Puan Ver
1
Puan Ver

Cinsiyetler ne zaman oluştu ve eskiden de mi bu kadar cinsiyet ayrımı var mıydı? Cinsiyetsiz topluma niye insanalar kötü bakıyorlar?

Günümüzde cinsiyet takıntısı çok var eskiden de böyle şeyler var mıydı cinsiyeti bu kadar takıyorlar mıydı? Cinsiyet olayı kalktığında aslında çok fazla güzel olacak şeyler var fakat ona rağmen insanlar cinsiyetsizlik olayını sevmiyorlar niye?

1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
1 Cevap

Cinsiyetlerin Evrimsel Kökeni

Bildiğiniz üzere tüm canlıların yaşamış en eski ataları, koaservatlar olarak bilinen ve sonrasında arkeler ile bakterilere evrimleşen, oradan da tüm canlılığın evrimleşmesine sebep olacak olan tek hücrelilerdir. Bu prokaryotik tek hücreliler, amitoz denen bir bölünme tipi ile ürerler. Ökaryotik, yani daha gelişmiş canlılara geldiğimizde, daha karmaşık hücre bölünme tipleri olan mitoz ve mayoz tipi bölünmeleri görürüz. Mayoz bölünmenin evrimleşmesiyle, cinsiyetlerin de ayrılmaya başladığını görürüz. Tüm bu farklı üreme tiplerinin, kademeli olarak birbirinden evrimleştiği bilinmektedir; bu konuya buradaki yazımızda değinmiştik. Hatta o yazıda, bu farklı üreme tiplerinin evrimine paralel olarak cinsel organların nasıl evrimleştiğini de anlatmıştık. Bu bilgilerin edinilmesi, cinsiyetlerin evrimini anlamanızı kolaylaştıracaktır. Çünkü cinsiyetlerin neden ve nasıl evrimleştiğine dair çalışmalar, bu temellerden yola çıkılarak yürütülmektedir. Her ne kadar bilim insanları arasında genel geçer olarak kabul edilmiş bir açıklama henüz bulunmasa da, yeni yapılan çalışmalarla her geçen gün cinsiyetlerin neden ve nasıl evrimleştiğine dair çok güçlü veriler edinilmektedir.

Cinsiyetlerin Evrimi ve Eşeyli Üreme

İlk olarak söylememiz gerekiyor ki, cinsiyetlerin evrimi, eşeyli üremenin evrimiyle paralellik göstermektedir. Dolayısıyla eşeyli üremenin avantajları, cinsiyetlerin evrimleşmesinin de avantajlarına ışık tutmaktadır. Bir üstte verdiğimiz yazımızdan da görebileceğiniz gibi, eşeyli üremenin eşeysiz üremeye göre bazı artıları ve eksileri bulunmaktadır; ancak bu artılar, eksileri evrimsel süreçte artı değer sağladığı için, eşeyli üreme doğal süreçler tarafından desteklenmiş ve canlılar arasında yaygın bir hale gelmiştir.

Cinsiyetleri geriye doğru Evrim Ağacı üzerinde takip ettiğimizde vardığımız yer, günümüzden 1200 milyon yıl önce, yani 1.2 milyar yıl önce Proterozoik Zaman'da yaşamış olan bir tek hücreli, ökaryotik canlıya ulaşmaktayız. Bu canlı, eşeyli üremenin de ilk olarak evrimleştiği ökaryotlardandır. Günümüzde, bu türün spesifik olarak hangi tür olduğunu, yani tür ismini ne yazık ki bilemiyoruz. Ancak gerek moleküler saat ile, gerekse de diğer genetik ve morfolojik yöntemlerle yapılan kapsamlı analizler, bize bu canlının yaşadığı aralığı ve evrimsel biyolojinin güçlü öngörü becerisi ışığında nasıl bir canlı olması gerektiğini göstermektedir. Farklı türler üzerinde yapılan analizler, cinsiyetlerin evriminin 800 milyon yıl kadar sürmüş olabileceğini, yani günümüzden 2 milyar yıl öncesinde bu evrimin başlamış olabileceğini göstermektedir. Yapılan fosil araştırmalarıyla, bu türlere ulaşabileceğimizi umuyoruz.

Mitozdan mayozun evrimleşmeye başlamasıyla birlikte, cinsiyetler de evrimleşmeye başlamıştır. Burada, bir nevi karşılıklı evrim söz konusudur; zira cinsiyetler oluşup birbirlerinden farklılaştıkça, bu özelliklerin yavrulara düzgün ve verimli bir şekilde aktarılabilmesi için yöntemlerin de evrimleşmesi gerekmiştir. Mayoz bölünmenin evrimleşmesinin en önemli katkısı, mayozun önceden sözünü ettiğimiz avantajlarının yanı sıra, cinsiyetlere sahip olmanın kattığı avantajların genetik olarak gelecek nesillere, ayrı cinsiyet hatları üzerinden aktarılabilmesidir.

Cinsiyetler Neden Evrimleşti?

Cinsiyetlerin evrimleşmesinin en temel sebebinin, tür içerisindeki adaptasyon avantajının arttırılması ve iş bölümünün sağlanması olduğu düşünülmektedir.

Zira günümüzde dahi, cinsiyetlerin evrimsel süreç içerisindeki başarıları ebeveyn katkısı denen bir olgu ile birlikte incelenir. Yavrular üreten cinsiyetlerin gelecek nesillere kattıkları, onların evrimsel avantajlarına doğrudan etki etmektedir. Bu evrimsel avantaj, tür içi dinamikleri belirlemektedir. Örneğin, yavrularına çok fazla emek harcayan taraf eğer ki dişilerse, cinsel seçilimde "tercihte bulunan" taraf da genellikle dişiler olmaktadır. Zira "tercih yapmak" daha kolayken, seçilen tarafta olup karşı tarafa kendini beğendirmek oldukça zor bir iştir. Dişiler, yavru bakımı ve üretimi için harcadıkları ekstra enerjiye karşı, evrimsel ekonomi dahilinde erkekleri seçici konuma gelmişlerdir. Elbette, buna karşılık erkeklerin de doğada genellikle birden fazla dişiyle çiftleştiği, dolayısıyla genlerini daha fazla aktarabildiği görülür. Yani doğa, türleri, hangi cinsiyetten olursanız olun, kendi genlerinizi aktarma (daha fazla üreme) veya aktardıklarınızın başarısını arttırma (yavruları koruyup kollama) yöntemlerini geliştirmek zorunda bırakmıştır.

Bunun ilginç bir biyolojik sonucu bulunmaktadır: İnsanlar arasında "karşılıksız sevgi" olarak ifade edilen güçlü sevgi bağı, biyolojik olarak en kötü ihtimalle tamamen asılsızdır, en iyi ihtimalle ise bir algı yanılgısıdır. Zira hiçbir sevgi, hele ki ebeveynlerin yavrularına besledikleri sevgi (veya sevgi olmasa da "koruma içgüdüsü") karşılıksız değildir. Dolaylı olarak, kendilerine benzeyen genlerin korunması amacı güdülmektedir (bkz: Akraba Seçilimi). Ancak insanlar bu temel biyolojik motivasyonu "yüce sevgi" olarak algılamışlardır. Elbette hiçbir ebeveyn, bu koruma ve kollamayı karşılık bekleyerek yaptığını bilişsel olarak fark etmemektedir; sonuçta evrim, zeka veya bilinç ile ilerleyen bir süreç değildir. Hangi özelliklerimizin neden ve nasıl evrimleştiklerini bilişsel olarak fark edemiyoruz (tekil bireylerin asla evrimleşmediklerini hatırlayınız). Ancak gerçekleri bilirken, bunlara sonradan yakıştırılan kılıflara bağlı kalmak da doğru olmayacaktır. Yüksek zeka düzeyinde olan bir birey, bu gerçeklerin sevginin değerini azaltmadığını, sadece nedenini açıkladığını algılayacaktır.

Cinsiyetlerin evrimleşmesinin nedenleri olarak, çeşitliliğin arttırılmasına olan katkısı olduğunu söylemiştik. Gerçekten de, cinsiyetlere sahip türlerde, mayozun bulunmasından ötürü aşırı yüksek bir çeşitlilik görülmektedir. Bu, mayozun rastgele olarak gelişen genetik yapısından kaynaklanmaktadır. Tek tip bir popülasyon yerine, cinsiyetlerin bulunduğu bir popülasyonda, farklı cinsiyetler üzerinde farklı özelliklerin toplanması mümkün olabilmektedir. Bu durum, günümüzdeki genetik analizlerle de görülmektedir. Örneğin insanda dişiliği simgeleyen X kromozomu ile erkekliği simgeleyen Y kromozomu üzerindeki genler, birbirlerinden oldukça farklıdır ve farklı özellikler konusunda özelleşmişlerdir. Geri kalan kromozomlarımız ise erkek ile dişi arasında pek farklılık göstermez. Bu, kromozomların evrimsel süreçte birbirinden farklılaşmasına, dolayısıyla cinsiyetlerin oluşmasına neden olmuştur.

Ancak bu konuda bir sorun bulunmaktadır: Nasıl oldu da, evrimsel süreç bu cinsiyetleri türler içerisinde ikiye bölmeyi başardı? Eğer ki türler aynı koşulların etkisi altındaysa, nasıl oldu da iki farklı cinsiyet evrimleşebildi? Bu sorular, bir süredir cevaplanamamaktaydı. Ancak artık bunların da cevabı bulundu:

Bilim insanları, öncelikle türün genelinde, kromozomlardaki evrime paralel olarak, cinsiyetlerin tüm bireyler üzerinde oluşmuş olduğunu düşünüyorlardı. Bunun anlamı oldukça açıktır: cinsiyetsiz türlerden, cinsiyetli türlere geçişte, bir ara geçiş yaşandı: hermafroditizm (çift cinsiyetlilik). Evrimsel süreçte, her ne kadar mayoz ökaryotik tek hücrelilerde evrimleştiyse de, çok hücrelilere kadar cinsiyetler arasındaki farklılık oluşmamış olmalıydı. Dolayısıyla mayozun evrimleşmesinden yaklaşık 800 milyon yıl boyunca, ortada cinsiyetlere dair pek de bir iz bulunmuyordu. Ancak mayozun uzun vadede hazırladığı temeller, çok hücrelilerin yükselişiyle birlikte, hermafrodit bir dönemden geçmiş olabilir. Dolayısıyla, özellikle çenesiz balıklarla başlayan süreçte, omurgalıların yükselişi sırasında bir dönem, türler hermafrodit olarak bulunmuş olabilirler. Sonrasında, bireylerin yaşadıkları koşulların etkisi altında, hermafroditizmden, tek cinsiyetliliğe doğru bir seçilim baskısı oluşmuş olabilir. Bu şekildeki bir geçiş, cinsiyetsiz bir popülasyondan doğrudan cinsiyetli bir popülasyonun evriminden çok daha mantıklıdır.

Gerçekten de, 2008 yılında bitkiler üzerinde yapılan bir araştırmada, hermafroditizmden tek cinsiyetliliğe geçişin, evrimin olabileceği görülmüştür. Pittsburgh Üniversitesi tarafından vahşi bir çilek türü üzerinde yapılan araştırma, hayvanlar için de uygulanabilmektedir. Bitkilerin cinsiyet kromozomlarını inceleyen araştırmacılar, hermafroditik olan türün, tek cinsiyetliliğe doğru evrimleştiğini raporlamışlardır. Science dergisinde yayınlanan makaleye göre, hermafrodit ebeveynlerden oluşan yavrular, mutasyonlar sebebiyle tek cinsiyetli olabilmektedirler. Dolayısıyla bir atada, kromozomal farklılaşmadan kaynaklı, tüm türün çift cinsiyetli bireylere evrimleşmesi, sonrasında ise bu çift cinsiyetliliğin teke inmesinin mümkün olduğu anlaşılmıştır.

Elbette gelecekte yapılacak olan araştırmalar, cinsiyetlerin neden, nerede ve ne zaman evrimleştiğini daha net olarak açıklayacaktır. Ancak şu anda bildiklerimiz, cinsiyetlerin tarihinin mayozun evriminin başlangıcına kadar dayandığı, ancak ondan oldukça sonra gerçek anlamda ortaya çıktığı, en üstte verdiğimiz yazımızda görebileceğiniz gibi, cinsel organların, cinsiyetlerin evriminden biraz daha sonra oluştuğu ve temel olarak üremeyi kolaylaştırıcı bir amaçla evrimleştiği, ancak tüm bunlar olduktan sonra, cinsel seçilimin etkisi altında cinsiyetlerin bugün bildiğimiz farklarının ortaya çıkabildiğidir. 

Günümüzde yapılan başka araştırmalar, esasında canlılığın kökenlerinin tek bir cinsiyete (muhtemelen dişiye yakın bir cinsiyete) dayandığına dair fikirler vermektedir. Zira bazı sürüngenlerde ve tek hücreli ökaryotik canlılarda gözlediğimiz üzere, kimi zaman türler sadece dişilerden oluşabilmektedir ve partenogenez adı verilen bir yöntemle, erkeklere gerek kalmadan üreme gerçekleştirilebilmektedir. Esasında bu yöntem sebebiyle çeşitlilik azalsa da, cinsel birleşmenin aşırı masraflı olmasından kaynaklı sorunların önüne geçilebilmektedir. Üstelik, eğer ki türün devamlılığı riske atılacak olursa, çevresel değişimlere tepki olarak erkeklerin üretilmesini sağlayacak hormonlar salgılanabilmekte ve böylece erkekler de popülasyon içerisinde geçici olarak üretilebilmektedir. Tehlike geçtikten sonra bu hormonlar azaltmakta, ta ki bir defa daha popülasyon risk altına girene kadar erkekler üretilmemektedir. İnsanda bile embriyolojik dönemin 6. haftasına kadar, erkek-dişi fark etmeksizin her bireyin vücut planı, dişi oluşacakmış gibi ilerlediği, ancak 6. haftadan sonra salgılanan cinsiyet hormonlarına bağlı olarak erkeklerin farklılaştığı düşünülürse, bizim kökenlerimizin de diğer tüm canlılarla ortak olduğu daha net anlaşılacaktır.

İşte tüm bunlar, bizlere cinsiyetler hakkında çok önemli bilgiler sunmaktadır. Günümüzde, özellikle psikologlar ve cinsellik araştırmacıları, "erkek" ve "dişi"den daha farklı cinsiyetlerin de olduğu konusunda bulgulara ulaşmışlardır. Örneğin "cinsiyetsizlik" ve "eşcinsellik" de, popülasyon içerisindeki normal çeşitlilik dahilinde görülmektedir. Bu sebeple, cinsiyetlerin evriminin ve çeşitlenmesinin anlaşılması, toplumun değer yargılarının düzeltilmesi ve gerçeğe bir adım daha yaklaşılması konusunda önem arz etmektedir.

Favorilerime Ekle
1

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Hipotezlere dayalı soruların cevapları da hipotezlere dayalıdır.”
Joan Baez
Geri Bildirim Gönder