Paleontolojiye Anahatları İle Giriş - 2

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Paleontoloji, Eski Yunanca kökenli Palios: eski, Ontos: varlık, Logos: bilim sözcüklerinden oluşmuştur. Genel bir tanımlama ile, eski varlık bilim olarak adlandırılır. İlk olarak 1862 yılında d'Archiac tarafından kullanılmıştır.

Paleontoloji geçmişte yeryüzünde yaşamış olan hayvan ve bitkileri, diğer bilim dallarının yardımı ile araştırıp inceleyen ve bir çıkarıma giden bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bitki fosillerini paleobotanik, hayvan fosillerini ise paleozooloji inceler. Mikroskobik boyuttaki varlıkları mikropaleontoloji incelerken,  büyük varlık kalıntılarını makropaleontoloji inceler.

Kazılar çok hassas eller ile, yine hassas aletler kullanılarak gerçekleştirilir...

Diyerek paleontolojiye bir giriş yapmıştık. Şimdi anahatları ile ele alacağımız ve üç kısımda inceleyeceğimiz paleontolojinin ikinci kısmına başlayalım (anlatımda karmaşık terimlerden ve içinden çıkılmaz cümlelerden özenle kaçınılmaya çalışılmıştır).

Avustralya'daki zirkon kristallerine göre en eski kayayı 4.1-2 milyar yıl öncesine tarihlendiriyoruz. Gezegenimizin tarihi ise, 4.5 milyar yıl öncesine kadar uzanıyor. Bu süreçte 3.5 milyar yıl önceki kıvılcımlar, itici güç olması açısından, son derece önemlidir; çünkü çekirdeksiz varlıklar ortaya çıkar. Bu durum, ortam ve sağladığı koşullar ile doğrudan alakalıdır. Henüz serbest haldeki oksijen, atmosfere verilmemiştir. Mavi yeşil algler, oradan da fotosenteze ulaşan bir patika. Enerjinin bol olması ile korunaklı okyanus derinliklerinde, çekirdeksiz hücreye sahip bakterilerden ve mavi yeşil alglerden oluşan, yaşam formları ortaya çıkar. Bunların çoğuna siyanobakteri adı verilir. İlk fotosentez üretilerek resifler oluşturulacaktır. Bu organizmaların yoğun fosillerine, Kuzey Amerika ve Avustralya'da rastladık.

Bu sırada birçok volkanik olay ile karşılaşırız. Henüz kıtalar yoktu...

Milyarlarca yıl önce dünya, sular altındayken dilek tutucuların (meteorit atmosfer girişi, aklın düşmanlarınca dileklerle karşılanır) kabus üstüne kabus görebileceği bir yerdi. Çok yoğun bir meteor bombardımanı dünyayı dövüyordu. Radyasyon yoğun ve yıldırımlar sürekli idi. 

İşte böyle bir ortam içinde ilk karalar filizlenmeye başladı (bir düzen yoktur; gören var mı?).

Düzencilere en büyük darbeyi ultramafik yani evrilen-duraysız kayalar vurur (yine beklendik bilgisizlikten kanıt çıkartma çabası). Ultramafik kayalar parçalanmaya başladı; lakin bu sırada ortaya çıkan bazaltik magmalar, ilk defa ve ilk olarak, küçük kara parçalarını oluşturmaya başladı. Derken iri taneli volkan kayalarının (kimi kaynaklarda bunu andezitik lavlar şeklinde görürsünüz; tam karşılığıdır) devreye girmesi ile, magma kaynaklı granitler ada parçacıklarının iç kısımlarına yerleşti. Bu adacıklar zamanla birbirine eklenerek ilk kıtaların ön atalarını oluşturdu (ne hoş evrim her yerde; lakin önceden belirlenmiş ya da tasarlanmış olmayarak). Bu en eski örneklere kalkan adı verilir. Kıtaların kök kısımlarına ise, kraton adı veriliyor. Levha hareketleri ile bu oluşumlar, daha sağlam bir yapı halini almıştır.

İlk kara parçası Atlantik kıyılarında, Nena ve Ur'da oluştu. Nena, en eski küçük süper kıtayı karşılar. Nena zamanla parçalanarak, birçok eski kıta parçasına bölünecektir. Laurentia ve Sibirya Arktika'dan ayrıldığında ise, Nena yok olacaktır.

3.6 milyarda oluşan ve 2.5 milyarda parçalanmaya başlayan Vaalbara Süper Kontinenti'ne merhaba demeyi unutmayın!

Prokaryortik süreç devam ederken, diğer yandan çekirdek ile genetiğin muhafaza edildiği ökaryotik yaşam ilk adımlarını atar. Sonuçta, nihayet, bakteriler çeşitlenir. Varlığın bakteri düzeyinden omurgasız hayvanlar düzeyine çeşitlenerek evrilmesi, 1 milyardan başlayarak 500 milyona dek sürmüştür.

Kıtaların bir araya gelmesi, karalar dönemi (Pangea) olarak tanımlanır; Paleozoyik'tir. Kıtaların birbirinden ayrılması, okyanuslar dönemidir; Mesozoyik. Kıtaların birbirine yaklaşması ise, kara köprüleri dönemidir; Senozoyik.

570-250 milyon yıl aralığına, Birinci Zaman diyoruz. Avrasya ile Kuzey Amerika ayrılmış durumdadır. Güney yarımkürede ise, Gondwana adı verilen dev bir kara kütlesi vardır. 280 milyonda tüm kıtalar birbiri ile kucaklaşarak, tek bir dev kütleyi yapılandırdı; adı Pangea. Anadolu o zaman aralığında, Ekvator'un 1000 kilometre kadar güneyinde yer alıyordu; yani Pangea'nın bir parçası konumundaydı.

Bu devir Paleozoyik'tir. Paleozoyik, adının karşılığını tam verecek biçimde bu devre yansır; eski diğer hayvanlar zamanı.

Başlangıçta sadece suda yaşayan diğer hayvanlar ve bitkiler vardır. Zaman oldukça ağır ilerleyerek basit yapıları karmaşıklaştırır. Derken ilk omurgalılar, yani karada soluyan diğer hayvanlar ile zırhlı balıklar ortaya çıkar.

Karayı kolonileştiriyoruz.

420 milyondan itibaren karada, varlık izleri saptanır. İlk kurbağagiller özellikle dikkate değerdir. Nihayet örümcekler ve kıyı bitkileri ortaya çıkar. Bu süreç oldukça uzun bir zamana yayılmıştır. En azından sudan karaya geçiş en az, 100 milyon yıla mal olmuştur.

Bollaşan kurbağagiller zamanla evrilerek, eğreltiotlarının cazibeli manzarasında, sürüngenlere dönüşmüşlerdir.

Gökyüzüne ulaşma çabaları sonuçsuz kalmıyor.

Kanatları olan iki böcekçil grup, ilk olarak, bu dönemde gökyüzünün maviliğine yetişmiştir.

Devrin son dönemlerinde kuraklaşan iklim, bataklıkları kurutur. Bunun getirisi adaptasyonda daha iyi uyum sağlayana yansımıştır; sürüngenlere.

Karaların tek hakimi sürüngenler geliyor.

225 milyon yıl öncesine uzanan sürüngenler, 65 milyona kadar taçlanmış zaferlerini, neredeyse tüm kara parçalarını ve suları kolonileştirerek sürdürürüler. Sürüngenlerden memelilerin evrildiği bu devir, İkinci Zaman olarak adlandırılır.

İkinci Zaman'ın en gözde varlıkları dinozorlardır (geri görüş kibri ile bakıldığında). Dinozorlar, bir elin büyüklüğünü geçmeyen küçüklükteki sürüngenlerden evrilmiştir. Kimi dev boyutlara, kimi ise uzun boyunlara; kimi uzun ve silahlanmış kuyruklara, kimi ise tehditkar diş ve tırnaklara; kimi zırhlara, kimi ise etçil ve otçulluğa evrildi (piterozorlar dinozor değildir; ama onlar da dinozorlar gibi sürüngendir).

Benim gibi eşik karşıtlarınca ve dinozor hayranlarınca yok oluş süreci hoş değerlendirilmez. Bu ihtişamın yok olmasını akıl almaz. Habersizce çarpan meteor ve tetiklediği bir dizi olay sonucu hükümleri son bulur. Dinozorların tümü aynı dönemde yok olmamıştır; Triyas'tan Kretase'ye kadar süren 160 milyon yıllık bir zaman aralığında yok olmuşlardır. Unutmamak gerekir ki, kökleri dinozorlara dayanan bazı kuşlar hala aramızdadır. 

Bu kıyımdan ön atalarımız sağ çıktığı için buradayız. Çiftleşme yeteneklerini kaybetmediler belli ki; ama kör ya da sağır oldukları konusunda bahse girebilirim. Dev sürüngenlerin zamanı bitince, gececi ön atalar gündüzcü süreç ile yeni bir evrilmeye imza attılar.

Anadolu bu zaman açısından da yeterli incelenmemiştir. O dönemde sular altında olduğu (Tetis Denizi) cümlesi ile konu geçiştirilmeye çalışılır. Oysa ki Kastamonu'nun Devrekani ilçesinde saptanan 70 milyonluk Mosasaurus hoffmanni kesin olmazları çürütmüştür. Kahramanımız, bir kaya kütlesinin içinde 70 santimetrelik bir kemik ve bu kemik boyunca uzanan 10-12 santimetrelik sivri ve parçalayıcı dişler ile tanımlanmıştır. Kapsamlı araştırmaların başka bulgulara da götüreceği çok nettir. Yine Tarsus'un Sarıveli Kum Ocakları'ndan çıkan  Tetralophodon (filgiller) fosilleri durumun ne denli önemli olduğunu ve ivedilikle kapsamlı araştırmaların yapılması gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Anadolu'da bulduklarımız genellikle mercanlar, gastropodlar ve ammonitlerden oluşur.

65 milyondan itibaren sahnede etçil ve otçul memelileri, kemirgenleri, primatları görürüz.

40 milyondan itibaren ise, balinalar, ön atlar, filler, keseli memeliler yerkürede gezinmeye başlar.

20 milyon Anadolu'da özellikle araştırılması gereken, ama ilgisizlikten dolayı kapsamlı çalışılamayan bir zamanı yansıtır. Orta Miyosen'de Afrika ile Kuzey yarımküre arasında kara köprüsü olan Anadolu, çok önemli geçişlere ve evrim süreçlerine ev sahipliği yapar. Karşılıklı yönlerden gelen diğer hayvan göçlerinde, önemli bir konaktır. Bu yaoılanma Anadolu'daki insan evrimine de, ayrıca, yansır.

5 milyona geldiğimizde memeli çeşitlenmesi artık doruğa çıkmıştır. Arazileri atlar, antiloplar, gergedanlar işgal etmiştir. Bu çeşitlenme başarısının altında memelilerin sıcak kanlı olmaları ve sürüngenlere göre daha iyi adapte sağlamaları yatıyor diyebiliriz.

Anadolu'da Orta Anadolu ve Ege kıvrımları ile Kuzey ve Güney Anadolu kıvrımlarının iç kısımlarındaki (paleosen ile eosende) ilk geçişleri birbirinden ayırmak hiç kolay değildir. Bundan dolayı Üçüncü Zaman'ı bir arada inceleriz.

Akdeniz'i kurutan tuz krizi nedir?

5 milyon önce (geç miyosen) bir tuz krizi yaşanmıştır (jeolojik ve paleontolojik kaynaklarda Neo-Tetis şeklinde görürsünüz).

Akdeniz, Tetis Denizi'nin bir kalıntısıdır. Cebelitarık Boğazı, tektonik faaliyetler sonucunda kapanmıştır. Bu kapanma ile, Atlantik suyu Akdeniz'e girememiştir. Bu durum ve diğer bazı etmenler sonucunda Akdeniz, bir göl halini almıştır. Sıcaklık ve kaçınılmaz getirisi olan yoğun buharlaşma ile, dev bir tuz çölüne dönüşmüştür. Tuz krizi ile iri memeliler, ciddi oranda, soy tükenişleri ile karşı karşıya kalmıştır.

Kıtalar hareket eder mi?

Evrim dediğimiz zaman, ne yazık ki, yalnızca biyolojik evrim ve bir dolu yanlış akla geliyor (yıl 2013, kabul edilebilir bir hata değil). Oysa ki levha ve kıtaların hareketleri ile, kültürel evrim de evrimin olmaz ise olmazlarındandır.

Kıtaların kayması teorisi A. Wegener tarafından 1912'de ortaya atılmıştır. Derin denizlerde yapılan araştırmalar, bu teroiyi çok daha sağlamlaştırmıştır. 1960'lı yıllara gelindiğinde ise, levha tektoniği kuramı ortaya çıkar.

Yerküre oluşmaya başladığı andan itibaren, itici güçler ile, sonraki aşamalarda kıtalar da hareket etmeye başlamıştır. İlk kara parçacıklarının oluşmaya başladığı Arkeen Dönem'den başlayarak, kıtalar devamlı olarak devinmiştir. Milyarlarca yıl önce başlayan bu hareketlilik, günümüzde hala devam etmektedir ve gelecekte de devam edecektir.

Magmadaki konveksiyonel ısı dolaşımları, hareketlerin başlıca nedeni olarak gösterilebilir.

Günümüzdeki volkanik faaliyetler ve depremler, kıtaların hareket ettiğini gösteren en güzel doğa olaylarından birkaçıdır (korkunç olarak nitelendirmek için bilime yabancı olmak şart). Örneğin Anadolu Levhası her yıl 2.5 santimetrelik bir hız ile, batı yönünde hareketini sürdürmektedir.

Anadolu'nun paleontolojisi

Tetis Okyanusu'nda, 30 milyon yıl önce, birçok kara parçası bir araya gelerek şekillenmeye başlar. Anadolu Yarımadası'nın kuzey kısımları Lavrasia'ya aittir. Güneybatısı ise, Gondwana'dan ayrılarak buluşma noktasına yaklaşmaktadır. Oligosen sonunda her iki parça bir araya gelerek Anadolu'yu oluşturacaktır.

Afrika, Avrupa ve Asya'nın birbirlerine doğru hareketi ile, 20 milyon yıl önce Tetis Okyanus'u yok olur.

Anadolu Levhası ile Arabistan Levhası arasında sıkışarak tükenen, Tetis Okyanusu'nun kalıntılarından biri de Bitlis Dağları'dır. Aynı levhaların çarpışması, Doğu Anadolu Fayı ile Kuzey Anadolu Fayı tektonik zonlarını oluşturmuştur.

Oligosen sonları, Anadolu'da memeli evrimi için son derece önemlidir. Eosen'den itibaren Anadolu'ya memeli toplulukları yerleşmeye başlar. Belirgin tanımlı memeli toplulukları Anadolu'ya Avrupa üzerinden gelmişlerdir. Diğer yandan Asya'dan Avrupa'ya geçişler hız kazanmıştır. Dinarik Palegon Anadolu Karaköprüsü, memeli geçişlerini kolaylaştırıcılığı ile bilinir. 23 milyon yıl önce Anadolu ve Arabistan arasında oluşan başka bir kara köprüsü ile, Afrika kökenli memeliler Anadolu'ya geçmiştir.

120 bin yıl önce Marmara Denizi'nin olmasına karşın, İstanbul Boğazı henüz yoktur. Günümüzde Sarıyer'de yer alan su bölüm çizgisi o sıralar bir akarsu olarak Marmara'ya ve Karadeniz'e akmaktadır. Zamanla fayların vadiyi derinleştirmesi sonucu, Karadeniz ve Marmara fay hatlarından birleşerek İstanbul Boğazı'nı oluşturacaktır. Buzul Dönemi'ndeki 120 metrelik su düşüşleri ile tekrar kara parçası halini alan Boğaz, 8 bin - 7 bin 500'lere kadar bu durumunu koruyacaktır.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Güleç, Erksin.,2002; Arkeo Atlas, Sayı : 1, Doğan Burda Rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş., İstanbul.
  2. Sakınç, M.,2012 (Ocak, 2. baskı); 50 Soruda Yerin Evrimi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, İstanbul.
  3. Şengör, A. M. C.,2000; Jeolojik Takvim, Cogito (Ek), Yapı Kredi Kültür Sanat Yyaıncılık, 22, ss 3-47.

Herkesin İnanmaya Devam Ettiği Ancak Mythbusters'ın Çürüttüğü 22 Mit!

Evrimsel Uyum Başarısı Açısından Oyun Oynamak

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim