Sokrates ile Bakteri Avına Çıkmaya Var mısınız?

Yufka Yürekli Bir Paramesyum İntikam Peşinde

Mikro hayatı boyunca belki de başına gelen en kötü şey olan bir mutasyon yüzünden diğer mikrobiyolojik yaşam formlarıyla empati kurabilen Sokrates adında bir paramesyumun, yağmacı saprofit bakteriler tarafından saldırıya uğrayan talihsiz yeşil alg kolonisinden arta kalan tek canlıyla konuşmasından sonra ettiği intikam yeminini hayata geçirmesine şahit olacaksınız.

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

İşte ordaydı. 100.000 kişilik bir bakteri kolonisi. Henüz hangi türe ait olduklarını tahmin edemiyordu ancak oldukça savunmasızdılar. Etrafa gözcü yerleştirmediklerinden geldiğini henüz fark edememişlerdi. Ortamda metabolik yan ürün olarak herhangi bir toksik madde algılamıyordu. Henüz biyofilm de oluşturmayan bu koloninin hepsini 2 sindirim kofuluyla yutup atıkları dışarı atması sadece birkaç saniyesini alırdı.

Eğer tatlı sularda yaşayan 70 mikrometrelik bir paramesyum iseniz sürekli tatlı suyu boşaltan kontraktil kofulların ve hızlı hareket etmenizi sağlayan onlarca silin harcadığı enerjiyi tolare etmek için sizin de sürekli beslenmeniz gerekir. Çok da zorlanmazsınız hani. Ağzınızı açıp ufak bir girdap oluşturmanız yeterlidir. Tabii uğursuz bir mutasyon yüzünden avlarınıza acımaya başlamadıysanız... Öl ya da öldür...

Adı Sokrates olan paramesyumumuz, sürekli bu döngüye sıkışıp kalıyor ve genomunu oluşturan her nükleotide lanet ediyordu. Birkaç dakikalık iç çekişmeden sonra kararını verdi. Ölmemek için öldürecekti. Zaten besin depoları neredeyse tamamen boştu. Sillerini çalıştırdı ve ağzını açmak için hazırlandı ki ortamdaki ışık o zamana kadar hedef kolonin üzerindeyken birkaç milimetre öteye kaydı. Dosdoğru üzerine gittiği koloni de ışığın bulunduğu ortama doğru hareket etmeye başladı. Fotototroftular.

Aniden yönünü değiştirip az önce yutmak üzere olduğu avını es geçti. Bu kadarı ona fazlaydı. Hiç kimseyi incitmeden tüm ekosistemi besleyen bu canlılara kıyamazdı. İlla ki beslenmesi gerekiyorsa bu bir heterotrof koloni ya da ortama toksik madde yayan kemototroflar olmalıydı. Ama nereye kadar… Kendi etik felsefesine göre hareket etmiyordu. Sadece yakın zamanda geçirdiği bir mutasyon yüzünden tüm protistalarla konjugasyon kurabilecek ve tüm bakterilerin iletişim sinyallerini anlayabilecek hale gelmişti. Kendisine ya da başka birine zarar versin vermesin tüm canlılara acıyordu. Çünkü empati yapabiliyordu! Birkaç avının sindirilmek üzereyken attığı çığlık ve korku sinyallerini algılaması, bu irrasyonel ve hayatta kalması için kesinlikle dezavantajlı olan duyguyu tüm nükleusuna işlemeye yetmişti.

Son 2 saat içinde es geçtiği 3. koloniyi de arkasında bırakırken kara kara düşünüyordu. Eğer bir süre daha besin bulamazsa kendini sindirmek zorunda kalacaktı. İlk kurban golgiler olurdu, sonra fazla lizozomları parçalar ve hücre zarını küçültüp endoplazmik retikulumları (ER) da sindirime katardı. Mürettebatı ona sadıktı. Sadece mitokondriler bir süredir kendilerini aç bırakan politikalarından yakınıyordu. İşte yine başladı:

-- Ne yapmaya çalışıyorsun? Bizi öldürtmek istiyorsan lizozomlara otoliz emri ver de daha fazla acı çekmeyelim. Haftalardır aç depomuza savunmasız biçimde dolaşıyoruz. Ben eski kaptanımı özlüyorum.

-- Ben aynı kişiyim ve hala senin kaptanınım. Beğenmiyorsan seni sindirilecekler arasına katabilirim. Bu konunun tartışmaya açık olmadığını söylemiştim.

Renkli olarak resmedilmiş bir paramesyum
Renkli olarak resmedilmiş bir paramesyum
Pixabay

Mitokondri cevap vermedi, haklılık payı vardı. Son birkaç haftadır hayatları DNA ipliğine bağlıydı. Savunma mekanizmalarının çoğu çalışmadığından olası bir heterotrof saldırısı anında kaçmalarına yetecek enerjiyi mevcut besin depolarından sağlayamazlardı. Eğer kontraktil kofullar çalışmaları için gereken ATP'yi bulamazsa su alıp parçalanmaları işten bile değildi. Üstelik nükleusundaki gerginlik tüm organellere yansıyor, hücre içi oksidatif stres miktarı sürekli artıyordu. Bu hızla giderse geçireceği mutasyonlar kendini tanıyamayacak hale getirirdi.

Mümkün olduğunca tüm bunları düşünmemeye çalışarak yoluna devam etmeliydi. İlerde belki yağmacı heterotroflarca saldırıya uğramış bir koloniden arta kalan serbest besin, zar fosfolipiti veya nükleik asit bulurdu. Bir süredir diğer canlıların artıklarıyla, çok mecbur kalırsa denk geldiği heterotrof bakterilerle besleniyordu.

Enerjiden tasarruf etmesi gerektiğinden, sillerini sadece yön değiştirmek için kullanarak akıntıyı arkasına aldı ve uçsuz bucaksız tatlı suları yararak ilerledi. Birkaç bakteri kolonisi gördü ama az önceki olayı tekrar yaşamak istemediğinden durmadı.

Yaklaşık yarım saat boyunca, çeşitli bakteri kolonilerinin heterotrof protista tehlikesiyle karşılaşmalarından kaynaklanan korku ve onlara saldırmamasının verdiği şaşkınlık dolu sinyalleri arasında ilerledikten sonra yüksek miktarda parçalanmış fosfolipit molekülü, başıboş nükleik asit ve organeller ile etrafındaki tek tük glikozlardan sindiriminin yarıda kaldığı anlaşılan nişastalar tespit etti.

Başıboş genomlardan birini alıp analiz etti. Bir yeşil alg kolonisiydi. Sindirimi yarıda kalmış nişastalar saprofit canlı ya da canlıların saldırısına uğradıklarına işaretti. Her ne kadar algler için üzülse de hayatta kalmak için en azından arta kalanlarla beslenmeliydi. Tam büyük bir parça nişastayı içine almış sindirecekken, bir haberleşme sinyali algıladı. Alglerden biri canlıydı ve hayatta kalan türdaşlarına ulaşmaya çalışıyordu.

Acı haberi vermesi gerektiğini düşünüp yanına giderek konjugasyon köprüsü kurdu. Zavallı fototrofun tüm stres ve korkusunu hissedebiliyordu. Alg Sokrates'in kendisini yemediğini görünce şaşırdı. Konjugasyon köprüsü kurabildiğini fark edince şaşkınlığı daha da arttı.

Yeşil Algler
Yeşil Algler
Pixabay

-- Sen, nasıl?

-- Uzun hikaye. Burada neler olduğunu anlatabilecek misin? 

-- Oradan ne olmuşa benziyor? Her zamanki gibi sakince fotosentezimizi yapıp hayatta kalmaya çalışırken saldırıya uğrayıp darmadağın olduk. Hayatta kalanları bulmam gerek. Lütfen gitmeme izin verir misin?

-- Üzgünüm, hiçbir yaşam sinyali algılamıyorum. Geriye sadece sen kaldın. Peki, hiçbir sebep yokken mi saldırdılar? Besinlerin hepsini almamışlar. Sırf aç oldukları için yaptıklarını sanmıyorum. Kolonileriniz arasında bir anlaşmazlık olmuş olabilir mi?

--Bizim koloninin tüm kararları birlikte alınırdı, onlarla daha önce bir geçmişimizin olmadığına eminim. Saldıranlar saprofit heterotrof bakterilerdi. 2 gün önce kendilerini Viking diye tanıtarak bize korumalık teklif ettiler. Ama anlaşmadan çok haraç keser gibi.... “Hayır” deme lüksüne sahip değildik. Zira korumaya ihtiyacımız da vardı. Kabul ettik ve 1 gün sonra lider yardımcılarından biri kolonimize geldi. Keşif gezisine çıkacak ekiplerine sürekli besin üretmesi için birkaç üyemizi güya “ödünç” almak istiyorlardı. İçimizden birini bu vahşilerin eline vermek kesinlikle kabul edebileceğimiz bir şey olmadığı için reddettik. Onlar da daha fazla ısrar etmedi zaten. Amaçları baştan belliydi. İlk geldiklerinde yaptıkları teklif sadece kendilerine güvenmemizi sağlamak içindi. Ototrof tutsak istiyorlardı. Avlanmaktan çok daha az riskliydi ve istedikleri yere götürebilirlerdi. Lider yardımcısının gitmesiyle etrafımızın sarıldığını fark ettik. Daha görüşme yapılırken saldırıya hazırlanmışlardı. Liderlerinin tek bir sinyaliyle hidrolitik enzimlerini boşalttılar. Sayıları o kadar fazlaydı ki ortamdaki her protein anında sindiriliyordu. Parçalanan kardeşlerimin çığlık sinyallerinden çok azı bana ulaşıyordu. Ama şimdi, şimdi hepsini duyabiliyorum. 

Pixabay

-- Ölen kardeşlerin için çok üzgünüm. Bu yaptıkları hiçbir şekilde canlılığa sığmaz. Ben açlıktan ölmek üzere olduğumda bile bir canlıyı yok etmeye içim elvermiyor. Bunların yaptığı asla tolere edilemez ve tüm nükleusum üzerine yemin ediyorum ki hepsini yok edeceğim. İçlerinden biri bile sağ kalmayacak. Dostlarından arda kalanları toplamıştım. Şimdi geri al ve kolonini tekrar kurmaya çalış. O bakteri müsveddelerinin icabına baktıktan sonra belki ziyaretine gelirim.

-- Hayır, saçmalama! Besin depoların neredeyse tamamen boş ve neden bilmiyorum ama canlı hücrelerle beslenmiyorsun. Onlarla savaşmak için güce ihtiyacın var benimse şu an tek istediğim onların da tıpkı kardeşlerim gibi acı çekerek yok olması. Şimdi ortamda ne kadar artık varsa hepsini al ve daha sonra da beni fagosite et.

-- Ne! Saçma…

-- Ne diyorsam onu yap, lütfen. Reseptörlerim türdaşlarımın çığlıklarıyla dolu. Daha fazla savaşacak gücüm yok. Hem sindirildikten sonra her parçam seninle olacak. Onları parçalamak için ürettiğin enzimlerde benim DNA’mı çevreleyen histon proteinlerinin aminoasitleri yer alacak. Ben ve kardeşlerimin bin bir emekle ürettiğimiz glikoz ve nişastalar sen gittikten sonra başka bir yağmacıya yem olmak yerine senin mitokondrilerinde enerjiye dönüşüp onların izini sürmeni sağlayacak. Senin yanında seninle birlikte savaşacağım. Şimdi tek kelime etmeden ne diyorsam onu yap!

Daha fazla itiraz etmedi. İştahını mümkün olduğunca gizlemeye çalışarak ağzını açtı ve ne kadar atık varsa hepsini kofullara doldurup lizozomlarla birleştirdi. En son da yaralı dostunu…

Tüm organeller harıl harıl çalışıyordu. Dökülecek sitoplazmaların kokusunu şimdiden alabiliyorlardı. Besin bulmanın keyfini savaşın gerginliği gölgelemişti. Poliribozomlar oluşturuldu ve endoplazmik retikulumlar çalışmaya başladı. Üretilen proteinleri enzim oluşturmak üzere ER’de modifiye etti ve lizozomda depolanmaları için golgide paketletti. Mitokondriler, protein üretimi ve hareket için gerekli enerjiyi karşılamaya çalışarak bölündüler ve tam güç çalışmaya başladılar. Ortamda hiç toksik madde tespit etmemişti. Yine de hazırlıksız yakalanmak istemiyordu. Peroksizom sayısını arttırıp lizozomlarla birlikte bunları da doldurdu.

Şimdi iz sürme zamanıydı. Saldırganlar yeni beslenmişlerdi. Sayıları da göz önüne alınırsa arkalarında mutlaka metabolik atık bırakıyor olmalıydılar. İzlerini bulmak zor olamazdı. Sillerini çalıştırdı ve savaş alanının etrafında giderek genişleyen daireler şeklinde birkaç tur attı.

Çok geçmeden belli belirsiz bir karbonik asit çizgisi tespit etti. Kolonideki saldırganların sayısının belirsizliğinden dolayı çok sağlıklı bir tahmin olmayacaktı belki ama besinleri oksijen kullanarak son yapıtaşına kadar parçalıyor olmaları olasılığı yüksekti. Algıladığı karbonik asit yoğunluğu birçok bakteri kolonisi için fazlaydı. Oksijenli solunum öncesinde karbondioksit ayırma mekanizmasına sahip olmalıydılar. Bu yüksek hızda enerji üretim potansiyelleri olduğunu gösteriyordu. İşi "birazcık" zorlaşmış gibiydi.

İzleri kaybetmemeye çalışarak mümkün olduğunca hızla ilerlemeye başladı. Hedefinden kat be kat hızlıydı. İzler giderek daha belirgin hale gelecekti. Bir süre sonra parçalanmış hücre zarından arta kalan fosfat moleküllerinin dışarı atılmasıyla oluşmuş fosforik asitleri algılamaya başladı. İlerledikçe izler belirginleşiyor ve daha hızlı ilerlemesine olanak sağlıyordu. Daha hızlı ilerledikçe de izlerin belirginleşme hızı artıyordu. İzler daha hızlı belirginleştikçe de… Hızlanıyordu.

Yol boyunca parçalanmış başka bakterilere de rastladı. Ama büyük bir besin kaynağıyla karşılaşana kadar durmak istemiyordu. Depoları az sayıda ölü mikrop için durmasını gerektirmeyecek kadar doluydu.

Nihayet büyük bir savaş alanı bulduğunda kendini iz sürmeye oldukça kaptırmıştı. Burada durması gerekiyordu. Sadece besin toplamak için değil, burası taze bir savaş alanıydı. Eğer bakterilerce endositozla geri alınmamış birkaç enzim tespit edebilirse düşman silahlarına karşı etkili bir savunma geliştirmek için fırsatı olurdu. Enzimleri nötrleştirecek bir madde üretebilir ya da hücre zarını düşman enzimlerle etkileşmemeye yetecek kadar modifiye edebilirdi.

Savaş alanı ışıksız bir ortamdı. Parçalanmış glikojen ve glikoz molekülleri algılıyordu. Saldırıya uğrayanlar kemototrof bir koloni olmalıydı. Öyleyse, tespit ettiği şu enzim onlara ait olamazdı. Hücre zarını sindiren cinstendi.

Birkaç yüz tanesini koful oluşturarak içeri almasının hemen ardından, ER'nin üst üste alarm sinyalleri göndermesiyle şaşkınlığa uğradı. Ayrıntılı analiz içeri aldığı enzimler henüz inhibe edip ER ye göndermesine fırsat bulamadan bulundukları kofulu sindirip hücre içine dağılmışlardı. Yani tamam, sindirim kofulu da fosfolipit yapısındaydı ama, şimdiye kadar sindirim kofulunu sindiren bir enzime denk gelmemişti. Eğer hemen bir şeyler yapmazsa hücre membranı her taraftan sindirilecek ve içeri dolan su paramparça olmasına neden olacaktı.

ER verdiği emirle üst üste kofullar oluşturarak yabancı enzimleri sürekli hapsedip yavaşlatmaya çalışıyordu. Yönlendirmeleriyle enzimleri hücre merkezine çekmeyi başarmıştı. Ancak sitoplazması, parçalanan kofullar nedeniyle hücre zarı monomerleriyle dolmuştu. Artan monomer sayısıyla birlikte yükselen osmotik basınç hızlıca su almasına neden olacağı için bu yöntemi daha fazla uygulayamazdı.

O, kendilerini kurtarabilecek başka bir şeyler düşünürken enzimler merkezden hücre zarına doğru dağılmaya başlamıştı. Belki üst üste ekzositozlar yaparak dışarıdan bir hücre zarı daha oluşturabilirdi ve asıl membranı sindiren enzimler henüz dışarıdaki zarı sindirmeden kendi zarını tamir edip dış zarı yırtarak kaçış manevrası yapardı. Riskli bir plandı. Çok fazla kaynak harcayacak ve yırtılan hücre zarından dışarı çıkan hücresel yapıları yenilemek zorunda kalacaktı. Üstelik planı uyguladıktan sonra elinde kalacak kaynaklarla savaşması olanaksızdı.

Bu yüzden bir yandan planını uygulamaya koyarken bir yandan da saldırıya uğramış kemosentetik bakterilerden arda kalanlarla beslenmeye başladı. Birkaç koful oluşturup cesetleri yuttuktan sonra oluşturduğu kofulların içindekileri sindiremediğini fark etti. Yolladığı tüm enzimler inhibe ediliyordu.

Sonra etrafına bakmayı akıl edince küçük bir grup bakterinin bir çeşit inhibitör madde sayesinde kendilerine saldıran tüm enzimleri nötrleştirdiğini gördü. Saldırıdan sağ çıkanlar ortamda rastgele dağılmışlardı.

Hemen biriyle iletişim kurmak için sinyal proteinlerini yolladı. Kemosentetik bakteri başta çekingen davransa da Sokrates saldırganların peşine düştüğünü anlattı ve onları gördüğü gibi yememesini bir dostluk göstergesi olarak kabul etmelerini rica etti. Karşılıklı güven oluşunca ona tahmin ettiği şeyin doğru olup olmadığını sordu.

Doğruydu… Tüm sindirim enzimlerini nötrleştirebilecek bir inhibitör geliştirmişlerdi. Adlarının Leonardo olduğunu söyleyen bakteriye bu teknolojiyi nasıl geliştirdiklerini sordu. Ayrıntı vermek istemediler; lakin anlattıklarından kemosentezde ortaya çıkan bir yan ürünü modifiye ederek ürettiklerini anladı. İnhibitör teknolojisini geliştirdikten sonra bir gurup üyeyi koloniyi korumaları için görevlendirmişler fakat sayıları yeterli olmadığından koloniyi koruyamamışlar ve ancak kendilerini hayatta tutabilmişlerdi. 

Peki Sokrates’i kurtarabilirler miydi? İşbirliği yaparlarsa, belki… Kemototroflara saldırganlardan birlikte intikam almayı ve onlara ganimetten pay vermeyi teklif etti. Tabii önce büyük savaş makinesini kurtarmaları gerekiyordu. Hareket kabiliyetleri yoktu, hepsini teker teker toplaması gerekti. Hücre zarını paramparça edebilecek enzimler yolu yarılamışken, kofulla içeri aldığı Leonardo'ları sitoplazmaya saldı ve tüm enzimleri nötrleştirdiler. Oluşan atıkları da inhibitörle birlikte ekzositoz yaptı.

Tehlikeyi atlatınca paramesyum ile birlikte savaşmak için sabırsızlandılar. Sokrates ise işbirliğini seve seve kabul etti, zira düşmanları çok üst düzey bir teknolojiye sahipti: "Tüm fosfolipit bileşiklerini sindirebilecek bir süper enzim" Ancak kemosentetiklerin inhibitör teknolojisiyle yenilebilirdi.

Toparlanıp yola devam etmek için hazırlandılar. Hayatta kalan tüm Leonardo’ları misafir etmek için içeri aldı. Yoksa Sokrates savaştan dönene kadar başka bir saldırıya uğramaları işten bile değildi. Ayrıca içeri aldığı misafirleri savaşa hazırlık için inhibitör madde üretip kofullara dolduracaktı. Son olarak savaş bitince koloniyi tekrar kurmalarına kadar onları koruyacağına da söz verince nihayet takibe devam ettiler. 

Atılan ilk ittifak tohumları... Peki sonuncusu mu?
Atılan ilk ittifak tohumları... Peki sonuncusu mu?
Pixabay

İnhibitörle dolu kofullar oluşurken biraz önceki karmaşanın yaralarını sarmayı bitirdi. Şu an için tek sorunları inhibitör maddenin öncüsü olan elementti. Leonardo’lar hangisi olduğunu söylememişlerdi. Sadece biraz zor bulunduğunu ve kendi depolarında tükendiğini, şimdiye kadar ürettikleri inhibitörün savaşmaya ancak yeteceğini söylediler. İçlerinden birkaçı zar reseptörlerine yerleşmişti. Eğer etrafta ihtiyaçları olan eser elementten bulacak olurlarsa haber vereceklerdi. Hoş, onların tespit ettiğini Sokrates de tespit edebilirdi. Yine de böyle bir gizliliğe girişmeleri... Aman ne değerli teknoloji!

Bir müddet daha parçalanmış hücre ve akmış sitoplazmaların arasından geçtikten sonra büyük bir bakteri kolonisinin yanında durakladı. Anlaşılan bir çarpışma yaşanmıştı. Saldırıya uğrayanlar da heterotroftu.

Peki bizim süper güçlü yağmacı Viking’ler bu koloniyi neden yok edememişlerdi? Bunu öğrenmek saldırı planını belirlerken faydalı olurdu. Yapılacak en iyi şeyse gidip savaş gazilerimize sormaktı. Biraz daha yaklaştığında Sokrates’e doğru hareket edip lizozimlerini salgıladılar. Karşılık vermek istemiyordu, birkaç kaçış manevrasıyla sıyrılabilirdi. Ancak o anda bir Leonardo’dan bir sinyal geldi:

-- Bir inhibitör kesesini boşalt! 

-- Ama zaten az…

-- Sadece dediğimizi yap, bize güven.

-- Öyle olsun.

Bir inhibitör kesesini boşalttı. Hepsi etkisiz hale gelmişti.

-- Şimdi bir dostluk sinyali yolladıktan sonra görüşmemiz için bizi yanlarına gönder. 

Gerek yoktu aslında hani şu an hayatta olmaları zaten onlara zara vermek istemediğini açıklıyordu. Yine de dediklerini yaptı. Sinyali gönderdikten sonra 10 Leonardo’yu "atarlı" heterotroflara doğru yolladı. Bir müddet sonra da adlarının Sun Tzu olduğunu öğreneceği heterotroflardan birkaçı paramesyuma yaklaşıp içeri alınma talebinde bulundular. Endositozla aldı ve bu kez direkt kendisi konuşmaya başladı. 

-- Eee gizli görüşmeleriniz ne sonuca vardı?

-- Leonardo bize av maceranızdan bahsetti. Peşinde olduklarınız gerçekten tehlikeli bir koloni. Böyleleri yüz yılda bir nadir bir teknolojiyle gelir ve tüm dengeleri altüst ederler. Eğer avdan dönen kardeşlerimiz arkalarından saldırarak onları şaşırtmasaydı şu an biz de hayatta olmazdık.

-- Nasıl kurtulduğunuz anlaşılıyor.

-- Gerçekten ucuz atlattık. Aslına bakarsan kemototrofların inhibitör teknolojisi ve intikam almaya yeminli bir paramesyum olmasaydı onları kimsenin yenebileceğini düşünemezdik. Avdan dönerken, bize saldırmadan önce bir amipi paramparça ettiklerini gördük. Dikkate alınması gereken bu tehlikeyi kolonimize uğrayana kadar takip ettik. Saldıracaklarını anlayınca tüm gücümüzle arkalarından vurduk ve savunmalarının zayıf olduğunu o zaman anladık. Bir anda telaşlanıp kaçmaya başladılar. Bir kısmı farklı yönlere dağıldı. Şimdi bir avcı birliğimiz koloniden ayrı kalanları avlayacak. Siz ise bizden seçkin bir grubu da yanınıza alarak ana koloniye doğru yola çıkabilirsiniz. Bu tehdidin bertaraf edilmesi gerek, tüm mikro evrenin iyiliği için. Savaş için ihtiyacınız olan istihbaratı yerime gelecek olan koloni temsilcisinden öğrenirsiniz. Ha bu arada, inhibitör madde için gereken elementten bizde bolca var. Leonardo gizlilik rica etti. Yanınıza alacağınız avcı birliğiyle gereken miktarda göndereceğiz. 

-- Benden gizlediklerini size açıkladılar ha! Kırıldım doğrusu.

-- Bakteri dayanışması… Şimdi daha fazla zaman kaybetmeden kahramanlık yolunda ilerleyelim. Ayrıca yanınızda bulunan Leonardo’ların hepsi birden fazla yük oluşturuyor. Bir kısmı savaş bitene kadar bize misafir olmayı kabul etti.

Hoş, konukları onun yerine katil bir kolonide misafir olmak istiyorsa onları durduramazdı. Sun Tzu kolonisine gidecek yol arkadaşlarıyla vedalaştı ve süper gizli(!) eser elementi taşıyan özel avcı birliğini hücre içine aldı. Tüm koloniyi yok etmek için kendi fagositoz gücü yeterliydi. Ancak fazladan müttefikin bir zararı yoktu. Sun Tzu bir miktar glikojen de göndermişti. Yolda ya da savaş esnasında yakıtlarının bitmesi isteyecekleri en son şeydi. 

3 göz mü? Yoksa birer tane göz, kulak ve burun mu isterdiniz? Kahramanlarımıza şans dileyin!
3 göz mü? Yoksa birer tane göz, kulak ve burun mu isterdiniz? Kahramanlarımıza şans dileyin!
Pixabay

Tekrardan yola koyuldu. Artık besin ihtiyacını karşılamak için yoldaki savaş mağdurlarının yanında durmaları gerekmiyordu. Çok sürmedi. 15 dakika sonra akıl almaz hızla ilerleyen ve ilk tespitlerinden en az 4 kat büyük olan düşman kolonisinin akıntısını tespit ettiler. Çok yakında olmalıydılar. Ayrıca dev koloninin hareket ederken oluşturduğu ana akıntının yanı sıra V şeklinde çok daha hafif bir akıntı vardı. Koloninin arkasını kollamaları için artçı birlikler yerleştirmiş olmalıydılar. 

-- Verdiğimiz dersi iyi anlamışlar anlaşılan.

-- Şimdi işe yarayacağınız bir görev buldum.

-- Senin bizle derdin ne ha?

-- Hayata kalmak için diğer canlıları yok etmeniz?

-- Hastasın!

-- Biliyorum. Şimdi iyi dinleyin. Eğer doğrudan koloni içine dalarsak artçılar oluşturacağım akıntıyı hemen fark ederek alarm sinyali verir ve daha ağzımı açmadan karşılık vermeye kalkarlar. Yolladıkları enzimler için inhibitör harcarsak sindirim kofullarını kaplamaya yetecek kadar kalmaz ve hepsini yutsam bile ben daha sindiremeden kofulu yırtıp hücre içinde terör estirirler. Düşmanı kaleye almış oluruz.

-- Sindirim kofulunu eritip hücreye karışacaklar ha! Bu hiç aklıma gelmemişti.

-- Nerdeyse parçalanana kadar ben de düşünememiştim. Şimdi sizleri Leonardo’larla hücre zarlarınızdan ikili olarak birleştireceğim. Malum, onların hareket kabiliyetleri yok. Siz gizlice yaklaşıp artçıları teker teker avlarken kemototroflar inhibitör maddeyle sizi koruyacak. Oluşturacağımız öncü birlik zinciriyle haberleşme sistemi kuracağız ve sizden onay sinyal proteinini aldıktan sonra ana koloninin ortasına dalacağım. Eğer kenara çektiğiniz artçıları o zamana kadar halletmiş olursanız yan kanatlardan inhibitör salgılayarak destek verirsiniz. 

-- Sonra?

-- Sonra hepsini fagosite edeceğim ve bu işi bitirip evlerimize döneceğiz. Yani, siz döneceksiniz. Ben gezginim.

-- Hahaha! Üzüldüm bak. Seni ailemize katmak isterdik ama bilirsin, biraz “büyük” kaçıyorsun.

-- Gevezeliği bırakın. Leonardo, sindirim kofulunu inhibitörle kapladıktan sonra ne yapacağımızı konuşmadık. Etkisiz hale getirdiklerimizi direkt dışarıya bırakabiliriz, kofulu yırtamaz ve açlıktan ölürler. Bu her ne kadar hak ettikleri bir şey olsa da hepimizin besin ihtiyacı var ve ikinize de ganimetten pay vermeyi teklif ettim.

-- Ganimetten gelecek pay ikimiz için de önemli değil. Ancak işimizi sağlama almak istiyoruz. İçeri aldığımız düşmanları inhibitörle dolu başka bir kofula dolduracağız. İçteki kofulu her zamankinden 10 kat kalın yaparsak onu yırtmaya çalışırken tüm enzimlerini harcayıp inhibitörle karşılaşırlar. Daha sonra kofula pompaladığımız panzehir, yani inhibitörün inhibitörü sayesinde parçalanmaya hazır hale gelecekler. 

-- Demek panzehir var ha! Onu üretmek için ne gerekiyor peki?

-- İyi deneme, ancak tahmin edeceğiniz üzere panzehirin formülünü de gizli tutuyoruz. Lakin şöyle bir durum var ki, üretim için bir ökaryot hücre metabolizmasına ihtiyacımız var. Bizi endoplazmik retikulum zarlarınıza konumlandırabilir misiniz?

-- Ne demek efendim. Ama rica ediyorum hücremi ele geçirmeye çalışmayın.

-- Yaşadığımız onca şeyden sonra mı? Komiksin.

Her şey hazırdı...
Her şey hazırdı...
Pixabay

Her şey hazırdı. Leonardo’yla konuşurken öncüleri hazırlamayı bitirmişti. Usulca hücre dışına saldı ve fark edilmeyeceği yakın bir mesafeden takibe başladı. Öncüler düşman artçılarını birer birer ana kafileden uzaklaştırıp parçalarken Sokrates, gerekli miktarda lizozomu oluşturmuştu.

Birinci adımın tamamlandığı sinyali gelince mitokondrileri tam güç çalıştırarak tüm silleriyle harekete geçti. Dosdoğru ana koloniye gidiyordu. Kötülüğün kaynağı. Yeşil alglerin katili… Hayatta kalmaları için gerekmediği halde sırf güçleri yettiği için öldürmek isteyen mikrosaykopatlar…

Yeterli yakınlığa ulaştığında anüsünden birkaç kese inhibitör saldı ve ağzını koloniye döndürmek için 180 derece manevra yaptı. Yaptığı manevranın da etkisiyle etraftaki müttefikler kendisinden iyice uzaklaşmıştı. Şimdi hazırdı. Ağzını mümkün olan en büyük şekilde açtı ve düşmanlarını yutmak için gereken akıntıyı sillerini çalıştırarak oluşturdu. ,

Kısa bir süre sonra hepsini yutmuştu. Kofulları inhibitör kofulların içine yerleştirdi ve birkaç milisaniye kadar bekledikten Leonardo’ların ürettiği panzehiri kofullara pompaladı. Yine biraz beklemesine rağmen kofulu yırtıp çıkan olmamıştı. Lizozomları kofullarla birleştirip düşmanını yok etmenin keyfini sürmeye başladı. Açığa çıkan monomerleri polimerleştirip depoladı. Temiz iş.

Temiz iş...
Temiz iş...
Pixabay

-- Çok kısa sürdü.

-- İyi planlanmış muharebeler kısa sürer. Asıl savaşı hazırlanırken vermişsindir. 

Sun Tzu bunu derken kaçanları avlamayı bitirip savaşın bittiğini gören öncülerden art arda sinyaller gelmeye başladı. Bir kısmı sevinç çığlıklarıydı, ancak daha sonra haber iletilerine dönüştü. Bir endospor bulmuşlardı. Düşman lideri olduğuna şüphe yoktu. Saldırı başlar başlamaz mümkün olduğuna uzaklaşmış ve endospor oluşturmuştu. Tabii, aşiretin olmadan, tek başına hayatta kalamazsın demi canım!

Endosporu hücre içine alıp inhibitörle dolu bir kofula hapsetti. Onunla ne yapacağına sonra karar verecekti. Şimdi eve dönme zamanıydı. Müttefik kolonisine döndüklerinde heterotrofların lideri onları sevinçle karşıladı. Leonardo’lara iyi bakmışlardı. Hatta baya bir kaynaşmış gibiydiler!

Sun Tzu lideri, ganimetten birkaç eser element dışında hiçbir pay istemedi, sadece düşman liderinin endosporunu vermesini talep etti. Açıkçası ona ne yapacakları çok da umurunda değildi. Büyük ihtimalle diğer heterotroflara karşı bir gösteriş ve aynı türün başka kolonilerine karşı koz olarak kullanacaklardı. 

-- Kabul. Sizinle çalışmak bir zevkti. Şimdi hareket edemeyen bu kemototrofları evlerine bırakmam gerekiyor.

-- O işi biz çoktan hallettik Bay Sokrates. 

-- Ne?

-- Siz avdayken Leonardo kolonisiyle epey bir yakınlaştık. Açıkçası sizin değerlerinizden de etkilendik. Artık öldürerek beslenmek istemiyoruz. Kemototroflara korumalık yapacağız ve onlar da bize besin sağlayacaklar. Şimdi simbiyotik ilişkimizi resmi hale getirmek için kolonilerine doğru yola çıkıyoruz. Evlerine de biz bırakırız.

-- Demek öyle ha! Arkamdan ne işler çevirmişsiniz!

-- Alınmayın Bay Paramesyum, farklı dünyaların mikroplarıyız. 

-- Size ilerde kullanmanız için 4 koful inhibitör vereceğiz. Ayrıca dostluğumuz baki kalacak, istediğiniz zaman ziyaretimize gelebilirsiniz.

Uçamadık belki ama barış ve huzur dolu günlere doğru da az kamçı sallamadık...
Uçamadık belki ama barış ve huzur dolu günlere doğru da az kamçı sallamadık...
Pixabay

Gerçekten duygulanmıştı. Kendisinin hiçbir baskısı olmadan iki koloni birbiriyle dost olmuş ve yağmacıların yanı sıra sucul ekosistemdeki bu kaos ortamını besleyen bir etken daha ortadan kalkmıştı.

Sürekli bir lanet olarak gördüğü mutasyon, acaba yeni yaşam sitili olabilir miydi? Sonuçta birileri bunu benimsemişti ve barış dolu bir ortama doğru küçük de olsa bir adım atılmıştı. Kendisiyle barışık yaşayabileceği zamanlar geliyor muydu? Bunları zaman gösterecekti.

Şimdilik vedalaştı ve yeni maceralara doğru sillerini çalıştırdı.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 3
  • 3
  • 0
  • 1
  • 0
  • 1
  • 1
  • 2
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 23/08/2019 10:56:15 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/7884

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Seçilmiş kişi dediğiniz, oy kullanmak için kayıt olan `'ın içinden oy atan @'ın içinden Q'inin oyunu alan bir kişiden ibarettir.”
Dan Bennett
Geri Bildirim Gönder