Fitoterapi ve Bitkisel Ürünler

Fitoterapi ve Bitkisel Ürünler soru dizimizde, konu hakkında sık sorulan sorulara kısa ve net cevaplar bulabilirsiniz.

Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

Genel Fitoterapi & Bitkisel Ürün Soruları

1
Fitoterapi sözdebilim mi? Tedavi amaçlı bitki kullanımı ne kadar bilimsel?

Toplumda neyin bilim olup neyin olmadığı konusunda ortaya çıkan karmaşa içinde bilim felsefecilerinin “sözde-bilimsel (pseudo-scientific)” şeklinde nitelendirdiği teorilerin peşinden kolayca sürüklenmesine yol açmaktadır. Sözdebilim (pseudoscience); bilimsel gibi görünen fakat gerçekte bilimsel olmayan, iyi düzenlenmiş bir takım fikirler, süreçler ve tutumlar olarak ifade edilebilir. Fitoterapi kesinlikle sözde bilim değildir.

Fitoterapi, dünyanın en eski bilim dallarından biri olan farmakognozi şemsiyesi altında kabul edilen, bilimsel esaslara dayalı bir tedavi yöntemidir. Farmakognozi ise doğal kaynaklı hammaddeleri inceleyen eczacılık bilim dalıdır. Farmakognozi, Yunanca φάρμακον pharmakon (ilaç), ve γνῶσις gnosis (bilgi) kelimelerinin birleşimden oluşur. Yani farmakognozi, "ilaç bilgisi" demektir.

Farmakognozi ile ilgilenen bilim insanları, başta bitkiler olmak üzere doğal kaynaklı hammaddelerin kimyasal bileşimleri ve biyolojik etkileri ile birlikte birçok farklı özelliğini araştırırlar. Geleneksel olarak tedavide kullanılan bitkilerin bu etkilerini bilimsel zeminde teyit etmek için çalışırlar. Çok kabaca anlatmaya çalışalım; örneğin fitoterapide kullanılan sarı kantaron bitkisini ele alalım. Kantaron yağı halk arasında yüzyıllardır yara ve yanık tedavisinde kullanılıyor, bunu bilmek için yeterli tarihsel verimiz var. Bilim insanları, bu yağ üzerinde yaptıkları analizlerle yağın kimyasal bileşimini oluşturan molekülleri tespit ederek hangilerinin yara iyi edici etkisi olabileceğini belirlemeyi amaçlar. Bu yağ üzerinde yapılan çeşitli in vitro, in vivo deneylerle elde edilen veriler umut verici ise, yağın yara iyileştirici etkinliği klinik deneylerle insanlar üzerinde araştırılır. Etkinlik, kalite ve güvenlik sınırları belirlenen yağdan bitkisel bir ilaç elde edilebilir. Kanıta dayalı fitoterapi temelde böyle bir şeydir.

Ancak, fitoterapi ile tüm hastalıkları tedavi edeceğini, aşı ile değil, fitoterapi ile tam bağışıklık elde edilebileceğini, fitoterapi uygulamalarının tamamen zararsız ve yan etkisiz olduğunu, herkesin her koşulda fitoterapiden fayda göreceğini iddia edenler sözdebilimcilerdir.

Kaynaklar

2
Fitoterapiyle ilgili paylaşımlarda akademik kaynaklar da veriliyor. Bunların doğru olduğunu nereden bilebiliriz?

Şunu net olarak söyleyerek başlayalım: İnternette gördüğünüz bir içerikte akademik kaynak verilmesi, o paylaşımın gerçek olduğunu garanti etmiyor. Dahası, insanlar iddialarını bilimselmiş gibi göstermek adına, nasılsa makaleyi okumayacaklar diye kaynak olarak verebiliyorlar. Bunlar hep sorunlu yaklaşımlar. Ama yine de biraz daha detaylı bakalım.

Öncelikle, günümüzde önerdiğiniz herhangi bir savı destekleyen herhangi bir yayın bulmanız hiç de zor değil. Örneğin, zerdeçalın faydalarından bahsedecekseniz bu konuda yazılmış yüzlerce yayın bulabilirsiniz. Bu yayınların içinden sizin paylaşımınızı tasdik eden bir cümleyi çekip kullanabilirsiniz, dolayısıyla bu cümleye de bilimsel bir makale refere etmiş olursunuz. Fakat, bu praktikte doğru bir yaklaşım olmaz. Peki ne yapacağız? Öncelikle yayını bir inceleyeceğiz. Yazarlar kim, uzmanlık alanları nedir? Bu çalışma hangi dergide basılmış, prestijli bir dergi mi, etki faktörü nedir? Yayında yer alan bir cümle için başka bir yayın referans veriliyorsa, refere edilen yayında gerçekten bu bilgi var mı? Çalışma orijinal bir çalışmaysa, sadece in vitro mu, yoksa in vivo veya klinik çalışma mı? Klinik çalışmaysa kaç kişi üzerinde denenmiş, plasebo kontrollü mü? Deney protokolü ne kadar sağlıklı? Bu alanda yapılmış başka çalışmalar var mı? Bütün bu çalışmaların toplu halde değerlendirildiği örneğin bir meta-analiz çalışması yapılmış mı, yapılmışsa sonucunda ne bulunmuş?

Yayının tamamını okumaya çalışın, hiç olmazsa sonuc bölümünü muhakkak okuyun. Bir yayındaki tek bir cümle çoğu zaman hiçbir şey ifade etmez. Bir sonraki cümlede tam tersi bir sav destekleniyor olabilir. Veyahut, bu verilerin yetersiz olduğunu, bu alanda yapılacak daha fazla çalışmadan sonra daha doğru bir kanıya varılabileceği belirtilmiş olabilir.

Şüphesiz ki, konuya uzak bir kişinin bütün bunları sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmesi mümkün değildir. İşte bu nedenle sosyal medyadaki "bilimsel" bilgiler dahil tüm paylaşımlara mesafeli durmanızı ve sağlığınızla ilgili kararlar alırken yalnızca sizi sürekli takip eden hekim ve eczacınıza danışmanızı öneriyoruz.

3
"Bitkiler doğaldır, yan etkileri yoktur." ifadesi ne kadar doğru? Bitkisel ürünlerin yan etkileri olabilir mi?

Bitkilerle ilgili en yaygın ve en büyük yanılgı; hiçbir yan etkiye neden olmadıkları, doğal oldukları için tamamen zararsız olduklarıdır.

Bazı bitkiler doğada bakteri, virüs, mantar. böcek gibi doğal düşmanlarından korunmak için güçlü toksik maddeler üretir. Hatta digitoksinler gibi bazı bitkisel toksik maddeler çok düşük dozda tedavi edici etkinlik de gösterebilir. Bunlar fitoterapinin değil, farmakognozinin konusudur ve digitoksin gibi toksik maddeleri bulunduran bitkiler fitoterapi uygulamalarında kullanılmaz. Fitoterapide kullanılan bitkiler düşük-orta etkili bitkilerdir. Gelgelelim bu bitkiler de çeşitli yan etkilere neden olabilmektedir. Bu yan etkiler deri, karaciğer-gastrointestinal, pulmoner, kardiyovasküler, endokrinal, renal, hematolojik, nörolojik tüm organ ve sistemleri tutabilir.

Bu istenmeyen durumlar kişinin yaşı, cinsiyeti, genetik yapısı, beslenme durumu, mevcut hastalıkları ve aldığı diğer tedavilere bağlı olarak farklı şekillerde seyretmektedir. Örneğin dermatitten anaflaksiye kadar uzanan deri reaksiyonları ve ışığa duyarlılık meydana gelebilir, veya kabızlık için sıklıkla kullanılan antranoid laksatif molekülleri içeren sinameki bitkisi uzun süre kullanıldığında kolorektal kanserlere dahi neden olabilir.

Paracelsus'un sözünü asla unutmayalım: "Toksik etki oluşturmayan hiçbir madde yoktur, ilaçla zehri birbirinden ayıran yegane fark dozdur."

Kaynaklar

4
Bitkisel ilaç mı, kimyasal ilaç mı? Sağlığımız için hangisini tercih etmeliyiz?

Öncelikle, bu soru doğru bir soru değil; bir mantık hatası var. Çünkü soru, "'Kimyasal' şeyler 'doğal' değildir, 'doğal' şeyler 'kimyasal' değildir." gibi hatalı bir varsayıma dayanıyor. Evet, bitkiler "doğal"dır, ancak doğadaki her şey gibi bitkiler de kimyasal bileşiklerden meydana gelmektedir, yani bitkiler de aynı zamanda "kimyasal"dır.

Bitkiler birbirinden farklı ve kompleks yapıda çok sayıda kimyasal molekül içermektedir. Farklı organlarda çok farklı moleküller sentezlenebilir, sadece bu moleküller sentetik değil, doğal kimyasal moleküllerdir, bunlara fitokimyasallar diyoruz. Bu bağlamda bütün ilaçlar kimyasal olduğundan, "kimyasal ilaç" yerine “konvansiyonel ilaç” terimini kullanmak daha doğru olacaktır.

Peki, bitkisel ilaç ile konvansiyonel ilacın ne gibi farkları var? İlk olarak, bitkisel ilaçlar etken madde olarak bitki veya bitki ekstresi taşıyan karışımlar içermektedir. “Bunu zaten biliyoruz.” diyeceksiniz. Sürpriz! Konvansiyonel ilaçlar da bitkisel kökenli etken maddeler içerebilirler. Ancak fark şudur: Konvansiyonel ilaçlar bu fitokimyasalları saf halde ve genellikle tek etken madde olarak içerirler. Bitkisel ilaçlar ise çok bileşenlidir. Birçok kimyasal bileşiği karışım halde içerebilirler. Bu nedenle bitkisel ilaçların etki mekanizmalarının açıklanması da, yan etki profillerinin belirlenmesi de tek etken madde içeren konvansiyonel ilaçlara kıyasla aslında çok daha zordur. Yani sanılanın aksine konvansiyonel ilaçların etkinlik ve güvenlik sınırları bitkisel ilaçlara göre çok daha net şekilde belirlenmiştir. Bir diğer fark, fitoterapide formulasyonların genellikle oral veya topikal yoldan uygulanmasıdır. Konvansiyonel ilaçların ise enjeksiyon yolu dahil pek çok farklı yoldan uygulanabildiğini zaten biliyoruz.

Bitkisel veya doğal kelimelerinin kullanıldığı her ürünün ticari anlamda yüksek talep görmesi bitkisel ilaç kavramının suiistimal edilmesine neden oluyor. Bitkisel ilaçları başlı başına birer mucize olarak görmek de, tamamen etkisiz olduklarını söylemek de aynı derecede yanlış olur. Bitkisel ilaç da, konvansiyonel ilaç da yerine göre tercih edilmelidir.

Kaynaklar

  • O. İ. Erdoğan. (2017). Akılcı Fitoterapinin Temelleri. ISBN: 978-9215-42-8. Yayınevi: Ankara Nobel Tıp Kitabevleri.
5
Bitkiler ilaçlarla etkileşime girebilir mi? Bitki-ilaç etkileşimleri gerçekten ciddi bir sorun mudur?

Kesinlikle evet. Bitki-ilaç etkileşimleri çok ciddi hastalıklara varan tablolar meydana getirebilir, sonuçları ölümcül olabilir. Hem tıbbi bitkiler, hem de ilaçlar belirli bir dozda tedavi edici, başka bir dozda ise toksik etki gösterirler. Bitki-ilaç etkileşimleri sonucu hem bitkinin hem de ilacın tedavi edici veya toksik etkisinde artma ya da azalma meydana gelebilir. Burada sadece toksik etki kısmına odaklanmamak gerekiyor. Özellikle uzun dönem tedavide toksik etki kadar tedavi edici etkinin değişmesi de tehlikeli olabilmektedir. Örneğin, siz antidiyabetik bir ilaç kullanıyorsanız ve hekiminize danışmadan tedavinize kan şekerini düşürücü etkisi olan bir bitki eklerseniz istenmeyen bir hipoglisemi durumuyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Bitki-ilaç etkileşimleri açısından en meşhur bitki, bileşimindeki hiperforin nedeniyle birçok ilaçla etkileşime neden olabilen sarı kantarondur. Sarı kantaron, organ nakli olmuş ve bununla ilgili siklosporin veya takrolismus içeren ilaçlar kullanan hastalarda organ reddine varan durumlar meydana getirebilmektedir. Geçmişte bu nedenle iki hastada kalp, bir hastada böbrek reddi gerçekleştiğini gösteren vaka raporları mevcuttur. Bu kişilerin kantaron çayı dahi içmesi önerilmez.

Başka örnekler de verelim: Kabızlıkta çok sık tercih edilen "sinameki" bitkisi ve bu bitkide bulunan fitokimyasalları etken madde olarak içeren ilaçlar kullanan bir kişi beraberinde herhangi bir ilaç kullanıyorsa bu ilacın bağırsaktan emiliminin sinamekinin etkisiyle değişeceğini mutlaka hesaba katmalıdır. Varfarin gibi antikoagülan ilaçlar Ginseng, Gingko biloba ve sarı kantaronla etkileşmektedir ve varfarin ile birlikte bu bitkiler veya bu bitkileri içeren ürünler kesinlikle kullanılmamalıdır. Ayrıca zencefil ve sarımsak da INR değerinde artışa neden olabileceğinden varfarin kullanan kişiler bunları çok dikkatli tüketmelidir. Meyan kökü, bazı oral kontraseptiflerle ve kortizon içeren bazı ilaçlarla (özellikle hidrokortizon ve prednizolon) etkileşim göstermektedir.

Özetle herhangi bir ilaç kullanıyorsanız hekiminize veya eczacınıza danışmadan bitkisel ürün kullanmanız son derece yanlış olur. Özellikle kemoterapi gören, HIV-proteaz inhibitörleri ve digoksin kullanan hastaların hekimlerine danışmadan hiçbir bitkisel ürün kullanmamaları gerekmektedir.

Kaynaklar

  • S. Chrubasik-Hausmann, et al. (2019). Understanding Drug Interactions With St John's Wort (Hypericum Perforatum L.): Impact Of Hyperforin Content. Journal of Pharmacy and Pharmacology, sf: 129-138. doi: 10.1111/jphp.12858. | Arşiv Bağlantısı
  • W. E. Müller. (2005). St. John's Wort And Its Active Principles In Depression And Anxiety. Yayınevi: Springer Science & Business Media.
  • A. Fugh-Berman. (2000). Herb-Drug Interactions. The Lancet, sf: 134-138. doi: 10.1016/S0140-6736(99)06457-0. | Arşiv Bağlantısı
6
Müsilaj nedir? Fitoterapiyle ne ilgisi var?

Müsilaj, ülkemizde birçok kişinin yeni öğrendiği, deniz kirliliğinin bir sonucu, hatta adeta bir çevre felaketi olarak gördüğü bir kelimeyken, eczacıların son derece aşina olduğu bir terimdir.

Müsilaj, çok yakından tanıdığımız keten tohumu, hatmi, ebegümeci gibi bitkilerde bulunan etken maddedir. Örneğin keten tohumunu "şişiren" o jel madde müsilajdır. Müsilajlar zamklar gibi suda şişerek viskoz, kolloidal bir çözelti meydana getiren maddelerdir. Zamklardan farklı olarak yapıştırıcı değildir. Zamklar çoğu defa patolojik ürünler olduğu halde, müsilajlar bitkinin normal maddelerindendir ve özel müsilaj hücreleri içinde bulunur.

Müsilaj taşıyan droglardan, ilaç olarak, laksatif, göğüs yumuşatıcı ve yumuşatıcı lapa olarak yararlanılır.

Müsilajlar bitkilerin yanı sıra bazı deniz canlıları tarafından da meydana getirilir. Biz farmakognoziciler olarak hem bitkiler, hem de algler gibi deniz canlıları tarafından üretilen müsilajın farmakolojik etkilerinden faydalanıyoruz. Ancak denizde müsilaj birikmesi kesinlikle istenen bir durum değildir.

7
Türkiye'de satılan baharat örneklerinin mikrobiyolojik kalitesi biliniyor mu? Satılan bitkisel ürünler sağlığa zararlı olabilir mi?

Bir yüksek lisans tez çalışmasında 29/06/2009-31/03/2010 tarihleri arasında ülkemizin bir ilinde tüketime sunulan 15 farklı baharat materyalinin mikrobiyolojik kalitesi araştırılıyor. Toplam 207 baharat örneği toplam mezofilik aerobik bakteri,koliform bakteri, E. coli, S. aureus, B. cereus, C. perfringens, maya-küf sayıları ve Salmonella spp. varlığı açısından değerlendiriliyor. İncelenen baharatlar: Nane,karabiber, safran, köri, acı toz biber, rezene, hindistancevizi, kişniş, sumak, susam, kimyon, tarçın, isot biber, kekik ve pul biber.

Sonuçlara göre maalesef baharat örneklerinin çoğu mikrobiyolojik açıdan kabul edilen sınırların üzerinde bakteri bulunduruyor. Hatta bir susam örneğinde Salmonella'ya rastlanıyor.

Toplam 129 örnekte (Örneklerin %62.32'si) küf tespit ediliyor.

Bu durumun halk sağlığı açısından tehdir oluşturduğu, özellikle de immun sistemi baskılanmış kişiler tarafından bu baharatların tüketilmesi ile enfeksiyon ve intoksikasyonların oluşabileceği tehlikesi bulunduğu nootu düşülüyor.

Kaynaklar

  • A. Eren. (Yüksek Lisans Tezi, 2010). ... İLİNDE TÜKETİME SUNULAN BAZI BAHARATLARIN MİKROBİYOLOJİK KALİTESİNİN ARAŞTIRILMASI.
8
Yüksek tansiyonlu hastalar her bitkisel ürünü kullanabilir mi?

Kesinlikle hayır.

Hipertansiyon en önemli kardiovaskuler risk faktörlerindendir. Sistolik kan basıncında 5 mmHg’lık bir azalma tüm nedenlere bağlı mortalitede % 7 oranında bir azalma yapar. Hipertansiyon hastalarına yaşam tarzı değişikliği olarak, tuz alımını azaltmaları, egzersiz yapmaları, az miktarda alkol tüketmeleri, kilo vermeleri ve DASH (Dietary Approaches to Stop Hypertension) diyetine uymaları önerilir. Bunların dışında hastaların kan basınçlarını kontrol altına almak için bitkisel ürünleri daha sık kullanmaya başladığını görüyoruz. Özellikle sarımsak ve limon bu amaçla çok tercih ediliyor. Sarımsağın hafif hipertansiyonda klinik olarak faydalı olduğunu söyleyebiliriz, ancak bu etki rutin bir tedavi seçeneği olarak önerilmesi için çok yetersizdir. Limonun ise kan basıncı düşürücü etkisi olmadığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Ayrıca Gingko biloba, sarı kantaron gibi bazı bitkiler tansiyon ilaçlarıyla etkileşime girmekte ve bu durum çok ciddi olumsuz sonuçlar meydana getirebilmektedir.

Kaynaklar

9
Zerdeçal COVID-19 gibi hastalıklardan korunmada gerçekten aşılara alternatif olabilir mi?

Bu soruyu cevaplayabilmek için zerdeçalın (Curcuma longa) kimyasal bileşimini ve bileşiminde bulunan fitokimyasalların biyolojik etkilerini iyi bilmemiz gerekiyor.

Zerdeçalın en önemli etken maddesi "curcumin"dir. Curcumin, fenolik yapılı bir bileşiktir. Hem total zerdeçal ekstresi ile, hem de saf halde curcuminle yapılan çalışmalar curcumin'in oldukça önemli farmakolojik etkilerden sorumlu olduğunu bilimsel olarak kanıtlamaktadır. Bu etkiler arasında başlıca antioksidan, antikanser, antibakteriyel, antiviral, antienflamatuvar ve antidiyabetik etki bulunmaktadır. Özellikle Covid-19 tedavisinde kullanılmak üzere curcumin'in diğer bazı biyolojik aktiviteleri de bilim insanları tarafından detaylı şekilde incelenmektedir. Burada ilk olarak elbette ki antiviral etkiden söz edeceğiz. Yapılan çalışmalar curcumin'in influenza A virus, HIV, enterovirus 71 (EV71), herpes simplex virus (HSV), hepatit C virus (HCV), ve human papillomavirus (HPV) üzerinde ciddi antiviral etkinlik oluşturduğunu göstermektedir. Bu durum SARS-CoV-2 üzerindeki etkisinin araştırılması açısından umut vaat edici olsa da, henüz bu konuda yayımlanmış herhangi bir çalışma mevcut değildir. Bunun dışında antiemetik (bulantı karşıtı) etkisi, yorgunluk ve kas ağrılarını azaltıcı etkisi, ağrı kesici ve ateş düşürücü etkileri ve özellikle bronkodilatör etkisi Covid-19 tedavisinde curcumin'in yardımcı olacağına dair bilimsel ipuçları sunmaktadır.

Bütün bunlarla birlikte, bu çalışmaların tümü yalnızca bir ihtimali işaret etmektedir. Covid-19 tedavisinde curcumin'in kullanımı ile ilgili yeterli veriye henüz sahip değiliz. Yapılan çalışmalar bilgisayar ortamında in silico aktivite çalışmaları ve curcumin'in farmakolojik etkileri ile ilgili derleme çalışmalardan öteye geçebilmiş değil. Etkin dozu bilmediğimiz gibi, toksik olmayan/yan etkilere yol açmayan dozu da bilmekten henüz çok uzağız.

Özetle, Covid-19 pandemisi ile mücadele etmek için elimizdeki en büyük ve en önemli silahlar aşılardır. Zerdeçal ve curcumin aşılara alternatif değildir.

Kaynaklar

Reklamı Kapat

Zayıflama Ürünleri

10
Sibutramin içeren bitkisel zayıflama ürünleri zararsız mı?

Öncelikle, “Bu ürünle bir haftada/ayda şu kadar kilo vereceksiniz.” iddiasında bulunan bitkisel ürünlere daima şüpheyle yaklaşmalısınız; çünkü bu iddiayı karşılayacak herhangi bir bitki dünyanın hiçbir yerinde yoktur.

Örneğin reklamlarında bu tarz ifadelere yer veren zayıflama çayları, kapsülleri, tozları vb. incelendiğinde bileşimlerinde genellikle “sibutramin” denilen yasaklı bir maddeye rastlandığını görüyoruz. Sibutramin; obezite tedavisinde kullanılmak üzere geliştirilen sentetik bir moleküldür. Bir dönem ülkemizde de ilaç ruhsatıyla satışa sunulan sibutramin, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan inceleme sonucu ölüme varan yan etkiler oluşturması nedeniyle 16.02.2011 tarihinde yasaklanmış ve sibutramin içeren bütün ilaçların ruhsatnameleri iptal edilmiştir. Bu ilaçlar ülke çapında piyasadan toplatılmış; tüm eczane, ecza deposu ve hastanelerden geri çekilmiş ve satışının tamamen durdurulduğu kamuoyuna duyurulmuştur. Bakanlık tarafından yapılan basın açıklamasında “Sibutraminin kalp üzerindeki (kardiyovasküler) riski kilo kaybı için kullanıldığında elde edilen faydasından daha fazla olduğu bilinmelidir.” ifadesi yer almaktadır.

Sibutramin yasaklı bir molekül olduğu için ,hiçbir firma etiket bilgisinde bu maddeye yer vermez, bu tarz ürünlerin içerik bilgilerinde genellikle bazı bitki isimleri veya “özel bitkisel karışımı”ndan bahsedilir. Ancak Tarım Bakanlığı’nın her yıl kamuoyuyla paylaşılan tağşiş listelerini incelerseniz, bu gibi ürünler arasında sibutramin içerenlerin mevcut olduğunu açıkça görebilirsiniz.

Sibutraminin yan etkileri arasında kalp çarpıntısı, tansiyon yükselmesi, bulantı, kusma, kabızlık veya ishal, karaciğer enzimlerinde yükselme, ağız kuruluğu, uykusuzluk, anksiyete, depresyon, nöbet geçirme, intihar düşünceleri ve intihar yer almaktadır. Özetle, alacağınız “tamamen bitkisel” zayıflama ürünü size kısa sürede fazla kilo verdirmeyi vaat ediyorsa, ürünün yan etkileri arasında susuzluk yapma, ağız kuruluğu gibi şeyler varsa ve bu ürünü satan firma hakkında çok fazla bilgiye ulaşılamıyorsa mutlaka durup bir kez daha düşünmelisiniz.

Kaynaklar

Reklamı Kapat

Cilt Bakım Ürünleri

11
Cilt bakım ürünlerinin bileşiminde bulunan bitkisel/doğal alerjen içerikler nelerdir?

Dermatolojide kullanılan bitkisel içeriklerin neden olduğu en yaygın yan etki alerjik kontakt dermatittir. Ayrıca irritan kontakt dermatit ve kontakt ürtiker de sıklıkla meydana gelen yan etkiler arasındadır. Bu ürünlerin kullanımıyla oluşabilecek diğer sorunlar ise, özellikle sarı kantaronun neden olduğu fototoksik reaksiyonlar (güneş yanıkları, güneş lekeleri, cilt kanserine dahi varabilen bir tablo), bitki-ilaç etkileşimleri ve hatta zehirlenmeler olabilmektedir.

Özellikle bazı bitkiler ve bu bitkilerde elde edilen ürünler veya bazı doğal bileşikler/ürünler ile ilgili kayıtlı birçok vaka raporuna rastlıyoruz.

Bu içerikler şunlar:

  • Aloe vera
  • Karanfil yağı
  • Lavanta yağı
  • Aynısafa yağı
  • Nane yağı
  • Propolis
  • Biberiye yağı
  • Gül yağı
  • Çay ağacı yağı (Tea Tree Oil)
  • Ylang-ylang yağı

Kaynaklar

  • S. Mortimer, et al. (2016). Botanicals In Dermatology: Essential Oils, Botanical Allergens, And Current Regulatory Practices. Dermatitis, sf: 317-324. doi: 10.1097/DER.0000000000000244. | Arşiv Bağlantısı
12
Ev yapımı olan veya bitkisel güneş koruyucular bizi Güneş'ten gerektiği kadar korur mu?

Şuradan başlayalım, FDA tarafından onaylanmış 17 adet güneş koruyucu içeriğin hiçbiri bitkisel değil.

Bu alanda çok detaylı çalışmalar yapılıyor, farklı bitkilerin, bitkisel ürünlerin ve fitokimyasalların SPF değerleri ölçülüyor. Örneğin kanola yağı, Citronella yağı, hindistancevizi yağı, zeytinyağı, soya yağı, E vitamini, Aloe vera, acerola suyu, pancar suyu, havuç suyu, mor havuç suyu ve ahududu suyu ile yapılan bir çalışmada SPF değerleri oldukça düşük, neredeyse 1'e yakın olarak bulunmuş. Bunların karışımlarından oluşan formülasyonlar hazırlanarak bu karışımların SPF değerleri de ölçülüyor hatta. Buna göre mor havucun %50 oranda suyla karıştırıldıktan sonra toz halde Aloe vera ve E vitamini ile birleştirildiği formülasyon en etkili olanı, ancak bu da onaylı filtreler kadar koruma sağlayamıyor.

Bunun dışında saf halde kurkumin 11.58, kersetin 14.81, resveratrol 21.53, safranal 10 SPF olarak ölçülüyor. Bu maddeler kombine halde kullanıldıklarında koruma etkisi artıyor, fakat bu formülasyonların da toksisite ve güvenlik değerlendirmelerinin yapılması gerekiyor, yani daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var.

Örnekleri çoğaltabiliriz, hepsinin sonucu bize cilt kanserinden korunmamız için gerekli korumanın henüz bitkisel içeriklerle sağlanamayacağını gösteriyor.

Kaynaklar

Reklamı Kapat

Kenevir (Cannabis)

13
Tıbbi kenevir kullanımı bağımlılık yapar mı? Cannabis kullanımı tehlikeli mi?

Cannabis çok eski zamanlardan beri, yaklaşık 12.000 yıldır her dönem en çok ilgi çeken bitkilerden biri... 12.000 yıl derken tahmin yürütmüyoruz. 2016 yılında Japonya’da yapılan bir kazı sırasında, mağaralardan birinde etrafında tuhaf giyimli insanların yer aldığı oldukça ilginç bir Cannabis yaprağı resmi keşfedilmiş ve bu resmin Neolitik Dönem’e ait olduğu belirlenmişti. Cannabis, işte belki de o günlerden bugünlere en çok tartışılan bitkilerin de başında geliyor.

Bazı kesimler tarafından tıbbi amaçlarla kullanımı desteklenen, bazı kesimlerin ise kesin bir şekilde düşman ilan ettiği Cannabis konusunda kafalar sadece ülkemizde değil, tüm dünyada oldukça karışık olduğundan bu konuya bir de farmakognozik açıdan değinelim.

Günümüz itibariyle C. sativa türünün bileşiminde bulunan 540 civarı doğal bileşik tespit edilmiştir. Bunlar başlıca olarak kannabinoidler, terpenoidler, flavonoidler ve alkaloidler olarak sınıflandırılabilir. En önemli etken madde grubu olan kannabinoidler, terpenofenolik bileşikler sınıfına ait, özellikle bitkinin dişi çiçeklerinin salgı tüylerinde bulunan bileşiklerdir. Fitokannabinoidler; kannabigerol (CBG), kannabikromen (CBC), kannabidiol (CBD), tetrahidrokannabinol, kannabisiklol (CBL), kannabinol (CBN) gibi alt gruplar altında incelenir. Tekstil ürünlerinde kullanılmak üzere yetiştirilen bitkide en çok bulunan fitokannabinoidler CBD grubuna ait bileşiklerdir. CBD ve D9-THC molekül yapıları açısından birbirine benzer moleküller olmalarına rağmen CBD’ler kannabinoid reseptörlerine daha düşük afinite göstermektedir.

Keşfedilen 100’ün üzerinde fitokannabinoidden en etkilisi olan ve psikoaktif etkiden sorumlu ana bileşik trans-Δ-9-tetrahidrokannabinol’dür (D9-THC). Tekstil ürünlerinde kullanılmak amacıyla kültürü yapılan C. sativa’nın D9-THC maddesini yüksek oranda içermemesi gerekmektedir. Diğer yandan CBDler asidik ortamda siklizasyonla D9-THC’ye dönüşebilmektedir.

THC, yağda çözünen bir maddedir ve hızlı bir şekilde beyin ve diğer organlara geçer. THC, vücuttaki endojen kannabinoid maddelerin (endokannabinoidler) de etkilediği sinir hücreleri üzerindeki CB1 ve CB2 kannabinoid reseptörlerinin aktivitesini değiştirir. Endojen kannabinoid sisteminin esas olarak beyin nöromodulasyonda rol oynadığı düşünülmektedir. Bitkide aynı zamanda kendine özgü kokusundan da sorumlu olan 200’ün üstünde terpenik bileşik bulunmaktadır. En yüksek oranda bulunan terpenik bileşikler limonen, mirsen ve pinendir. Farklı terpenik bileşikler ve fitokannabinoidler birlikte sinerjist etki göstererek çeşitli farmakolojik aktivitelerin oluşmasını sağlarlar.

Tıbbi amaçlarla Cannabis kullanımına dair kayıtlar yaklaşık 4700 yıl öncesine dayanmaktadır. Çin İmparatoru Shen-Nung, Cannabis’i Ephedra ve Ginseng ile birlikte önemli bitkiler arasında kabul etmiş; sıtma ve romatizmaya karşı Cannabis kullanımını önermiştir. MÖ 1500’lere ait bazı Mısır papirüslerinde gözdeki yaralanmalar ve enflamasyonun tedavisi için kullanılabileceğinden bahsedilmektedir. Günümüzde ise CBD’lerin antikonvulsan, antispazmodik, anksiyolitik etkilere ve nöroprotektif özelliklere sahip olduğunu gösteren çalışmalar olduğunu söyleyebiliyoruz. Bu nedenle Cannabis’in özellikle Alzheimer, Parkinson, kanser ve infertilite tedavisinde kullanılması ile ilgili araştırmalar tüm dünyada devam etmektedir.

Kanada’da yapılan araştırmalara göre, tıbbi amaçla Cannabis kullanmak isteyen kişiler mümkün olan en düşük dozda Cannabis içeren ürün kullanmak istediklerini ve hiçbir şekilde bağımlı olma riskini göze almak istemediklerini hekimlerine özellikle belirtiyor. Keyif amaçlı Cannabis kullanan kişiler ise tam tersi mümkün olan en yüksek dozda temin etme talebinde bulunuyor. Burada Cannabis’in kullanım şekilleriyle ilgili ciddi farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz.

Tıbbi kullanımda belirli dozda etken madde, uzman kişilerce hazırlanan belirli bir formulasyon şeklinde kullanılıyor. Örneğin oromukozal sprey, suppozituvar veya kapsül gibi. Sigara şeklinde kullanım asla önerilmiyor, hatta yine Kanada’da 2019 yılında katıldığım Cannabis Education Today adlı konferansta “Tıbbi amaçla Cannabis’i sigara şeklinde kullanmanın parasetamol içeren tableti yakıp dumanını içeri çekerek ağrınızı kesmesini beklemekten farkı yoktur.” şeklinde bir ifade kullanıldığını da not düşeyim.

Kaynaklar

  • J. Ditchfield, et al. (2014). The Medical Cannabis Guidebook. Yayınevi: Green Candy Press.
  • M. Backes, et al. (2014). Cannabis Pharmacy. Yayınevi: Black Dog & Leventhal Publishers.
  • K. R. Casey. (2019). Cannabis For Dummies. Yayınevi: John Wiley & Sons.
  • T. Tellioğlu, et al. (2012). Tıbbi Esrar Psikiyatrik Bozuklukların Tedavisinde Kullanılabilir Mi?. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni. doi: 10.5455/bcp.20120223123828. | Arşiv Bağlantısı
14
Cannabis (Kenevir) kullanımına bağlı ölüm vakaları var mıdır?

Cannabis kullanıldıktan sonra bitkinin etken maddelerinin yarattığı toksisite sonucu meydana gelen herhangi bir ölüm vakası yaşanmamıştır. THC’nin letal doza ulaşması için toplam 680 kg bitkinin yaklaşık 15 dk içinde tüketilmesi gerekir ki, bu elbette mümkün değildir.

Fakat Cannabis kullanımına bağlı gelişen psikoz vakaları intihara neden olabilir. Özellikle Cannabis içeren ve dozlamanın hassas şekilde yapılamadığı kek ve kurabiye gibi ürünleri tüketen kişilerin bunun akabinde intihar ettiği vakalar vardır. Hollanda’da yasal olarak satılan bu gibi besin maddelerini tüketmek bu nedenle son derece riskli olabilir.

Diğer yandan oldukça önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekirse, Cannabis kullanımı ile nabızda ve kardiyak outputta ani ve ciddi değişiklikler oluşabilir, bu durum miyokard infarktüslerine neden olabilir. Cannabis kullandıktan hemen sonra ciddi kardiyak şikayetlerle acil servise başvuran kişiler rapor edilmiştir.

Kaynaklar

  • K. R. Casey. (2019). Cannabis For Dummies. Yayınevi: John Wiley & Sons.
  • O. H. Drummer. (2019). Cannabis As A Cause Of Death: A Review.
Reklamı Kapat

Sarı Kantaron

15
Kantaron çayı antidepresan ilaçların yerini tutabilir mi?

“Antidepresan ilaçlar zararlı, bunları terk ederek antidepresan etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış sarı kantaron bitkisinden yapılmış çayları tercih ediniz.” gibi tavsiyelere hem sosyal medyada hem de konvansiyonel medyada rastlamak mümkün. Hatta dönem dönem bazı hekimlerin dahi buna destek çıktığını görebiliyoruz.

Gerçekten de, sarı kantaron (Hypericum perforatum); eski zamanlarda melankoli olarak adlandırılan depresif duygudurum bozuklukları ve anksiyete tedavisinde yüzyıllardır kullanılmakta olan, antidepresan etkinliği klinik deneylerle bilimsel olarak da kanıtlanmış bir bitkidir. Ancak kantaron çayının antidepresan etkinliğinin sentetik antidepresanlar kadar yüksek olmasını beklemek hiç gerçekçi olmaz. Bunun nedenini anlamak için öncelikle sarı kantaron bitkisini bileşimindeki kimyasal moleküller ile birlikte daha yakından tanımamız gerekiyor.

Sarı kantaron, Hypericum cinsi bir bitkidir. Hypericum türlerinin çoğu bileşimlerinde özel bir naftodiantron grubu bileşik olan hiperisin ve türevlerini bulundurmaktadır. Hiperisin, bitkiler aleminde Hypericum türlerine özgü bir molekül olarak bilinir ve zayıf bir Monoamin oksidaz (MAO) inhibitörüdür. Bilim insanları uzun yıllar boyunca sarı kantaronun antidepresan etkinliğinin MAO inhibisyonundan kaynaklandığını, dolayısıyla hiperisinin bu etkiden sorumlu molekül olduğunu düşündüler. Fakat bu zayıf inhibisyonun bitkinin meydana getirdiği güçlü antidepresan etkinliği açıklamaya yeterli olmaması ve hiperisin içermeyen Hypericum türlerinin de antidepresan etkinliği olduğunun belirlenmesi üzerine çalışmalar başka bir molekül üzerinde yoğunlaştı: Hiperforin.

Hiperforin bitkiden saf halde izole edildiğinde tek başına da antidepresan etki meydana getirebiliyordu. Böylelikle bu etkinin büyük ölçüde hiperforinden kaynaklandığı kesin olarak saptanmış oldu. Hatta daha sonra bitkinin bileşiminde bulunan flavonoidlerin de antidepresan etkiye katkıda bulunduğu da gösterilmiştir.

Hiperforin, suda çözünmeyen ve yüksek ısıda hemen bozunan oldukça kararsız bir moleküldür. Temelde bu iki nedenden dolayı kantaron çayında hiperforin bulunması neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla pratikte çayın antidepresan etkinliği yok kabul edilmektedir. Bu etkiden faydalanmak isteyen kişiler bitkinin çayını değil, standardize ekstre içeren kapsül/tablet gibi formları tercih etmelidir. Çayını antispazmodik olarak mide şikayetlerinde kullanabilirsiniz.

Kaynaklar

16
Doğada bulunan en güçlü fototoksik madde olarak bilinen hiperisin, kanser tedavisinde yeni bir umut olabilir mi?

Hiperisin, (4,5,7,4’,5’,7’-hekzahidroksi-2’,2’-dimetilmezonaftodiantron veya 10,11-dimetil-1,3,4,6,8,12-hekzahidronaftodiantron, C30H6O8, MA=504.45) halk arasında en yaygın olarak kullanılan tıbbi bitkilerden olan sarı kantaronun da içinde bulunduğu Hypericum türlerinin birçoğunun bileşiminde doğal olarak bulunan, kırmızı renkli, çok halkalı aromatik yapılı bir kinon bileşiğidir.

Hiperisin bir naftodiantron molekülüdür ve diğer naftodiantronlar gibi bitkinin yaprak, petal ve gövdesindeki siyah salgı organellerinde bulunur. En bilinen tür olan sarı kantaron (H. perforatum) türünde total naftodiantron türevleri %0.05-0.3 oranında bulunmaktadır.

Hiperisinin fotodinamik özelliklerinden bahsetmeye, sarı kantarona Anadolu’nun bazı bölgelerinde “koyunkıran”, “kuzukıran” gibi isimlerin verilmiş olmasının nedeniyle başlayalım. Hypericum türlerinden tüketen açık renk derili veya postlu çiftlik hayvanlarının güneş altında otlaması sonucu derilerinde ciddi yaralar açılmakta, hatta bazı hayvanlar bu nedenle telef olmaktadır. Günümüzde fototoksik bitkiler denildiğinde akla ilk gelen bitkilerden olan Hypericum türlerinin bu etkisi, ilk kez bu durumun incelenmesiyle kayıt altına alınmış ve bu tabloya “Hiperisizm” denilmiştir. Buna neden olan bileşik tespit edilmiş ve Hypericumlardan esinlenilerek adına “hiperisin” denilmiştir.

Fototoksisite reaksiyonları aslında istenmeyen, adı üzerinde “toksik” reaksiyonlardır. İnsanlarda ve hayvanlarda ciddi sorunlara yol açabilmektedirler. Ancak kanser tedavisinde toksik etkili bileşiklerin kullanıldığını biliyoruz. İşte bu durum bizi fotodinamik terapi kavramıyla tanıştırıyor. Fotodinamik özellikleriyle eşsiz bir doğal molekül olan hiperisinden kanser tanı ve tedavisinde de yararlanılıyor.

Fotodinamik terapi (FDT), temel olarak fotosensibilizan bir maddenin belirli dalga boyundaki ışıkla aktive edilmesiyle sitotoksik moleküller üretmesi, bu toksik maddelerin kanser hücrelerini direkt olarak öldürerek, tümörün vasküler yapısında değişiklikler meydana getirerek veya sistemik immün cevap oluşturarak antikanser etki meydana getirmesi esasına dayanır.

Hiperisin-FDT, FDT’de fotosensibilizan olarak hiperisinin kullanıldığı yöntemdir. Hiperisin, bu amaçla kullanılan diğer kimyasallara göre düşük maliyetli ve daha etkili bir bileşik olup, karanlık ortamda toksik özellik göstermemesi gibi önemli avantajlara sahip olmasıyla ön plana çıkıyor. Birçok kanser türünde Hiperisin-FDT ile olumlu sonuçlar elde edildiğini ve bu alanda tüm dünyada çalışmaların sürdüğünü de belirtelim.

Kaynaklar

17
Aktarlarda satılan sarı kantaron örnekleri üzerinde çalışmalar var mı? Bunlar sağlıklı ve güvenli mi?

İstanbul Üniversitesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi işbirliğinde gerçekleşen bu çalışmada en önemli tıbbi bitkilerimizden biri olan sarı kantaron, İstanbul'da faaliyet gösteren rastgele seçilmiş 12 aktardan temin ediliyor. Örnekler A, B, C, D, E, F, G, H, I, J, K, L olarak kodlanıyor.

Maalesef sonuçlar hiç parlak değil.

  • A örneği: Küflenmiş, önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları, taş ve farklı bitki parçaları içeriyor.
  • B örneği: Taş ve çok yüksek oranda Alüminyum içeriyor.
  • C örneği: Böceklenmiş, önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları, taş ve çok yüksek oranda Alüminyum içeriyor.
  • D örneği: Önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları ve farklı bitki parçaları içeriyor. Etken madde olan hiperisini ise içermiyor.
  • E örneği: Önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları ve farklı bitki parçaları içeriyor.
  • F örneği: Küflenmiş, önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları ve farklı bitki parçaları içeriyor.
  • G örneği: Küflenmiş, önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları, taş ve farklı bitki parçaları içeriyor.
  • H örneği: Böceklenmiş. D örneği gibi bu örnek de etken madde olan hiperisin içermiyor.
  • I örneği: Önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları ve farklı bitki parçaları içeriyor.
  • J örneği: Önceki yıllardan kalmış meyveli dal parçaları, taş ve farklı bitki parçaları içeriyor.
  • K örneği: Taş ve farklı bitki parçaları içeriyor. D ve H örnekleri gibi bu örnek de hiperisin bulundurmuyor.
  • L örneği: Taş içeriyor.

Sonuç olarak bu 12 örneğin HİÇBİRİ kullanıma uygun, sağlıklı ve güvenli bulunmuyor.

Kaynaklar

  • Ö. F. Tavlı, et al. (2020). İstanbul Aktarlarinda Satilan Hypericum Perforatum Örneklerinin Farmakognozik Açidan İncelenmesi. Ankara Ecz. Fak. Derg, sf: 265-280. doi: 10.33483/jfpau.686546. | Arşiv Bağlantısı
Reklamı Kapat

Ağaçlar ve Meyveler

18
Kızılçam ağaçları ne işe yarar?

Bu gerçekten akılalmaz iddia üzerine Anadolu topraklarının kadim ağaçlarından kızılçamın bizim alanımız olan farmakognozi ve fitoterapi açısından önemine değinmek şüphesiz ki doğru olacaktır.

Öncelikle, kızılçam bu topraklarda yetişen doğal bir türdür, sonradan getirilmemiştir. Bildiğiniz gibi, Trakya’nın güneyi ve Anadolu’nın Ege ve Akdeniz bölümlerinde Akdeniz florası hakimdir. Burada özellikle reçine ve uçucu yağ taşıyan bitkiler görülmektedir ve bazı türler bu bölge için karakteristik özelliktedir. Bunların en başında da kızılçam yani Pinus brutia gelir. Kızılçamdan bir tıbbi bitki olarak fazlasıyla yararlanıyor ve bu bitkiden oldukça önemli droglar elde ediyoruz. Bunlardan bahsetmek gerekirse;

  • Çam Terementisi (Terebenti): Ağacın gövdesinden elde edilmektedir. Türkiye’de özellikle Muğla yöresinde elde edilir. Solunum ve idrar yolu antiseptiği olarak kullanılır.
  • Çam Katranı, Kara Katran (Pix liquida): Dal ve gövde parçalarından elde edilmektedir. Birçok cilt hastalığında haricen merhem olarak kullanılır.
  • Çam Poleni (Sporae pini): Kızılçamın olgun sporlarıdır. Bu sporlardan kuvvet verici özel karışımlar hazırlanır.
  • Çam Terementi Esansı (Oleum terebinthinae): %90 oranında pinen içeren uçucu yağdır. Romatizma ağrılarına karşı kullanılır.
  • Çam Yaprağı Esansı (Oleum pini): Yapraklı dal uçlarından su buharı damıtması yöntemiyle elde edilmektedir. Nezlede kullanılır, ayrıca balgam söktürücü, yatıştırıcı ve antiseptik olarak da kullanılmaktadır.
  • Ayrıca kabız olarak kullanılan Çam Kabuğu (Cortex pini), yakı hazırlanmasında kullanılan Çam Reçinesi (Colophonium, Resina colophonia, Resina solida) ve halk arasında verem hastalığının tedavisinde kullanılan Çam Soymuğu da kızılçamın da içinde bulunduğu bazı çam türlerinden elde edilmektedir.

Türkiye florası olağanüstü zenginliğiyle benzersiz bir floradır. Bu topraklarda kızılçam da dahil sayısız tıbbi bitki doğal olarak yetişmekte ve bizlere birçok yarar sağlamaktadır. Kaldı ki, bu ağaçlar tıbbi değeri olmasa bile, ekosistem açısından çok büyük önem teşkil etmektedir.

Yanlış anlaşılma olmasın diye şunu not düşelim: Kızılçamı yalnızca tıbbi değerinden olayı önemsiyor değiliz. Sadece bu vesileyle kendi alanımız dahilinde kızılçamın faydalarıyla ilgili birkaç noktayı hatırlatmak istedik. Lütfen bu tarz iddialarda bulunan kişilere değil, alanında uzman bilim insanlarına güvenelim.

Kaynaklar

  • T. Baytop. (2021). Türkiye’de Bitkiler Ile Tedavi. ISBN: 9786257146869. Yayınevi: Ankara Nobel Tıp Kitabevleri.
19
Nar yemek kanserden korur mu?

Nar (Punica granatum); binlerce yıldır hem gıda olarak tüketilen, hem de farklı kısımları tedavi amacıyla kullanılan çok değerli bir bitkidir. Ülkemizde geleneksel olarak ishalden paraziter enfeksiyonlara, mide şikayetlerinden bazı kadın hastalıklarına kadar birçok farklı rahatsızlıkta yalnızca meyvesi değil; kökü, meyve kabuğu, çiçekleri, hatta yaprakları dahi kullanılmaktadır.

Son yıllarda narın farklı kanserler üzerine etkileri ile ilgili birçok bilimsel çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalara göre nar-kanser ilişkisi temelde iki farklı boyutta incelenmektedir:

  1. Narın içerdiği çok farklı ve özel bazı fenolik bileşikler sayesinde yüksek antioksidan etkinlik göstermesi ve bu şekilde kanserden koruyucu etkilerinin araştırılması
  2. Narın yine içerdiği fitokimyasallar ile başta meme kanseri olmak üzere, prostat kanseri, mesane kanseri, kolorektal kanserler, cilt kanseri vb birçok farklı kanser çeşidi üzerinde direkt olarak antikanser etkinlik göstermesi üzerine devam eden araştırmalar

Bütün bu çalışmalar sonucu narın farklı kanser tipleri üzerinde hem koruyucu, hem de tedavi edici etkinliği olduğuna dair sonuçlar elde edilmiştir. Özellikle nar suyunun kanser profilaksisinde faydalı olduğunu bilimsel olarak söyleyebiliriz.

Diğer yandan nar bazı ilaçlarla etkileşime girebildiğinden, kullandığınız herhangi bir ilaç varsa eczacınıza veya hekiminize danışmadan düzenli nar suyu tüketmemelisiniz.

Kaynaklar

  • E. E. Özkan, et al. (2021). Antiproliferative Effects Of Turkish Pomegranate (Punica Granatum L.) Extracts On Mcf-7 Human Breast Cancer Cell Lines With Focus On Antioxidant Potential And Bioactive Compounds Analyzed By Lc-Ms/Ms. Journal of food Biochemistry, sf: 1-15. doi: 10.1111/jfbc.13904. | Arşiv Bağlantısı
Reklamı Kapat

Mantarlar

20
Son zamanlarda oldukça popüler olan Ganoderma lucidum (Reishi mantarı) gerçekten kansere dahi çare olacak mucizevi etkilere sahip bir mantar mı?

Her şeyden önce, “Kanser hastaları, kemoterapi/radyoterapi gibi yöntemler yerine yalnızca Reishi mantarı kullanarak hiç yan etki yaşamadan bu hastalıklarından tamamen kurtulabilir” iddiası kesinlikle doğru değildir.

Peki, tüm spekülasyonları bir kenara bırakırsak, bu mantarın etkinlik ve güvenlik sınırları hakkında neler biliyoruz?

5000 yıllık prehistorik kalıntılar mantarların özellikle Asya ülkelerinde geleneksel olarak hem gıda hem tedavi amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Değerli doğal kaynak olarak yüksek potansiyel gösteren Reishi gibi tıbbi mantarların biyoçeşitliliği ve genetik ırklarının korunması birçok ülkede araştırılmaktadır. Asya ülkelerinde yürütülen epidemiyolojik ve klinik çalışmalar mantarlardan elde edilen doğal ürünlerin diğer tedaviler ile birlikte koruyucu ve tedavi edici olarak kullanıldığını göstermektedir. Özellikle bazı kanser türlerine (gastrointestinal ve göğüs) karşı koruyucu amaçla kullanılmaktadır. Bu etkilerin moleküler mekanizması çeşitli in vitro ve in vivo deneylerle açıklanmaya çalışılmakta ve bu çalışmalar ile umut vaat edici sonuçlar elde edilmektedir. Ancak bilgilerin klinik araştırmaya uygulanabilmesi için sistematik klinik çalışmalar yapılması gereklidir.

Şu ana kadar yapılan çalışmalar sonucunda, Ganoderma türlerinin hastalıkların önlenmesi ve tedavisi için doğal ürünler olarak değerlendirilmesi için türlerin standardizasyonu ve kalite kontrolünün, yetiştirme süreçlerinin ve ticari formülasyonlarının dikkate alınması gerektiği kanısına varılmıştır. Yani her mantar örneği ve her ürün etkilidir diyemeyiz. Moleküler hedefleri belirlemek ve Ganoderma tüketimi ile hastalık riski arasındaki ilişkiyi araştırmak için daha ileri deneysel, epidemiyolojik ve klinik çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca tek başına veya kemoterapi ya da radyasyon tedavisi ile kombinasyon halinde kullanıldığı durumda etkinlik, dozaj ve güvenlilik de araştırılmalıdır, henüz bu veriler de sınırlıdır.

Elde edilen tüm umut verici sonuçlar ışığında, tıbbi mantarların terapötik potansiyelini keşfetmek ve ilaçların gelişimini teşvik etmek için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Bunun için klinik çalışmaların gerçekleştirilmesi, standartlaştırılmış prosedürlerle yüksek kaliteli mantar türevi ürünlerin geliştirilmesi ve kontrollü koşullar altında sürdürülebilir üretim yapılması gerekir.

Özetle, mantarların farmakolojik potansiyelleri henüz tam olarak araştırılmamıştır. Sağlığı güçlendirici, diyet gıda veya mikofarmasötik olarak önermeden önce, mantarların farmakolojik özelliklerinin veya yan etkilerinin ileri klinik deneyler ile ortaya konması gerekir. En önemlisi, henüz tedavi alanına ruhsatlı ilaç olarak girmemiş olan bu tür ürünleri kullanırken mutlaka tedaviyi yürüten hekime bilgi verilmelidir.

Kaynaklar

  • D. C. Agrawal, et al. (, 2019). Medicinal Mushrooms Recent Progress in Research and Development. Not: Springer.
  • R. Rogers. (2011). The Fungal Pharmacy, The Complete Guide To Medicinal Mushrooms And Lichens Of North America. Yayınevi: North Atlantic Books.
  • M. Powell. (2014). Medicinal Mushrooms: A Clinical Guide. Yayınevi: Mycology Press.
  • C. Hobbs. (1995). Medicinal Mushrooms: An Exploration Of Tradition, Healing, Culture. Yayınevi: Inteweave Press.
  • C. Gürndemann, et al. (2020). European Medicinal Mushrooms: Do They Have Potential For Modern Medicine?- An Update. Ohytomadicine. doi: 10.1016/j.phymed.2019.153131. | Arşiv Bağlantısı
Reklamı Kapat

Diğer Bitkiler

21
Avokado (Persia americana) tıbbi değeri olan bir bitki mi? Ne işe yarar?

Persea americana yani avokado, Lauraceae familyasına ait, yaklaşık 20 m boyunda, daima yeşil yapraklı bir ağaçtır. Anavatanı Orta Amerika (Meksika, Guatemala, El Salvador ve Honduras) olmasına rağmen meyvesinin besin ögesi olarak tanınması sebebiyle günümüzde tropikal ve subtropikal bölgelerde, birçok ülkede kültüre alınmış ticari öneme sahip bir bitkidir. Size ilginç bir ilgi vereyim, avokado ismi, meyvelerin şekli nedeniyle Aztekler’in Nahuatl Dili’nde “testis” anlamına gelen “ahuacatl” kelimesinden gelmektedir. Ülkemizde özellikle Antalya bölgesinde yaygın bir şekilde kültürü ve meyve ticareti yapılan P. americana, etnobotanik kullanımları, kimyasal bileşimi, tıbbi etki ve kullanılışı açısından araştırılmaya değer bir bitki türüdür. Ve evet, sadece gıda olarak değil, terapötik değeri açısından da son derece değerli bir bitkidir. Keşfedildiği ve kültüre alındığı günden bu yana Aztekler ve Mayalar dahil olmak üzere çeşitli topluluklarca sadece meyvesinin değil, ağaç kabuğu, yaprak, çekirdek, mezokarp, çiçek, yeni açmış filizler ve hatta kök kabuğunun dahi çeşitli yöntemlerle tıbbi amaçla kullanımı bildirilmiştir. İçerdiği mineraller (özellikle potasyum), vitaminler (özellikle E ve C vitaminleri), protein, fitosteroller ve yağ asitleriyle zengin bir kaynak olan avokado üzerinde yapılmış birçok çalışma bulunmaktadır. Yapılan in vitro çalışmalar, yaprak ekstrelerinin anti-HIV, sitotoksik ve insektisidal etkiye; çekirdek yağının gastroprotektif, antihelmintik ve antioksidan etkiye; meyvenin ise antibakteriyel etkiye sahip olduğunu göstermektedir.

Kaynaklar

  • Ö.F. Tavlı and E. E. Özkan, et al. (2019). Ülkemiz Kültür Bitkilerinden Persea Americana Mill. (Avokado) Ve Tıbbi Açıdan Değerlendirilmesi. Lokman Hekim Dergisi, sf: 28-36. doi: 10.31020/mutftd.622300. | Arşiv Bağlantısı
22
Aloe vera gerçekten mucizevi bir bitki mi, yoksa abartılıyor mu? Aloa vera ne işe yarar?

Aloe vera bitkisi, çok geniş kullanım alanları, farmakolojik özellikleri ve hâlâ tam anlamıyla açıklanamayan etki mekanizmaları ile birçok bilimsel çalışmaya konu olan ve özellikle son yıllarda oldukça öne çıkan bir bitkidir. Konuyla ilgili literatür taramalarında, “Aloe vera” konulu yayınların 1940’lı yıllarda başladığı ve son 5-6 yılda hızla yükseliş gösterdiği görülmektedir.

Aloe vera ile yürütülen çalışmalarda yanık ve yanıklarda topikal olarak çoğunlukla jel; bazı çalışmalarda da yaprak bütününden elde edilen ürünler kullanılmıştır. Çalışmaların bir kısmında ise bitkinin hangi bölümünün kullanıldığının tam olarak ifade edilmediği görülmüştür. Yapılan çalışmalarda elde edilen olumlu sonuçlar genellikle, bitkinin yara iyileştirici, immün sistemi aktive edici, antiinflamatuvar, analjezik (ağrı kesici) ve antibakteriyel özelliklerinin bir arada etkinlik göstermesine bağlanmıştır. Ayrıca jelin, günde iki kere uygulandığında, günde bir kez uygulanmasına göre daha yüksek iyileştirici etki gösterdiği; yani kullanım sıklığının iyileştirme kapasitesine etki ettiği belirtilmektedir.

Diğer yandan, ülkemizde de A. vera içerdiği beyan edilen, genellikle sağlık ürünleri olarak lanse edilen, sıvı, toz, kapsül gibi çeşitli formlarda bulunabilen oral tüketim ürünlerine internet üzerinden çok rahatlıkla ulaşılabilmektedir. Bu ürünlerin etiket bilgilerine bakıldığında, azımsanmayacak kısmında sadece “Aloe vera” beyanı olduğu, yaprak bölümünün belirtilmediği ve genellikle standardize olmayan ürünler olduğu anlaşılmaktadır. 2000’li yıllarda, dünyadaki satış zincirlerinin bir parçası olarak ülkemizde de ürünlerini pazarlayan bir firmanın, kapıda satış yöntemiyle ve “başta mide-barsak problemleri olmak üzere kansere kadar uzanan bir yelpazede oral yoldan kullanımı olduğu” iddiasıyla Aloe vera jeli içeren ürünlerin pazarlamasını yaptıkları; bunun üzerinde devreye giren T.C. Sağlık Bakanlığı’nın aldığı bir kararla, söz konusu ürünlerin bu sunuş tarzıyla kullanılmasını yasakladığı belirtilmiştir.

Özetle, Aloe vera özellikle yara ve yanıklarda oldukça faydalı bir bitkidir, ancak Aloe vera içeren her ürün etkili ve güvenlidir diyemeyiz.

Kaynaklar

  • H. A. Tunçay. (Yüksek Lisans Tezi, 2019). ALOE VERA (L.) BURM. F. (SARISABIR) BİTKİSİNİN FİTOTERAPİDE KULLANIMI.
23
Çikolata fitoterapi açısından sağlığa faydalı mı?

Güzel bir haber: Cevabımız evet!

Çikolatanın öyküsü sıcak ve nemli Amazon ormanlarında başlıyor.

Aztekler Kakao çekirdeklerini öğütütüp toz haline getirdikten sonra bu tozu derin bir kap içinde su, çeşitli baharatlar ve kırmızı biber ile karıştırarak çikolata adı verilen bir içecek hazırlıyorlardı. Çok sağlıklı olan çikolatadan bir fincan içen kişi ne kadar uzun mesafelere yürürse yürüsün, başka hiçbir şey yemeksizin tüm bir gün boyunca yoluna devam edebilirdi. Bu nedenle savaşta askerlere içirilirdi. Azteklerin tanrıların içkisi olarak niteledikleri çikolatayı sadece kutsal ve keyif verici bir içecek olarak değil, aynı zamanda zihinsel ve fiziksel rahatsızlıkları hafifletici olarak kullandıklarını gözlemlemişlerdir. Aztekler çikolatayı her türlü hastalığa karşı kullanmışlardır.

Tarihte çikolata genellikle majik ve mistik olarak görülüyordu. Avrupalılar 17. yüzyıl ortasından 20. yüzyıla kadar çikolatanın sağlıklı özelliklerini övmüşlerdir. 20. yüzyıla kadar çikolatanın sağlığa faydaları tüm Avrupa’da kabul edilmiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde özellikle ABD'de sadece kalori ve yağ veren besleyici değeri olmayan bir besin olarak görülmüştür. Son 15-20 yıldır yapılan araştırmalar ve klinik çalışmalar bunun tam tersini kanıtlamaktadır.

Çikolatada ksantin türevleri: Teobromin : 100 g’da 500 mg, Kafein : 100 g’da 70 mg

• Flavanoitler: Kateşinler, Epikateşinler, Prosiyanidinler bulunmaktadır. Siyah çikolata polifenoller bakımından daha zengindir.

Çikolata,

  • Kan basıncını düşürür
  • Kanda HDL (iyi) kolesterol seviyesini yükseltir
  • Kardiovasküler hastalıklara karşı koruyucudur
  • Platelet aktivasyonu ve fonksiyonu üzerinde inhibitör etki gösterir
  • Antienflamatuar etkisi vardır
  • Kavrama performansını ve beyin kan akışını stimüle eder
  • Antidepresandır
  • Yüksek antioksidan etkisi vardır
24
Bir gemi batığında keşfedilen 2000 yıllık bitkisel ilaç örnekleri hakkında ne biliyoruz?

1974 yılında Toskana açıklarında keşfedilen batık gemide 1980'den günümüze dek birçok araştırma yapıldı. Bu araştırmalar kapsamında elde edilen en heyecan verici bulgulardan biri ise yaklaşık 2000 yıllık tabletler oldu.

Silindirik bir kutu içinde hiç bozulmadan kalmış disk biçiminde altı adet tablet, 4 cm çapında, 1 cm kalınlığında ve koyu gri renkteydi. Bilim insanları derhal bu tabletlerin bileşimini aydınlatmak için çalışmaya başladı. Kullanılan ileri analiz teknikleri sonucunda tabletlerin %75'inin hidrozinkit ve simitsonit gibi çinko bileşiklerinden oluştuğu tespit edildi. Bununla birlikte tabletlerin içeriğinde %9 silisyum ve %5 kadar da demir bulunuyordu.

Daha da ilginci, tablet bileşiminde çok farklı bitkilere ait bulgular saptandı. Tabletler belirli oranda çam reçinesi, başta zeytinyağı olmak üzere bazı bitkisel yağlar, havuç, maydonoz ve turp ekstresi içeriyordu. Ayrıca tabletlerde buğday nişastası ve az miktarda hayvansal yağ da bulunuyordu. Bilim insanları ellerindeki tüm verileri tarihsel kanıtlarla birlikte değerlendirdiğinde bu tabletlerin oftalmolojide yani göz hastalıklarında kullanılmış olabileceği sonucuna varmıştır.

2000 yıl önce dahi bu kadar farklı maddelerin bir araya getirildiği kombine bir tablet hazırlanarak tedavide kullanılması da, bu tabletlerin tam 2000 yıl aynı şekilde, hiç bozulmadan kalmış olması son derece hayret verici değil mi? :)

Kaynaklar

  • G. Giachi, et al. (2013). Ngredients Of A 2,000-Y-Old Medicine Revealed By Chemical, Mineralogical, And Botanical Investigations. PNAS, sf: 1193-1196. doi: 10.1073/pnas.1216776110. | Arşiv Bağlantısı

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim Gönder
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Sizi Takip Ediyor

Devamını Oku
Evrim Ağacı Uygulamasını
İndir
Chromium Tabanlı Mobil Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
İlk birkaç girişinizde zaten tarayıcınız size uygulamamızı indirmeyi önerecek. Önerideki tuşa tıklayarak uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu öneriyi, yukarıdaki videoda görebilirsiniz. Eğer bu öneri artık gözükmüyorsa, Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Chromium Tabanlı Masaüstü Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
Yeni uygulamamızı kurmak için tarayıcı çubuğundaki kurulum tuşuna tıklayın. "Yükle" (Install) tuşuna basarak kurulumu tamamlayın. Dilerseniz, Evrim Ağacı İleri Web Uygulaması'nı görev çubuğunuza sabitleyin. Uygulama logosuna sağ tıklayıp, "Görev Çubuğuna Sabitle" seçeneğine tıklayabilirsiniz. Eğer bu seçenek gözükmüyorsa, tarayıcının Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Safari Mobil Uygulama
Sırasıyla Paylaş -> Ana Ekrana Ekle -> Ekle tuşlarına basarak yeni mobil uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu basamakları görmek için yukarıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Daha fazla bilgi almak için tıklayın