Denizkızları Gerçek Değil! Ama Biyolojik Olarak Gerçek Olabilirler Miydi?

Yazdır Denizkızları Gerçek Değil! Ama Biyolojik Olarak Gerçek Olabilirler Miydi?

Her nedense denizkızları gerek tarih boyunca insanların, gerekse de Evrim Ağacı okurlarının dikkatini çekmiştir. Ne yazık ki denizkızları gerçek değildir. Olsa süper olurdu; ancak değil. Yine de gönül deli, istiyor ki gerçek olsunlar! Peki bizimkine çok benzer bir Dünya'nın ve bildiğimiz anlamıyla biyolojik evrimin ve bildiğimiz türlerin olduğu paralel bir evrende, denizkızlarının biyolojik olarak var olmaları mümkün olabilir miydi? Çünkü lütfen olsun!

Bu yazımızda, denizkızlarının günümüzdeki canlılar ve modern evrimsel biyoloji bilgilerimiz ışığında, biyolojik olarak var olma ihtimallerini inceleyeceğiz. Bunun için, Disney tarafından yaratılan Küçük Denizkızı ve içerisindeki denizkızı imgelerini kullanacağız. Tabii ki bu imgeler, insanların genel olarak "denizkızı" dendiğinde akıllarına gelen şeylerle büyük ölçüde örtüşmektedir; dolayısıyla bu çizgifilmden yola çıkarak hayallerinizi süsleyen denizkızlarına konuyu genellemeniz mümkündür. 

Teorik olarak, denizkızlarının hayali bir biyolojik evrimini takip etmek mümkündür. Çünkü o kadar da sıradışı ve akıl almaz mitolojik canlılar değillerdir. Sorun, bu varlıkların diğer herhangi bir canlıya nazaran çok daha gizemli, büyülü, gizli olduğunu düşünmekte yatmaktadır. Eğer var olsalardı, hele ki zeki canlılar oldukları için, bugüne kadar mutlaka bulurduk. Gerçekten! Hiçbir biyolojik canlının olmadığı gibi, onlar da büyülü veya sihirli olmazlardı. Ancak yoklar, o nedenle bulamamaktayız. İspat yükünün iddia sahibinin omuzlarında olduğunu asla unutmayın! Denizkızlarının var olduğunu ispatlamak, bunu iddia edenlerin sorumluluğudur. Bilimsel ve akademik bir şekilde ispatı olmaksızın ileri sürülen iddiaları reddetmek için, herhangi bir ispata gerek yoktur. Düşük çözünürlükle çekilen, hepsinin sonradan görüntü manipülasyon yöntemleriyle yaratıldığı tespit edilmiş olan fotoğraf ve videolar veya kulaktan dolma (anektodal) anlatımlar bilimsel kanıt özelliği göstermemektedir. Ancak şimdi bu bilimsel gerçekleri bir kenara bırakalım ve yine bilimin ışığında hayal dünyasına dalalım: 

Eğer ki denizkızları var olsaydı, muhtemelen balıktan evrimleşmiş insansı yapılar olmazlardı. Bu canlılar, eskiden insanken deniz ortamına adapte olarak balıksılaşmış canlılar olurlardı. Bunun sebebi, bir balığın evrimsel süreçle yarı yarıya bildiğimiz insan-benzeri bir canlıya dönüşmesinin çok zor olmasındandır. Evet, modern insanların (sizin ve bizim) ataları arasında balıklar bulunmaktadır; ancak balıklardan insanlara gelene kadar sayısız ara türden geçilmiştir ve bu canlılar, balıklardan da, insanlardan da son derece farklı canlılardır. Dolayısıyla balıktan insana sıçrama söz konusu değildir. Bu zaten oldukça sıradışı bir durum olurdu, zira alt kısmı balıksı olan, karın ve üzeri insansı olan bir yapının evrimleşebilmesi için çok fazla basamak gerekirdi. Öte yandan, evrim tarihinde insana benzer şekilde dört uzvu olan memelilerin balıksılaştığını bilmekteyiz (bkz: yunuslar ve balinalar). Dolayısıyla eğer ki denizkızları gerçek olsaydı, evrimsel olarak insansı türlerin balıksı yapılar kazanması daha olası olurdu.

İnsansı bir türün Küçük Denizkızı'nda anlatıldığı gibi bir canlıya evrimleşmesi için arka bacakların yitirilmesi ve yüzgeçleşmesi gerekmektedir. Buna benzer olayların evrim tarihinde, yunus ve balina örneklerinde olduğu gibi, yaşandığını söylemiştik. Ancak bir denizkızının geçirmesi gereken evrime daha benzer bir evrimi Yüzgeçayaklılar (Pinnipedia) isimli canlılar geçirmiştir. Denizaygırları, denizaslanları, kürklü foklar, kulaksız foklar ve gerçek foklar gibi canlıları barındıran bu grubun arka ayakları birbirine kaynayarak yüzgeç-benzeri bir yapıya dönüşmüştür. Denizkızlarının da buna benzer bir evrim geçirmesi ve ayak parmaklarını saran bir zarın evrimleşmesi gerekmektedir. Bu durum, yarasaların kollarının değişerek kanatlara evrimleşmesi gibi düşünülebilir. Bacakların da Yüzgeçayaklılar'da olduğu gibi birbirine kaynaması ve balıksı pullarla kaplanması sonucu, bacak kaslarını kullanan bu hayali denizkızı su içerisinde hareket edebilecektir. Teknik olarak anüsün, normalde insanlardakiyle aynı yerde olması gerekmektedir. Lakin bu, birçok çocuk çizgifilminde atlanan bir noktadır.

Ancak evrimsel açıdan en büyük sorun, vücudun üst kısmının insana çok benzer bir şekilde korunmasında yatmaktadır. Denizkızları sosyal hayvanlar olarak gösterildiği için, yüzlerin korunması mantıklıdır. Çünkü yüzümüzün en önemli özelliği, sosyal mesajları ve duyguları iletebilmektir. Kolların korunması ise ilginç bir noktayı göstermektedir: Birçok denizkızı filminde olduğu gibi, Küçük Denizkızı'nda da kollar yüzme sırasında iki yana yapıştırılmaktadır. Dolayısıyla hidrodinamik yetenekler, Doğal Seçilim baskısı sonucu körelen kollarla değil, davranışsal değişimler sonucunda edinilen vücut formlarıyla sağlanmaktadır. Yani denizkızları, daha iyi yüzebilmek için kollarını yana yapıştırıp sadece yüzgeçleriyle yüzmeleri gerektiğini bilirler. Bu da, Doğal Seçilim'in kolları köreltip elemesine engel olmuştur. Yüzgeçayaklılar'da ise kollar, ön yüzgeçlere dönüşmüştür.

Solunum, elbette ki diğer bir sorundur. Küçük Denizkızı'nda solungaçlara veya benzeri bir idiğer harici solunum sistemine dair herhangi bir bilgi verilmemektedir. Buna rağmen denizkızlarının su altında nefes alıp verebildiği gösterilmektedir. Bu durumda akciğerlerin evrimsel süreçte dikkate değer miktarda küçülmüş olması gerekmektedir. Çünkü akciğerler, serbest atmosferik gazlarla doldurularak çalışabilen bir organdır. Denizin altında ise yalnızca hava keseleri olarak kullanılıp, su içerisindeki derinliği ayarlamaya yarayabilirler. Bu durumda, yine büyük bir çizgifilm hatası olmak suretiyle, çizgifilmlerde hiçbir denizkızının dirikesimle incelenmemiş olmasından ötürü, bu noktada ciddi bir spekülasyon yaparak, hayali denizkızlarında iç solungaçlar evrimleşmesi gerektiğini söylemek durumunda kalmaktayız. Muhtemelen bu solungaçlar damakta ya da boğazda konumlanmış olabilir; böylelikle doğrudan kan akışına oksijen sağlamaları mümkün olabilecektir.

Elbette ki denizkızlarıyla ilgili başka çok sayıda evrimsel problem bulunmaktadır. Örneğin, tuzlu suyun aktif bir şekilde tuzdan arındırılması ve vücuttaki tuzun atılması önemli bir problemdir. Bu durumda böbreklerin özelleşmesi gerekecektir. Halbuki denizkızı gösterimlerine göre böbrekler, vücudun insansı kısmında yer almaktadır. Bu durumda, yine dirikesim olmaksızın, kesin bir yargıya varmak mümkün olmayacaktır.

Denizkızlarıyla ilgili bir diğer problem, üreme sorunudur. Adlarından da anlaşılacağı üzere, "denizerkekleri" yok gibi gözükmektedir. Bu durumda tek olası üreme biçimi partenogenez gibi eşeysiz üreme yöntemleri olacaktır. Bu durumda bazı denizkızları, üreme gerektiği zaman erkeklere dönüşerek (ya da yavrulardan bazıları erkek olacak şekilde gelişerek) dişileri dölleyecektir. Sonrasında ise bu erkekler ölecek ve popülasyondan elenecektir. Fakat bir denizkızının bazı balıklar gibi dış döllenme mi, yoksa memeliler gibi iç döllenme mi yaptığı da önemli bir soru işaretidir. Yani bu denizerkeklerinin, dişilerin vajinasına girebilecek şekilde uyumlu penislerinin var olup olmadığı önemli bir sorudur. Hiçbir çizgifilmde denizkızlarının vajinaları gösterilmemektedir - ki bu da büyük bir bilimsel problemdir. Ancak vücudun insansıdan balıksıya geçiş yaptığı kısım, bu organ için en uygun pozisyon olarak görülmektedir. Muhtemelen denizerkekleri (eğer varlarsa), tıpkı yılanlarda veya balinalarda olduğu gibi vücutlarını ya da penislerini denizkızlarına sararak onları döllemeye çalışmalıdırlar. 

Bir diğer ilginç nokta, Küçük Denizkızı'nda gösterildiği üzere denizkızlarının memelerini küçük denizkabuklarıyla örtmeleridir. Bu durum, denizkızlarında da insanlarda olduğu gibi bedeni örtme kültürünün olması gerektiğini göstermektedir. Bu, iki anlama gelebilir: İlki, denizkızları ile insanların bağımsız olarak aynı sonuca varacak şekilde bir kültürel evrimden geçmiş olması (yakınsak evrim). İkincisi ise, denizkızlarına doğru evrimleşecek insansı soy hattının, insanların vücutlarını örtmeye başladığı dönemlerden daha sonra insanlardan ayrılmış olması gerektiğidir. İnsanların ilk defa 170.000 yıl kadar önce vücutlarını örtmeye başladığı düşünülecek olursa, bu oldukça geç bir zamandır. Son 170.000 yılda hiçbir yeni insan türünün evrimleşmemiş olduğu düşünülecek olursa, bu kadar aşırı boyutlarda bir evrimin yaşandığını düşünmek oldukça güçtür. Bu da, denizkızlarının memeleri örtme davranışını sonradan, kendi toplumları içerisinde öğrendiklerinin bir göstergesidir. Belki de hayali denizkızları, insanlarla etkileşimleri sonucunda bu davranışı edinmiş olabilirler. Zira türler arası kültürel ögelerin aktarımı son derece mümkündür ve evrim tarihinde sıklıkla gözlenmiştir.

Görülebileceği gibi, belli bir miktar biyoloji ve evrimsel biyoloji bilgisi sayesinde hayali canlıları bile analiz etmek mümkündür. Ancak bu demek değildir ki denizkızları gerçek varlıklardır. Bugüne kadar var olduklarına dair tatmin edici hiçbir kanıt bulunmamıştır. Dolayısıyla var olmadıklarını varsaymak en doğru tutum olacaktır. 

Ancak paralel bir evrende? 

Kim bilir! 

Kaynak: Marc Srour (Omurgasız Paleontologu ve Filogenetikçi)

0 Yorum

Giriş




Tavsiye Edilenler

Bilim Eğlencelidir!

En Aktif Yazanlar

İnsan Türüyle İlgili Gerçekler