Sonsuz nedir? Ucu bucağı olmayan demektir. Peki ucu bucağı olmayan şeylere ne demeliyiz? Örneğin Pi sayısını ele alalım. Üçgenin bir kenarının başlayıp bittiği yer bellidir. Milyarlarca ışık yılı uzunluğunda olabilir ama kesindir biter. Aynı şekilde kalan tüm türevleri ile de aynı sonuç elde edilebilir. Fakat daire olarak bildiğimiz bir yuvarlak şekilde ise kenar hesaplanamaz herhangi bi başlangıç noktası yoktur. Bu da demek olur ki bizler bir dairenin üstünde sonsuza kadar dönsekte, o dairenin kenarına ulaşamayacağız. Yoktur çünkü o bir aksiyomdur o sonsuz orada vardır ne olursa olsun. Bu sonsuz kavramı bildiğimiz her şeyi kapsayabilmesinin gerçekliğini ne kadar algılayabiliriz. Bildiğimiz anlamda her şeyden, senden, benden, ondan onunla bağlantılı olsun olmasın her şeyden her maddenin bir gerçeğinden sahte olmayanından, tıpa tıp aynı ama farklı olmayanından. Bu mümkün mü? Olabilir mi? Sadece sürüngenlerin bu gezegenin üstünde hayatta kalabildiği alternatif bir gerçek, ‘’1’’lerin ‘’0’’,’’0’’ların ‘’1’’ olduğu modelde bir evren sonsuzluğun içinde olmalıdır. Quantum fiziğini anlama sürecinde insanlığın ‘’ne yapılması gerek?’’ sorusuna post-modernizm çaresi şimdilik bulunmuştur. Post-modernizm bir imgedir. İnsanlığın yaşadığı bir çağ da olabilir, simülasyonu çözmeye başlayan insanların kendini delirttiği bir şeyin sonucu da. Modernizmin her doğru ve gerçek olanın üstünden zıplayarak, mağaralarda geçirdiği günlerden itibaren bir şeyleri araç edinme yetisi, şartlar ne olursa olsun bir sürdürülebilir ilerleme durumu gibi basit ama insanı oluşturan temel yapı taşları, insanın mükemmel içgüdüler ile donatılmış bir makine gibi işlediğini de düşündürmeye sevk edebilir veya bir bütünün parçası olmanın gerekliliği ve en küçük yapıdan başlayarak bir tümevarımı da benimsetebilir. Hakikat ne olursa olsun Sisifos için o kaya her sabah orada olacak mıdır acaba?
Elbette vardır hatta bunlara İmkansız renkler denir. İmkânsız renkler, gözlerimizin çalışma şekli sebebiyle göremediğimiz renklerdir. Bu renkleri görememe sebebimiz, renk teorisine göre "karşıt süreç" (İng: "opponent process") olarak bilinen bir olgudur. Bir başka göremediğimiz renk ise kimerik renklerdir. Kendinden ışıklı renkler: Işık yaymasa bile parlıyor gibi görünen renklerdir. Kimerik renkleri koni hücreleri yorulana kadar bir renge bakılıp, sonra farklı bir renge bakılarak, kimerik bir renk görülebilir. Bu aslında gözler tarafından değil beyin tarafından algılanan bir ardıl görüntü oluşturur. Kimerik renkler görülmesi kolay olan hayali renklerdir. Basitçe ihtiyacınız olan tek şey 30-60 saniye kadar renge odaklandıktan sonra kendinden ışıklı renkler için beyaza, zifirî karanlık renkler için siyaha ve hiperbolik renkler için de tamamlayıcı yüzeye bakmaktır.
İmkânsız Renkleri Nasıl Görürüz?
Kırmızımsı yeşil veya sarımsı mavi gibi imkânsız renkleri görmek daha zordur. Bu renkleri görebilmek için, sarı bir nesne ile mavi bir nesneyi yan yana koyup, iki nesne üst üste gelecek şekilde gözlerinizi şaşı yapın. Aynı durum yeşil ve kırmızı için de geçerlidir. Üst üste gelen bölge, iki rengin karışımı (mavi ve sarı için yeşil, kırmızı ve yeşil için kahverengi), bileşen renklerin her ikisini de içeren noktalı bir alan veya hem aynı anda kırmızı ve yeşil hem de aynı anda sarı ve mavi alışılmadık bir renk halinde görülebilir.
Bu hayatı hiç deneyimlemeden biri bize anlatsaydı bu hayatı hayal edebilmemiz mümkün olamazdı. Gördüğümüz renkler daha önce yoktu ve sonradan var oldu. O halde şuan gördüğümüz renkleri biri bize görmeden önce anlatsa diyeceğim ama hayır anlatamazdı. Daha önce başka bir cevapta yazdığım gibi elmanın tadı nasıl tanımlanamaz ise mavi rengi de dil veya kavramlarla tanımlamak mümkün değildir. Bu nedenle şuanda gördüğümüz renkleri de görmemiş olsak bize hiç bir biçimde kimse bunları anlatamazdı. (Bunu bize deneyimlediğimiz şeyler varsa bunlar üzerinden benzeterek anlatma yoluna gitmekten başka çaresi olmazdı. Mevzu bahis olan deneyimlemek değil de 'anlatmak' olunca durum kaçınılmaz olarak budur. Bu durum dilin ne kadar yanıltıcı ve ifade etme bakımından sınırlı ve zayıf bir araç olduğunu ortaya koyar) Bu gibi bilgiler sadece deneyimlenerek bilinebilirlik veya öğrenilebilirlik içerir. Deneyimlemeden, yaşamadan aynı rengi, tadı, hissi, duyguyu insan bilemez. Bu yüzden Mevlana ne de güzel demiştir. 'Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir' diye. Aynı zihin durumunda buluşmak yani duygusal bir empatiklikle telepati benzeri bir biçimde iki zihnin eş şeyleri hissetmesi ve algılaması durumunu yaratır.
Bizlerin mavi rengi şuan deneyimliyor olmamız mavi rengin yokluktan geldiği gerçeğini değiştirmez. Yani görmediğimiz renkleri hayal edemiyoruz diye bu renklerin var olmasının imkansız olduğu gibi bir sonuca varamayız çünkü bugün gördüklerimiz de bir zamanlar yoktu. Bu yüzden bu evrende var mıdır bilemeyiz. Ancak sonsuzluk nasıl ki bugünkü renkleri tadları ortaya çıkardı ise bunların benzerini veya çok daha farklıllarını ortaya çıkarabilecek potansiyeli taşıyor demektir. Bizim bunları hayal edemiyor olmamız bunların var olmadığı veya var olamayacağı anlamına gelmez. Çünkü elimizde yukarıda belirttiğim üzere şuanda gördüğümüz herşeyin var oluşu bize bu sonsuzluğa dair yeterli delili sunar. Özellikle de bunların bir zamanlar olmadığı ve de bizim bunları deneyimlemeden hayal edemeyeceğimiz durumunu düşünürsek bu konuda elimizde yeterli delil vardır. Bu şuanda bize hayal gücümüz yetmediği için imkansız gibi gelse de göremediğimiz renklerin var olabilmesi mümkündür. Ancak bu evren bakımından renkler şuan gördüklerimiz ile sınırlı olabilir. Biz evreni ve varoluşunu düşünüyor isek bu durumda evrenin yokluktan ortaya çıkış hali açısından düşündüğümüzde herşey yokluk ve bizim için hayal edilemezlik durumundan türemiş olarak çok rahat bir biçimde görmediğimiz renklerin gördüklerimiz gibi var olmasının sonsuzluk içinde mümkün olduğunu düşünüp kavrayabiliriz.