Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 8 Mayıs 2011 30 dk.

Kanser, en yalın anlamıyla, kontrolsüz hücre bölünmesi demektir. Hücreler, sürekli olarak belirli bir döngü içerisindediler. Hayatlarının çoğu "interfaz" denen ve "hücre içi sıradan olayların yapımı ve bir sonraki bölünme için iç hazırlıklar" olarak tanımlayabileceğimiz evrede geçirirler. Daha sonradan, DNA'dan "emrin gelmesiyle" (daha doğrusu belirli bir yüzey alanının hacme oranı değerine veya belli başlı bazı diğer kriterlere eriştikten sonra meydana gelen biyokimyasal geri bildirim sayesinde DNA'nın tetiklenmesiyle) hücre bölünmesi için özel çalışmalar başlatılır. Sırasıyla profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerinden geçerek hücre bölünmesi gerçekleşir.

Ancak işler, bizlerin lisede öğrendiği kadar basit değildir. Hücrenin normal yaşamı ve bölünme öncesi, sırası ve sonrasında pek çok zincirleme tepkimeler (İng: "cascade") meydana gelir. Bunlar, çeşitli enzim ve proteinlerce denetlenirler. Her bir faz arası geçiş, farklı metotlarla kontrol edilir. En nihayetinde ise önce DNA bölünür, telofazın son kısmında ise hücre bölünmesi gerçekleşir ve sonuç olarak tek bir hücreden, iki hücre (mayoz durumunda peşisıra iki bölünme sonucu önce iki, sonra dört hücre) meydana gelir.

150
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Şule Ölez
Şule Ölez
1.3M UP
Çeviren 29 Ağustos 2017 10 dk.

İnsanların beslenmesindeki başlıca evrimsel değişikliklerden ilki, en az 2,6 milyon yıl önce büyük hayvanların et ve kemik iliklerini menülerine dahil etmeleriydi.

İlk insansıların beslenme biçimi muhtemelen günümüz şempanzelerininkine benziyordu: çok miktarda meyve, yaprak, çiçek, ağaç kabuğu, böcek ve et içeren hem otçul hem de etçil bir beslenme düzenine sahiplerdi (örneğin Andrews & Martin 1991; Milton 1999; Watts 2008). Diş morfolojisi ve dişlerin mikro düzeyde aşınması ile ilgili çalışmaların gösterdiğine göre bazı insansıların yedikleri şeyler arasında tohumlar ve sert kabuklu yemişler gibi sert gıda maddeleri ile kökler ve yumru kökler gibi yer altı depolama organları bulunabilirdi (Jolly 1970; Peters & O'Brien 1981; Teaford & Ungar 2000; Luca ve ark. 2010). İnsansıların yedikleri şeyler en az 2,6 milyon yıl öncesinden itibaren belirgin şekilde genişlemeye başladı; bazıları yiyecekleri arasına küçüklerinden büyüklerine kadar her çeşit hayvanın et ve iliğini dahil etmeye başladılar. Bu çarpıcı değişimin kanıtlarını 5N1K sorularını sorarak inceleyelim: Ne zaman, Nerede, Kim, Ne, Niçin ve Nasıl?

92
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ögetay Kayalı
Yazar 5 gün önce 4 dk.

3D yazıcı, bilgisayar ortamında oluşturulan tasarım dosyalarını alıp elle tutulur gerçek nesnelere çeviren bir tür makinedir. Çok çeşitli tipleri bulunsa da günümüzde en yaygın olarak kullanılanı Fused Deposition Modeling (FDM) tipi yazıcıdır. Bu tür yazıcılar basit bir şekilde, verilen plastik materyali alır ve sıcak bir uçta eriterek arzu ettiğiniz nesneyi katman katman yazarak bir bütün haline getirir. Bu yazıda yazıcılardan bahsederken FDM tipi olanları kast ediyor olacağız.

Öncelikle yapılması gereken, elde bir tasarım dosyasının bulunmasıdır. Bunu SolidWorks gibi CAD programları kullanarak kendiniz tasarlayabileceğiniz gibi, 3D tarayıcı kullanarak bir nesneyi taratarak da elde edebilirsiniz. Yani ya gerçek bir nesneyi taratmanız ya da sanal bir nesneyi kendiniz bilgisayarda oluşturmalısınız. Buna bir diğer alternatif ise başkalarının yaptığı tasarımları ilgili platformlarda (GrabCad, Thingiverse gibi) aratarak indirmektir. Özetle, elinizde bir tasarım dosyası bulunmalıdır. Dosyanın formatı ise STLolmalıdır.

15
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Burak Albayrak
Burak Albayrak
356.0K UP
Ekleyen 7 Mart 2022 33 dk.

Halk arasında genellikle kalp krizi olarak bilinen miyokard enfarktüsü, kısaca MI (İng: "Myocardial Infarction"), patolojik olarak iskeminin neden olduğu miyokard hücrelerinin geri dönüşü olmayan ölümü olarak tanımlanır ve kalbin koroner arterine giden kan akışı azaldığında ya da durduğunda ortaya çıkar ve kalp kasına zarar verir.[1]

En sık görülen semptom; omuz, kol, sırt, boyun veya çeneye yayılabilen göğüs ağrısı veya rahatsızlığıdır. Sıklıkla göğsün ortasında veya sol tarafında oluşur ve birkaç dakikadan fazla sürer. Rahatsızlık bazen mide ekşimesi gibi hissedilebilir.[1] Diğer belirtiler arasında nefes darlığı, mide bulantısı, baygınlık hissi, soğuk ter veya yorgunluk sayılabilir.[2] İnsanların yaklaşık %30'unda atipik semptomlar vardır. Kadınlar ise genelde göğüs ağrısı yerine, boyun ağrısı, kol ağrısı veya yorgunluk hissederler.[3]

76
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Cemgil Bilici
Cemgil Bilici
174.0K UP
Uyarlayan 2 gün önce 6 dk.

Dünya genelinde su kıtlığı, 21. yüzyılın en acil sorunlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır. İklim değişikliği, nehirleri ve akiferleri benzeri görülmemiş aşırı durumlara itmekte, kuraklıklar ve seller şiddetlenmekte, nüfus artışı ve ekonomik gelişmeyle birlikte tatlı su talebi artmaktadır.

Ancak Water Resources Research dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, genellikle göz ardı edilen bir demografik değişim olan doğum oranlarının düşmesi ve yaşam beklentisinin artması sonucu toplumların yaşlanmasının, küresel su talebi üzerinde şaşırtıcı derecede büyük bir etkiye sahip olabileceğini ve bu yüzyılın ortasına kadar su çekimini %31'e kadar azaltabileceğini ortaya koyuyor.

7
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ahmet Uğur Avcı
Yazar 6 Mart 2022 5 dk.

COVID-19 salgınıyla mücadelede geldiğimiz noktada tedbirlerle ilgili yeni kararlar açıklandı. Açık havada ve "yeterli havalandırmaya" sahip kapalı alanlarda maske takma zorunluluğu kaldırıldı.

Ancak "yeterli havalandırma" tanımı, beraberinde birçok soru işareti getiriyor. Örneğin, salgının başından beri tartışılmakta olan ticari uçak kabinlerindeki havalandırma ve filtreleme sistemlerinin yeterliliği ve tedbirlerin ne seviyede uygulanacağı tekrar gündeme gelebilir. Ancak ne karar alınırsa alınsın, bulaşıcılığı bu kadar yüksek olan bir enfeksiyon etkeni gölgesinde kapalı kabin içerisinde diğer yolcularla yakın temas halinde yolculuk yapmak bazılarımız için tedirginlik yaratmaya devam edecek gibi görünüyor.

12
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Arif G.
Arif G.
111.6K UP
1 gün önce
Ve sonra video biter. Fon müziği susar. Yeni bir içerik başlar. Acı geride kalır, izlenmiş, tüketilmiş, arşivlenmiştir. Hatırladığımızı sanırız çünkü izledik.
Oysa paylaşılmayan bir an vardır. Görüntüsü yoktur, sesi yoktur, fon müziği yoktur. Kimse beğenmez, kimse yorum yapmaz. Ama belki de ilk kez, gerçekten hatırlamaya en çok yaklaştığımız yer orasıdır.
Belki de asıl mesele neyi paylaştığımız değil neyi paylaşmadığımızdır. Hangi acıyı sessizce taşıdığımız, hangi görüntüye bakmamayı seçtiğimizdir. Çünkü bazı şeyler gösterilerek değil susularak hatırlanır.
Başta eklenen fon müziği en sonda kesilir. Geriye ne görüntü kalır ne ses. Sadece şu soru kalır. Biz gerçekten hatırladık mı, yoksa yalnızca izledik mi?
Çünkü bazı acılar hatırlanmak için değil saygıyla susulmak için vardır.

34 görüntülenme
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Alper Kaan Selçukoğlu
Yazar 6 Ekim 2023 19 dk.

Türdiriltimi (İng:"De-extinction") kavramı, belki de bilim dünyasının görmüş olduğu en olağandışı ve ilginç kavramlardan biridir. Nesli tükenmiş canlıları, bir nevi yeniden hayata döndürme fikri, ilk duyulduğunda hem ilginç hem de neredeyse imkânsız gibi gelebilir. Ancak genel kanının aksine, bu fikrin gerçekleştirilebilirlik potansiyeli vardır ve hatta bazı başarılar elde edilmiştir. 2023 yılı itibariyle, türdiriltimi oldukça popüler bir araştırma alanı haline gelmiştir ve aldığı yatırımlar sayesinde de hızla gelişmektedir. Türdiriltimi, gelecekte ekosistem mühendisliğinden yapay rahim teknolojilerine kadar hayatımızın her alanını etkileyecek bir bilimsel araştırma sahası olma yolunda önemli adımlar atmaktadır.

Türdiriltimi, 21. Yüzyılda popüler hale gelen bir kavram olmasına rağmen, kökenleri çok daha eski zamanlara dayanmaktadır. Bu konseptin izleri, 1900'lerin başlarına ve hatta Nazi Almanya'sı dönemine kadar gitmektedir. Kulağa ütopik bir olgu gibi geldiği için birçok insan, türdiriltiminin gerçekleştirilebilir olup olmadığı sorusunu sormaktadır. Nitekim tarih boyunca çeşitli türdiriltim projeleri gerçekleştirilmiş; bazıları başarılı olmuş, bazıları ise başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

88
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Bilim haberlerimizi ve diğer yazılarımızı Google Haberler'de görmek için bizi takip etmeyi unutmayın.

İnceleme
Önder Altunlu
Önder Altunlu
50.2K UP
İnceleyen8 2 gün önce
yine kan dondurucu bir filmdi. John hiç fiziksel olarak özgür olamadı, sergilenmesi yaşamı boyunca el değiştirdi fakat o doğanın ve sistemin dayattığı koşulları reddetti. bu eylemi onu özgür yapar
Film
9.4/10
(10 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Elephant Man
Yönetmen: David Lynch
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

YouTube, Evrim Ağacı tarafından hazırlanan içerikleri video yoluyla öğrenmenin en iyi yolu! Ayrıca kanalımızda birçok bilim insanıyla röportajlarımızı, çeşitli deney gösterilerini ve diğer bilim içeriklerimizi bulabilirsiniz.

Emir Akbaş
Emir Akbaş
113.7K UP
Bilime meraklı bir genç. 2 gün önce Sen de Cevap Ver
Uzayın kokusu ve tadı var mı?
Uzayın kokusu ve tadı var mı?

İlk bakışta mantıksız gibi görünse de, evet, uzayın bir kokusu var. Ancak bu koku, astronotların uzayın içinde doğrudan koklamasıyla değil, uzay yürüyüşlerinden sonra giysilerine ve ekipmanlarına sinen partiküller aracılığıyla algılanıyor.NASA astronotlarına göre, uzaydan döndükten sonra giysilerinde ve hava kilidinde belirli bir koku hissediliyor. Bu koku, Dünya atmosferine yeniden girişte, oksijenle etkileşime giren atomik parçacıkların ortaya çıkardığı kimyasal tepkimeler sonucunda oluşuyor.Uzayın kokusunu tanımlamak hiç de kolay değil. Ancak birçok astronot, bu kokunun oldukça karakteristik ve ayırt edici olduğunu belirtiyor. Yapılan tanımlamalara göre uzayın kokusu genellikle şöyle tarif ediliyor:

Yanmış et

Kaynatılmış metal

Tüm Reklamları Kapat

Ozon

Kaynak dumanı (arc welding fumes)

Barut ve silah dumanı

Bitter çikolata veya rom gibi tatlı ve keskin kokular

Tüm Reklamları Kapat

Chris Hadfield, Peggy Whitson, Don Pettit ve daha pek çok astronot, bu kokunun metalik ve yanık benzeri özellikler taşıdığını dile getiriyor. Don Pettit, uzaydan dönen ekipmanların bir süre sonra "karamelize edilmiş biftek" kokusuna benzeyen bir aroma yaydığını belirtmiştir.

Bu kokunun kaynağı, uzaydaki yüksek enerjili olayların ve radyasyonun sebep olduğu kimyasal reaksiyonlardır. Özellikle ölmekte olan yıldızların patlamaları (süpernovalar), gama ışınları ve güneşten gelen yüksek enerjili parçacıklar, karbon temelli bileşiklerin parçalanmasına ve yeni moleküllerin oluşmasına neden olur.

[1]Bu yeni oluşan moleküller, astronotların giysilerine sinerek, hava ile temas ettiklerinde Dünya'da algılanabilen bu eşsiz kokuyu üretirler. Yani uzayın kokusu, aslında evrende meydana gelen devasa enerjili olayların "kimyasal izleri" gibidir.

Kaynaklar

  1. Auran. Auran Kozmetik. Alındığı Tarih: 6 Şubat 2026. Alındığı Yer: auran | Arşiv Bağlantısı
Bu cevap, soru sahibi tarafından en iyi cevap seçilmiştir. Ancak bu, cevabın doğru olduğunu garanti etmez.
4
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Discord
Blog Yazısı
Kasım Aydın
Kasım Aydın
151.4K UP
Blog Yazarı 4 dk.

Ormanlar tekin olmayan ve tekin olmadığı yerlerdir. Gece vaktinde buralar da dolaşılması hoş karşılanmaz –görünür görünmez her canlı tarafından- ya oldu da bir şekilde ormandan geçmek zorunda kaldın, o vakit giydiğin kıyafetin bir yerinde mutlaka ama mutlaka demir, kurttırnağı veya gök boncuk gibi kutlu nesneler taşımalısın. Tabii yeraltına çekilip körü ruhların hizmetkârı olmaktan memnun olmaz isen. Bu nesneler ruhları öldürmez ama onları senden uzak tutar. Ormanlar çokluktur, kargaşadır ve Tanrı’nın terk ettiği yerlerdir. Buraların sırrını ancak kutlu kahramanlar çözebilir ve orman ruhunun sakladıklarını ancak bu kahramanlar bulabilir. Bu ormanlar da sayısını bilemediğimiz kadar çok sayıda iyi ve kötü ruhlar yaşar, gezinir veya ziyaret eder. Ruhlarla sayı bakımından yarışırcasına çok sayıda ağacın, bu ağacın dallarının ve bu dallardaki yaprakların seni izlemediğinden hiçbir zaman emin olamazsın. Bilmediğin bir şeyden korkman seni işe yaramaz bir korkak yapmaz. Bu arada orman ruhları fazla gürültüden, şamatadan ve aşırıya kaçan hareketlerden hoşlanmazlar. Eğer etrafta bildiğin bir kayın ağacı ve nefret ettiğin –çünkü insan sevdiği bir canlıdan kolay kolay vaz geçmek istemez- sarı bir keçin varsa, onu kayın ağacına bağlayıp ruhlara kurban etmek suretiyle bir müddet kahkaha atabilirsin. Ama macera sevmeyen bir kişiliğin varsa ve sürekli birilerinin bir gölge gibi günün belirli vakitlerinde cüretkâr bir şekilde tam karşında durarak seni izlediğinden şüpheleniyorsan iyisi mi sen bütün bu zahmetlere girmekten kendini alıkoy, hatta mümkünse ormanın etrafından dolaşmayı dene ve bu hikâyeye hiç başlamadan burada sonlandır.

Tabanları yağlamayanlara iyi bir haberim var. Denk gelebilecek kadar şanslıysanız ve onları ikna edebilirseniz kötü ruhlara karşı savaşabilecek, Tanrı kutu taşıyan ayıı adı verilen iyi ruhlarla karşılaşabilirsiniz. Şanslıysanız dedim, çünkü insanlara hayat ve saadet bahşetmek isteyen bu ruhlar gökler de yaşarlar. Mesela ben üör, abaası, yek, kara neme gibi kendisine kul köle yapmak için yer üstünde ve yeraltında dört dönüp insanları korkutan ve bazen de onların ruhunu çalıp kendi bölgelerine götürmek isteyen kötü huylu ruhlarla savaşmak için dingin, huzur ve kut dolu göklerden aşağı inebilecek herhangi bir ruh tanımıyorum. Bütün bunlara rağmen hemen enseyi karartmamak lazım. Burnunun ucunu dahi göremediğin, uzun ve sık ağaçlarla dolu, uzaktan bakıldığında kötü bir haber almışçasına insanın içini muazzam bir kasvet ile dolduran karanlık bir ormanın girişinde oturup gökyüzünden bir ışık ya da bir parlaklık beklemek, kılıcın kınını ve okun sadağını kontrol edip yaya olarak girmekten daha doğru bir hareket olacaktır. Yaya olarak dedim, çünkü hiçbir atın oraya girmeyeceğinden eminim.

13
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
🧠 Osteopati, vücudun kas-iskelet sistemine odaklanan bir manuel terapi yaklaşımıdır. Osteopatik uygulamalar; eklem mobilizasyonu, yumuşak doku teknikleri ve vücut bütünlüğünü gözeten dokunma temelli müdahaleler gibi yöntemleri kapsar.

🔬 Bununla birlikte, osteopatinin bilimsel olarak etkinliği ve mekanizmalarının ne ölçüde kanıtlandığı konusu uzun süredir tartışmalı. Bazı çalışmalar, belirli kas-iskelet ağrısı ve fonksiyon bozukluklarında olumlu sonuçları gösterirken; diğer çalışmalar bu yöntemlerin etkinliğini destekleyecek yeterli bilimsel kanıtın henüz mevcut olmadığını vurguluyor.

📊 Özellikle bel ve boyun ağrısı, baş ağrısı ve bazı eklem problemleri gibi durumlarda osteopatik müdahalelerin etkisi üzerine çeşitli araştırmalar yapılmış olsa da, bunların sonuçları arasında tutarlı ve geniş çapta genellenebilir bir bilimsel destek düzeyi konusunda fikir birliği bulunmadığı belirtiliyor. Yani bu alanın daha net kanıtlar için araştırma ihtiyacı taşıdığı düşünülüyor.

🧪 Osteopatinin farklı tekniklerinin karmaşık yapısı, kontrol grubu oluşturma ve plasebo etkilerini ayırt etme gibi metodolojik zorluklar nedeniyle sistematik değerlendirmeleri zorlaştırabiliyor. Bu da, elde edilen sonuçların genel popülasyona nasıl uygulanabileceği konusunda belirsizliklere yol açıyor.

💡 Özetle, osteopati bazı kişilerde fayda sağlayabilir; ancak genel olarak bilimsel kanıtlar daha geniş ve güçlü çalışmalara ihtiyaç duyduğunu düşündürebilir. Bu nedenle bu yaklaşımın etkinliği ve kapsamı hâlen bilimsel çalışmalarda daha net belirlenmeye çalışılıyor.

Yazar: Jonathan Jarry M.sc
Çeviren: Sıla Gürçınarlı
Editör: Damla Şahin Uçar

ℹ️ Bu içerik, Evrim Ağacı internet sitesinden derlenerek hazırlanmıştır. Derleme sırasında bazı önemli detaylar kaybolmuş olabilir. Konu hakkında eksiksiz bilgi almak ve kaynaklarımızı görmek için içeriği lütfen evrimagaci.org üzerinden okuyunuz.
Söz
Arif G.
Arif G.
111.6K UP
Alıntıyı Ekleyen 3 gün önce
Hata ayıklamak, kod yazmaktan iki kat daha zordur. Dolayısıyla kodu olabildiğince akıllı yazarsanız, onu ayıklayacak kadar akıllı değilsinizdir.
Kaynak: Kernighan, B. W. & Plauger, P. J. (1978). The Elements of Programming Style (2. baskı). McGraw-Hill.
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close