Evrim Ağacı - Evrim Bilinci Araştırma Anketi Sonuçları

Yazdır Evrim Ağacı - Evrim Bilinci Araştırma Anketi Sonuçları

Merhaba arkadaşlar,

 

Bildiğiniz gibi 12 Haziran 2011 - 02 Ağustos 2011 tarihleri arasında, oldukça uzun ve kapsamlı bir araştırma anketi yürüttük. Araştırma anketimizi sonunda sonlandırmaya karar verdik ve bu notumuzda sizlerle sonuçları paylaşacağız. Uzun ve bol görselli bu notumuz ve araştırmamızın sonuçları umarız size faydalı olacaktır. Daha kolay okumak için, sayfa büyütmesini arttırmanızı tavsiye ediyoruz.

 

 

Anketle İlgili Eleştirilerimiz

 

Hemen bir eleştiri ile başlamak istiyoruz: Ne yazık ki anketimiz biraz taraflı gibi oldu, çünkü çok geniş bir kitle ve çeşitliliğe ulaşamadık. Elimizdeki veriler, genel olarak Evrim Ağacı ve çevresiyle sınırlı kaldığı için, büyük oranda Evrim'in kabulü yönünde sonuçlar aldık. Aldığımız sonuçlar, biraz ön yargılı yaklaşıyor olsak da gerçekçi olduğumuzu düşünerek, Türkiye genelindeki durumu ne yazık ki yansıtmamaktadır. Daha gerçekçi sonuçlar, Kızılay ya da Taksim gibi her çeşit insanın karıştığı noktalarda bu araştırmayı yapmaktır.

 

Hemen yukarıdaki eleştirimizi güzel bir noktaya bağlayarak sonuçlara geçeceğiz. Bu araştırma, pek çok açıdan faydalı oldu: İlk olarak bizler, ekip olarak güzel bir iş çıkarabileceğimizi ve böyle kapsamlı bir anketin üstesinden gelebileceğimizi gördük. İkincisi, sizlerden gelen geri bildirimler sayesinde anketimizi mükemmelleştirme imkanımız oldu. Üçüncüsü, bu zaten elden uygulanacak bir anketin öncülü olması amacıyla hazırlanmıştı, %100'lük bir başarı oranına ulaştı ve anket çıktısı alarak elden doldurabileceğimizi gördük. Dördüncüsü ve en önemlisi de, anketin amaçladığı gibi şu sorulara cevap verebileceğimizi gördük: "Evet, Evrim'i kabul ediyoruz ama konuyu bilerek mi kabul ediyoruz?" ya da "Tamam, Evrim'i reddediyoruz ama konuyu bilerek, sağlam temellere dayanarak mı reddediyoruz?" Bu anketin kalbinde yatan amaç bu ilişkiyi görebilmekti ve sonuçlar gerçekten güzel yorumlara açıktır. 

 

 

Temel Demografikler: Cinsiyet, Yaş, Eğitim Durumu

 

Öyleyse sonuçlara geçelim. Temel olarak, anket sitesinin verdiği analiz sonuçlarını koyup, üzerinden tek tek yorumlar yapacağız. Altında yorum görmediğiniz veriler için yorum yapmaya gerek görmediğimizi veya yorum yapmanın mümkün olmadığını bilmenizi isteriz. İşte sonuçlar:

 

 

Evrim Ağacı olarak oldukça genç bir kitleye hitap ettiğimiz açık. Bu bizler için çok önemli, çünkü eğitim ne kadar erken yaşta başlarsa, hayata bakış açısı o kadar erken değişebilecektir. Bilimin öğretisi, hayata tarafsız bakabilmektir. Bu da, mümkün olduğunca erken yaşta öğretilmeli ve birey, mümkün olduğunca erken yaşta kendi ayakları üzerinde durup, kendi fikirleriyle hayata bakabilmelidir. Evrim Ağacı olarak biz sizlere gerçekleri öğretip, hayata nasıl tarafsız bakabileceğinizi göstermeye çalışıyoruz. Burada şu nokta çok önemli: Biz size, bizim bakış açımızdan bakmayı öğretmiyoruz. Biz size, nasıl tarafsız bakabileceğinizi öğretiyoruz. Bundan sonra, hayata nasıl bakacağınızı zaten kendiniz bulacaksınız.

 

 

 

Yukarıdaki iki veriden de görülebileceği ve tahmin edilebileceği üzere, okurlarımızın çoğu erkek ve Türkiye'den. Erkeklerin çoğunlukta olma sebebi genel olarak internet kullanıcılarının erkek çoğunlukta olması ülkemizin. Bunlar bir yana, bu iki görseldeki en önemli veri eğitim durumu: Okurlarımızın ve genel olarak anketi dolduranların büyük bir kısmı üniversite bitirmiş veya halen devam ediyor. Hatta anketi dolduranların %89 civarı en azından Lise eğitimini bitirmiş veya devam ediyor. Bu bizim için gerçekten gurur kaynağı. Yeri gelmişken, umarız tüm liseye devam eden okurlarımız, istedikleri yerlere girebilirler, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 

 

 

 

Yukarıdaki bilgilerle uyumlu olarak, okurlarımızın çoğu bekar ve çocuksuz. Genellikle bu durum, kişinin kendisine ayırabileceği daha fazla zaman olması ile ilişkilendirilir. Yani şu anda okurlarımız, kendilerine bolca vakit ayırabilirler (evli ve çocuklu kimselere kıyasla). Bu da, bilimi öğrenmek için en güzel yaşta olduğunuzu gösteriyor. Yine önceki verilerle uyumlu olarak, okurlarımızın çoğu ailesiyle birlikte yaşıyor ve ailesine ekonomik olarak bağlı. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Okurlarımızın henüz para kazanma derdi de yok. Bu da, şahsi serbest zamanın artması ile birebir ilişkili bir durumdur. Üstelik okurlarımızın büyük kısmının en azından asgari gelir kadar aylık maaşı olması, öğrenci olmalarıyla birleştirilince ekonomik olarak çok da kötü durumda olunmadığını gösteriyor. Buradan, eğer bazı özel durumlar yoksa (aileyi geçindirme hali, hastalık hali, vs.), eğitim materyallerine (kitaplar, dergiler, vs.) belli bir miktar para ayrılabileceğini gösteriyor. 

 

Tüm bunlar değerlendirildiğinde, gördüğümüz sonuç şudur: Bilimi öğrenip öğrenmemek tamamen size kalmış. Çok büyük ihtimalle ne zaman ne de ekonomik sorunlar içerisindesiniz. Sizden ricamız, bu zaman ve paranızın bir miktarını "okul eğitimi"ne değil, "şahsi eğitiminiz"e ayırınız. D&R'a, Dost Kitabevi'ne, her ne bulursanız gidiniz ve bol bol kitap alıp okuyunuz. Unutmayın ki, düşünen bir birey için; yemek yemek veya su içmek nasıl ki bir zorunluluksa, kitap okumak da aynı şekilde bir zorunluluktur. Unutmayın ki, emek harcamadan bilgi edinilemez. Umarız ki okurlarımız, gerekli emeği göstereceklerdir.

 

 

Dini Görüşler ve Bilim Üzerindeki Etkileri

 

 

 

Bu iki soruyu sormamızın amacına gelince... Eğri oturup doğru konuşalım. Türkiye, her ne kadar resmi kaynakların iddia ettiği gibi %99 Müslüman bir ülke değilse de (otomatik olarak nüfus cüzdanına "Dini: İslam" yazılan bir ülkede, sayım sonuçlarında dinin ne çıkması beklenebilirdi ki?) çok büyük bir oranda, belki %75-85 oranında Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Ve yine dürüst olalım; her ne kadar Evrim veya herhangi bir bilim ile "Tanrı inanacı" çelişmese de, kutsal sayılan kitapların içerikleri çoğu zaman çelişmekte veya ancak zoraki yorumlamalarla uyuşmaktadır. Ve yine dürüst olalım, inançlı olan insanların çoğu, dini görüşleri ile hareket etmektedir; en azından dini görüşleri, bilime yaklaşımlarını etkilemektedir. Hiçbir bilimselliği olmamasına ve aksi kanıtlanmasına rağmen domuz yenmemektedir; "namus", bir sorun teşkil etmektedir; hiçbir bilimsel yanı olmamasına rağmen kızlık zarı putlaştırılmaktadır; son derece biyolojik olmasına ve bir doğa gerçeği olmasına rağmen cinsellik ve seks korkulan bir olay haline getirilmektedir; siz inançlarınızla hareket etmeseniz bile, çevreniz ediyorsa üzerinizde "mahalle baskısı" denen baskı oluşturulmaktadır ve daha binlercesi... Bu işin ucu, ne yazık ki bilime de dokunmaktadır. Din, çoğu zaman, dürüst olalım, bilim önünde engel haline gelmekte ve işleri yokuşa sürmektedir. Bu, elbette ki inanmamak için yeterli bir sebep değildir. Ve Evrim Ağacı olarak biz, sizlerin inançları ile ilgilenmemekteyiz.

 

Öte yandan, bu inançlarınızın bilime olan bakış açınızı nasıl etkilediğini görmek bizler için önemlidir. Bu sebeple bu soru sorulmuştur. Ne var ki, bu kısım gerçekle pek fazla uyuşmamaktadır ve çoğunluk ateist olarak tercihlerini belirtmiştir. Basit bir lineer ekstrapolasyon ile, bu verilere göre 74.815.703 nüfuslu (2009) Türkiye'de 29.941.927 ateist bulunmaktadır. Bu, elbette gerçeği yansıtmaz. Ancak bir diğer taraftan, katılımcılarımızın yarısının İslam dinine mensup olduklarını belirtmeleri, sonuçların beklenenin çok ötesinde olmayacağını göstermektedir. En nihayetinde, dini ne olursa olsun, rastlantı sınırlarının çok dışında olarak, anketi dolduranların %69'u dini görüşleri her ne olursa olsun bunların hayatındaki kararları etkilemediğini ya da nadiren etkilediğini belirtmişlerdir. Bu da, okurlarımızın her ne kadar belli bir oranda dindar olsalar da, bu şahsi ve bilim-dışı görüşlerinin, bilimsel tarafsızlıklarını etkilemediklerini göstermekte ve bir kere daha bizim gurur duymamıza sebep olmaktadır.

 

 

Türkiye'de Bilim ve Din Eğitimi

 

 

 

 

 

 

Yukarıdaki veriler, Türkiye'nin bilime ve dine bakış açısı hakkında ilginç bilgiler vermektedir. İnceleyecek olursak:

 

Okurlarımızın baskın çoğunluğu ilkokulda bir devlet okuluna gitmiş, lisede ise Anadolu Lisesi veya Düz Lise'yi tercih etmiştir. Küçük; ama önemsenmesi gereken bir %6.38'lik dilim ise Fen Lisesi'ne gitmiştir. Ne yazık ki, ilkokuldaki "Hayat Bilgisi" olarak geçen derste işlenenleri pek çok okurumuz hatırlamamaktadır (%27.37). Hatırlayan kesimin %45'i ilkokulda Evrim Kuramı'nı işlememiştir. %25'i ise işlendiğini belirtmiştir. 

 

Öte yandan Lise eğitimleri boyunca okurlarımızın %46'lık bir kısmı Evrim Kuramı'nın işlendiğinden bahsetmiş, %35'i ise lisede bile Evrim Kuramı'nı işlememiştir! Bunun birinci sebebi kişilerin lisede Türkçe-Matematik ve Matematik-Fen gibi dallara ayrılmasıdır. Ancak yine de, bu kadar uzun ve zorlu bir eğitim sisteminde kişilere adeta bilgi pompalamak yerine, kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve bilimi öğretmek elzemdir. Eğer ki tüm insanlarımızın geçmesi gereken eğitimde, Büyük Patlama Kuramı ve benzerlerine, Evrim Kuramı ve benzerlerine ve diğer önemli bilimsel kuramlara değinilimiyorken, bir dolu ezber ve herhangi bir uygulamanın öğretilmediği salt matematik eğitimine ağırlık veriliyorsa, bu ülkede bilimin öğretilebilmesi beklenemez. Bizler, asla eğitim bu kadar ağırken, insanların alan-dışı onlarca ders ile boğulmasını istemiyoruz. Ancak eğitim sistemi hafifletilerek, ezber tabanlı değil, bizlerin "konsept ağırlıklı" (conceptual) dediğimiz sistemde dersler konulursa, hem öğrenci eğlenerek hayatı ve Evren'i öğrenebilir; hem de zorlanmadan notlarını yüksek tutabilir.

 

Dediğimiz gibi, eğitim çok küçük yaşlardan başlamalı ve tamamen bilimsel olmalıdır. Çünkü bir birey tarafını bile tarafsızken belirlemelidir ki, en doğru tercihi yapabilsin. Ancak bir bilim, okullarda öğretilmiyorsa, bu hem eğitimin taraflı olduğunu gösterir; hem de eğitimin öğrencilerin kendi taraflarında olmasını istediğini gösterir. Bu da bir ülkenin eğitim sisteminin yozlaşmışlığıyla ilişkilendirilebilir.

 

Yukarıdaki anlattıklarımızı destekleyen en önemli bulgular, yine anket sonuçlarımızdan görülmektedir. Bu öğrencilerin büyük bir kısmı Evrim Kuramı'nı hiç işlemezken, okurlarımızın %95 gibi bir kısmı, hem ilkokulda hem de lisede Din Bilgisi eğitimi almıştır. Burada sormak gerekir: Bu okulların amacı, öğrencilere din öğretmek midir, bilim öğretmek mi? Tamam, bizler din eğitimleri tamamen kaldırılsın demiyoruz. Mantık, öznel bir konudaki eğitimin, seçmeli olması gerektiğini söyler. Din, seçmeli bir ders olmalıdır. Üstelik içeriği de "İslam Eğitimi"nden, adının da gösterdiği "Din Eğitimi"ne döndürülmeli, tüm dinlere ve tarihlerine eşit zamanlar verilmelidir. Bunlar, pek çoğumuzun zaten şikayetçi olduğu mevzulardır. Ancak bizi ilgilendiren şurasıdır:

 

İnsanlarımızın %95'i zorunlu olarak din eğitimi görürken, yarısı ve hatta daha fazlası, bir bilim olan Evrim Kuramı'nı, kendi dersi olan Biyoloji veya Fen Bilgisi içerisinde görmemiştir! Bu, son derece mantıksız ve akıl dışıdır! Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre devlet de, eğitim de tarafsız olmak zorundadır. Dediğimiz gibi, Din Bilgisi dersleri kesinlikle kaldırılmamalıdır (ancak seçmeli hale getirilmelidir) fakat bilim, her ne olursa olsun öğretilmeli ve Evrim Kuramı, ilkokuldan liseye ve hatta üniversiteye kadar her müredata girmelidir, bu şarttır. 

 

Ne yazık ki bu sorunun kaynağı, hala Evrim Kuramı'nın dinlerle karıştırılıyor olmasıdır. Evrim bir din değildir, bir bilimdir ve bilimi anlatan bir ders olan Biyoloji'de anlatılmak zorundadır! Bunun tartışmasını yapmak bile anlamsızdır.

 

Ülkemizle ilgili bir diğer üzücü nokta da şudur: Din Bilgisi dersinde "din" konusunu, daha doğrusu İslam dinini öğrenmekteyiz. Biyoloji veya Fen Bilgisi dersinde Evrim Kuramı'nı işlememekteyiz. Ve tüm bu zıtlık başlıbaşına yetmezmiş gibi, bir de ilkokulların %40.55'inde Hayat Bilgisi olarak geçen fen derslerinde, liselerin %44.52'sinde Biyoloji derslerinde "yaratılış" görüşü hiçbir geçerliliği veya bilimselliği olmamasına ve Evrim Kuramı gibi bir bilim dalına yer verilmemesine rağmen, üstelik Dünya'daki bilim insanları artık Evrim'e, "Evrim'in ışığı olmadan Biyoloji'de hiçbir şeyin anlamı yoktur." derken, bu din temelli düşünce bir bilimmiş gibi okutulmaktadır. Bu, akıl almaz bir hatadır. 

 

Bunun yorumlamasını daha ileriye götürmeyi size bırakıyoruz. Ne yazık ki ülkemiz, eğitim açısından hiç iyi bir yerde değil ve gittikçe daha kötüye gidiyor. Bunu durdurmak da bizler ve sizlerin özverili çabalarına düşüyor. Biz, bu yolda çalışmalarımıza ara vermeden devam edeceğiz.

 

Şimdi, "Katılıyorum-Katılmıyorum" tipi sorulara ve bunlarla ilgili gerçeklere geçelim:

 

 

Evrim Kuramı ve Çürütülmesi Üzerine...

 

 

Burada yapılması gereken yorum oldukça tekniktir ve iyi düşünülmüş olmalıdır. Evet, Evrim yanlışlanamamış bir kuramdır. Bilim, "doğrulanarak" değil, "yanlışlanarak" ilerleyen bir bilgi türüdür. Yani bilimsel bir hipotez ortaya atıldığında, bilim insanı bu hipotezini desteklemeye değil, çürütmeye çalışır. Çünkü hipotezi çürütecek tek bir nokta bile, hipotezin en azından eksik olduğunu gösterir. Ancak hipotez, çürütülemediği ölçüde güçlenir ve genişler. Ortaya atılan ilk fikir olan hipotez, zamanla eksik yanlarını kapatarak büyür. Diğer bilimsel gerçeklerden güç almaya başlar. İşte bu noktada, artık bir "hipotez" değil, bir "tez" veya bir "kuram" halini almıştır. Ve bu şekilde, sonsuza kadar bilim insanları tarafından "çürütülme sınavı"na tabi tutulur. Bu sınavda kimi zaman eksik ve hatalı yanlar keşfedilir; ancak bu, kuramın tamamen çürümesi demek değildir. Eksik yanlar bilimsel yöntemlerle, araştırmayla kapatılır ve güçlendirilir, bilimsel açıklamalarla düzeltilir. Bu şekilde kendi kendini düzeltme mekanizmasıyla bilim güçlenerek ve birikerek ilerler.

 

Bu bilimsel açıdan baktığımızda, Evrim Kuramı'nın (veya eşdeğer gelişmişlik, köken ve güçteki herhangi bir kuramın) hiçbir zaman çürümeyeceğini görebiliriz. Çünkü Evrim Kuramı, çürüme evrelerini aşalı çok olmuştur. Artık o kadar büyük ve o kadar farklı bilim dallarıyla desteklenen bir bilim dalıdır ki, toptan çökmesi imkansızdır. Elbette eksikleri ve açıkları olacaktır; ancak tamamen çökmesi bilimsel olarak mümkün değildir. Zira var olan yüz milyarlarca farklı çeşit kanıt, Evrim Kuramı'nın sözde "çürümesi" ile birlikte başıboş kalacaktır. Bu bulguları bir araya toplayacak, yine bilimsel bir kuram bulunmalıdır. Ve bu kuram, sanıyoruz ki Evrim Kuramı'ndan çok farklı olmayacaktır. 

 

Uzun lafın kısası, Evrim Kuramı değişebilir, gelişebilir, bazı kısımları yanlışlanıp, bazı kısımları doğrulanabilir; ancak asla ve asla tamamen çürümeyecektir: Canlılar var olduklarından beri değişir, gelişir ve evrimleşirler, bu bir doğa gerçeğidir. Türler, uzun zaman içerisinde yeni türleri oluşturacak şekilde evrimleşebilirler, bu da bir doğa gerçeğidir. Bunlar, asla değişmeyecek gerçeklerdir. Ancak Evrim Kuramı'nın genişliğini arttıran bazı teknik noktalardaki ayrıntılar değişebilir; ancak bunları anlamak için akademik eğitim görmek gerekir. Örneğin, nötral mutasyonların popülasyon içi sıklık oranı ile popülasyon fenotipinin ilişkisi, Evrim'in bir dalıdır ve Motoo Kimura tarafından "Evrim'in Nötral Kuramı" olarak adlandırılan bir kuramla açıklanır. Belki bu kuram yanlışlanabilir; ancak bu Evrim'in "çökmesi" demek değildir ve asla olmayacaktır. Archaeopteryx son bulgularla dinozorlar ile kuşlar arasında bir geçiş türü olmadığı, dinozorlara kuşlardan daha yakın olduğu anlaşılabilir (henüz kesinleşmemiştir); ancak bu, Archaeopteryx'in kendisinden önceki ve sonraki tür arası bir geçiş olmadığı anlamına gelmez ki bir geçiş türüdür. Darwinius masillae tüm maymunların 47 milyon yıl önce yaşamış atası olmayabilir ve lemurlara daha yakın bir tür olabilir; ancak bu, yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamış, yeryüzündeki bütün maymunların (insanlar, şempanzeler, goriller, orangutanlar, makaklar, lemurlar, ay-aylar, vs.) atası olan bir türden lemurlara geçişteki bir tür olmadığı anlamına gelmez ki bir geçiş türüdür.

 

Yani Evrim, bu şekilde asla çürütülemez ve çürümeyecektir; çünkü günümüzde yüz milyarlarca farklı şekilde desteklenebilir bulgular ileri sürülebilir. Sadece virüslerin 1 yıl içerisindeki değişimi bile Evrim'in asla çökmeyeceğini gösterir veya Lenski deneyinde evrim geçiren E. coli bakterileri...

 

 

Evrim Kuramı, Deneyler ve Gözlemler

 

 

Yukarıdaki görselin üst kısmındaki ifadeyle ilgili bir yorum getirmemize artık sanıyoruz ki gerek yok. Elbette ki, günümüzdeki tüm türler, kendilerinden önce yaşayan türlerin zaman içerisinde, çeşitli mekanizmalar dahilinde farklılaşıp evrimleşmiş torunlarıdır. Bundan milyonlarca yıl sonra yaşayacak türler de, bizlerin evrimleşmiş türlerimiz olacaktır. Bu ağaç, canlılık sona erene kadar böyle devam edecektir. Okurlarımızın bu gerçeğin farkında olması çok güzel.

 

Alt kısma geçtiğimizde ise önemli bir ifade ile karşılaşırız. Neyse ki okurlarımız, halen Evrim Karşıtları'nın "Evrim asla gözlenememiştir." iddialarına kanmamaktadır.

 

Evrim ile ilgili yüzbinlerce deney son 150 yıl içerisinde yapılmıştır ve yapılmaktadır. Yapay Seçilim mekanizmasının kontrolü, bunlardan en önemlisi ve bol örneklisidir. Bundan birkaç yüz yıl öncesine kadar mısır bitkisi Dünya'ya yoktu. Ancak insan, birikimli seçilimi kullanarak istediği tip mısır bitkisini Tripsacum dactyloides türünden evrimleştirmiştir. Benzer şekilde evcil köpeklerin tamamı, vahşi kurtlardan evrimleştirilmiştir. Aynı şekilde Brassica cinsine ait tüm bitkiler (karnabahar, brokoli, Brüksel Lahanası, lahana, yer lahanası, kıvırcık lahana, vb.) tek bir türden farklılaştırılarak evrimleştirilmiştir. Örnekleri sonsuz arttırmak mümkündür.

 

Benzer şekilde, 20 yıl süren Lenski Deneyi sonucunda E. coli bakterilerine, Dünya'daki hiçbir koli basilinin sahip olmadığı nitratı sindirebilme yeteneği kazandırılmıştır (istemeden). 

 

Burada her birine girmeyeceğiz, ancak türleşme ve Evrim, yüzbinlerce defa gözlenmiş bir olgudur, gerek laboratuvar ortamında, gerekse de doğada.

 

 

İnsan'ın Evrimi

 

 

İnsan da, elbette ki sıradan bir hayvan türü olarak bu Evrim'den bağımsız değildir. İnsan'ın Evrimi ile ilgili pek çok yazımız mevcut, ancak aşağıdaki bunu en ayrıntılı olarak ele alan yazıdır:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=168454029879347

 

Okurlarımızın bu gerçeği gözden kaçırmaması güzel bir durum. 

 

İkinci soruyla ilgili yorum yapmamıza gerek yok daha fazla. Bütün Yazı Dizini'miz, Evrim'i destekleyen bulguların milyarda birini bile oluşturmasa da, 1000 sayfalık bir kitap edecek kadar bilgi içermektedir. Dolayısıyla Evrim'in yığınla kanıtı vardır.

 

 

Bilim Adamları ve Evrim'in Kabul Oranı

 

 

Dünya'nın en tutucu ülkeleri arasında sayılan Amerika'da bile bilim insanları arasında Evrim'in kabul oranı %90'ları geçmektedir. Bu konuyu aşağıdaki yazımızda ayrıntısıyla ele almıştık:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=165521693505914

 

Görselin ikinci ifadesine artık girmiyoruz, yukarıda açıklamıştık.

 

 

Dinler, Tanrılar ve Evrim

 

 

Her ne kadar diğer oranlarla kıyasladığımızda, anketi dolduran kitle Evrim'i destekleyen bulgulara bile şüpheci yaklaşsa da (%23 Evrim'in bilimsel olarak test edilemeyeceğini düşünmekte ya da bu görüşe orta derecede katılmaktadır), bu şüphenin kaynağının bilimi hiç ilgilendirmeyen din kavramı olmaması sevindirici bir durumdur. Okurlarımızın %86'sı, Semavi dinlerin kutsal sayılan kitaplarının hükümleri ile Evrim Kuramı arasında bir bağ olmadığını ve çelişmelerinin, Evrim Kuramı'nın geçerliliği üzerinde bir etkisi olmadığını belirtmişlerdir.

 

Bu, son derece doğrudur. Bilim, ancak bilim ile eleştirilebilir. Din de, ancak din ile eleştirilmelidir. Din, kimi zaman psikolojik, sosyolojik ya da antropolojik açılardan bilimin ilgi alanına girebilir; ancak bu noktada bilim, kişilerin şahsi inançları hakkında yargılara varmak yerine, bu inançların insan beyninde var oluş sebeplerini inceler. Dolayısıyla din ve bilimin sahaları taban tabana zıttır; birbirlerini asla hükümlere varma açısından kesmezler, kesemezler. Bu sebeple, kutsal sayılan bir kitaptaki kelimelerin hiçbiri, bilimsel bir gerçeğin geçerliliğini destekleyemez ya da çürütemez. 

 

Bu konuyla ilgili yazımız da aşağıdadır, faydalı olacağını düşünüyoruz:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=183176128407137

 

Yukarıdaki görselde verilen ikinci ifadeye de çok fazla değinmeye gerek bile yok, zaten okurlarımız da net bir şekilde gerçeği göstermişler. En basitinden Bonobolar son 2 milyon yıldır, insanlar son 6 milyon yıldır var olan türlerdir. Türlerin bir kısmı, yakın zamanlarda evrimleşmiş olabilirler; ancak hepsinin aynı anda Dünya'ya "indirildiğini" düşünmek bilim dışıdır. Yine en basitinden, dinozorlar 200 milyon yıl öncesiyle 65 milyon yıl öncesinde yaşayıp yok olmuşlardır. Günümüzdeki türlerin hemen hiçbiri, bu canlılarla birlikte yaşamamıştır (ataları yaşamış olabilir).

 

 

Dünya'nın Yaşı ve Evrim Kuramı'nın Bütünleştiriciliği

 

 

 

Günümüzde jeologların titiz çalışmaları sayesinde, Dünya'nın %1'lik bir hata payıyla 4.54 milyar yıl yaşında olduğunu oldukça net bir şekilde bilmekteyiz. Bu hesaplar, radyometrik zamanlama ve heliosismik yöntemlerle yapılmaktadır. Ne yazık ki, özellikle Hristiyanlık öğretilerinden yola çıkarak yapılan bilim-dışı hesaplarda, peygamberlerin yaşları üst üste konularak Dünya'nın 5.000 yıl ile 20.000 yıl arasında bir yaşa sahip olduğu ileri sürülmektedir. Bu komik iddia üzerinde fazla durmanın bir anlamı yok, zaten %73'lük bir kısım kesin bir dille bu anlamsız düşüncenin geçersizliğini bildiklerini ortaya koymuşlar. 

 

İkinci kısıma geldiğimizde ise, günümüzde bilim insanlarının çoğunun kabul ettikleri ve ünlü Evrimsel Biyolog Theodius Dobzhansky tarafından söyenmiş şu sözü hatırlatmak istiyoruz:

 

"Evrim'in ışığı olmadan, Biyoloji'de hiçbir şeyin anlamı yoktur."

 

Evrim sayesinde günümüzde canlılar arasındaki çeşitliliğin sebep ve sonuçlarını bilebiliyor, daha da önemlisi bu farkların kökenlerine inebiliyoruz. Evrim sayesinde pek çok bilim, ortak paydalar keşfetmeye ve interdisipliner olarak çalışmaya başlamıştır. Evrim, adeta temel bilimlerin bütünleştirici harcı haline gelmiştir. Ne sevindiricidir ki, okurlarımızın %75'inden fazlası bu durumun farkındadır.

 

Aşağıdaki birkaç görsel için fazla bir yoruma gerek yok diye düşünüyoruz, zaten yukarıda çeşitli yerlerde açıklamıştık:

 

 

 

Sorular ve Cevapları:

 

 

 

Darwin'in Evrim Tanımı

 

Şimdi gelelim asıl teknik sorulara ve cevaplarına...

 

 

Bu soru, aslında çok güzel bir bilgiyi kontrol etmek için sorulmuş; basit gibi gözüken ama derin anlamlı bir sorudur. Ne yazık ki okurlarımızın %40'ına yakını sorunun tuzağına düşerek Evrim'i "mutasyonlar sonucu zaman içerisinde popülasyonların değişmesi" olarak tanımlamıştır. Bu, ifade olarak doğru bir önerme olsa da, Evrim'in en azından şıklar içerisindeki en iyi tanımı değildir. Darwin zamanında zaten genler ve dolayısıyla mutasyonlar bilinmiyordu. Bu sebeple, zaten Darwin bu şekilde bir tanımda bulunamazdı. 

 

Mutasyonlar, Evrim Mekanizmaları yazı dizimizde tek tek açıkladığımız gibi Evrim'in mekanizmalarından yalnızca birisidir. Ancak ne tek mekanizma mutasyonlardır ne de Darwin mutasyonlardan haberdardır.

 

Dolayısıyla sorunun doğru cevabı, 4. şıkta bulunan "Çevresel değişimler sonucu zaman içerisinde popülasyonların değişmesidir." olmalıdır. Bu, gerçekten de Evrim Kuramı'nın hem Charles Darwin versiyonunu, hem de günümüzdeki modern versiyonunu, mekanizmalarına değinmeden üstü kapalı bir şekilde açıklayan en iyi ifadedir. Gerçekten de, çeşitli mekanizmalar dahilinde değişen genetik materyalin, çeşitli sebeplerle değişen çevresel koşullar karşısındaki sınava tabi tutulması sonucunda türlerde meydana gelen değişime evrim denmektedir.

 

 

Homolog Yapılar ve Dünya'da Canlılığın Başlangıcı

 

 

Homolog yapı, tanımı gereği ortak atadan alınarak farklılaşan; ancak benzer morfolojik ve fizyolojik yapılarda olan organlara verilen isimdir. Sevindirici olarak okurlarımızın yarısından fazlası bu kavramın farkındadır. Ne yazıktır ki okurlarımızın %25'i doğrudan, %13'ü ise dolaylı olarak analog yapılar ile homolog yapıları birbirine karıştırmıştır. Analog yapılar, ortak bir ataya sahip olmamalarına rağmen (daha doğrusu uzak akraba olmalarına rağmen) yakınsak evrimden ötürü benzer yapılara evrimleşen organlara denir. Örneğin böceklerin bacakları ile omurgalıların bacakları analogdur; iki grup da vücutlarını taşımak üzere benzer yapılar olan "ayak" yapılarını evrimleştirmiştir. Göz, uçuş, vb. birbirinden bağımsız evrimleşen yapılar da analoji olarak görülebilir. 

 

İkinci sorunun cevabı ise, sayfamızda sıklıkla bahsettiğimiz bir mevzudur. Yapılan incelemelerde, 3.8 milyar yıl öncesine kadar giden bakteri fosilleri bulunmakta; ancak daha öncesinde hiçbir canlıya rastlanmamaktadır. Bu cevaba en yakın cevap olarak 3.5 milyar yıl, doğru olan şıktır. Okurlarımızın %65'i soruya doğru cevap vermişlerdir. Öte yandan, okurlarımızın %16'sının kafasını karıştıran 270 milyon yıl öncesi, bir ihtimal Kambriyen Patlaması'ndan kaynaklanabilir. Ancak Kambriyen Patlaması, hem canlılığın ortaya çıktığı zaman değildir (kompleks yapılı canlıların tek hücrelilerden evrimleşmeye başladığı zamandır) hem de 270 milyon yıl önce değil, 542 milyon yıl önce gerçekleşmiştir.

 

 

Genel Evrim Tanımı 

 

 

 

Yukarıda açıkladığımız üzere, Evrim sürecini tanımlamak oldukça önemli bir iştir. Bu sorumuzda, okurlarımız oldukça dağınık cevaplar vermişlerdir. Ne yazık ki, doğru cevabı işaretleyen okurlarımızın sayısı, diğerlerine göre azdır.

 

Şıklar arasında genel olarak bakıldığında, en çok işaretlenen cevap, "basit canlıların daha karmaşık canlılara doğru evrimi" olarak görülmektedir. Ancak bu tanımlama, tam değildir ve her zaman geçerli değildir. İlla basit canlılar daha karmaşıklara evrimleşecek diye bir şey yoktur, basit olmak avantaj sağlıyorsa, karmaşık canlılar daha basit yapılar evrimleştirebilirler. Veya canlılar, karmaşıklık düzeylerini korumalarına rağmen var olan yapı ve fonksiyonlar evrimleşebilir. Bu sebeple bu şık, özellikle de şıklar arasında çok daha net bir cevap varken, doğru değildir.

 

İlk şık, zaten otomatik olarak elenmektedir. Evet, Evrim Kuramı dahilinde bu konu vardır; ancak Evrim sadece bununla ilgilenmez. 

 

Üçüncü şık, ifade hatasından dolayı elenmektedir. Evrim'de "ihtiyaç sonucu gelişim"den bahsedilemez. Bu Lamarck'çı bir yaklaşımdır ve geçersizdir. Mutasyonlar, crossing-over gibi mekanizmalar sonucunda fenotipik varyasyonlar meydana gelir ve bu varyasyonların değişen doğa koşulları karşısındaki uygunluğuna göre elenme ya da seçilme meydana gelir. Bunların birikimi sonucunda Evrim gerçekleşir. Yani "ihtiyaçlar"dan çok "mecburiyetler" söz konusudur.

 

Beşinci şık, mekanizmaların sadece bir tanesi olan Doğal Seçilim'e odaklandığı için elenmektedir. Evrim'in tek mekanizması Doğal Seçilim değildir. 

 

Doğru cevap, dördüncü şıktır. Evrim'in en genel tanımı, "popülasyonların zaman içerisinde değişimi"dir. Bu değişim, Yazı Dizini'mizde açıklanan mekanizmalar sonucunda gerçekleşir. Yani okurlarımızdan %23.87'si soruya doğru cevap verebilmiştir.

 

Denizel Canlıların Ortak Özellikleri

 

Yukarıdaki görselin ikinci sorusuna ise okurlarımız çoğunlukla doğru cevap vermeyi bilmiştir. Doğru cevap, deniz memelileri ile balıkların benzer ortamlara adapte olmak zorunda olmalarından ötürü benzer karakteristiklere sahip olmalarıdır.

 

Balıklar ve memeliler yakın akraba sayılmazlar. Elbette aralarında akrabalık ilişkileri vardır; ancak birbirlerinden ayrılmaları çok uzun yıllar önce olmuştur. Benzer şekilde balıklar, memelilerde bulunan benzer yapılar geliştirmemişlerdir; zira balıklar memelilerden çok önceden beri vardır. Deniz memelileri doğrudan balıklardan evrimleşmemiştir; çünkü balıklardan önce amfibiler evrimleşmiş, onlardan sürüngenler evrimleşmiş, onlardan memeliler evrimleşmiş ve daha sonrasında bir takım memeliler denizlere geri dönüş yaparak balık benzeri yapılar evrimleştirmişlerdir. 

 

Soruya verilen cevap yüzdesi, gayet tatmin edicidir.

 

 

Mutasyon Tanımı ve Karaya Çıkış

 

 

 

İlk soru hakkında çok bir yorum yapmaya gerek yok. Yukarıda açıklaması verilen tanım, doğrudan mutasyonların tanımıdır. 

 

İkinci soru ise son derece önemlidir. Sevindiricidir ki okurlarımızın çoğu en doğru cevabı vermeyi bilmiştir. Gerçekten de karaların fethinin gerçekleşmesiyle birlikte gelen hızlı evrimin sebebi, karaların uçsuz bucaksız yepyeni bir yaşam alanı olmasıdır. Denizlerde sayısız tür yaşamaktadır ve belirli dengelere ulaşılmıştır. Ancak o zamana kadar fethedilmemiş karalar, yepyeni evrim alanları demektir. 

 

Bu fetihle beraber gelen hızlı evrimin sebeplerin biri de, 4. şıkta bulunan mutasyon oranlarının artmasıdır. Gerçekten de radyasyon miktarı karalarda, denizlerden çok daha fazladır. Ancak bu, "ana sebep" olarak sarılamaz. 

 

Diğer şıklar ise üzerinde durmaya bile değmez.

 

Bir altındaki görseldeki soru da, bir önceki soru ile bağlantılıdır. Yine okurlarımız büyük oranda doğru cevap vermeyi başarmıştır. Gerçekten de karaya çıkan ilk canlılar, günümüz amfibileri gibi hem karada, hem suda yaşayan türlerdi. Yumurtlamak için suya dönmek zorundaydılar, ta ki sürüngenler evrimleşene kadar. Diğer özellikler, sudan karaya çıkan her tür için geçerli olmak zorunda değildir, her ne kadar bazıları için geçerli olsa da.

 

 

Cinsel İzolasyon ve Türleşme

 

 

Bu soru gerçekten çok önemli ve güzel bir sorudur. Türleşme yazı dizimizde uzunca açıkladığımız gibi, genel olarak "sınırlandırılmış" türler daha hızlı evrim geçirmeye yatkındır. Bu soruda da, en fazla sınırlandırılmış şıkkın seçilmesi beklenmektedir. Şıklarda belirtildiği gibi; uçan tohumlara sahip karahindiba, rüzgarla tohumlarını farklı adalara taşıyabilir. Hindistan Cevizi de benzer şekilde su yoluyla, akıntılarla tohumlarını taşıyabilir. Kuşlar ve kelebekler, aktif olarak uçarak, doğru rüzgarla diğer adaya geçip orada üreyebilirler. Ancak fareler, bazı şans eseri olaylar haricinde (yüzen ağaç gövdeleri üzerinde gitmeleri gibi) 50 kilometre uzaktaki bir adaya asla ulaşamazlar ve çok daha hızlı evrimleşmeye meyilli olurlar. Yani doğru cevap, çoğu okurumuzun belirttiği gibi farelerdir.

 

 

Darboğaz Etkisi ve Evrim

 

 

Bu soru da son derece teknik bir sorudur ve sevindirici bir şekilde büyük oranda doğru cevaplanmıştır.

 

İnsanların etkisi ile Kakapo popülasyonunun sayısal olarak aşırı azalması, çok ciddi bir duruma sebep olur: genetik çeşitlilik o kadar azalır ki, doğal olarak seçilimin etkisi görülememeye ya da maksimum olarak görülmeye başlar. Yani popülasyon içi varyetelerin sayısının azalması, belli seçilim etkilerinin kendisini çok sert olarak görülmesine sebep olur. Diyelim ki bir popülasyonda 100 civarı birey kaldıysa ve eskiden belli bir virüse karşı çok çeşitte varyasyonlar varken, artık sadece bu virüse karşı dayanıksız bireyler kaldıysa, virüsün ortaya çıkmasıyla hiçbir birey hayatta kalamayacaktır. İşte bu, darboğazın olumsuz etkilerinden biridir.

 

Öte yandan, darboğaz etkisi Genetik Sürüklenme'yi de tetikleyebilir. Bu da Evrim'in daha hızlı işlemesine sebep olabilir. Yani darboğazın etkisi iki yanlıdır. Rastlantısallık, daha doğrusu geriye kalan popülasyondaki bireylerin özellik dağılımı ve çevrenin o andaki durumu hangisinin daha etkili olacağına karar verir.

 

 

İklim Değişiklikleri ve Etkileri

 

 

Bu soru oldukça üstü kapalı bir sorudur ve şıklar açıkçası pek net değildir. Burada, temel olarak anketi dolduranların olay dizileri arasındaki ilişkileri kurup kuramadığı araştırılmaktadır.

 

Ani bir iklim değişikliği, pek çok sorunu beraberinde getirir. Örneğin, bir ortamın ortalama sıcaklığının 15 dereceden 25 dereceye çıkması, çok ani bir değişimdir ve pek çok canlıyı etkiler. Böyle bir durumda, ilk olarak meydana gelecek olan, toplu ölümler ve soyların tükenmesidir. Aslında soyların tükenmesi, toplu ölümlerden sonra gelir; ancak şıklar arasında en önce olan olarak "soyların tükenmesi" gözükmektedir. Daha sonrasında, tüm canlılar, bu değişim sınavına tabi tutulurlar. Başarılı olanlar hayatta kalır ve ürerler, diğerleri elenir. Yani adaptasyonlar meydana gelmeye başlar. Bunun haricinde, mutasyon sayısında artış her zaman beklenmez. Tür sayısında da ciddi bir artış olmak zorunda değildir. Son şık kısıtlı sayıda canlı grubunu hesaba katıp, diğerlerini dışarıda tuttuğu için elenmektedir.

 

 

Makro Evrimin Kanıtları

 

 

Makro evrim, bilindiği gibi türler arası meydana gelen köklü değişimler demektir; örneğin bir türün yeni iki türe evrimleşmesi bir makro evrim örneğidir. Bu tip köklü değişimleri gördüğümüz bulgular, fosil kayıtlarıdır. Diğerleri doğrudan kanıt teşkil etmez. 

 

Darwin'in Bilmedikleri

 

Yukarıdaki görselin ikinci sorusunda da okurlarımız büyük oranda doğru cevap vermişlerdir. Darwin, 1859 yılında kitabını yayınlarken, günümüz modern biliminin bildiği pek çok şeyi bilmiyordu. Bunların da başında kalıtım (genetik) geliyordu. Hatta Darwin'in ileri sürdüğü pangenesis hipotezi, açık şekilde bir başarısızlıktı. Ancak bu başarısızlık, Darwin'in Evrim Kuramı'ndaki başarısını etkilemedi. İlk iki şık geçersiz ve hatalıdır. Darwin, Genetik Sürüklenme diye bir mekanizmayı bilmiyordu bile. Dördüncü şık, teknik olarak doğru olsa da Darwin'in kuramını etkilememiştir. Okurlarımızın meyilli olduğu son şık da, belli bir oranda kuramı etkilese de, doğrudan kuram üzerinde etkili olmamıştır. 

 

 

Antarktika'daki Tropik Yağmur Ormanları ve Mayoz

 

 

Bu sorunun cevabını da okurlarımızın çoğu doğru cevaplamıştır. Antarktika'da tropik yağmur ormanlarının bulunması iki durumu gösterir: Kıtalar, yüz milyonlarca yıl içerisinde konumlarını değiştirmektedirler. Ayrıca Dünya üzerindeki iklim de, sürekli olarak değişmektedir. Şıklarda, bunlardan ikincisini görmekteyiz.

 

İkinci soruda da, yine okurlarımız, lisede son derece güzel öğretilen Mayoz Bölünme'yi tespit etmeyi başarmışlardır. Bireysel çeşitliliğin temel kaynaklarından biri mayoz ve bu sırada gerçekleşen crossing-over olayıdır.

 

Ara Geçiş Türleri ve En Eski Türler

 

 

Bu sorular da oldukça açıktır. Archaeopteryx, her ne kadar son zamanlarda konumu değişebilecek olsa da, güzel bir geçiş türü örneğidir. Ancak ara türlerle ilgili şu yazımızın okunmasında fayda vardır:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=174655595925857

 

Ne yazık ki ikinci soruda okurlarımız genel olarak yanılmışlardır. Elimizdeki en eski canlı kayıtları, bakterilere ait fosillerdir. Okurlarımızın çoğunun tercih ettiği protozoalar, bakterilerden sonra evrimleşmiştir.

 

 

Radyometrik Tarihleme ve Lamarck

 

 

 

Bu görseldeki ilk soruya da okurlarımız ne yazık ki çoğunlukla yanlış cevap vermişlerdir. Radyometrik tarihleme teknikleri, Karbon, Potasyum, Uranyum gibi elementlerin radyoaktif olarak diğer elementlere dönüşmesine dayanmaktadır. Bu da "çürüme" ile ilgili değildir ve temel olarak belli bir "dönüşüm oranı"na bağlıdır. Bu orana, "yarı ömür" denmektedir.

 

İkinci soruda ise, Lamarck'ın görüşleri doğru olarak teşhis edilmiştir. Lamarck, kazanılmış karakterlerin kalıtılabileceğini düşünmüş ve yanılmıştır. Modern bilimin bulguları dahilinde net bir şekilde bilmekteyiz ki, kazanılan özellikler (modifikasyonlar) kalıtılamaz. Bu, ikinci görsele de cevap olmaktadır.

 

 

Ortalama Başarı

 

 

Bu soru da, tipik bir oran sorusudur aslında. Yaşam ömürleri matematiksel olarak eşitlenirse ve yumurta yapma/hayatta kalma oranları elde edilirse, doğru cevabın, çoğunluğun işaretlediği gibi dördüncü şık olduğu ortaya çıkar.

 

 

 

 

Öznel Sorular ve Sonuçlar

 

Bundan sonraki sorular, genel olarak daha öznel sorulardır ve tek bir doğru cevabı yoktur. Şimdilik sadece sonuçları vereceğiz ve gelecek günlerde bunları gerekirse yorumlayacağız. 

 

 

 

 

Sonuç:

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki, okurlarımız çok büyük bir oranda Evrim'i gerçekten bilerek kabul etmektedirler. Her ne kadar anket sonuçları Türkiye'nin genel durumunu yansıtmasa da, Evrim Ağacı okuru kitlesinin iyi durumunu gözler önüne sermektedir. Bizlerin amacı, bu yüzdeleri geliştirmek olmalıdır. Unutulmamalıdır ki her ne kadar cevaplar büyük oranda doğru olsa da, hala ikincil ve üçüncül tercihler, dolayısıyla yanlış cevaplar yüksek oranlardadır. Bu oranları indirmek için çok daha fazla çalışmalı ve araştırmalıyız.

 

Daha detaylı sonuçlar gelecekte sunulacaktır.

 

Hepinize anketimize katıldığınız için teşekkür ediyoruz.

 

En içten saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum