Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
2,000 ATP Ödüllü Soru: Pdi (Pauli dışlama ilkesi) iki özdeş fermiyonun aynı anda aynı kuantum durumunda bulunamayacağını belirtir. Ya evrene dışına çıkılan ve içine girebilen bi olgu olarak görürsek bunu baypas edebilir miyiz? Hemen cevapla! Hatice Kutbay'ın cevabı ödüllü bir soruda en iyi cevap seçildi! Ödüllü cevabı okumak için tıklayın!
Tüm Reklamları Kapat

Post Truth (Gerçeklik Ötesi): Yalanların Gerçekmiş Gibi Sunulduğu Bir Dünyada, Hakikatin Anlamı Nedir?

24 dakika
80,764
Post Truth (Gerçeklik Ötesi): Yalanların Gerçekmiş Gibi Sunulduğu Bir Dünyada, Hakikatin Anlamı Nedir?
Podcast
Mahmut Serdar Keskin
Seslendiren 1 Mayıs 2020 37:48
25
Tüm Reklamları Kapat

Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?

  • Post truth kavramı, nesnel gerçekliğin kişisel duygular ve çıkarlar nedeniyle silikleşip kamuoyunu etkilemesi sürecini ifade eder ve modern iletişim teknolojileriyle görünürlüğü artmıştır.
  • Gerçeklik ve hakikat kavramları farklı teorilerle açıklanmakta olup, tutarlılık, pragmatizm ve çoğulculuk gibi yaklaşımlar hakikatin çok boyutlu ve bağlama göre değişken olduğunu vurgular.
  • Post truth çağında bilgi kirliliği ve yalanların yayılması artarken, bilimsel düşünce ve eleştirel sorgulama önem kazanmakta, eğitim ve popüler bilim aracılığıyla doğru bilgiye ulaşmak gerekmektedir.
Gerçeği söylemek zordur çünkü, aslında, tek bir gerçek vardır ama bu gerçek canlıdır; bu nedenle de çehresi bir canlınınki gibi durmadan değişir. Franz Kafka

Post-truth kavramı Türkçeye hakikat sonrası veya hakikat ötesi şeklinde çevrilmiş olup, bu tanımlamalar post-truth kavramını tam olarak yansıtmamaktadır. Post-truth, nesnel gerçeklik karşısında halk kitlelerinin kişisel duyguları ve çeşitli çıkarları ön planda tutmasıyla nesnel gerçekliğin etkisizleştirilmesi ve kamuoyunun bu şekilde etkilenmesi olarak tanımlanır.

1992 yılında post-truth kavramını ilk defa Sırp Amerikan oyun yazarı Steve Tesich kullanmıştır. 1992 yılında yayımlanan “Government of Lies” (Yalanlar Hükümeti) makalesinde, Amerikan halkının önemli bir kısmının Bush hükümeti tarafından yapılan siyasi propagandaları sorgulamadan gerçekmiş gibi kabul ettiğini belirtir. Tesich, artık insanların hakikati aramak yerine önlerine gelen ham bilgi yığınlarını sorgulamadan kabul ettiğini yazarak eleştirir.

1992 yılında post truth kavramını ilk defa Sırp Amerikan oyun yazarı Steve Tesich kullanmıştır.
1992 yılında post truth kavramını ilk defa Sırp Amerikan oyun yazarı Steve Tesich kullanmıştır.
Wikiwand

Post-truth kavramının yaygınlaşmasında Ralph Keyes’in yazdığı The Post-Truth Era (Hakikat Sonrası Çağ) adlı kitabın önemi büyüktür. 2016 yılında ABD başkanlık seçimi ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla birlikte yoğun olarak kullanılan bu kavram, Oxford Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilmiştir.

Tüm Reklamları Kapat

Hakikat sonrası olarak Türkçeye çevrilen bu kavram, sadece yeni bir dünyayı tanımlamak için mi kullanılmaktadır? Yoksa bu anlayış, eski dönemlere ait bir kavram mıdır? Acaba Antik Yunan, Roma, Sasani veya Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde günümüzdeki olaylara benzer olgulara rastlamak mümkün müdür? Eğer bu olgu eski dönemlerden beri varsa, bu kavramlaştırma ve farkındalık araştırmacılar tarafından günümüzde neden ortaya atılmıştır? Şöyle de sorabiliriz: Bu olgu neden günümüzde ortaya çıkmıştır?

Felsefi olarak bu tartışmalar devam etmektedir. Ancak bu kavram, geçmiş dönemlerden çok günümüzde iletişim teknolojisinin yaygınlaşmasıyla görünürlüğünü artırmaktadır. Bu kavram ve kavramsallaştırma, modernizmin sona ermesi ve postmodernizmin ortaya çıkmasıyla kendini gösterir. Modernizmin sona ermesinden kastettiğimiz, 20. yüzyılın ilk yarısına kadar olan dönemden sonrasını kapsamaktadır. Bu döneme ister postmodernizm, istersek geç modernizm diyelim, var olan fenomen teknoloji ile birlikte baş döndürücü bir aşamaya gelmiştir.

Post Truth Kavramı ve Siyaset

Post-truth kavramı siyaset için ön plana çıkmış olmakla birlikte artık siyaseti de aşmıştır. Bilginin baş döndürücü bir hızla bireylere ulaşması ve her kişinin istediği gibi, herhangi bir engel olmadan bir blog veya sosyal platform oluşturarak yazabilmesi karmaşayı iyice artırmaktadır. Şöyle ki, eğer araştırmacıysanız, yazmış olduğunuz bir bilimsel makale ancak belirli akademik çevrelerde okunacaktır. Eğer amatör bir araştırmacı veya komplo teorisyeniyseniz, YouTube veya başka bir sosyal platform aracılığıyla üretilmiş çeşitli safsataları milyonlarca internet kullanıcısına rahatlıkla ulaştırabilirsiniz.

Sıradan bir internet kullanıcısıysanız, nasıl araştırma yapmanız gerektiğini veya doğru bilgiye nasıl ulaşacağınızı nasıl öğreneceksiniz? Nitelikli kaynaklara ulaşmak nasıl mümkün olur? Hurafelerden arınarak veya ham bilgi yığınlarından sıyrılıp işlenmiş ve doğrulanmış bilgilere nasıl ulaşacağız? Eğer internet kullanıcısı olarak bunlar sizin için önemli değilse, yalan olan bir olguyu gerçekmiş gibi çok kolay bir şekilde inanabilir ve bu yalanla bir ömür boyu yaşamınızı sürdürebilirsiniz.

Tüm Reklamları Kapat

Herhangi bir ideolojiye bağlıysanız ve karşıt görüşlerin olduğu platformlardan uzak duruyor, hatta onların sözlerine tahammül edemiyorsanız, takip ettiğiniz sayfalar Google’ın akıllı özellikleriyle kaydedilir ve size hep beğendiğiniz görüşler gösterilir. Burada gerçek önemli değildir; önemli olan kişisel çıkarların ve menfaatlerin ön plana çıkması ve kişilerin isteklerine cevap verilmesidir.

George Orwell, "Politics and the English Language" adlı çalışmasında siyasetin doğası gereği yalanlar üzerine kurulduğunu belirtir. Bu durum, hangi siyasi ideoloji olursa olsun fark etmemektedir. Siyasetin içine girildiğinde yalan ve gerçek artık birbirine karışmıştır:

Siyasi dil - ve varyasyonlar, muhafazakarlardan anarşistlere kadar tüm siyasi partiler için geçerlidir - yalanları doğru ve cinayete saygılı kılmak ve saf rüzgara sağlam bir görünüm kazandırmak için tasarlanmıştır.

Filozof Hannah Arendt, 1967 yılında Truth and Politics (Hakikat ve Politika) adlı makalesinde, doğruluk ve dürüstlüğün asla bir politikacının erdemleri arasında yer almayacağını, çünkü yalanın her zaman politikacıların gerekli ve haklı çıkarları olarak görüldüğünü belirtir. Yalan söyleyen ve söylediklerine gerçekten inanan ya da söyleminin yalan olduğunu bilerek ifade eden bir bireyin sadece kendi görüşünü dile getirdiğini ve demokratik bir ülkede herhangi bir kişi gibi özgürce fikirlerini paylaştığını, bunun da ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söylersek ne yapmalıyız? Hannah Arendt’e göre gerçeklik dediğimiz olgular hiçbir zaman kişisel özelliklerimizden ve olaylara bakış açımızdan bağımsız değildir.

Örneğin objektiflik kavramını sıkça kullanırız. Ancak objektif nasıl olunur? Objektif olmanın kriterleri nelerdir? Yaşadığımız sosyal, siyasal ve kültürel özelliklerimizi aşarak mı objektif oluruz? Objektif olduğu iddia edilen söylemler ne kadar objektiftir veya objektif olmak kendi içinde dürüst olmak mıdır? Örneğin sosyal darwinizm, çevresel determinizm ve öjeni gibi kuramların ve uygulamaların, yaklaşık 100 yıl önce hem bilimsellik hem de pozitivizm gereği, “bilim insanını mekanik bir robot gibi, bulunduğu sosyalliğin tüm özelliklerinden sıyrılmış” olarak sunması ve bilimsel olarak kabul edilen bu uygulamalar objektif olarak yapılmamış mıdır? Bu soruların ötesinde, tüm faaliyetlerimiz arasında objektiflik iddiasında bulunacak en iyi sosyal yapı bilimdir. Bilimin içinde bile objektiflik tartışmaları varken, diğer bilgi türlerimiz ve faaliyetlerimizin objektiflik iddiası çok daha kötü durumda olacaktır.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

Martin Heidegger, Varlık ve Zaman kitabında “varlık” kavramının üzerini çapraz bir şekilde çizer. Çünkü varlık derken neyi kastettiğimiz belirsizdir. Hangi varlıktan bahsediyoruz ve herkesin üzerinde uzlaştığı bir varlık anlayışı var mıdır? Varlık derken kastettiğimiz farklılıklar ve en önemlisi dilimizin ve bununla birlikte ortaya çıkan kavramlarımızın yetersizliği nedeniyle bunların üzerini çizmek zorundayız. Ancak Heidegger niçin varlık kavramını silmek yerine üzerini çizmiştir? Çünkü dilden ve kavramlardan başka kendimizi ifade edebileceğimiz bir başka olgu yoktur. Evet, objektifliğin üzerini çizebiliriz ancak daha iyi bir kavramımız olmadığı için ondan da tam anlamıyla vazgeçemeyiz.

Arendt, mevcut karmaşıklığın kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla daha da arttığını savunur. Geçmişte yalan, sadece karşı tarafı aldatmak ve ondan çıkar sağlamak amacıyla yapılırken, günümüzde tüm kitleleri kandırmak için de kullanılabilmektedir. Üstelik bu, çok daha profesyonelce yapılmaktadır.

Yuval Noah Harari, post truth kavramını evrimsel perspektiften bakarak açıklamaktadır. Harari’ye göre hakikat, günümüzde, önceki asırlara göre daha kötü durumda değildir. Onun iddiasına göre hakikat sonrası dönem bizzat Homo sapiens’i temsil etmektedir. İnsanlığın ilk zamanlarından beri yaratmış olduğumuz gerçeklere inandık ve bu sayede çok farklı inançlar, düşünceler vb. ortaya çıktı. Peki bunları niçin yaptık? Birlikteliği sağlamak ve diğer bireylerle aynı görüşleri oluşturarak yaşama daha iyi tutunabilmek için.

Harari diğer araştırmacılardan farklı olarak post-truth kavramını geçmişe götürse de, bu kavram daha çok 21. yüzyıl için kullanılmakta ve kitle iletişim araçlarının yalanı hipergerçeklik yaparak sunduğu bir çağı temsil etmektedir. Post-truth, yalanın bizzat gerçekmiş gibi sunulduğu, hatta yalan atan kişilerin bile bu yalanları görmezden gelip ısrarla savunduğu bir dönem için kullanılıyor. Bu kavramı insanların ortaya çıktığı döneme götürdüğümüzde kavram kargaşaları ortaya çıkacaktır. Örneğin Sokrates’in “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” derken yalan mı atmıştır? Hayır! Sokrates bunu temellendirmeye çalışmış ve buna inanmıştır. Aynı şekilde Aristoteles, acaba dünya merkezli evreni formüle ederken inanmadığı halde inanmış gibi yaparak bizleri kandırmış mıdır? Bu da pek mümkün görünmemektedir.

Martin Heidegger (1889-1976)
Martin Heidegger (1889-1976)
T24

Ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte milliyetçilik ve ırkçılık bilimsel zemin bulmuş ve o dönemin şartlarında kafatası ölçümleri gibi yanlış bilgiler bilimsel olarak kabul edilmiştir. Diğer bir ifadeyle, insanların çeşitli etkenler sonucu inandıkları değerleri yaymasıyla, yalan olduğunu bildikleri halde sadece karşıtlarını değil herkesi kandırmaya çalışmaları farklıdır; post-truth ikinci tanıma daha çok uymaktadır.

Felsefeci Lee McIntyre, hakikat sonrası çağda gerçekliğin reddedilmesinden ziyade, gerçeklerin kişisel ön yargılarımıza ve öznel olarak belirlediğimiz perspektiflere indirgenmiş olduğunu söyler. Hakikat sonrasında bazı gerçekler diğerlerinden daha önemli hale gelir ve bir bireyin bir gerçeği diğerlerine tercih etme kriterleri, gerçeğin ancak kişisel bakış açısına ve özelliklerine uygun olmasıyla belirlenir.

Tüm Reklamları Kapat

Michael Marmot, tıpkı Orwell gibi, politikanın doğal olarak yalanlarla birlikte işlediğini ve bunun bir örüntü olduğunu belirtir. Marmot, tartışmanın bilimin tam merkezinde yer aldığını ancak karşıt ve daha güçlü bir argüman sunulduğunda, ilk iddiayı ortaya atanın bunu kabul etmek zorunda olduğunu söyler. Ancak siyaset tam olarak bu şekilde işlemez. Örneğin, küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğu konusunda bilim insanları arasında tartışma yoktur. Küresel ısınma ile ilgili tartışmalar daha çok içeriğiyle ilgilidir. Fakat bilim nesnel kanıtlarıyla bunu ispat etse bile, Trump veya kapitalistler bunun aksini savunurlar. Küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğu bilinmesine rağmen, bu yalanı çeşitli çıkarları için sürdürürler.

Amerikalı felsefeci Harry Frankfurt, On Bullshit (Saçmalık Üzerine) kitabında yalancılık ile saçmalamak arasında ayrım yapar. Yalancılık ve saçmalama ile ilgili şu örneği verebiliriz: Radyasyonun kanser yapmadığını iddia eden bir kişi, çeşitli verileri çarpıtarak kitleleri kandırabilir ve bunu yaparken kitle iletişim araçlarından çok iyi yararlanabilir. O kişiye, "Eğer radyasyon ile kanser arasında ilişki yoksa, siz radyasyonlu bir odaya girer misiniz?" diye bir soru sorulduğunda muhtemelen hayır yanıtını verecek veya kaçamak cevaplar üretecektir. Saçmalayan kişi, var olan yalanın yalan olduğuna inanmaz. Yalana gerçekmiş gibi inandığı için radyasyonlu odaya girer. Bu örnek, Trump’ın küresel ısınmaya verdiği cevaplarla da ilişkilendirilebilir. Trump saçmalamıyor, sadece yalan söylüyor.

Matthew d'Ancona, politikanın yalanlarla dolu olduğunu belirtir. Peki bunda şaşırtıcı olan nedir? Politikayı takip eden hemen herkes, hatta inandığı ideolojinin en militanı bile siyasette yalan olduğunu bir şekilde kabul eder. Ancona bunun yeni bir durum olmadığını, antik çağlardaki yönetimlerde de var olduğunu söyler. Ancak Ancona için asıl şaşırtıcı ve post-truth olan olgu, siyasetçilerin yalan söylemesinden ziyade halkın -bunu bilsin ya da bilmesin- yalana olumlu yaklaşmasıdır. Diğer bir ifadeyle, X partisinin söylemleri yalan olsa ve bunu takipçileri bilse de halk arasında yaygın olan “beyaz yalan” veya “vatan için yaptılar” gibi söylemler yalanın üstünü örtmektedir.

Tüm Reklamları Kapat

Hakikat ötesi ya da hakikat sonrası olarak adlandırılan bu kavramla birlikte artık rasyonellik, makullük ve sağduyu gibi kavramların etkisi azalmış, duyuların önemi artmış ve bilim insanları bile bu duruma ayak uydurmakta zorlanmıştır. En olumsuz sonuçlardan biri ise, en az lisans mezunu olan bireylerin bile bu yalanlara inanması ve yalan yaymasıdır. Artık sadece eğitim seviyesi düşük kişiler değil, eğitimli bireyler de bu sürece dahil olmuştur. Eğitim oranının gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde artmasıyla birlikte, eğitimin kalitesindeki genel düşüşün de etkisi olduğu unutulmamalıdır. Maalesef üniversite mezuniyetinin sıradanlaştığı bir dönemde, bunlara alışmak yerine popüler bilim yoluyla mücadele edilmesi gerekmektedir.

Geçmişte yalan sadece karşıt olunan tarafı aldatmak ve ondan çıkar elde etmek amacıyla yapılırken, günümüzde tüm kitleleri kandırma adına da yapılabilmektedir.
Geçmişte yalan sadece karşıt olunan tarafı aldatmak ve ondan çıkar elde etmek amacıyla yapılırken, günümüzde tüm kitleleri kandırma adına da yapılabilmektedir.
Bangalore International Centre

Gerçeğin Tutarlılık Teorisi

Gerçekliğin ne olduğu ve ona nasıl ulaşabileceğimiz konusunda çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan biri Gerçeğin Tutarlılık Teorisidir. Harold Joachim ve Brand Blanshard'ın öncülüğünü yaptığı bu teori, gerçeğin tutarlı önermeler arasında bulunması gerektiğini kabul eder. Başka bir deyişle, bir gerçeklik ancak kendi içinde tutarlı önermeler bütününden oluşmalıdır. Böylece geçerliliği ortaya konur. Var olan gerçekliğe ulaşma yöntemlerimiz arasında bazı farklılıklar olsa da, ortaya atılan bir iddianın karşılığı olan gerçek, mutlak olmasa bile tutarlılık sayesinde en makul olanla karşılaştırılarak en iyisine ulaşılmaya çalışılır. Örneğin, Y kavramı doğrudur, ancak diğer içsel olgularla tutarlı bir şekilde bütünlük sağladığında doğru kabul edilir. Buradaki doğruluk, zihinde oluşturulan doğruluğun dış dünyaya değil, ancak zihinde oluşturulan başka bir tasarıma uygunluk göstermesidir. Bilgi, bizden bağımsız bir nesne değil; bilgi ile başka bir bilgi türü, bir olgu ile başka bir olgunun uyuşmasıdır.

Bu teorinin bazı çıkmazları bulunmaktadır. Ontolojik gerçekliğe dayanmayan ve sadece epistemolojik bir temeli olan bir önerme için şunlar iddia edilebilir: Halüsinasyon gören kişi, gördüğü halüsinasyonu gerçek sanabilir ancak bunun dış gerçeklikle bir bağı yoktur. Bu nedenle halüsinasyon gören bir bireyin gördüklerinin doğru olmadığını engelleyen nedir? Çünkü halüsinasyonlar son derece tutarlı önermeler bütünü olabilir ve bu halüsinasyonu gören kişi, bunu gerçeklik teorisinin belirlediği kavramları aşmadan ispatlayabilir.

Bertrand Russell bu teoriyi eleştirmiştir çünkü her iki önerme birbirleriyle çelişse bile aynı anda doğru olabilir ve her bir önerme, gerçeklik olduğu ifade edilen sistemin tutarlı bir parçası haline gelebilir.

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı
Wickson Vardayok dünyanın hem en sıra dışı hem de en sıradan dedektifi! Onun olağanüstü özelliği, hiçbir özelliğinin olmaması. O kadar normal ki kimse onu fark etmiyor. Mesela sağınıza mı baktınız, o hep biraz daha sağda kalıp görünmüyor. Bir dedektif
Devamını Göster
₺203.00

Pragmatik Hakikat Teorisi

Charles Peirce, William James ve Richard Rorty tarafından temsil edilen bu teoride önemli olan gerçekliğin ancak fayda ile ölçülmesidir. Bir önermenin veya kuramın doğruluğunu nasıl belirlemeliyiz? Ancak onun sağladığı faydayla. Pragmatizme göre bir bilimsel bilginin doğruluğunu kesin olarak bilebilir miyiz? Pragmatik Hakikat Teorisi bize bunun kesin olarak bilinemeyeceğini, bildiğimiz en önemli çıkarımın bir bilim topluluğunun geniş çevrelerince kabul edilmiş çeşitli kriterleri sağlaması ve gerçeğe en çok yaklaşan açıklamalar bütününün kabul edilmesi gerektiğini söyler.

Pragmatizm, tıpkı düalizmde olduğu gibi ikili karşıtlıkları reddeder; dünya ve zihin ya da eylem ve düşünce gibi. Bilgilerimizin doğruluğuna karar verebilmemiz için eylemlerle sınayıp en faydalı olanı seçmemiz gerekir. Burada asıl test edilen eylemlerdir. Bilgilerimizi eylemlerle faydalılık ölçütünde sınarız. Örneğin, büyük dahi Isaac Newton’un yer çekimi teorisi günümüzdeki kadar hassas değildir. Ancak Isaac Newton’un yasalarını kullanarak birçok teknolojik gereç üretiyoruz. Hatta Ay’a gönderdiğimiz roketleri bile Newton’un yasalarıyla gerçekleştiriyoruz. Bizden bağımsız var olan dış gerçekliğin durumunu kesin olarak Newton yasalarıyla bilemeyebiliriz; ancak sağlamış olduğu fayda ve kullanışlılığı pragmatizme göre bilginin doğru kabul edilmesini gerektirir. Kısaca Pragmatik Hakikat Teorisini şu cümlelerle özetleyebiliriz: Bilgilerimizin doğruluğu ancak eylemlerimizin uyumluluğuna bağlıdır.

Pragmatik anlayışın da bazı çıkmazları bulunmaktadır. Bizden bağımsız gerçekler olsa bile, pragmatizme göre biz onları bilmekten ziyade oluşturmaktayız. Ancak pragmatik anlayış, tıpkı postmodernizm gibi plüralisttir. Buna göre evrensel ve tek doğrular yerine, kişilerin bilgisi ve eylemleri sonucunda oluşan bilgiler vardır. Eğer hakikat göreceli ve kişiden kişiye değişiyorsa, bilimsel eylemlere veya etik değerlere ters düşen eylemleri nasıl eleştireceğiz? Bu durumda herkesin oluşturduğu hakikatler kaotikliği daha da artıracak ve bizden bağımsız olarak inandığımız hakikatin zemini kayacaktır. Böyle bir dünyayı esas aldığımızda, tıpkı sonsuz bir labirent gibi ne yaparsak yapalım hiçbir zaman çıkamayız. Ya da bizi yuvarlak dünyada sonsuza kadar etrafında dolanmak gibi bir çıkmaza sokar. Sonsuzca eleştiri üretilir, ancak hiçbir eleştiri bu durumda bizi daha ileriye götüremez. Foucault’un “birbirimizi yorumlamaktan başka bir şey yapmıyoruz” sözü son derece korkutucu ve karamsardır. Sanırız böyle bir dünyayı hayal bile etmek istemezdik.

Gerçeğe Çoğulcu Yaklaşım

Crispin Wright ve Michael Lynch gibi düşünürlerin desteklediği bir teoridir. Gerçek nedir? Gerçek bir fonksiyondur ve çok farklı şekillerde ortaya çıkar. Gerçeğin bu farklı tezahürleri sonucunda her bir gerçekliğin farklı kriterleri vardır. Başka bir deyişle, farklı söylemler için farklı kriterler bulunur. Hakikat bir tane değildir; tek bir doğru ve ona ulaşabileceğimiz düz bir yol yoktur. Tıpkı modernizmde olduğu gibi, tarihin düz bir çizgi halinde daima ileriye gideceği efsanesi gibi, yaşamımız da böyle bir çizgide ilerlemez.

Neden gerçeklik birden çoktur? Bu anlayışa göre, hakikat dediğimiz kavram belirsizdir. Örneğin, hakikat dediğimizde ne anlıyoruz? Acaba hakikat kavramı her bireyde ve toplumda aynı anlama mı gelmektedir? Tıpkı Heidegger’in varlık kavramının üzerini çizerek yapı bozumuna uğratması gibi, hakikatin de üzeri çizilir ancak ondan tam anlamıyla vazgeçilemez. Herkes kendi oluşturduğu kriterler çerçevesinde haklıdır.

Örneğin, bir toplumda var olan ensest ilişki ahlaksız bir davranış mıdır? Geçmişte gelişmiş Batı toplumlarında eşcinsellik bizzat bilim tarafından hastalık olarak görülüyordu. Ayrıca toplum tarafından da dışlanıyor ve aşağılanıyordu. Peki ne oldu da günümüzde hem bilim hem de gelişmiş ülkelerde eşcinsellere bakış daha olumlu olmaya başladı?

İşte bize görünen bu değişim, zamanın, mekânın, toplumun ve benzeri kriterlerin zamanla değişmesi sebebiyledir. Her toplumun ahlaki yapısı ve hakikat anlayışı farklı olduğu için her şey hem görecelidir hem de çokludur. Siyasi gerçekler, bilimsel gerçekler, felsefi gerçekler, sanatsal gerçekler ve ahlaki gerçekler vardır; ancak bunlar bükülebilir ve bağlamına göre değişebilir.

Örneğin, bilimsel gerçeklerin görünüşte nesnel bir gerçekliğe karşılık geldiği kabul edilir ve olması gereken de budur. Peki, bilimsel söylemler yalnızca bizden bağımsız olan nesneleri, insanın duyusal süreçlerinden bağımsız olarak mı tanımlar? Çoklu hakikat anlayışına göre, bilimin içinde oluşan farklı paradigmalar aracılığıyla bilim insanları bu paradigmalar çerçevesinde olgulara yaklaşır ve ayrıca bilim yaparken çeşitli ön kabuller, yani inançlar etrafında olguları tanımlar. Başka bir deyişle, bilim de nesnel, olgusal gerçeğe ek olarak tutarlı bir doğruluk ve pragmatik gerçeklik bulur. Bu gerçekler, olgusal gerçeklerdeki boşlukları doldurur, karar vericilerin ulaşmak istediği hedeflere hizmet eder ve olgusal gerçeklerin aktarım biçimlerini etkiler.

Postmodern felsefe, çoğulculuğu ve göreceliliği savunması nedeniyle sert eleştiriler almaktadır. Postmodernizmin yıkıcı bir felsefi anlayış olduğu kabul edilir. Örneğin Daniel Dennett, postmodernistlerin yaptığı şeyin gerçekten kötü olduğunu ve gerçeği alaycı bir şekilde küçümseyen entelektüel tutumlarından sorumlu olduklarını söyler. McIntyre, postmodernist düşüncenin gerçek sonrası olgunun habercisi olduğunu belirtirken, d'Ancona gerçek sonrası dönemin temellerinin ve derin köklerinin postmodernist felsefede yattığını ifade eder. Postmodernistler ise "hakikat tektir" diyen modern anlayışın diğer gerçeklikleri silikleştirdiğini savunurken, "hakikat parçalı ve çokludur" der ve diğer unsurların görünmesinin neden kabul edilemez olduğu sorusunun cevabını talep ederler.

Postmodernizmin çoğulculuğu ve farklılığı ön plana çıkarması ve post truth kavramıyla ortaya çıkan yalan ve gerçeklerin bükülerek iç içe geçirilmesi postmodern bir dünyada sıradanlaşabilmektedir.

Tüm Reklamları Kapat

Postmodern felsefe plüralist oluşu ve göreceliliği savunması sonucu sert eleştiriler almaktadır.
Postmodern felsefe plüralist oluşu ve göreceliliği savunması sonucu sert eleştiriler almaktadır.
Christina Animashaun/Vox

Beyaz Yalanlar ve Sosyal Yaşamımız

Artık beyaz yalanlar hayatımıza daha fazla girmektedir. Üstelik bunun yalan olduğunu kabul etmemiz gerekirken, üstünü başka bir olguyla örtüyoruz. Bazı kişiler, CV’sini doldururken gerçekte hak edilmeden elde edilen veya sahte olan bazı belgeleri ve yetenekleri hiç çekinmeden abartabiliyor. Üstelik bunun bir aldatmaca olduğunu bilmelerine rağmen. Ancak kendilerine çeşitli gerekçeler bularak yalanı güzel göstermeye gayret ediyorlar. Sosyal medya hesaplarında da kendimizi olduğumuzdan farklı gösterme eğilimindeyiz. Aynı şekilde halk arasında yaygın olan “torpil” artık sıradanlaştı. Bunu yaptıran veya yapan kişiler, torpili sosyal ortamda söylemeyip, bunun karşısında bir tavır takınarak yaptıkları hilekarlığı hiç çekinmeden gizleyebiliyorlar.

Ayrıca bazılarımız çoğunluğun neye uyarsa sorgulamadan ona itimat ediyor ve onu sorgulamıyoruz. Sevdiğimiz insanların sevdiğimiz fikirleri hoşumuza gittiği için onları eleştirme ihtiyacı duymuyoruz. Niçin duyalım ki? Fikirlerini beğenmediğimiz tarafın haklı olduğunu söyleyecek değiliz. Ayrıca haklı olduklarına kanaat getirsek bile mutlaka ona bir kılıf bularak veya bir komplo teorisi ortaya atarak bu düşünceden kurtulma eğilimindeyiz. Fakat bu şekilde davranarak rasyonalite, makullük gibi bizim hoşumuza gitmeyen ama bizi gerçekliğe yaklaştıracak yöntemleri de bir yana atmış oluyoruz.

Sosyal medyada gördüğümüz ve hoşumuza giden bir video, fotoğraf veya yorumu sadece hoşumuza gittiği için hiç çekinmeden paylaşabiliyoruz. Peki ya bunlar gerçek değilse? Eğer yalan ise, iftira attığımız insanlara ne diyeceğiz? Onları zor durumda bırakmış olmaz mıyız? Hoşumuza gidebilir, ancak burada gerçeklik değil, duygularımız ön plandadır. Aynısını karşıt görüşten bir birey yaparsa siz ne yapardınız?

Bazılarımız gereksiz ve kısır döngü tartışmalara girerek karşıt görüşteki kişileri çekinmeden aşağılayıp bundan haz alabiliyor. Eleştiri yaptığımızı sanıyoruz fakat aslında yerdiğimizin farkında değiliz. “Laf dalaşı” yaparak en iyi açıklamayı aramıyoruz, bunun yerine karşımızdakinin üstüne çıkmaya çalışıyoruz. Ancak unuttuğumuz şey, görüşlerimizin karşı tarafın görüşlerinden iyi olması bizi haklı yapmaya yetmez. Çünkü sosyal medyada bu şekilde hareket ederek bir çözüme ulaşamayız. Bu tartışma Michel Foucault ile Noam Chomsky arasındaki tartışma değildir.

Tüm Reklamları Kapat

Tartışmayı izlerken, iki karşıt ekolden önemli düşünürlerin birbirlerinin sözünü kesmeden ve dikkatle dinleyerek cevap verdiğini gördüğümüzde şu soruyu kendimize sormalıyız: Onlardan daha mı iyiyiz ki onları örnek almıyoruz?

Artık edindiğimiz bilgilerin önemli bir kısmı haber siteleri ve sosyal medya platformlarından gelmektedir. Elde ettiğimiz bilgilerin ne kadarını bilimsel yazılar, bilimsel kitaplar veya güvenilir popüler bilim yazılarından bizzat araştırarak tespit ettik? Google Akademi'ye girip bilimsel yazıları takip ettik mi? Bilimsel yazıların tamamını okumak hem zor hem de teknik geldiğinden, zahmetsiz, daha anlaşılır ve daha heyecanlı olan forum siteleri bize daha cazip gelmektedir. Bu tarz siteler hoşumuza gitse de buralarda derinlikten uzak, niteliksiz ham bilgi yığınları bulunmaktadır. Kısacası, bir akademik makaleyi 200 kişi okuyabilirken, bir forum sitesini binlerce kişi kısa sürede okuyabilmektedir. Bu sebeple bilginin kontrolü akademiden çıkmakta, neyin doğru neyin yanlış olduğu birbirine karışmakta ve post-truth daha da belirginleşmektedir.

Edinmiş olduğumuz bilgilerin bir kısmını haber siteleri ve sosyal medya platformları oluşturmaktadır.
Edinmiş olduğumuz bilgilerin bir kısmını haber siteleri ve sosyal medya platformları oluşturmaktadır.
Next

Bilimin Gücünü Kullanarak Kişisel Yapılan Açıklamalar ve Bunun Bilimsel Söylem Gibi Kullanılması Bilime Zarar Vermektedir!

Son 50 yılda üretilen bilginin, önceki tüm dönemlerde üretilen bilgiden kat kat fazla olduğu gerçeğiyle karşılaşıldığında, bu kaotik durum daha belirgin hale gelmektedir. Artık sadece komplo teorileri ve çeşitli siyasi güçlerin kitleleri inandırmak için ürettiği propagandalar değil, diğer propaganda türleri de bulunmaktadır.

Bu propagandalar bilim adı altında da yapılmaktadır. Çünkü halkın algısında saygınlık taşıyan hangi sosyal yapılandırmalar varsa, onlar çok rahatlıkla kullanılabilir. Örneğin saygın bir bilim insanı herhangi bir açıklama yaptığında, diğer bilgi türleriyle kıyaslandığında ona inanmamak neredeyse imkansızdır. Bir bilim insanı niçin yalan söylesin ki? Bilim camiası tarafından çalışmaları kabul edilmiş bir kişiye değil de komplo teorisyenlerine mi inanmalıyız? Maalesef, yukarıda bahsettiğimiz gibi post-truth kavramı artık yalanların gerçekmiş gibi sunulduğu bir karmaşayı anlatmaktadır. Örneğin, bir bilim insanı bilimden aldığı güçle insanların bir kısmının öldürülmesi gerektiğini söylese ve bunu “bilim böyle emreder” ifadesiyle desteklese, bu söylem karşısında ne yapmalıyız? Bilim insanı olduğu için sorgulamadan inanır mıyız? Olması gereken, bir bilimsel söylemin veya bilimsellik adı altında ortaya konan çıkar ve menfaat içeren sözlerin de sorgulanmasıdır. Nitekim bilim bu şekilde çalışmaktadır. Unutulmamalıdır ki bilimde hiç kimse tek başına otorite kabul edilemez. Bilimin siyasetten veya diğer bilgi türlerinden en önemli farkı, birçok bilim insanının ortaklaşa çalışması ve genel kanaatlere ulaşılmasıdır.

Tüm Reklamları Kapat

Stephen Hawking “felsefeye artık ihtiyacımız yok” ifadesini kullandı. Dünyaca ünlü fizikçi böyle dedi diye bu söylem elbette kabul edilmemelidir. Çünkü Hawking, artık fiziğin dışına çıkarak felsefe alanına geçmiş ve kendi bilimsel gücünün veya etiketinin de etkisiyle önemli bir kesimi bu konuda inandırmıştır. Ancak bu söylem bilimsel olmadığı gibi felsefi bir söylemdir. Eğer felsefeye karşı olumsuz yaklaşıyor ve kendinizi kandırmak istiyorsanız, dünyaca ünlü bazı bilim insanlarının bu sözlerine rastlamanız hem kolay hem de sizi ikna etmek için yeterince güçlüdür. Ünlü Fransız sosyolog Emile Durkheim, Bilim ve Felsefe kitabında Hawking’den önce bir anlamda felsefenin önemini ve bilimle nasıl bağlantılı olduğunu şu şekilde belirtir:

Varsayalım ki felsefe, Kant’ın iddia etmiş olduğu gibi, insan aklının objektif değerlendirmelere sahip olmadığına, yani rasyonelitenin gerçek olgulara erişimi olmadığına hükmetti. Bu karar tüm doğa bilimlerini sübjektifliğe mahkûm edecektir.

Böyle bir durum ortaya çıktığında bilim insanları "Bu doğa bilimlerini ilgilendirmez, doğa bilimleri ve felsefe ayrıdır" diyebilir mi? Bilim felsefesinin ulaştığı sonuçlar, bilimin yöntemini ve nasıl çalıştığını da etkileyecektir.

Maalesef, bu tür talihsiz açıklamalar ülkemizde de bilim adı altında yapılmaktadır. Unutulmamalıdır ki, bu tür açıklamalar hem açıklayan bilim insanına hem de bilime zarar vermekte ve bilim karşıtlarına “malzeme” sunmaktadır. Celal Şengör, “…biliyorsunuz, sosyal bilimler bilim değildir” ifadesini kullanmış ve yüzlerce yorum, Celal Şengör’ün bu söylemini hiç sorgulamadan desteklemiştir. Yine Celal Şengör bir konferansta şunları söylemiştir:

(…) Ama fen bilimleri çok çok önemli. Sosyal bilimler dediğin işte sosyoloji, psikoloji falan bunlar daha bilim olamadılar.

Karl Popper’ın yanlışlamacılığını sosyal bilimlere de uygulayan Şengör, sosyal bilimlerin yani toplumun laboratuvar gibi olmadığını ve kaotik, önceden kestirilemez olduğunu görmezden gelmiş ve otoritesini kullanarak sosyal bilimleri bilim dışı ilan etmiştir. Sosyal bilimler yapısı gereği kesin değildir. Doğa bilimlerinde bile kesinlik bazı durumlarda tartışmaya açıkken, bunu sosyal bilimlere mal ederek onları dışlamak haksızlık olur.

Tüm Reklamları Kapat

Bu örnekler Batı dünyasında da bulunmaktadır. Paul R. Gross ve matematikçi Norman Levitt, sosyal bilimcilerin doğa bilimciler karşısında ezildiğini ve “aciz” kaldığını iddia ederler. Bu betimlenen tablo, sanki doğa bilimciler ile sosyal bilimciler arasında bir “boks maçı” varmış gibi sunularak gerçekler çarpıtılmıştır.

Scott Gordon tarafından yazılan "Sosyal Bilimler Tarihi ve Felsefesi" adlı kitap
Scott Gordon tarafından yazılan "Sosyal Bilimler Tarihi ve Felsefesi" adlı kitap
Amazon

Bilimin bireye verdiği etiketi kullanan bu tür kişiler, bilimin söz söylemediği alanlarda dahi olası kendi çıkar ve menfaatlerini bilim kisvesi altında dayatabilmektedir. Sosyal bilimlerin bilim olup olmadığı tartışması uzun süre önce sona ermiştir. Ayrıca 20. yüzyılın sert pozitivistleri tarafından “sosyal bilimler bilim olmak istiyorsa pozitivist olmalıdır” söylemi nedeniyle geçmişte bu tartışmalar yaşanmıştır. Dikkat edilirse, buradaki tartışma doğa bilimlerinde güçlü olan pozitivizmin sosyal bilimlere dayatılmasıdır; ancak 1950’li yıllardan itibaren sosyal bilimlerde pozitivizmin etkisi yavaş yavaş azalmıştır.

Günümüz sosyal bilimlerinde pozitivizm neredeyse etkisini yitirmiş olup, geçmiş tecrübelerden de anlaşıldığı üzere pozitivizm ancak zarar vermekten ve sorunları betimlemekten öteye geçememiştir. Ancak bazı bilim insanlarımızın sosyal bilimleri hâlâ 20. yüzyılın başlarındaki gibi görmesi ve bu söylemlerin bilimsel söylemler gibi sunularak geniş kitlelerce takip edilmesi maalesef bilime ve onun “objektiflik” iddiasına zarar vermektedir. Bu durum, sosyal bilimler ile doğa bilimleri arasındaki farkı giderek daha da derinleştirmektedir. Gerek sosyal bilimler gerekse doğa bilimleri bir bütündür. Her ne kadar ayrıymış gibi görünse de, her iki bilim türü evreni ve insanı daha iyi tanımlamamız için vazgeçilmez sosyal yapılandırmalardır. Doğa bilimsiz kültür kördür, sosyal bilimsiz kültür ise topaldır. Aynı şekilde, felsefesiz bilim ve bilimsiz felsefe de eksik kalacaktır.

Bu tür talihsiz açıklamalar, bilim karşıtlarına tabiri caizse malzeme sağladığı gibi, bilimdeki göreliliğin ortaya çıkmasıyla bunu bilim karşıtlığı için kullananlara da yarar sağlamaktadır. Sosyal bilimlerle ilgili bilimselmiş gibi yapılan açıklamalardan ziyade, bizzat önemli sosyal bilimcilerin eserlerini okumak gerekir.

Tüm Reklamları Kapat

Sonuç

Jean Baudrillard artık simülasyon çağında yaşadığımızı savunur. Kitle iletişim araçları tarafından kontrol edilen görüntüler ve söylemler bize gerçeğin kendisini anlatmamaktadır. Anlatılan gerçek, üstü örtülerek istenilen forma getirilir ve bu durum hiper gerçeklik olarak tanımlanır. Irak Savaşı'nın görüntülerini yayımlayan büyük medya organları bize gerçekleri mi göstermiştir? Baudrillard buna katılmaz ve savaşın acısının alınarak, yani bir oyun gibi evlerimize ulaştırıldığını belirtir. Güçlü Amerikan ordusunun milyar dolarlık askeri ekipmanları medyada bolca yer almıştır. Iraklıların yaşadığı acılar ve 1 milyon insanın ölümü göz ardı edilerek yansıtılmıştır. Ayrıca bunlar medyada gösterilmemiş, hiper gerçeklik yaratarak Amerika'nın Irak'a demokrasi götürdüğü söylemiyle milyonlar ikna edilmiştir.

Yaşamımızda televizyon kadar etkili veya ondan daha güçlü olan sosyal medya, hiper gerçeklik yaratarak yalanların üzerini örtmekte ve menfaat ile çıkar savaşlarına dönüşmektedir. Bu hiper gerçeklikler sadece belirli grupları kapsamakla kalmayıp, sahte hesaplar ve sahte fotoğraflar kullanarak karşıt grupların arasına girip yalan bilgiler ve argo kelimelerle saldırmaktadır. Artık ırkçılar, düz dünyacılar, aşı karşıtları ve çeşitli militan gruplar, sosyal medyanın sunduğu “özgürlük” sayesinde saçmalamalarını ve yalanlarını milyonlarca kişiye çok rahat ulaştırmaktadır. Şimdilik bunu engellemek mümkün görünmese de, nitelikli bilgilerle bu şarlatanlara karşı mücadele edilmelidir. Şarlatanlar ve kişisel çıkarlarına uygun propaganda yapanlar yetmezmiş gibi, bu alana eğitimli kitleler de eklenmiştir.

Yukarıda anlattığımız yalanları ortaya çıkarmak kolay olsa da, asıl zor olan bilim adı altında yapılan ve bilime zarar veren kişilerin bazı açıklamalarıdır. Kişilerin günlük hayatları içinde bunları anlaması çok daha zor olabilmektedir. Ayrıca, halkın gözünde sahip oldukları “etiket” ve kendi uzmanlık alanlarındaki başarıları sebebiyle her alanda mesnetsiz açıklama yapma hakkını gören bu kişilerin kendi ideolojilerini bilimselmiş gibi anlatmaları tehlikelidir.

Evrim Ağacı, sizlerin sayesinde bağımsız bir bilim iletişim platformu olmaya devam edecek!

Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...

O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...

O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.

Avantajlarımız
"Maddi Destekçi" Rozeti
Reklamsız Deneyim
%10 Daha Fazla UP Kazanımı
Özel İçeriklere Erişim
+5 Quiz Oluşturma Hakkı
Özel Profil Görünümü
+1 İçerik Boostlama Hakkı
ve Daha Fazlası İçin...
Aylık
Tek Sefer
Destek Ol
₺50/Aylık
Bu Makaleyi Alıntıla
Okundu Olarak İşaretle
98
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Bize Ulaş
Yukarı Zıpla

Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!

Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.

Soru & Cevap Platformuna Git
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 37
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 6
  • Muhteşem! 5
  • İnanılmaz 2
  • Bilim Budur! 1
  • Merak Uyandırıcı! 1
  • Grrr... *@$# 1
  • Güldürdü 0
  • Umut Verici! 0
  • Üzücü! 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Y. Brahms. Philosophy Of Post-Truth. (10 Nisan 2020). Alındığı Tarih: 10 Nisan 2020. Alındığı Yer: INSS Tel Aviv University | Arşiv Bağlantısı
  • S. Coughlan. What Does Post-Truth Mean For A Philosopher?. (12 Ocak 2017). Alındığı Tarih: 10 Nisan 2020. Alındığı Yer: BBC | Arşiv Bağlantısı
  • M. P. Lynch. Truth As One And Many. (26 Nisan 2020). Alındığı Tarih: 26 Nisan 2020. Alındığı Yer: Oxford Scholarship Online | Arşiv Bağlantısı
  • Y. N. Harari. (2018). The Truth About Fake News. Not: Yediot Ahronot.
  • Oxford Dictionary. Word Of The Year 2016. (1 Ocak 2016). Alındığı Tarih: 11 Nisan 2020. Alındığı Yer: Oxford Languages | Arşiv Bağlantısı
  • H. Arendt. Truth And Politics. (1 Ocak 1967). Alındığı Tarih: 26 Nisan 2020. Alındığı Yer: The New Yorker | Arşiv Bağlantısı
  • M. d’Ancona. (2017). Post-Truth: The New War On Truth And How To Fight Back. Yayınevi: Ebury Publishing.
  • M. Marmot. (2017). Post-Truth And Science. The Lancet, sf: --. | Arşiv Bağlantısı
  • J. Baudrillard. (2003). Simülakrlar Ve Simülasyon. ISBN: 978-975-8717-01-4. Yayınevi: DOĞUBATI.
  • M. Sarup. (2017). Post-Yapısalcılık Ve Postmodernizm. ISBN: 9786058461413. Yayınevi: Bilim ve Sanat.
  • M. Heidegger. (2018). Varlık Ve Zaman. ISBN: 978-6051718231. Yayınevi: Alfa Yayınları.
  • A. Bilgili. (2017). Bilim Ne Değildir?. ISBN: 978-605-9588-56-0. Yayınevi: Doğu Kitabevi.
  • S. Gordon. (2015). Sosyal Bilimler Tarihi Ve Felsefesi. ISBN: 978-605-9125-11-6. Yayınevi: Küre Yayınları.
  • A. Özkaya. (2020). Post-Coğrafya. ISBN: 978-625-400-983-9. Yayınevi: Ahmet Özkaya.
  • C. Türer. (2009). Pragmatizm'in Doğruluk Evi. bilimname, sf: 165 - 185. | Arşiv Bağlantısı
  • E. Tepeli. (2017). Bağdaşımcılık Teorisini Destekleyen Ve Bağdaşımcılık Teorisine Karşı Argümanlar. 21. Yüzyılda Eğitim Ve Toplum Eğitim Bilimleri Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, sf: 489-501. | Arşiv Bağlantısı
  • M. Bilgili. (2019). Coğrafyada Mekân Felsefesi Üzerine Yaklaşımlar. International Journal of Geography and Geography Education (IGGE), sf: 88-102. | Arşiv Bağlantısı
  • E. Karaca. Bildiğim Kadarıyla: Pragmatik Doğruluk Teorisi Nedir? – Cheryl Misak. (20 Haziran 2019). Alındığı Tarih: 18 Nisan 2020. Alındığı Yer: Öncül Analitik Felsefe Dergisi | Arşiv Bağlantısı
  • A. Esgin, et al. (2011). Türkiye'de Sosyal Bilim Algısının Negatifliği Ve Üniversitenin Misyonu Üzerine. Research Gate. | Arşiv Bağlantısı
  • G. Orwell. (2012). Politics And The English Language. ISBN: 978-0141393063. Yayınevi: Penguin Classics.
  • İzletken. Nüfus Sorunu Ve Cahil Liderler #30. (25 Nisan 2020). Alındığı Tarih: 25 Nisan 2020. Alındığı Yer: YouTube | Arşiv Bağlantısı
  • Single Way Science. Celal Şengör: Sosyoloji, Psikoloji Daha Bilim Olamadılar. (25 Nisan 2020). Alındığı Tarih: 25 Nisan 2020. Alındığı Yer: YouTube | Arşiv Bağlantısı
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 27/03/2026 12:38:38 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8574

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Bu Makaleyi Alıntıla
Evrim Ağacı Formatı
APA7
MLA9
Chicago
A. Özkaya, et al. Post Truth (Gerçeklik Ötesi): Yalanların Gerçekmiş Gibi Sunulduğu Bir Dünyada, Hakikatin Anlamı Nedir?. (20 Mart 2026). Alındığı Tarih: 27 Mart 2026. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/8574
Özkaya, A., Özdil, A. Ş. (2026, March 20). Post Truth (Gerçeklik Ötesi): Yalanların Gerçekmiş Gibi Sunulduğu Bir Dünyada, Hakikatin Anlamı Nedir?. Evrim Ağacı. Retrieved March 27, 2026. from https://evrimagaci.org/s/8574
A. Özkaya, et al. “Post Truth (Gerçeklik Ötesi): Yalanların Gerçekmiş Gibi Sunulduğu Bir Dünyada, Hakikatin Anlamı Nedir?.” Edited by Ayşegül Şenyiğit Özdil. Evrim Ağacı, 20 Mar. 2026, https://evrimagaci.org/s/8574.
Özkaya, Ahmet. Özdil, Ayşegül Şenyiğit. “Post Truth (Gerçeklik Ötesi): Yalanların Gerçekmiş Gibi Sunulduğu Bir Dünyada, Hakikatin Anlamı Nedir?.” Edited by Ayşegül Şenyiğit Özdil. Evrim Ağacı, March 20, 2026. https://evrimagaci.org/s/8574.
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler."
Ursula Kroeber Le Guin
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)