Zamanın Gerçekliği Gözlemciye mi Aittir?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

”Gözlemcisiz bir ortamda düşen ağaç ses çıkarır mı?” temel sorusu uzun tartışmalar sonrasında canlılığı korumakla birlikte felsefe eğitimi dâhilinde tekrarlanan bir soru olarak kalmaktadır. Bu nedenle bu temel soru felsefeye ufak bir tarihsel gelişim çerçevesinde göz atmış tüm okuyucular için heyecan verici bir sorudur. Sorunun temelde bir varlık (ontoloji) sorunu olarak ele alınmasının gerekliliği doğar. Temel varlık sorunsalının önemli sorularından birisi de herhangi bir gözlemcinin gerçekliğe etkisi üzerinedir. Varlık felsefesi temelde ”gerçeğin” ne olduğuna yönelik bir sorgulamadır. Bu yazımda varlık felsefesine değinen bu soruyu zaman kavramı üzerinden ele alacağım. Zamanı tanımlamak bir bakıma salt aklımızın ve salt akılla ortaya koyduğumuz cihazların ölçümlerinin sınırını anlamaktır. Bu da salt akılla anlaşılabilen en üst varlık sorgulaması imkânı olarak zaman kavramına başvurmayı zorunlu kılar. Değineceğim başlıkların genel amacı, gözlemci dışında bir zaman olgusunun gerçekliği yönündeki savunudur.

 

1.1 Ses Nedir ve Zaman İçinde Nasıl Değerlendirilir?

Her şeyden önce soruda geçen sesin ne olduğuyla başlamalıyız. Ses genel çerçevede söyle tanımlanmaktadır:

Hava ya da diğer iletici ortamlarda bir dalga biçiminin veya hareketinin kulak tarafından algılanmasıdır.

(Everest : 1994)

 

Bu ve bunun gibi birçok tanıma biraz dikkatlice bakılacak olursa, ‘’sesten’’ söz edebilmek için birbirinden bağımsız 3 fenomenin bir arada olması gerektiği ortaya çıkar:

  • Kaynak
  • İletici ortam (mekân)
  • Kulak

Ancak bizi ilgilendiren kısım sesin oluşum kısmında devreye girer. Oluşum kelimesi varoluşa bir kavramsal bağlantı katmaktadır. Dalga hareketi, madde titreşiminin bir sonucudur. Ses dalgasının oluşabilmesi için de bir titreşimin oluşturulması gerekir ve bu titreşimi oluşturacak kaynağa "ses kaynağı" adı verilir (çalgılar, ses telleri vb.). Titreşimler, maddeyi oluşturan parçacıkların (kabaca moleküllerin) hareketi olarak meydana gelirler. Kaynaktan çıkan enerji, molekülleri harekete geçirir. Bu etkiyle beraber denge konumları bozulan moleküller birden sıkışmaya ve seyrekleşmeye başlar. Bulundukları yerlerde bu hareketi, enerjilerinin büyüklüğü ile doğru orantıda sürdürürler. Zaman içerisinde gerçekleşen bu harekete dalga hareketi; kaynağın ürettiği titreşim ile oluşan döngüsel ve kulak ile algılanabilir dalgalara da ses dalgası denir. Ses oluşumu ve varoluşundaki temel kavram ses dalgası olmaktadır. Sesin gerçek varlık olarak tanımlanması için gerçeklikle (realite) etkileşime geçen bu kısımdır. Ses dalgasının konum ve zaman içindeki hareketini ses dalgalarıyla gerçekleştirmesi yanında sesin dalga özelliği bizatihi varlık özelliğidir.

Aşağıdaki şekilde, bir ses dalgasının havadaki oluşumu basit bir düzenekle gösterilmiştir. Tüp içerisindeki hava çevrede serbestçe dolaşan moleküllerden oluşur. Doğal durumdaki moleküller, fiziksel olarak dengede kabul edilir. Pistonun hareket ettirilmesiyle tüp içerisindeki hava molekülleri, hareketin enerjisi ile doğru orantılı olarak yer değiştirmeye başlar. Moleküller belirli noktalarda yoğunlaşacak, belirli noktalarda ise yoğunluğunu düşürecektir. Yoğunlaşma konumuna sıkışma (compression), ayrışma konumuna da seyrekleşme (rarefaction) adı verilir. Bu düzenli dalga hareketinin izdüşümünü iki boyutlu eksen üzerine alırsak, sinüs hareketi denilen dalga modeli ortaya çıkar. Bu grafikte, yatay eksendeki denge konumunun en üst noktası, moleküllerin sıkışma (+) noktası; en alt noktası, moleküllerin seyrekleşme (-) noktasıdır.

 

 

Sesin hızına gelecek olursak iletici ortam içerisinde hareket eden ses dalgalarının birim zaman içerisinde ilerlediği hıza, dalganın yayılma hızı denir ve c ile gösterilir.

Hava, gaz moleküllerinin oluşturduğu iletici bir ortamdır. Bu nedenle, gazlarda ses hızını etkileyebilecek önemli bir parametre ortaya çıkar: sıcaklık (t). Havadaki ses hızı, sıcaklık ile doğru orantıda değişir (Boyle Kanunu). Yüksek sıcaklıkta ses hızı artarken düşük sıcaklıkta azalacaktır.

c(m/sn) = 331 + 0,6t (°C)

Sesin bu özellikleri çoğumuza sadece bilimsel bir gözlem sonucuymuş gibi gelerek felsefi kısımda nasıl bir karşılık bulduğu sorusunu havada bırakacaktır. Sesin gerçeklikle olan felsefi ilişkisine dönecek olursak asıl görünen kısmın sesin ve hızın tanımlamalarının onların varlık felsefesi yönüne de değindiğini gösterir. Gerçeklik temel olarak konum ve zamanda bulunuşla belirlenebilir. Bunun en büyük yardımcısı da ivmesinin belirlenmesidir. Bir ses dalgasının gerçeklik üzerine en önemli gözlemsel verisi ivmesinin belirlenmesidir. İvmelenme ise devinim durumunda bulunan bir nesnenin sonsuz küçük bir zaman içinde hızında oluşan artışın bu zamana oranıdır.

 

1.2 Olan Nedir? Ne Gözlemlenir?

Albert Einstein‘in gündelik hayata giren ünüyle birlikte gerçekliğe yöneltilen en büyük algı hatası her şeyin göreceli olduğu söylencesidir. Bazı kimseler bunu dile getirmekle aslında varlık üzerine temel sorunun çözümlendiğini ve Einstein kuramıyla zamanın ve bunun getirdiği rasyonel zorunlulukla varlığın kendisinin gözlemciye bağlılığının kesinleştiğini ima eder. Bu oldukça büyük bir yanlıştır. Öncelikle Albert Einstein‘in kuramının temel felsefi argümanı bunun tam zıddı olmakla birlikte, bu söylemin şu tutarsızlığı da mevcuttur: Her şey göreceli olsaydı her şeyin ona göre göreceli olacağı hiçbir şey ol(a)maması gerekirdi. Einstein’in kuramının temel dayanağı gözlemcinin içinde bulunduğu koşullara hiçbir şekilde bağımlı olmayan fiziksel yasalar ortaya çıkarmaktır. Bu koşulların, gözlemciye görünenin, daha önce sanıldığından da çok, gözlemciyi etkilediği ortaya konmuş bir gerçektir. Burada gözlemci kavramına bir açıklık getirmek gerekir. Gözlemci ilk kısımda belirtildiğinde kulakla denkleştirilmiştir. Ancak bu, tanımlamanın getirdiği bir zorunluluk olmakla birlikte gerçekliği tam karşılamaz. Gözlemci bilinçli şekilde organlarına gelen iletileri değerlendirmek (algılamak) zorunda değildir. Gözlemcinin konumunda olan, ona denk bir fotoğraf makinesi ya da bir başka tespit edici de aynı yetenekte olacak ve bu ses belirli cihazlarla (gramofon,video oynatıcı vb.) tekrarlanabilecektir. Yine de bu kısmı daha iyi anlamak için gözlemciyi bilinçli birey olarak ele almaya devam edeceğim. Eğer iki kişi (gözlemci) bir başkasının konuşmasını dinliyorsa ve biri diğerine göre konuşmacıya daha yakın ise, biri diğerine göre sesi daha yüksek ve hızlı (zaman içinde önce) duyacaktır. Eğer iki kişi, bir ağacın devrilmesini birlikte seyrediyorsa, bu kişilerden her biri olayı değişik açılardan görür. Bu her iki farklılık da, aynı şekilde kaydedici araçlarla saptanabilir. Bu farklılıklar herhangi bir şekilde gözlemcilerin özelliklerine bağımlı olmayan, deneyin yapıldığı sırada, fiziksel doğanın olağan akışının parçasıdır. Ama eğer filozof, bir grup insanın ”aynı” fiziksel oluşu gözleyebilecekleri kanısındaysa o zaman açıktır ki, filozof oluşun bütün gözlemciler için ortak olan bu nitelikleriyle ilgilenmek zorundadır. Öteki kısımlarda oluşun bizatihi kendisine ait olduğunu söyleyemez. Filozof en azından bütün ”eşit derecede iyi” gözlemcilere ortak olan özelliklere değinmek zorundadır. Bu eşitlikten şöyle söz edilir. Bir gözlemci ve bir mikroskop ya da teleskop kullanan gözlemci eşit derecede iyi gözlemciler değildir. Eşitlik gözlem verilerinin algılanma özelliğine göredir.

 

Gözlemcinin zaman artışı

 

1.3 Aynı Zamanda Bulunabilir miyiz?

Albert Einstein’in Özel Görelilik Kuramı ortaya çıkana dek kimse birbirinden bağımsız olan iki ayrı olayın aynı zamanda olması görüşünde herhangi bir anlaşmazlığa düşemezdi. Ayrı yerlerde olan iki olayın ölçümü konusunda güçlükler çıkabileceği öngörülüyordu. Özellikle birbirinden oldukça uzak olan iki konum arasında zamandaşlık olup olmadığını ölçmek deneysel alanın ötesinde durabilirdi. Ancak herhangi bir kişinin mantıksal olarak şu cevabı vermesi de beklenen bir davranış olacaktır: Eğer iki konum arasında tam orta yerde duran bir gözlemci zamandaş olarak algılıyorsa bu olaylar zamandaştır. Böylece yeryüzündeki olaylarla uğraştığımız sürece, yeryüzündeki gözlemcileri ilgilendirdiği kadarıyla zamandaşlık tanımı yeterince iyi işleyecektir. Bu tanım birbiriyle tutarlı olan sonuçlar verir ve Dünya’nın hareket ettiği gerçeğini görmezlikten gelebileceğimiz yersel fiziğin bütün problemlerinde kullanılabilir. Ama birbirlerine göreli olarak hızla hareket eden iki gözlemci söz konusu olunca bu tanımımız artık yeterince doyurucu değildir. Diyelim ki ışığın yerine sesi koyduğumuzda ne olduğuna bakıyoruz. İki konum ortasında bulunan bir gözlemci tarafından aynı anda işitildiğinde iki olguyu zamandaş olarak tanımlarız. Bu kavram değişikliği üstte bahsedilen ilkede herhangi bir değişiklik yapmaz, ama sesin daha yavaş olan hızı sayesinde durumun gerçekliğe oranının bulunmasını yani ölçülmesini kolaylaştırır. Özel Görelilik ilkesinde gerçekliğe ulaşmamıza imkân veren küçük bir ayrıntı vardır ve bu, gerçekliğin ölçümü üzerinde değişikliğe sebep olur. Analojiye göre iki kişiden birisi diğerine göre iki kat zenginse, bu, gerçeği aynı ölçüde dolar, sterlin veya lira olarak ifade ediyor demektir. Denizde giden bir gemide olduğunuzu düşünün. Hareket ederken gemi içindeyseniz geminin hareketinin gemiden kaynaklandığını gözlemleyip öne sürebilirsiniz. Ancak geminin ambarına indiğinizde geminin durağan olduğunu ve denizin hareketinin gemiyi harekete geçirdiğini gözlemleyip öne sürebilirsiniz. Hangisini seçerseniz seçin iki önerme de doğru olacaktır. Bu yalnızca sizin niceliklerden birine karşı aldığınız referansı değiştirecek ancak gerçekliğe giden formülasyondaki niceliklerin toplam sonucunu değiştirmeyecektir.

 

Hafif seyahat süresi arasındaki karşılaştırma (LTT) etkileri ve özel görelilik teorisinin öngörüleri (SR). X ekseni belirgin hızıdır ve Y ekseni göreli zaman genişlemesi veya daralmasını göstermektedir.

Yazımızın önemli ayrımı burada başlamaktadır. Farklı yerlerdeki zaman sorunu, imgelenme açısından belki de Einstein kuramının en zor yanıdır. Bizler zamandaşlığın ortak noktada ölçülebileceği kanısındayken, Jüpiter’deki iki olayın yirmi dört saatle birbirlerinden ayrıldıkları yargısına varıyorsak, Jüpiter ve Dünya’ya göre daha hızlı hareket eden bir başkası, iki olayın daha uzun bir zamanla birbirlerinden ayrıldıkları yargısına varacaktır. İnsanlık düşünce tarihinden Einstein’e kadar gelen sürede evrensel kozmik zaman böylece artık geçerli olmamaktadır. Her cismin çevresinde bulunan olaylar için belirli bir zaman sıralaması vardır. Bu, cisim için öz zaman olarak tanımlanır. Hepimiz aynı referans sisteminde olan yeryüzünde olduğumuza göre farklı insanların öz zamanları birbirleriyle çakışmak zorundadır ve yerel zaman olarak bir araya toplanır. Ancak zaman yalnızca bir gözlemcinin düşlerindeki gerçeklik olsaydı, bu düşler bir diğerinin öz zamanı yani düşüyle örtüşüyor olamazdı. Bir kimsenin algılarıyla ona zamandaş olan bir başkasının algıları arasında bulunan yakın ilişki farklı niceliklerle (farklı kaynaklarla) bizi ortak bir varlığın gerçekliğine inandırmaktadır. Bu temelle bir gözlemcinin gerçekliği, öz zamana dönüşüm bakımından fiziksel gerçekliği kategorize ederek belirli anlara ve şimdiki zamanlara ayırmak dışında ona herhangi bir müdahalede bulunamaz. Bundan sonra değinmemiz gereken nokta zamanın ölçümü üzerinedir. Dünya periyodik olaylarla doludur. Bu olaylar ilk düşündüğümüz zamanlardan beri belirli benzerlikleri görmemize ve onları anlamlandırmamıza neden olmuştur. Bu olaylardan herhangi biri de zaman ölçümünde kullanılabilir. İnsanoğlunun yapmış olduğu saatlerin tek üstünlüğü özellikle kolay bir gözleme (saatin yelkovan ve akrebinin dönmesi gibi) olanak vermesidir. Peki geniş anlamıyla saatle ölçülen şey gerçekte nedir? Her saat kendi fiziksel niceliği olan, öz zamanın doğru bir ölçümünü verir. Ama kendi öz zamanının ölçümü haricinde örneğin kendinden hızlı hareket eden herhangi bir fiziksel olayın niceliğini veremez. Bu ölçüm için bir veri daha gerekir ve o veri de uzaydaki uzaklıkların ölçümüyle elde edilebilir. Zamandaki uzaklıkla birlikte, uzaydaki uzaklıktan çıkarılabilecek fiziksel bir gerçek vardır. Bu, uzay-zaman içinde ‘’aralık’’ adı verilen şeydir. İki zaman arasındaki aralık onların fiziksel gerçeğidir. Gözlemcinin özel koşullarıyla bağımlı değildir. Bu nedenle de zamanın hızı, ışık hızıyla eşit derecede alınabilir. Bilinen en yüksek hız olan ışık hızı, ölçümümüzün ve gerçekliğimizin sınırı olan “gerçek zamanın içindeki o an” bilgisini verir. Bu nedenle de temel bir zaman kavramının zorunluluğu gözlemciden bağımsız bir gerçekliğe kavuşur. Bunun felsefi olarak başka bir gerçekliği de vurgulaması gerekir ki o da zamanın okunun geçmiş, şimdi ve gelecek zaman arasında ayrılan zamanı, bir öz zaman olarak, zamanın üç kısmını da eşit derecede gerçek kılmasıdır. Gözlemciye göre değişen öz zamanın aksine zamandaşlık konusunda ele alınan ontolojik (gerçek) bir zamanda uyuma göre önce, şimdi ve sonra ayrımı yapılabilir. İki kaynaktan biri, gözlemciye göre diğer kaynaktan daha önce yanıyorsa bu, diğerine göre önce ve sonra olarak ayrılacak ve iki kaynak arasındaki zamandaşlığa göre zamanı geçmiş an, şu an ve gelecek an olarak bölecektir. Görelilikte öz zamanların bir diğer öz zamana göre değişmesi ve her ikisinin de kendi referansları koşullarında gerçek olmasıyla birlikte iki öz zaman arasındaki bu zaman oku bir illüzyon olarak ele alınabilir. Albert Einstein’in ünlü sözü olan ”Geçmiş, şimdi ve gelecek yalnızca bir illüzyondur.”sözü bu zamanın bir simgelenişi olarak telaffuzedilmektedir. Ancak gözlemciye göre ”belirlenen anın” yanında her anın diğer gözlemciler ise zamanın okunun her üç kısmının da (geçmiş an, şu an ve gelecek an ) gözlemci ötesinde gerçek olmasını zorunlu kılmaktadır.

 

Tüm bu sorgulamalarla varılan sonuca göre evrenin ve zamanın gerçekliği nedeniyle gözlemcisiz bir yerde düşen ağacın ölçülebilen hızdaki bir ses dalgasına dönüşmesi için herhangi bir karşıtlık yoktur. Ancak zamanı olaylarla betimleyen felsefi sistemlerin sonucu olarak gözlemciye düşen tek şey (saat ve ölçüm araçları da burada gözlemci olarak alınmıştır) zamanın olaya göre öz zamanlarını vermekten öteye geçmemektedir. Bu nedenle geçmiş an, şu an ve gelecek anın ontolojik (varlık) olarak var olması da zamanın içinde olmak zorunda olan ağacı gözlemci olmasa da düşürecek ve düşen ağaç da gerçek olan gelecek an içinde ses çıkaracaktır.

 

Yazı Dahilinde Geçen Kavramlar:

Öz zaman: Albert Einstein’in Özel Görelilik Teorisi’yle açıkladığı gözlemciye bağlı olan zaman, gözlemcinin zamanı, gerçek zamanın içlemi olan zaman. Gözlemciye bağlı zaman.

Gerçek Zaman (Ontolojik Zaman): Kozmosta (Evren) bulunan ve varlığa gelen Albert Einstein’in teorisiyle açıkladığı uzayla ilişkili zaman. Zamandaşlık ve zaman aralığı ile gözlemleri bulunan zaman. Öz zamanların bütünlüğü olan zaman. Gözlemciye bağlı olmayan zaman.

 

*Dipnot 1: Bahsedilen iki zaman kavramı, zamanın net anlaşılması için kavramsal ayrılığa sokulmakla birlikte zamanın ontolojik bütünlüğünde aynı zamana denk gelmektedir. Gerçek zaman, öz zamanın kaplamı ve geçmiş an bilgisine sahip öz zaman, şu an bilgisine sahip öz zaman, gelecek zaman bilgisine sahip öz zamanın toplam olarak gerçek olarak ele alınmasıdır. Şu an bilgisiyle ayrılan iki zaman, devamlılığını ilgilendiren gelecek zaman bilgisi (tartışma sorusu gözlemci sonrasındaki gerçeklik üzerinedir) için yeniden düzenlenmiş ve gözlemci sonrasını anlamak için gerçek zaman gözlemci sonrası zaman olarak da kavramsallaştırılmıştır.

 

Düzenleyenler: Nazlı Kayış, Şule Ölez

Referanslar ve İleri Okumalar:

  1. The ABC of Relativity / Bertrand Russell
  2. The Problem of Philosophy / Bertand Russell
  3. The Oxford Handbook of Philosophy of Time / Craig Callender

Korkunun Çekiciliği: Korkacağımızı Bile Bile Neden Korku Filmlerini İzleriz?

En Büyük Kara Hayvanlarından Biri Olan Yeni Bir Titanosaur Cinsi Keşfedildi

Yazar

Eric Rose

Eric Rose

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim