yola çıkılarak tanımlanmışsa da bu parçanın ait olduğu kafatasının görünüşü hakkında yeterince bilgi vermemektedir. Buradaki veri boşluğu, tam olarak hangi fosil bireylerin bu taksona ait olduğu veya bu türün kendinden sonraki hominin türleriyle olan bağlantısı konularında paleoantropologların hemfikir olmalarını zorlaştırmaktadır (Rightmire 2008). Bu nokta, bazı paleoantropologlarca Avrasyalı insansı bir popülasyon ve ayrı bir tür olarak (Homo neanderthalensis) görülen ve bazılarınca da modern insanların oluşturduğu yerel bir popülasyon olarak (Homo sapiens neanderthalensis) değerlendirilen Neandertaller ile Homo sapiens arasındaki bağlantının ne olduğu tartışması için bilhassa kilit bir öneme sahiptir.

Kadim DNA örneklerine dayalı bir analiz Homo sapiens’e ait günümüz popülasyonlarının ve Neandertallerin yaklaşık 300.000 ila 500.000 yıl önce yaşamış nispeten yakın bir ortak atasına işaret etmektedir (Endicott ve ark. 2010). Erken Homo sapiens'lerde ve Neandertaller’de davranışa dair pek çok özellik (sofistike aletler gibi), anatomi özellikleri (büyük beyin gibi) ve genom oldukça benzerlik göstermekteydi. En yakın ortak atadan kalan benzer biyolojik veya davranışsal özellikler, her ne kadar güçlükle ayırt edilebiliyor olsalar da, “ilkel” olarak adlandırılmışlardır. Son bir güçlük ise bilim insanlarının şu konu üzerinde uzlaşma içerisinde olmalarını sağlamaktır: Kafatasına veya dişlere ait hangi özellikler ele alınan konuyla alakalı olarak en fazla önem taşımaktadır? Homo sapiens'lerde görülen ilkel özellikler Neandertallerle olan ilişkilerine mi işaret etmektedir (Trinkaus ve ark. 2003), yoksa sadece daha önceki atadan miras kalan özellikler midir (Hublin ve ark. 2012)? Buna benzer bir açmaz, modern insanlara ve Neandertallere ait genom karşılaştırmalarında da ortaya çıkmaktadır (Hodgson ve ark. 2010).

Arkeoloji

Arkeolojik kayıtlar, eski insan popülasyonlarının gündelik yaşamlarına yönelik önemli ipuçları sağlayan maddi kültüre ait eşyalardan oluşmaktadır. Arkeolojik kanıtlar, zamanın getirdiği değişimlerin yanı sıra, geçim yöntemleri (küçük çapta avcılık yapmak için tuzaklar kurmak ya da kabuklu deniz ürünleri toplamak gibi), yaşanılan çevre (Avustralya kıtası gibi uzak adalara olan istila dahil) ve inci gibi kişisel süs eşyalarının kullanımı ve uzak mesafeler boyunca el değiştirmesi gibi durumlar bakımından modern popülasyonlar arasındaki çeşitliliğe dair kayıtları da barındırır (Marean 2010).

Morfoloji konusu gibi, insan çeşitliliği konusu da modern insanın izini süren arkeolojinin çalışma sahasıdır. Çok sayıda insan türü ve popülasyonları aynı zamanı veya mekanı paylaşmış olduğundan bulunan taş aletlerin veya başka arkeolojik parçaların ancak çok az bir kısmının yaratıcısına ait tanımlama tam bir netlikle yapılabilmektedir. Buna ek olarak, yakın zamanlı ve arkeolojik kayıtlara geçmiş avcı-toplayıcı popülasyonlar arasında çok büyük davranış çeşitliliği görülmektedir. Bu sebeple, davranışa dayalı moderniteyi tanımlayacak olan arkeolojik kriterleri belirlemek imkansız değilse de zordur.

“Davranış listesi” yönteminde, arkeolojik kayıtlarla kıyaslama yapmak amacıyla günümüz avcı-toplayıcı topluluklarında görülen davranışları içeren bir çetele (checklist) kullanılır. Bu sistem mantıklı bir yaklaşım gibi görünse de aslen öyle değildir. Sebebi ise çoğu avcı-toplayıcı davranışlarına işaret eden kanıtların Homo sapiens'lere atfedilen eski arkeolojik sahalarda bulunmayışıdır. Örneğin, Avustralya’da bulunan insana ait en eski sanat eseri, bu kıtada bulunmuş olan en eski arkeolojik alanlardan yaklaşık 30.000 yıl daha yenidir (Brumm & Moore 2005). Pigmentlerin renklendirici olarak kullanımı gibi modern insana özgü olduğu düşünülen bazı edimler, Homo sapiens'ten ayrı yaşayan diğer insansı topluluklar (Neandertaller gibi) tarafından icra edilmekteydi (d'Errico &Stringer, 2011). Dahası, Tazmanya’daki avcı-toplayıcılar gibi kadim topluluklar maddi kültür namına çok az şeye sahip olmalarına rağmen tam bir modern Homo sapiens sapiens’tirler (Heinrich 2004). Arkeolojik kayıtlarda geçen “şeyler” davranışsal modernitenin zayıf göstergeleri olmaları nedeniyle pek çok arkeolog arkeolojik kanıtlarda bilişsel ipuçları arayışına yönelmişlerdir. Bu yönelimin sebebi ise bütün diğer insansı topluluklar yok oluşa sürüklenmişken bizim türümüzün hayatta kalışının ardında üstün bilişsel yeteneklerin rol almış olabileceği düşüncesidir (Wynn & Coolidge 2008). Buna karşın, evrensel bir insan yeteneği olan "sembol davranış" (symbolic behaviour) bile arkeolojik kayıtlarda yeterince görülememektedir.

Rakip Modeller

“Afrika’dan Çıkış (Yerini alma)”, “Çok Bölgeli Evrim (Süreklilik)” ve “Asimilasyon” modelleri canlı insan popülasyonlarının kökenini anlamada en yaygın kullanılan yöntemlerdir (Görsel 2; Gibbons 2011). Afrika’dan Çıkış modeli, yaşayan tüm insanların (Homo sapiens sapiens) ilk kez Afrika’da görülen bir popülasyondan geldiğini, Neandertaller gibi o dönemde var olmuş insansı popülasyonların yerini alarak kıta geneline ve daha sonra diğer kıtalara yayıldığı görüşünü savunur. Bu, günümüzden yaklaşık 90.000 ila 60.000 yıl önce meydana gelmiş olmalıdır (Oppenheimer, 2012). Çok Bölgeli Evrim modelini savunanlar ise şu görüştedir: Homo erectus gibi ata türe ait bireylerin Afrika’dan çıkışı başlangıç olmak üzere insansı popülasyonlar, Afrika ve Avrasya boyunca en az son 1.8 milyon yıl boyunca sosyal ve biyolojik bağ kurmuşlardır. Bu modelde insansı türler arasındaki coğrafik izolasyon, davranışlarda ve biyolojide görülen bölgesel farklılıklar yaratmış olsa da fikir paylaşımı (kültürel aktarım/süreklilik) ve eşler (gen akışı) vasıtasıyla gruplar arasında dönem dönem meydana gelen temaslar farklı biyolojik türler olarak gelişmelerini önlemeye yeterli olmuştur.

Görsel 2: Üç rakip modeli gösteren bir şema.
Görsel 2: Üç rakip modeli gösteren bir şema.
2013 Nature Education Modified from Gibbons.

Asimilasyon modelleri ise diğer iki modelden unsurlar barındırır. Asimilasyon modellerinin savunucuları, Homo sapiens'lerin Afrika kökenine sahip olduklarını ve köken yer(ler)inden ayrıldıkça mevcut popülasyonlarla soy içi üreme yaparak farklı entegrasyon seviyelerinden geçtiklerini ifade etmektedirler. Bu modelleri desteklemek veya reddetmek için gerekli olan kanıtlar şu ögeleri içermelidir: Homo sapiens'lere atfedilen en eski fosillerin yaşı ve lokasyonu, önceden var olmuş hominin popülasyonlarının (Neandertaller gibi) türsel niteliği ve gidişatlarının ne olduğu ve ayrıca fosil kaydında soy içi üremeyi gösteren kanıtların miktarı. Bu bağlamda modern ve kadim DNA analizleri bir hayli önemli veriler sunmaktadır (e.g., Green ve ark. 2010).

Bazı paleoantropologlar başka bir zorluktan da bahsetmektedirler: Anatomik ve davranışsal moderniteler ayrı ayrı mı yoksa eş zamanlı olarak mı ortaya çıkmışlardır? Bir görüşe göre modern insan biçimi, bizim "modern bilişsel yetiler" olarak tanımlayabileceğimiz becerilerin görülmesinden önce oluşmuştur. Bu yetenekler; hem sözel (tam gelişmiş sözdizimsel dil becerisi olarak) hem de görsel (sanat ve kişisel süslenme) sembollerin yaygın kullanımı ile karmaşık büyük çaplı sosyal ağ gelişimini destekler. Richard Klein'a göre (2009) davranışsal modernite, avantaj getiren genetik bir mutasyon olarak ortaya çıkmıştır ve bu mutasyon takriben 50.000 yıl önce anatomik olarak modern insan toplulukları arasında hızlıca yayılmış nöral bir yeniden yapılanmayla (neural reorganization) sonuçlanmıştır. Buna alternatif bir diğer görüş ise modern insan davranışı için gerekli olan kabiliyetin Homo sapiens'in ortaya çıkışına rastladığını ve bu kabiliyetin arkeolojik kayıtlarda görülen yansımasının zamanla artarak gelişen bir süreç olduğunu ileri sürer (McBrearty & Brooks 2000, Shea 2011, Wong 2005). Bu modelleri sınamak için gereksinim duyulan veriler, eşya veya diğer arkeolojik kayıt ögelerini (diğer bir deyişle, insanların geçmiş davranışlarına yönelik maddi izleri) kapsamaktadır (Tryon ve ark. 2010). Bunlar arasında kemikten, taştan, boynuzdan veya kabuktan yapılmış eşyalar/aletler (nasıl yapıldıklarına ve kullanıldıklarına dair deliller) ve ayrıca ateşi kontrol ederek çevrenin değiştirilebildiğini gösteren ocak gibi özellikler sayılabilir (Görsel 3).

Görsel 3:  İkiye ayrılmış Aurignacien geyik boynuzu uçları.
Görsel 3:  İkiye ayrılmış Aurignacien geyik boynuzu uçları.
2012 Nature Education

Kanıtlar En İyi Hangi Modeli Desteklemektedir?

Günümüzde, Homo sapiens'e ait olduğu düşünülen en eski hominin fosilleri Afrika'da, Etiyopya'nın güneyinde Kibish Oluşumlarının sedimanlarında (katmanlarında) bulunmuştur. Yaklaşık 195.000 yıl öncesine tarihlenen iki ayrı iskelet olan Omo I ve Omo II, Afrika dışında (İsrail'de Skhul ve Qafzeh bölgelerinde) bulunmuş olan en eski Homo sapiens fosillerinden en az 60.000 yıl daha yaşlıdır. Kibish Oluşumlarında bulunan fosillerin yanı sıra Etiyopya'nın Herto ve Fas'ın Jebel Irhoud bölgelerinden elde edilen (Smith ve ark. 2007) ve yaklaşık 160.000 yıl öncesine tarihlendirilen kranyumlar (kafatası kemikleri), Homo sapiens'in kökeninin Afrika olduğu düşüncesini en çok destekleyen bulgulardır. Homo sapiens'lerin Afrika'dan çıkarak yayıldığı bir dönemde Eski Dünya'da halen yaşamını sürdüren kadim popülasyonların kaderiyle ilgili olarak ise henüz tam bir karara varılamamıştır. Neandertaller ve soylarının artık var olmadığı kesinken yakın zamanlı genetik deliller, ilk temas zamanlarında Neandertaller ve Homo sapiens'ler arasında bir karışım yaşandığına işaret etmektedir (Hodgson ve ark. 2010). Diğer yandan, bu bulgular ve yakın zamanlı diğer genetik analizler Asimilasyon modeliyle uyum halinde olsa da eski (Neandertaller) ve modern (Homo sapiens) melezleri gösteren morfolojik kanıtlar tartışmalıdır (Pearson 2004).

Afrika'dan elde edilen arkeolojik kayıtlar Homo sapiens'in 200.000 yıl önce ortaya çıkışıyla ilgili olarak çok az belirgin bir değişim göstermektedir. Diğer bir deyişle, sembolik davranışa işaret eden kanıtlar ancak bu yaştan sonraki bulgularda ortaya çıkmıştır (Wong 2005, Marean 2010). Fakat Avrasya'daki arkeolojik kayıtlar, yaklaşık 40.000 ila 30.000 yıl önce bu kıtada görülen Homo sapiens fosillerinin görünmesiyle (özellikle farklı Aurignacien arkeolojik alanlarının bulunuşuyla) geniş çapta örtüşen çok sayıda ani değişimler göstermektedir. Bu değişimler kullanılan taş alet tipleri, yapılış tarzları ve ayrıca belirgin sıklıkta görülen sembol davranışlar ve eşyaların uzun mesafelere taşınması gibi durumları içerir. Bu farklılıklar, Afrika'dan Çıkış modelinin arz ettiği "yeni popülasyonlarla karışma (Mellars 2005)" tahminiyle uyum göstermekte ama aynı zamanda Çok Bölgeli Evrim modelinin önermesi olan (Wolpoff ve ark. 2004) "mevcut popülasyonlar içerisinde yeni teknolojilerin veya davranışların hızlıca yayılması" olarak da yorumlanmaktadır. Châtelperronian gibi bazı bölgesel eşya yapımı becerileri, Neandertaller ve Homo sapiens'ler arasındaki birtakım etkileşimlerin sonucu olarak kabul görmüştür ve bu durum Asimilasyon modeliyle uygunluk göstermektedir (Mellars 1996, 2010).

İnsanın geçmişine ışık tutan modeller test edilirken nüfusbilim (demografi) paleontologlar arasında giderek artan bir şekilde önem kazanmaya başlamıştır. Nüfus büyüklüğündeki artış ve yerel popülasyon yoğunluğu, bazı Homo sapiens gruplarının Afrika'dan çıkışının muhtemelen ana sebebini oluşturmaktadır (Mellars 2006). Arkeolojik kanıtlar, 41.000 yıl kadar önce ilk insan nüfusunun yoğunluğundan kaynaklı olarak hayvan popülasyonlarının fazlaca avlandığını ortaya çıkarmıştır (Kuhn ve ark. 2009). Bazılarınca modern insana özgü olarak düşünülen davranışların çoğunun daha büyük ve daha yoğun insan topluluklarınca geliştirilmiş ve devam ettirilmiş olabileceği yakın zamanlı birkaç çalışmada gösterilmiştir (Heinrich 2004, Powell ve ark. 2009). Birkaç kanıt dizisinin Neandertal popülasyonlarının küçük fakat geniş bir alana yayılmış olduğunu göstermesi altı çizilmesi gereken bir diğer nokta olup şu fikre işaret etmektedir: Neandertaller arasında "modern" insan davranışını gösteren kanıtların (sanat gibi) arkeolojik kayıtlarda bol miktarda görülememesi, yetenek yoksunluğundan ziyade nüfus dağılımının bir sonucu olarak açıklanabilir (Premo & Kuhn 2010, Mellars & French 2011). Görüleceği üzere modern insanın bilişsel tanımlarını yapabilmek karmaşık ve güç bir iştir.

Yakın zamanlı fosil ve arkeolojik verilerin, eldeki modelleri ve varsayımları sürekli olarak yeniden biçimlendirmesi, gözden geçirmesi ve karmaşık hale getirmesi sebebiyle modern insan evriminin zamanlaması ve hızı konusunda çok az görüş birliği bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Homo sapiens türünün erken dönem Avrupalı temsilcileri kendilerinden önceki ve çağdaşları olan Neandertal topluluklarından morfolojik olarak ayırt edilebilmekte ve özgün Aurignacien eşyalarla (yapım malzemesi boynuz olan mızrak uçları gibi) ilişkilendirilebilmektedir (Görsel 3). Diğer yandan fosil ve genetik veriler, türümüzün başlangıcının Afrika kaynaklı olduğunu gösterse de Afrika'nın arkeolojik kayıtlarında Aurignacien'lerin öncüllerinin olduğuna dair net bir bilgi yoktur ve Aurignacien'ler muhtemelen Avrasya'nın doğu Akdeniz bölgesinde ilk kez ortaya çıkmışlardır (Mellars 2005). Bu nedenle, Homo sapiens'le ilişkilendirilen en erken, Neandertal olmayan ve Avrupalı toplulukların bazıları, kökü Avrasya olan davranışsal geleneklerle beraber yakın dönem Afrika kökenli biyolojik bir mirasın karışımını barındırırlar. Bu durum, biyolojik ve davranışsal evrimin dolambaçlı yollarla birbirleriyle alakalı olduğunu ve yaşayan insana ait morfolojik ve davranışsal özellik çiftlerinin (mevcut modellerin öne sürdüğü vaziyetlerden) çok daha karmaşık bir gerçekliğin sonucu olabileceğini vurgulamaktadır.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Çeviri Kaynağı: Nature
  • Christian Tryon (New York Üniversitesi, Antropoloji Bölümü, İnsan Kökenleri Araştırma Merkezi), et al. (2020). Testing Models of Modern Human Origins with Archaeology and Anatomy. Nature.
  • Bailey S. E., Skinner, et al. (2011). What lies beneath? An evaluation of lower molar trigonid crest patterns based on both dentine and enamel expression. American Journal of Physical Anthropology , sf:45, 505-518 .
  • Brumm, A., et al. (2005). Symbolic revolutions and the Australian archaeological record. . Cambridge Archaeological Journal , sf:15, 157-175.
  • Clark, J. D., et al. (2003). Stratigraphic, chronological and behavioural contexts of Pleistocene Homo sapiens from Middle Awash, Ethiopia.. Nature 423, sf:747-752 .
  • d'Errico, F., et al. (2011). Evolution, revolution or saltation scenario for the emergence of modern cultures?. Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences 366, sf:1060-1069.
  • Endicott, P., et al. (2010). Using genetic evidence to evaluate four palaeoanthro-pological hypotheses for the timing of Neanderthal and modern human origins. Journal of Human Evolution 59, sf:87-95.
  • Gibbons, A.. (2011). A new view of the birth of Homo sapiens. Science 331, sf:392-394 .
  • Green, R. E., et al. (2010). A draft sequence of the Neanderthal genome. Science 328, sf:710-722 .
  • Heinrich, J.. (2004). Demography and cultural evolution: How adaptive cultural processes can produce maladaptive losses: The Tasmanian case. . American Antiquity 69, sf:197-214.
  • Kuhn, S. L., et al. (2018). he early Upper Paleolithic occupations at Üçagizli Cave (Hatay, Turkey). Journal of Human Evolution 56,, sf:87-113 (2009.
  • Premo, L. & Kuhn, S. L.. (2018). Modeling effects of local extinctions on culture change and diversity in the Paleolithic. . PLoS ONE 5, sf: e15582 (2010).
  • Mellars, P. & French, J. C. . (2018). enfold population increase in western Europe at the Neandertal-to-modern human transition. Science 333, sf:623-627 (2011).
  • Wolpoff, M. H, et al. (2018). Why not the Neandertals?. World Archaeology 36, sf: 527-546 (2004)..
  • Powell, A., Shennan, S. & Thomas, M. G. . (2018). Late Pleistocene demography and the appearance of modern human behavior.. Science 324,, sf:1298-1301 (2009)..

Evrim Ağacı'nda Video Yayınlama Kuralları

Üst Düzey Akademideki Kadın-Erkek Eşitliğinde Türkiye Birinci Sırada!

Çevirmen

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim