Selamlar, kullandığınız kelimelerden cevabı kendi içinizde bulamamış ya da hayatın bir anlamı olmadığını düşündüğünüz anlaşılıyor ancak bir de farklı bir perspektiften bakmaya çalışalım:
Hayatın fani ve kırılgan olması, insanın ölüm üzerindeki kontrolünün olmaması bize aslında yaşadığımız her anın benzersiz ve değerli olduğunu vurgulamaz mı?
Bir şey sınırlıysa temel iktisata göre daha değerlidir, ancak varolan olasıklar genel olarak beynimizin algı hacminden daha fazla olduğu ki bu bizi fazlasıyla yorar ve varolan denenmiş yolların (burada insanların seçtiği maddi ve manevi hayat amaçlarından bahsedilmiştir) çoğunun yitip gitmesi ve irrasyonel bulunabilmesi bizlere yaşam kavramını değersizleştiren bir bakış açısı sunmaktadır.
Ancak bu böyle olmak zorunda değildir, ben biyolojik olarak varoluş amacımıza ek olarak -ki bunlar hayatta kal ve neslini korudur- her insanın kendini gerçekleştirmesi ve insanlığa hizmet etmesi/katkı sağlamasının, günümüz insanı için birer görev birer amaç olarak görülmesini doğru buluyorum. Biz dediğim gibi bu karmaşa ve gerekli/gereksiz veri fazlalığı olan çağımızda fazla düşünerek veya bulunarak dahi, bu havuzda kayboluyoruz.
Kaybolmamak için kişinin önce hayatta kalabilecek maddi koşullara ve standartlara erişimi gerekmektedir bu da günümüzde çoğunlukla kendine yetecek meblada para kazanabilmesi ile mümkün olabilmektedir. Bir diğer maddede başlangıçtan ölüme kadar geçen sürede, kişi gerçekten kendini tanımalıdır bu sadece "ben şunu yerim, şuraya giderim, bunları yaparım, biraz kinestetik zekam yüksektir, müzik kültürüm iyidir" gibi başlangıç ve orta kademe söylemlerden ibaret olmamalıdır. Kişi kendisini, gölgesini, travmalarını, her an bir bilinç hali ile ne yaptığının farkında olmasını, duygularını, içindeki düşüncülerini ve daha nicesini tanımlamasını bunları doğru ve etik bir biçimde yönlendirmesi, kontrol etmesi, kabullenmesi gerekir. Son olarak ise maddi kaygı taşımayı bırakmış kendini tanıyan ve olmak istediği veyahut gerek gördüğü kişiyi başarmış biri olarak insanlığa yani kendi türü için verdiği mücadele, kişinin asıl değerini belirleyecek olandır. İstesek de istemesek de hepimiz birbirimizden sorumluyuz, bu dünya da bizim bu ülke de; burayı daha ilerici, daha güzel, daha adil, daha yaşanabilecek bir yer haline getirmek bizim elimizde ancak biz bu yöne sırtımızı dönersek kendi türümüze karşı bir ihanet içerisinde olacağımızı unutmamak gerekir. Burada genel olarak yanlış anlaşılan şey insanlığa katkı denince hepimiz bilim adamı mı olacağız şeklindeki geri dönütlerdir; hayır burada Atatürk'ün sözü nokta atışı gibidir:
"Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır"
Yani bilim adamı olmamıza gerek yok okul kantininde çalışıyorsak bile çocuklara yapacağımız tostu en iyi şekilde yapmamız da yeterli olacaktır.
Özetle, bu engin uzay denizinde kırılgan ve fani insanlar olarak hepimizin ortak çatısı bu insanlık kavramına hizmet etme isteğimizdir. Beni burada yazdıran asıl güç diğer yazar arkadaşlara olduğu gibi budur. Bunun dışında biribirinden farklı bambaşka renklere sahip insanlar olarak kendimizi gerçekleştirmek yine bu ortak amaca destek sağlayacaktır ve son olarak tüm bunları yapabilmek için hayatta kalmak bir zorunluluktur. Bunları sağladığımız zaman bir hayatımız olduğundan bahsedebiliriz diye düşünüyorum.
Sevgiler
Kaynaklar
- C. Bilici. (2026). Kaynak.