Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, İnsanın Evrimi yazı dizisinin 20. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

İlk olarak, pek çok hayvan türü acı duydukları zaman sızlanırlar veya ağlarlar. Bu sadece insana özgü bir olay değildir. Ancak duygusal anlamda gözyaşı döken tek türün insan olduğu düşünülüyor, bunun da sebebi son derece makul ve anlaşılır: Duygularla ilgili beyindeki bölgeleri en çok gelişmiş tür insan olduğundan, bazı tepkisel olguları da bu duygularıyla birlikte evrimleşen tek hayvan türü insan.

Bunun yanısıra aslında duygulandığımızda ya da acı duyduğumuzda akan sıvı olan "gözyaşı", bilindiği üzere sadece normalde bu amaçla var olan bir sıvı değil. Asıl amacı, göz kapaklarının hareketi sırasında gözün üzerine ince bir tabaka halinde yayılarak gözü nemli tutmak. Gözümüz neden nemli kalmalı? İlk sebebi, görüşün net tutulabilmesi için. İkinci sebebi ise, gözümüz karada yaşamak için evrimleşmediği için. Bildiğiniz gibi ilkin atalarımız denizlerde yaşayan ve balıkların da atası olan türlerdir. Denizlerin içerisinde gözü nemli tutmak gibi bir sorun yoktur. Ancak karaya çıkışla birlikte gözün nemli tutulabilmesi için göz kapakları ve gözyaşı evrimleşmiştir. 

Bazı bilim insanları (özellikle de psikologlar), gözyaşlarının ve ağlamanın sosyal hayat açısından önemli olduğunu düşünmekteler. Belfast Üniversitesi Algı ve Kültür Enstitüsü müdürü Jesse Bering, belki de iyi ağlayan bireylerin sosyal hayatta daha başarılı konuma geçmiş olabileceğini ileri sürüyor. Ağlamanın, bir insanın zayıf bir halde olduğunu göstermenin en iyi yolu olduğunu belirtiyor. Bunun en önemli sebebinin, algımızın gelişmesiyle birlikte empati duygularımızın da gelişmesini ve bu sebeple ağlayan birini gördüğümüzde acıyarak yardım etmek istediğimizi, bu sebeple de ağlayanların daha az enerji harcayarak daha fazla yardım alabilmesi olduğunu ileri sürüyor. Ancak daha sonradan daha da karmaşıklaşan sosyal ilişkiler sebebiyle, yakın bir gelecekten itibaren ağlamanın gittikçe olumsuz bir anlam kazandığını düşünüyor. 

Ağlamanın hala sosyal ilişkilerde düzenleyici bir unsur olduğu açık: bir tartışma ya da kavga sırasında gelen ağlama, saldırgan bir kişinin evrimsel geçmişimizde edindiğimiz empati duygularından ötürü sakinleşmesine sebep olabiliyor, bu da insanların mental dengelerini korumalarını sağlıyor.

Benzer şekilde ağlama, utanç duygusunu da ele verebiliyor. Bu da yine, karşı tarafın, ağlayan kişinin yaptığı olumsuz bir davranıştan utanç duyduğunu gösterip yumuşamasına sebep olabiliyor. Bu da yine, sosyal ilişkileri düzenlemede faydası olan bir durum.

Bilim insanları, 3 çeşit ağlama tipi tanımlıyor: Dediğimiz gibi ilki gözleri nemli tutmak amacıyla akan ve göz pınarından aşağıya taşmayacak kadar salgılanan nemlendirici sıvı. İkinci tipi, gözümüze bir uyaran etkidiğinde (soğan, parmak, toz gibi) gözümüzün enfeksiyonlara karşı silah olarak salgıladığı refleksif gözyaşı. Üçüncüsü de yukarıda açıkladığımız duygusal gözyaşları. Bu tipler, birbirinden sadece fiziksel özelliklerine göre değil, kimyasal içeriklerine göre de ayrılıyor. Beynimiz, farklı durumlarda farklı kimyasal karışımlarda gözyaşının akmasını sağlıyor. Örneğin duygusal gözyaşlarında Manganez elementine ve Prolaktin hormonuna daha çok rastlanıyor. Bu iki kimyasalın vücuttan atılması, bireyin hissettiği stresi azaltıyor, bu sayede faydalı bir adaptasyon haline geliyor. Bu sebeple de duygusal sebeplerle ağladığımız zaman çoğu zaman rahatlama hissediyoruz.

Ağlamanın biyokimyası, diğer salgı olaylarından çok farklı değil. Belirli uyaranların beyni uyarması durumunda Kranyal Sinir'den gözyaşı benzleri uyarılıyor ve gözyaşı sentezleniyor. Örneğin duygusal ve refleksif gözyaşlarını, en büyük gözyaşı salgı bezi olan Lakrimal Bez (Lacrimal Gland) salgılıyor.

Tel Aviv Üniversitesi'nden Evrimsel Biyolog Prof. Dr. Oren Hasson, ağlamanın evrimsel kökenlerini inceleyen bilim insanlarından biri. Yukarıda açıkladığımız gibi, onun da araştırmaları, gözyaşlarının özellikle güçsüzlük belirtisi olarak döküldüğünü gösteriyor. Yani kendimizi karşımızdakine karşı duygusal olarak güçsüz hissettiğimizde, gözyaşı bezlerimiz uyarılıyor. Dr. Hasson bunun, sosyal primat olan atalarımızın sosyal ilişkilerinin düzenlenmesinde rol oynadığını düşünüyor. Benzer şekilde o da, ağlamanın güçsüzlerin güçlüler tarafından korunmasında evrimsel bir fayda sağlamış olabileceğini düşünüyor.

Bunların hepsi sosyal ilişkilerimizin düzenlenmesi açısından faydalı gözüküyor, ancak ya ilk ağlama? Ağlama nasıl oldu da ortaya çıktı ve popülasyon içerisinde yaygınlaştı ve yukarıdaki olumlu etkileri sağlayacak şekilde özelleşti? İşte bu sorunun cevabını vermeliyiz. Cevap, Finlandiya'daki Turku Üniversitesinden bilim insanları ve Kanada'daki bir çocuk araştırma merkezindeki araştırmacılarının makalesinden geliyor:

İlk olarak anlamamız gereken şudur ki, insan türü ağlayan tek tür değil. Yukarıda açıkladığımız gibi araştırmalar, ağlama sırasında vücudun stresinin azaldığını böylece zorluk ve acıyla daha kolay başa çıkabildiğini gösteriyor. Yani diğer hayvanlar da ağlayarak üzerlerindeki baskıyı azaltmayı hedefliyorlar. Kısacası, her ne kadar bizde sosyal bir anlam kazanmış olsa da, ağlamak, fazla hormonların dışarı atılmasından fazla bir şey değil.

Bunun haricinde yukarıdaki açıklamalarımıza yol açacak şekilde evrimleşen ağlama tiplerinin, özellikle de duygusal ağlamaların memelilerde evrimleştiği düşünülüyor. İlk ağlama, annenin doğum kanalından çıkan bebeğin oksijenle ilk tanışması sırasındaki acıdan kaynaklanıyor ve bu duygusal bir ağlama değil, acı kaynaklı bir ağlama (refleksif ağlama). 

Duygusal ağlamanın ise, ilerleyen yaşlarda özellikle memelilerde anneden ayrılmayla birlikte geldiği düşünülüyor. Anne, yavrudan uzaklaştıkça, bebek ağlayarak ve çığlık atarak yerini belli ediyor, anne kolaylıkla onu bulabiliyor (eğer gerekiyorsa). Bunun haricinde aynı makalede bilim insanları ağlamanın çocukların ailevi durumları manipüle edebilmelerine yaradığını da düşündükleri anlatılıyor. Hipoteze göre ağlayan yavrular, aileleri tarafından daha fazla ilgi görerek, hayatta kalma şanslarını arttırıyorlar. Bu sebeple ağlama, popülasyon içerisinde küçüklükten itibaren yer edinerek sabitleniyor.

Ayrıca insan psikolojisinde çığır açan Sigmund Freud'un "süperçocuk" teorisine göre, çok çocuklu ailelerde duygusal gözyaşları çocuklardan özellikle birincisinin, diğerleri üzerinde baskı kurma amacına hizmet ettiği düşünülüyor. Kısaca ağlama, kardeşler arası rekabette bir araç olarak kullanılıyor.

Gerek insan dışı hayvanlarda, gerekse de insan türünde bunca farklı amaçla işlevini sürdüren gözyaşının evrimi, gerçekten çok ilginç bir konu ve halen derinlemesine araştırılıyor. Ancak bu kadar faydası olan bir olgunun, evrimsel olarak avantaj sağladığını görmek oldukça kolay.

Umuyoruz gelecekte bu konuda çok daha net sonuçlara varılabilecektir. 

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 2
  • Tebrikler! 5
  • Bilim Budur! 3
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 4
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 1
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 3
  • Üzücü! 1
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • A. Aubrey. Teary-Eyed Evolution: Crying Serves A Purpose. (2010, Ağustos 23). Alındığı Tarih: 22 Haziran 2019. Alındığı Yer: NPR
  • Science Daily. Why Cry? Evolutionary Biologists Show Crying Can Strengthen Relationships. (2009, Eylül 07). Alındığı Tarih: 22 Haziran 2019. Alındığı Yer: Science Daily
  • V. Lummaa, et al. Why Cry? Adaptive Significance Of Intensive Crying In Human Infants. (1998, Ocak 01). Alındığı Tarih: 22 Haziran 2019. Alındığı Yer: Science Daily

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 14/12/2019 06:52:43 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/346

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

Ağlamanın Evrimi

Bir İnsan Davranışı Olarak ''Fanatizm''

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bazı problemler öyle karmaşıktır ki, bilge biri onlar hakkında kararsız kalma hakkını kullanmalıdır.”
Anonim
Geri Bildirim Gönder