Merhaba
Kendime Düşünceler’ni elime aldığımda ağır bir felsefe kitabı okuyacağımı sanmıştım. Ama birkaç sayfa sonra şunu fark ettim bu kitap bana yazılmamış. Ben, bir insanın kendisiyle konuşmalarını okuyorum. Sanki Marcus Aurelius’un zihnine sessizce misafir olmuşum gibi.
Marcus Aurelius’un kim olduğu burada çok önemli. Bir düşünür olmasının ötesinde, Roma İmparatoru. Yani gücün zirvesinde bir insan. Ama bu kitapta güç yok, gösteriş yok. Aksine sürekli kendini dizginlemeye çalışan, öfkesini kontrol etmeye uğraşan biri var. Bu beni durdurdu. Çünkü insan ister istemez şunu düşünüyor: “Her şeye sahip biri bile iç dünyasını kontrol etmekte zorlanıyorsa, demek ki mesele dış dünya değil.”
Kitabı anlamak için biraz da Stoacılık’tan bahsetmek gerekiyor. Stoacılık, M.Ö. 3. yüzyılda Kitionlu Zenon tarafından kurulmuş bir felsefe. Temel fikri çok net ama uygulaması zor. Kontrol edebildiğin şeylere odaklan, edemediklerini kabullen.
Stoacılara göre dış dünya ,insanlar, olaylar, kayıplar bizim kontrolümüzde değildir. Ama düşüncelerimiz, tepkilerimiz ve seçimlerimiz bizim sorumluluğumuzdadır. Bu yüzden mutluluk dışarıda değil, insanın kendi içinde kurduğu dengededir. Marcus Aurelius’un kitabı da tam olarak bu düşüncenin bir pratiği gibi. Kitabın içeriği bir hikâye değil. Bölümler halinde yazılmış kısa notlardan oluşuyor. Ama bu notlar aslında bir insanın kendine verdiği öğütler. Öfkeyle baş etme, ölümle yüzleşme, sabırlı olma, insanları anlama hepsi var ama öğretici bir dille değil; daha çok içten bir hatırlatma gibi. Bir yerde şu cümleyle karşılaştım ve gerçekten durup düşündüm.
“İnsanı rahatsız eden şey olaylar değil, onlar hakkındaki düşünceleridir.” Bu cümle Stoacılığın özeti gibi. Çünkü bir anda şunu fark ediyorsun: Seni kıran şey belki de olayın kendisi değil, ona yüklediğin anlam. Bir başka yerde ise şöyle diyor. “Çok geçmeden her şeyi unutacaksın; çok geçmeden herkes seni unutacak.” İlk başta biraz sert geliyor ama sonra insanın içinde tuhaf bir hafiflik yaratıyor. Çünkü bu cümle aslında özgürlük veriyor. Her şey geçiciyse, o zaman bu kadar yük taşımaya gerek var mı?
içime en çok dokunanlardan biri “Sabah uyandığında, insanların bencil, nankör ve kaba olacağını düşün ama yine de onlarla uyum içinde yaşa.” Burada Stoacılığın o sakin ama güçlü tarafı var. Dünya değişmeyebilir, insanlar zor olabilir. Ama sen nasıl biri olacağını seçebilirsin.
Okurken sık sık kendime döndüm. Gün içinde ne kadar küçük şeylere takıldığımı fark ettim. İnsanların sözleri, kırgınlıklar, geçmiş Marcus Aurelius sanki yüzyıllar öncesinden bana şunu söylüyor. “Zihnini koru, çünkü asıl olan o.” Kitap bittiğinde büyük bir aydınlanma yaşamadım. Kendime Düşünceler’ni kapattıktan sonra zihnimde dolaşan düşünceler bir noktada çok tanıdık bir duaya bağlandı.
Hani şu herkesin bir şekilde duyduğu, belki de içinden geçirdiği cümle “Allah’ım, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç, değiştiremeyeceklerimi kabullenmek için sabır ve ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için akıl ver.” Aslında bu cümle ile Marcus Aurelius’un düşünceleri arasında şaşırtıcı bir yakınlık var. Stoacılığın özü de tam olarak bu değil mi zaten? Neyin senin elinde olduğunu bilmek ve olmayanla savaşmayı bırakmak. Kendi hayatıma dönüp baktığımda şunu fark ediyorum .En çok yorulduğum yerler, kontrol edemediğim şeyleri zorladığım yerler. İnsanlar değişsin istiyorum, geçmiş farklı olsun istiyorum, bazı şeyler hiç yaşanmamış olsun istiyorum ama olmuyor. Ben en çok da bu “olmayan” şeylerin içinde tükeniyorum.
Belki de mesele gerçekten çok daha sade. Değiştirebildiğim şeyler var mesela tepkilerim düşüncelerim, seçimlerim. Bir de değiştiremeyeceklerim, mesela başkaları, zaman, olmuş olanlar galiba bütün hayat, bu ikisini karıştırdığım yerde zorlaşıyor. Şimdi kendime daha sakin bir yerden bakmaya çalışıyorum. Her şeye yetişmek zorunda değilim. Her şeyi düzeltmek zorunda da değilim. Kendi içimde neyi büyüttüğüme, neyi beslediğime karar verebilirim.
Ben hâlâ öğreniyorum… neyi bırakmam gerektiğini, neyi tutmam gerektiğini.
Galiba en büyük güç, her şeyi değiştirmek değil; doğru yerde direnmek, doğru yerde bırakabilmek. İçimde bir sadeleşme oldu. Bazı şeyler yerli yerine oturdu gibi kendime şu soruyu sordum. Ben gerçekten hayatı mı yaşıyorum, yoksa zihnimin kurduğu anlamların içinde mi kayboluyorum?
Belki de Kendime Düşünceler’nin asıl gücü burada. Sana bağırmıyor, öğretmeye çalışmıyor. Sadece seni kendinle baş başa bırakıyor , galiba en zor şey de bu ''Dünyayı değil, kendini yönetmek''