Siyaset, Bilim ve Toplumsal Tutumlar: Ne Öğreniyoruz ve Bu Neden Önemli?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Sosyal bilimciler, insanların bilimsel temelli konulardaki tutumlarına karar verirken bilimsel kanıtları neden görmezden geldiklerini anlamada ilerleme kaydediyorlar. Bu konuların okullarda nasıl öğretilmesi ve politikacılar tarafından nasıl ele alınması gerektiği hakkında da önemli gelişmeler gösteriyorlar.

Birleşik Devletler araştırma camiası, halkın bilimsel bulguları çoğunlukla dikkate almadığından ya da çarpıttığından uzun bir süredir şikayetçi. Uzmanlar medyada partizan siyasetini sorumlu tutarken birbirine tamamen zıt açıklamalar da yapıyorlar: Liberaller, cumhuriyetçilerin bilim karşıtı olduğunu sıkça ileri sürüyor, muhafazakarlar ise demokratların genellikle bilimsel bulguların çığırtkanlığını yaparak hükümete daha büyük ve daha müdahaleci bir rol vermek için haklı çıkmaya çalıştıklarını iddia ediyor.

Önde gelen bir sosyal bilim dergisi olan The ANNALS of the American Academy of Political and Social Science, Mart 2015 sayısında Siyaset Bilimi’ne yer vererek tartışmayı derinlemesine inceliyor. Washington DC’deki Amerikan Üniversitesi'nden siyaset bilimciler Elizabeth Suhay ve Northwestern Üniversitesi'nden James Druckman’ın editörlüğünü yaptığı bu sayı, “bilimsel bilginin üretilmesi, iletişimi ve benimsenmesini”ni inceleyen yaklaşık 15 makale içeriyor. Derginin genel yayın yönetmeni Thomas Kecskemethy şöyle diyor:

Tüm taraflara eşit şekilde ve kıyasıya eleştiri fırsatı verildi. Seçkin uzmanların kendi önyargılarına karşı nasıl savunmasız olduklarını görmek beni çok etkiledi.

Araştırmacılar konuyu basit cevaplarla geçiştirmediler. Aslında, bazı makaleler neredeyse anlaşılmaz boyutta; siyaset jargonu ve teorileri ile dolu. Ama bu özel sayıda faydalı, net mesajlar da var:

  • Bilim insanları kendilerini zayıf iletişimciler olarak suçlamamalılar; evet, daha iyi bir iş çıkarabilirlerdi fakat çoğu insan, bilim insanlarının kendilerine neyi nasıl düşüneceğini söylemesini beklemiyor. Bu nedenle çözüm insanlara sadece daha fazla bilgi ve gerçekleri sunmak değildir.
  • İnsanlar bir bilimsel sonucu değerlendirirken, çoğunlukla ideoloji ve din temelli mevcut inançlarından etkileniyorlar. İnançları güçlü olan bir kişinin kendi inançlarına ‘uymayan’ bir mesajı reddetme ya da aktif olarak o mesaja karşı çıkma olasılığı artar.
  • Liberallerin de muhafazakarlar kadar bilimsel kanıtlarla aynı fikirde olmaması olasıdır. Ancak bu anlaşmazlıklar farklı bir dizi mesele üzerinde ortaya çıkmaktadır. Birçok liberal nükleer enerjiye, petrol ve gaz elde etmek için uygulanan hidrolik kırma yöntemine, genetik olarak değiştirilmiş organizmalara ve genetik tıbbın bazı yönlerine itiraz eder. Muhafazakarların gündeminde ise iklim değişikliği, evrim ve kök hücre araştırmaları, son zamanlarda da aşı gibi konular vardır.
  • ABD Kongresi’ndeki mevcut tıkanıklık ve cumhuriyetçi yasa koyucular ile Beyaz Saray arasındaki düşmanlık aksini öne sürse de ideoloji parti üyeliği ile aynı şey değildir.
  • Evrimin öğretilmesine gelince, yetersiz eğitilmiş biyoloji öğretmenleri nüfusun büyük bölümünün neden ikna edilemediğini açıklamada önemli bir faktördür. Evrim kavramını kabul eden öğretmenler bile, evrim eleştirilerine karşı savunma yeteneklerine güvenmediklerinden sınıflarında bu konuya çok yer vermezler.
  • Halk, bilim insanlarına büyük bir saygı gösterme eğilimindedir. Ayrıca insanlar genellikle hakkında hala belli bir karara varmadıkları, jeomühendislik gibi tartışmalı konularla ilgili daha fazla bilgi edinmek ister. Bu nedenle durum, umutsuz değildir.

Bu sayının geri kalanında konuyla ilgili üç temaya ayrıntılı olarak yer verilmiştir: bilimsel kanıtlara riayet etmenin siyasi ideolojiyle nasıl ilişkili olduğu, insanların kendi düşünce ve inançlarına uymayan bilgi ile nasıl baş ettikleri ve biyoloji öğretmenliği eğitimi alan öğrencilerin evrim hakkında ne düşündükleri.

 

Bilime riayet etme

Genetik bilimi hakkındaki siyasi tartışmaları incelemek üzere Druckman ile birlikte çalışan Suhay, ABD siyasetiyle bilim arasındaki kesişimi anlamanın her zamankinden daha önemli olduğuna inanıyor ve şöyle diyor:

Politik değerler kaçınılmaz olarak bilimsel araştırmalarla iç içe geçmiştir çünkü bilim bize mümkün olanı anlatır. Bilim doğal olarak tartışmalı bir şey çünkü kimse seçeneklerinin sınırlı olduğunu duymak istemez.

Suhay, Amerikan siyasetindeki kutuplaşmanın artışı için şunları söylüyor:

Kutuplaşmanın artması nedeniyle siyasiler daha büyük bir tutkuyla tartışıyorlar. Bu savaşın bir kısmı da bilimsel kanıtların siyasi görüş doğrultusunda kullanılması. Dolayısıyla gerçekler belirli bir siyasi görüşle bağdaştırılıyor.

Austin’deki Texas Üniversitesi'nde profesör olan Daron Shaw ile yüksek lisans öğrencisi Joshua Blank, bu kutuplaşmaları göz önüne alarak, tartışmalı konularda “insanların bilime riayet etme derecesini” belirlemek için bir çalışma yaptılar. Seçimler ve oy verme davranışları üzerine çalışan ve çeşitli politik kampanyalar için anket çalışmaları yapan Shaw şöyle diyor:

Bu ülkede ‘gerçekler sizi özgür kılar ve bilimde herşeyin cevabı vardır’ ifadelerine inanmanın uzun bir geçmişi vardır ve bu, Amerikan politikasını birbirine bağlar. Eğer bilimsel bilgiye riayet, daha fazla kutuplaşmanın bir sonucu olarak ortaya çıkıyorsa bu, önemli sonuçları olan bir değişikliktir.

Bunu araştırmak için, Shaw ve Blank 2000 kayıtlı ABD seçmeni üzerinden bir anket düzenlediler. Her birinden 16 politika alanında, 10 puanlık bir ölçekte puanlama yapması istendi; puanlamada politikacıların bilim insanlarının tavsiyelerini tamamen kabul etmesi 10’a, bilimsel tavsiyelerin tamamen görmezden gelinmesi 0’a karşılık geliyordu.

Genel olarak, politik açıdan kendilerini nasıl tanımladıklarına bakılmaksızın, bilime riayetin oldukça yüksek olduğu bulundu. Tüm konulardaki puanların ortalaması 6.4 olarak bulundu, bu değer seçmenlerin genel olarak politikacıların bilim insanlarını dinlemesini istediklerini ortaya koyuyordu. Ancak farklılıklar da vardı: Kendini demokrat olarak tanımlayanlarda ortalama 7.46, buna karşılık cumhuriyetçilerde 5.58 ve bağımsızlarda 5.84’tü.

Shaw bu bulgulara bakarak, muhafazakarların bilimsel önerilere riayet etmeye daha az istekli oldukları sonucuna vardı. Fakat cumhuriyetçileri, bilim karşıtı oldukları konusunda suçlamak da doğru değildir. Öncelikle, cumhuriyetçilerin tutumu bağımsızlardan çok farklı değildi. İkinci olarak da, sonuçlar cumhuriyetçilerin 16 politika alanının 14'ünde hala bilime saygı duyduğunu gösterdi. İstisnalar zorunlu sağlık sigortası ve eşcinsellerin evlat edinmesi ile ilgiliydi. Shaw ve Blank şöyle söylüyor:

Cumhuriyetçiler, bilimin söylediklerine riayet etme konusunda daha az istekli görünüyorlar.

Buna karşılık, demokratlar tüm 16 alanda bilime saygı duyduğunu gösterdi. Shaw, genel ortalama puanının 6.4 olmasının politika oluşturmak için bilimsel uzmanlıktan yararlanmayı destekleyen olumlu bir gösterge olduğunu söylüyor.

Araştırmacılar ayrıca bir kişinin bilimsel kanıtlara saygı duymasının çalışma kapsamındaki spesifik politikalar bazında değiştiğini buldular. Örneğin, araştırmalarda hayvan kullanma konusunda ideolojik spektrum genelinde pek bir fark yok gözlenmezken küresel ısınmaya karşı savaşmak için karbon emisyonlarının düzenlenmesi konusunda muhafazakarlarla liberaller arasında büyük bir ayrılık vardı. (Araştırmacılar, bu konulardaki ortak bilimsel görüşün araştırmalarda hayvanların kullanılması, karbon emisyonunu azaltmak için de birtakım düzenleyici mekanizmaların desteklenmesi olduğunu belirlediler.)

Araştırmacıların belirttiği gibi, bunların hiçbiri ideolojiyi alt eden kanıtlar değil. Aslında ideoloji, seçmenlerin zihninde bu ikisi doğrudan çatışmaya girdiğinde hep kazanan taraf oluyor.

Shaw'a göre en büyük gizem, demokratların cumhuriyetçiler veya bağımsızlara göre siyaseti bilgilendirmek için bilime neden daha fazla inandıkları. Shaw eğitim, gelir ya da ırk gibi faktörlerin bu farkı açıklayamadığını söylüyor.

Buna rağmen araştırmacılar, bulgularının kampanya stratejistlerine yararlı olabileceğine inanıyorlar. Araştırmacılar şöyle diyor:

Demokratları yanınıza almak istiyorsanız siyasi duruşunuzu desteklemek için bilimsel araştırmaları kullanmak isteyebilirsiniz. Solcuların bilim insanlarına riayet etme isteklerini ifade etmeleri, objektif ve bilimsel araştırmalara dayanan siyasi tartışmaların ilgili konulardaki görüşler üzerinde güçlü bir etkisi olabileceğini gösteriyor. Bu tür tartışmalar siyahiler ve Latin kökenliler gibi demokrat ittifakının kilit unsurları için de önemli.

 

Kendi düşünce ve inançlarımıza uymayana tepki verme

Politika ve bilimin etkileşimine bakmanın bir başka yolu, insanların kendi dünya görüşüne uymayan bilimsel mesajlar ile karşı karşıya kaldıklarında nasıl tepki gösterdiklerini incelemektir. Columbus'daki Ohio Eyalet Üniversitesi’nden üç araştırmacı, halkın bilime olan inancının böyle bilişsel uyumsuzluklarla zayıfladığını tespit etti. Güvensizlik hem muhafazakarlar hem de liberaller arasında, fakat sadece en tartışmalı konular üzerinde gerçekleşti.

İletişim profesörleri Erik Nisbet ve R. Kelly Garrett ile lisansüstü öğrencisi Kathryn Cooper’dan oluşan araştırma grubu, 1500 kişinin dahil olduğu çevrimiçi bir anket yaptı. Katılımcılar yeni bir bilimsel web sitesinin kalitesini değerlendirdiklerini düşünüyorlardı. Fakat bu, bazı konularda inançlarına ters gelecek bilgiler hakkındaki tutumlarını ölçmek için bir bahane oldu. Ankette, kendilerini muhafazakar olarak tanımlayanları harekete geçirecek iklim değişikliği ve evrimle ilgili soruların yanı sıra liberallerin karşı çıkması beklenen hidrolik kırılma ve nükleer güç gibi konular hakkında sorular vardı. Katılımcılar ayrıca araştırmacıların tarafsız olarak gördükleri iki konuya, Güneş sistemi ve yer bilimlerine ilişkin pasajları da okudular.

Katılımcılar beklenildiği üzere, sosyal bilimcilerin ‘güdülenmiş akıl yürütme (muhakeme)’ dediği durumu fazlasıyla sergilediler. Bu, halihazırda inandığımız şeyleri korumak için bir konuyla (örneğin, genetiği değiştirilmiş gıdaların güvenilirliğiyle) ilgili yeni bilgileri çürüttüğümüz ya da görmezden geldiğimiz durumdur. Araştırmacılar ayrıca insanların, değerlerine yönelik bir tehdit olarak gördüğü bilimsel bilgilere daha olumsuz tepkiler verdiğini tespit ettiler. Etki, bütün politik yelpazede gözlendi fakat muhafazakarlar liberallerden dört kat daha kuvvetli tepki gösterdiler.

Shaw ve Blank gibi Nisbet de şu bulgusunu basın bülteninde açıkladı:

Liberaller de bilimsel bilgiyi taraflı bir şekilde işleme yeteneğine sahipler. Tabii ki bu konuda muhafazakarlardan daha üstün değiller.

Ohio Eyalet araştırmacıları ayrıca fikir ayrılıklarının, insanların bilimsel teşebbüse güvenini kaybetmesine neden olabileceğini buldular. Garrett basın bülteninde şöyle diyor:

Bu kutuplaştırıcı konular hakkında okumak bile, insanların bilim hakkında hissettiklerini olumsuz yönde etkiliyor.

 

Evrim öğretiminin yetersizliği

Özel sayıdaki üçüncü makale, kutuplaştırıcı konulardan biri olan evrimi okullarda öğretmek üzere eğitilen öğrencilerin tutumlarını inceliyor.

Pennsylvania Eyalet Üniversitesi siyaset bilimcilerinden Eric Plutzer ve Michael Berkman, daha önce yaptıkları bir araştırmada lise biyoloji öğretmenlerinin evrimsel biyolojiyi açık bir şekilde anlatmada yaygın bir isteksizlik içinde olduklarını tespit etmişlerdi. 2011’de Science dergisinde yayınladıkları makaleye göre, sadece %28'i evrimi sınıflarında birleştirici bir tema olarak görüyordu. Yelpazenin diğer ucunda ise, %13'ünün dersleri yaratılışçılık veya akıllı tasarımı içeriyordu .

Sonraki çalışmalarında ise Plutzer ve Berkman “ne evrim biyolojisinin güçlü savunucuları ne de bilimsel olmayan alternatiflerin açık destekçileri olan bu temkinli %60 (öğretmen)”ın inançları hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalıştılar. Bu nedenle lise biyoloji öğretmeni olmaya hazırlanan 35 öğrenci ile 2013'te görüşmeler yaptılar; öğretmen olup derslere girmeye başladıklarında konuyu nasıl ele alacaklarına dair ipuçları bulmayı umuyorlardı. Pennsylvania'daki üniversitelerden -büyük bir araştırma üniversitesi, büyük bir öğretmen eğitimi programı olan bir devlet üniversitesi, bir Katolik üniversitesi ve tarihsel olarak siyahi bir üniversiteden- lisans öğrencileri seçtiler.

Duydukları şey onları rahatsız etti. Berkman’ın açıklaması şöyle:

Bilimsel anlayışlarının derinliği sizin düşündüğünüz gibi değil. Evet, fen eğitimi programındaydılar ancak bilimi sevdikleri için fen öğretmeni olmayacaklardı.

Plutzer şu sözleri ekledi:

Çocukken çamaşır makinesini parçalayan veya roket fırlatan kişilerden değillerdi. Onlar bilim insanı olmak amacını gütmüyorlar.

Araştırmacılar, kendilerini öncelikle eğitimci olarak gören öğretmenlerin evrim gibi potansiyel olarak ilgi çekici ve tartışmalı konuları kendilerini bilim insanı olarak gören kişilerden çok daha farklı ele almalarının endişe verici olduğunu söylüyor. Berkman şöyle diyor:

Öğrencilerin çoğu, bir sorun ortaya çıktığında, gerçekleri aktarmak ve içeriği tartışmak yerine sınıf yönetimi ve pedagojik tekniklere güvenebileceklerini düşünüyorlar. Bu yaklaşım daha büyük bir sorunu maskeliyor. Evrim hakkındaki bilginin yetersizliği evrimi öğretme ihtimalinin azalmasına yol açıyor.

Araştırmacılar, başlangıçta Katolik üniversitesindeki öğrencilerin konuyu laik kurumlardaki akranlarından çok daha rahat tartıştıklarını görünce şaşırdıklarını belirttiler. Berkman’ın açıklamaları şöyle:

Konudan kaçınmak yerine muhtemelen tüm hayatları boyunca bu konuyla mücadele etmişlerdi. Evrim hakkında öğrendiklerini inançlarıyla uzlaştırmak için daha iyi bir iş çıkarmış gibi görünüyorlardı. Buna karşın, laik kurumlardaki öğrencilerin kişisel görüşlerini bir fen veya eğitim dersinde keşfetme olanağı pek mümkün değil. Bir Pennsylvania Eyalet Üniversitesi profesörünü öğrencileriyle bunları konuşurken göremezsiniz.

Araştırmacılar, örneklerinin tüm fen öğretmeni yetiştirme programlarını temsil etmediğini itiraf ediyorlar. Ancak sonuçların yine de öğretici olduğunu düşünüyorlar ve daha yapılacak birçok şey olduğunu vurguluyorlar.

Genç öğretmen adayları, muhtemelen önde gelen bilimsel organizasyonların beklentilerine cevap vermeyen bir evrim öğretimine neden olacak bir yönde ilerliyorlar.

Peki, bu yönü değiştirmek için ne yapmalı? Çelişkili bir cevap, lise ve lisans düzeyinde biyoloji öğretimini geliştirerek çalışma yazarlarının ‘cehalet döngüsü’ olarak tanımladıkları döngüyü kırmaktır. Araştırmacılar, birçok öğrencinin devlet okullarında evrim öğretmek için iyi bir ders planı olmadığını, çünkü onların da konu hakkında iyi bir eğitim almadıklarını söylüyorlar.

Müstakbel öğretmenler, araştırmacıların ‘bilimsel araştırmanın doğası’ olarak adlandırdıkları daha iyi bir temel eğitime ihtiyaç duyuyorlar. Çok azı bir araştırma laboratuvarında çalışma olanağı buluyor çünkü programları içerik ve pedagoji üzerine derslerle dolu, birçoğu da bu tür uygulamalı deneyimlerden çekiniyor.

Ayrıca bilimsel bölümlerdeki öğretim üyelerinin öğretmen adaylarının genel olarak tipik fen dallarındaki lisans öğrencilerinden farklı olduklarını anlamaları gerektiğini söylüyor. Plutzer şöyle diyor:

Müstakbel fen öğretmenleri onların küçük versiyonları değillerdir, öğretmen adaylarının evrimi anlamasını sağlamak sadece daha fazla fen dersi almalarıyla olmaz.

 

Bardağın yarısı dolu mu yoksa yarısı boş mu?

Özel sayıdaki makaleler birlikte ele alındığında açık ve yardımcı bilimsel iletişim yolunda duran birçok engeli vurgulamakla birlikte, Suhay okuyucuların durumun umutsuz olduğu sonucuna varmamaları gerektiğini düşünüyor. Aslında, günümüzün siyasi fırtınalarına rağmen bulutların arasından görünen güneş ışıklarını görebilen Suhay şöyle diyor:

Bazı insanlar gibi paniğe kapılmamız gerekiyor mu bilmiyorum. İdeolojik spektrumdaki tüm insanların bazen bilimsel bilgileri dünya görüşlerine dahil etmekte zorluk çektiğini anlamak, bir suçlu aramaktan vazgeçip her şeyi daha net görmemizi sağlar. Bilimsel araştırmaları önemsemeyenler olarak sadece cumhuriyetçileri suçlarsanız bir uzlaşmaya varma şansınız azalır. Bu anlayış, eylem için gerekli olan bir ön şart. Bu, her iki tarafın öfkesini bastırmaya yardımcı olabilir. Ayrıca insanların belli şekillerde davranmalarının arkasındaki motivasyonları anlamak, konunun ele alınmasında daha akıllıca davranmamıza yardımcı olacaktır.


Yazan: Jeffrey Mervis

Kaynak: Bu yazı Sciencemag adresinden çevrilmiştir.

Görsel: Pixabay

Farklı Galaksilerdeki Gezegenleri Nasıl Tespit Edebiliriz?

Eşeysiz Üreyen Kerevit Hızla Yayılıyor: Evrim, Klonlama ve Dünya'nın İşgali!

Çevirmen

Meltem Çetin Sever

Meltem Çetin Sever

Çevirmen

Evrim Ağacı yazarı ve çevirmenidir. Alanı Kimya’dır ama beşeri bilimlerle yakından ilgilenir. Gerçeğe ulaşmak için bilimsel şüphecilik ve bilimsel yöntemlerin kullanılması gerektiğini savunan doğa aşığı bir hümanisttir.

Katkı Sağlayanlar

Şule Ölez

Şule Ölez

Editör

ODTÜ EEE '88 mezunudur. Evrim Ağacı'nda genel editörlük ve çevirmenlik yapmaktadır. Ayrıca Kırsal Çevre Derneği'nin aktif üyesidir. İlgi alanları Türkçe ve İngilizce dilleriyle başta bitkiler olmak üzere tüm canlılardır.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim