Öpüşmenin Evrim Tarihi: Neden Öpüşürüz? Dudaktan Öpüşmek Neden Önemlidir?

Dudaktan Öpüşmek, Doğru Eşi Bulmanızı ve Onu Yanınızda Tutmayı Sağlıyor!

Gece Modu

Bu türev bir içeriktir. Yani bu yazının omurgası, Science Daily isimli kaynaktan alınmıştır; ancak anlatım ve konu akışı gibi detaylar Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından güncellenmiş, değiştirilmiş ve/veya geliştirilmiştir. Yazar, kaynaktan alınan metin omurgası üzerine kendi örneklerini, bilgilerini, detaylarını eklemiş, içeriği zenginleştirmiş ve/veya çeşitlendirmiş olabilir. Bu ek kısımlarla ilgili kaynaklar da, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Öpüşme insanlar arasında evrensel değildir, bugün bile bazı kültürlerde yeri yoktur. Bu da bize, çoklukla düşündüğümüz gibi, doğuştan gelen ve içgüdüsel bir davranış olmadığını gösterir. Bir başka olasılık da, öpüşmenin “öperek besleme”den evrimleşen öğrenilmiş bir davranış olmasıdır; öperek besleme, bazı kültürlerde annelerin bebeklerini ağızdan ağıza çiğnenmiş yiyecek geçirerek besleme yöntemidir. Gerçi modern yerel kültürlerin bazılarında öperek besleme uygulansa da sosyal öpüşme yer almaz. Öpüşme ayrıca kültürde yer edinmiş bir ön hazırlık davranışı da olabilir; en azından derin veya erotik öpüşme şekli, cinsel birleşmenin bir ifadesi, alternatifi veya tamamlayıcısıdır.

Durum ne olursa olsun, öpüşme davranışı sadece insanlara özgü değildir. Bonobo maymunları gibi primatlar sık sık birbirini öper, kedi ve köpekler birbirini ve başka hayvanları yalar ve onlara burunlarını sürter, salyangoz ve böcekler bile duyargalarını oynatarak birbirine temas eder. Tabii bütün bu davranışlar, öpüşmeden ziyade hayvanların birbirini temizlemesi, koklaması veya birbiriyle haberleşmesi de olabilir; ancak öyle bile olsa davranışları güven ve bağlanma gerektirir ve bu duyguları güçlendirir.

Eski Hint metinleri öpüşmeden bahseder, muhtemelen 2. yüzyıla dayanan Kama Sutra, bir bölümün tümünü öpüşme şekillerine ayırmıştır. Bazı insanbilimciler, Yunanların erotik öpüşmeyi, Büyük İskender M.Ö. 326 yılında Hindistan’ı istila ettiğinde, Hintlilerden öğrendiklerini ileri sürerler. Yine de bu, öpüşmenin Hindistan’dan çıktığı veya Hint metinlerinin sözel köklerinden daha eski olduğu anlamına gelmez. M.Ö. 9. yüzyıla dayanan Homeros’ta Kral Priamos, oğlunun cesedinin geri verilmesi için yalvararak Akhilleus’un elini unutulmaz bir şekilde öper:

Saygı göster tanrılara Akhilleus, bana da acı, ne olur kendi babanı getir aklına, ben daha acınacak durumdayım ondan, yeryüzünde hiçbir ölümlü katlanmadı benim katlandığıma, oğlumu öldürenin eline uzatıyorum yalvaran dudaklarımı. [İlyada, Çeviri: Azra Erhat – A. Kadir]

M.Ö. 5. yüzyıla dayanan Herodot Tarihi’nde, eşit seviyedeki erkekleri ağzından, daha düşük seviyedekileri ise yanağından öperek selamlayan İranlılardan söz edilir. Herodot ayrıca Mısırlılar için kutsal sayılan inek etini yedikleri için Mısırlıların Yunanları ağızdan öpmeyi reddettiklerini de anlatmıştır. Öpüşme, Eski Ahit’te de yer alır. Esav’ın kılığına giren Yakup, kör İshak’ı öper ve ağabeyinin yerine kutsanır. Cinsel aşkı öven Ezgiler Ezgisi’nde, âşıklardan biri yakarır: 

Öpücükler versin bana ağzıyla!

Şaraptan yeğdir çünkü okşayıp sevmen.

[Ezgiler Ezgisi, Türkçesi: Samih Rifat]

Romalılar döneminde, öpüşme daha yaygınlaştı. Romalılar eşleriyle sevgililerini, aile bireyleriyle arkadaşlarını ve yöneticilerini öperdi. Onlara göre el ve yanaktan öpmekle (osculum) dudaktan öpmek (basium) veya derin ve tutkulu öpmek (savolium) arasında fark vardı. Ovidius ve Catullus gibi Romalı şairler öpüşmeyi övmüşlerdir, örneğin Catullus 8’deki gibi:

Güle güle sevgilim. Sağlam Catullus'un iradesi

Artık aramayacak, istemeyecek kendisini istemeyeni. 

Sen de ağlayacaksın istenmediğin için. 

Vicdansız, lanet sana, ne olacaksın şimdi? 

Kim arayacak seni? Kim seni güzel bulacak? 

Kimi seveceksin? Kimin olacaksın? 

Kimi öpeceksin? Kimin ısıracaksın dudaklarını? 

Sen, Catullus, sağlam dur, boyun eğme sakın.

[Çeviri: Sunar Yazıcıoğlu]

Romalıların öpüşmeleri sosyal ve politik amaçları da, cinsel amaçları da karşılıyordu. Okuma yazmanın yaygın olarak bilinmediği bu çağda öpüşmeler anlaşmaları onaylamaya yarardı, işte “öpücükle mühürlemek (to seal with a kiss)” deyimi ve noktalı çizgi üzerine “X” işareti koymak buradan çıkmıştır. Romalı vatandaşın sosyal statüsü, onun İmparatoru yanağından ayağına kadar vücudunun neresinden öpeceğini belirliyordu. Çiftler, bir araya gelmiş topluluğun önünde öpüşerek evleniyorlardı, bu uygulama günümüze kadar gelmiştir.

Roma’nın çöküşü ve Hıristiyanlığın yükselişiyle uygulamalar değişmiştir. İlk Hıristiyanlar birbirlerini “kutsal öpücük” ile selamlıyorlardı, öpüşmenin ruh transferi ile ilişkili olduğuna inanılıyordu. Latincede anima sözcüğü hem “nefes” hem de “ruh” demektir ve animus (akıl) gibi ön Hint-Avrupa dillerindeki ane- (nefes alıp vermek, üflemek) kökünden türemiştir. Her ne kadar Aziz Peter “iyilik öpücüğü”nden, Aziz Paul de “kutsal öpücük”ten söz etmişse de ilk kilise tarikatları, Yehuda’nın İsa’ya bir öpücükle ihanet ettiği gün olan Paskalya’dan önceki Perşembe günü öpüşmeyi hariç tuttular. Kilise dışında ise öpüşme sınıf ve sosyal düzeni güçlendirmek için kullanıldı, örneğin tebaası ve vatandaşları krallarının giysisini veya papanın yüzük ya da ayakkabılarını öperdi.

Roma’nın düşüşünden sonra romantik öpüşme 1.000 yılı aşkın bir süre görülmemiş, 11. yüzyılın sonlarında saray aşklarıyla yeniden ortaya çıkmıştır. Romeo ve Juliet’in öpüşmesi bu hareketin simgesidir ve flörtü aile ve toplumun kontrolünden uzaklaştırıp özgürleştirici, hür iradeli ve potansiyel olarak sistemi yıkabilecek bir güç gibi gördüğü romantik aşkı göklere çıkarır. Talihsiz âşıkların kaderi, bu kadar pervasız özgürlüğün birtakım riskleri olabileceğini ve vampirizmin, yanlış kişiyi öpmenin (sağlığı, sınıfı, şerefi, umudu ve mutluluğu tehdit eden) risklerini temsil edecek şekilde evrimleşmiş olabileceğini hatırlatır bize.

Neden Dudaktan Öpüşüyoruz?

Neden sevdiğimiz birini dudaklardan öperiz? Ya da mesela düşünüz mü, neden el ele tutuşuyoruz? Bu davranışlar nereden geliyor? Neden "aşk" ve "sevgi" gibi duyguları ifade etmekte kullanılıyor? Neden bu duygularımızı başka şekillerde ifade etmiyoruz? Mesela, romantik tutkuyu ifade etmek için neden alınlarımızı birbirine sürtmüyoruz? Ya da dirseklerimizi birbirine kenetleme gibi bir davranış sergilemiyoruz? Hatta kulaklarımızı birbirine sürterek de gösterebilirdik, ama yapmıyoruz. Örneğin kimi Inuitler (Eskimolar), neden sevgiyi burunlarını birbirine sürterek ifade ediyorlar da, bu toplumun genelinde yaygın değil? Konu aşka gelince dudakları aday olmaya hazır diğer bütün organlarımızdan daha özel kılan şey nedir?

Bu soruyu cevaplamadan önce dudaktan dudağa romantik öpüşmenin evrensel olmadığını vurgulamak önemli. İnsan topluluklarının yaklaşık olarak sadece yarısı dudaktan öpüşüyor. Diğer yarısı, her ne kadar çoğunlukla "kıyıda köşede kalmış", primitif kültürler olsalar da, bu eylemi "iğrenç" buluyorlar. Bazı kültürlerde ağız gibi bir organı birbirine değdirmek, aynı kaba türüküp hep birlikte yemek gibi bir şey!

Fakat yine de insan nüfusunun yarısı dudaklarını birbirlerine yapıştırarak ve sıklıkla dillerini birbirine değdirerek cinsel yakınlık gösteriyor. Dolayısıyla bu davranış, bir açıklamayı hak ediyor.

Neden?

Baştan belirtelim: Bilimsel araştırmalar, henüz bu konuyu kesin olarak cevaplandırabilmiş değil. Fakat Figür 1'e bakarak, bir açıklama geliştirmemiz olası:

Figür 1
Figür 1
EBM Consult

Figür 1'in sol yarısı, derinin bir noktasına dokunulduğunda taktil (somatosensöryel - dokunma duyusu ile algılanan) beynin hangi kısımlarının nöral aktivite gösterdiğini betimliyor. Yani beynimizin yüzey alanının ne kadarlık bir kısmı işaret parmağına, ne kadarlık bir kısmı yüzün tamamına ayrılmış, bunu görmemizi sağlıyor. Grafikten de görebileceğiniz gibi, başparmağınızın, gövdenizin geri kalanı kadar somatosensöryel korteks alanına sahiptir. Yani tek bir parmağınızdan gelen verilere ayrılan yüzey alanı, vücudun geri kalanından gelenlere ayrılan kadardır! Bu, gövdeler başparmaklardan çok daha büyük olmasına rağmen başparmağa yöneltilmiş taktil bir uyaranın (dokunmanın) bütün gövdeden daha fazla beyin dokusu aktifleştirmesi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda, beyninizde dudaklar ve dil için de ciddi büyüklükte bir alanın ayrıldığına dikkat edin.

Duyusal beyin, dudak gibi bir organa çok fazla nöral doku atadığında bu organın taktil hassasiyeti (deriye temas eden nesnelerin küçük detaylarını vb. fark etme kabiliyeti) artar. Buna bağlı olarak duyusal beyin, kol gibi bir vücut parçasına çok az nöral doku atadığında bu vücut parçası kendisine temas eden objelere karşı hissizleşir.

Figür 1'de gördüğümüz beyin haritasını tam bir insan temsiline çevirdiğimizde Figür 2'de gördüğümüz homunkulüs isimli tuhaf görünümlü karaktere ulaşırız. Homunkulüs beyninizin, en azından somatosensöryel korteksinizin sizi nasıl algıladığını gösterir. Homunkulüs üzerinde ifade edilen bir vücut parçası bu parçanın fiziksel gerçeklikteki boyutu ile eş değildir. Homunkulüsün boyutu, Figür 1'de gördüğümüz duyusal korteksteki beyin dokusu oranları ile şekillenir. Yani eğer ki vücudumuzdaki organların büyüklükleri, beynin onlara verdiği öneme göre belirlenecek olsaydı, kabaca buna benzerdik:

Figür 2
Figür 2
Brown Üniversitesi

Bunu kavramak adına hızlı bir deney yapalım: Üst dudağınızı alt diş sıranızda gezdirin. Dişlerinizin keskin kısımlarındaki küçük detaylara dikkatinizi verin. Ardından kolunuzun ön kısmını (sanki kolunuzu ısıracakmışsınız gibi), aynı şekilde aynı dişleriniz üzerinde gezdirin.

Dudağınızın duyumsadığı küçük detayların kolunuza tamamen "görünmez olduğunu" fark ettiniz mi? Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi, somatosensöryel korteksinizde bulunan nöronların kolunuza göre çok çok daha fazlasının dudaklarınızı okumak adına işlem yaptığıdır. Daha fazla nöron = Daha yüksek taktil kesinlik.

Öpüşmeye Devam!

Figür 3 iki insan öpüştüğünde neler olduğunu gösteriyor (solda kadın, sağda erkek).

Figür 3
Figür 3

Bu figürlerdeki vücut parçalarının boyutunun bu vücut parçalarına ayrılan beyin dokusunu gösterdiğini hatırladığımızda, A kişisinin öpüşme eylemi ile B kişisinin beyin dokusunu büyük bir oranda uyardığını (ve kendisinin de uyarıldığını) görüyoruz. İşin içine dilleri de kattığımızda iki bireyin beyin dokularının etkileyici bir bölümü "bir araya geliyor."

Beynin penceresinden baktığımızda öpüşmek (özellikle dil de rol oynuyorsa) beyinden beyine 'samimiyetin' kurulması ve zengin bir duyusal deneyim için oldukça verimli bir yol.

Öpüşerek Bir Diğer Beyni Uyarmak Mümkün!

Figür 1'e geri dönün. Figürün sağ kısmı farklı vücut parçaları içinde kasları kontrol etmeye ayrılan motor korteksin miktarını gösterir. Motor korteksin belli bir kısmı aktif olduğunda figürde gösterilen bedenin ilgili kasları hareket eder.

Duyusal işlemlemede de olduğu gibi beyin, bir vücut parçasına çok fazla motor korteks alanı atadığında motor hassasiyet (küçük ve keskin hareketler yapabilme kabiliyeti) artar. Bu, dudak ve dillerin mesela sırtımıza göre çok daha incelikli hareket edebilme özelliğine sahip olduğu anlamına gelir. Dilimiz ve dudaklarımızı hassas motor kontrol gerektiren konuşma eylemi için kullandığımızı da düşündüğümüzde bu durum mantıklı bir tablo çiziyor.

Yani, bir başka insan ile dudak kenetlemek yalnızca duyusal beynin büyük bir kısmını uyarmak ile kalmıyor, aynı zamanda iyi motor kontrol ile bir başka beyni zarifçe uyarma imkanı da tanıyor.

Şu noktaya kadar birçoğunuz homunkulüs figürlerinin ellerinin de (hem duyusal, hem de motor beyin alanlarında) çok büyük olduğunu fark etmişsinizdir. Bu özellik parmaklarımızın yüksek taktil kesinliği ve ileri motor kabiliyetleri ile uyumludur.

"Beyinden Beyne Yakınlık Teorisi" diyebileceğimiz bu teoriye göre, insanların beyin dokusundan beyin dokusuna temas hususunda yalnızca öpüşmek ile kalmayacaklarını, Figür 4'te gösterildiği gibi el ele tutuşacaklarını da tahmin edebilirsiniz.

Ve gerçekten, romantik el ele tutuşma eylemi üzerine yapılan araştırmalar seyrek olsa da romantik açıdan birbirine ilgi duyan insanların el ele tutuştuğuna dair anektodal kanıtlar bulunuyor.

Elbette bu teori, şu anda yaygın kabul gören ve hakkında detaylı çalışmaların olduğu bir teori değil. Ancak bu teori, bilim insanlarına bir araştırma sahası sunuyor.

Öpüşmek, Doğru Eşi Bulmanızı ve Onu Yanınızda Tutmanızı Sağlar!

Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yaptığı bir çalışma, öpüşmenin ilişkiden önce olası partneri tanımaya yardımcı olduğunu gösteriyor. Öyle ki öpüşmek partnerinizin etrafınızdan ayrılamamasına neden olabilir. Oxford Deneysel Psikoloji Bölümü’nde araştırmalarını yürüten doktora öğrencisi Rafael Wlodarski şöyle söylüyor: 

İnsanların cinsel ilişkisinde öpüşmek, hemen hemen her toplum ve kültürde inanılmaz derecede yaygındır. Öpüşme, en yakın akrabalarımız olan şempanze ve bonobolarda da gözlenir ancak onlarınki daha az yoğundur ve daha az gerçekleşir. İşte burada insanların flört davranışları çok yaygın ve genel ancak benzersiz. Ve biz hala amacın ne olduğundan ve niçin bu kadar olabildiğine yaygın olduğundan tam olarak emin değiliz.

Rafael Wlodarski ve Profesör Robin Dunbar internet üzerinden 900’den fazla yetişkinin katıldığı bir anket düzenlediler. Ankete katılanlar kısa ve uzun dönem ilişkilerde öpüşmenin önemi hakkındaki sorulara cevap verdiler. Rafael Wlodarski: 

Öpüşmenin cinsel ilişkide oynadığı rol hakkında üç ana teori var: Öpüşmek olası eşimizin genetik kalitesini belirlemeye yardımcı oluyor; uyarılmayı arttırıyor; ve ilişkinin beraber yürütülmesinde faydalı. Bu teorilerden hangisinin desteklendiğini dikkatli incelemelerden sonra görmek istiyoruz.

Araştırmacılar iki sayfalık bulgularını biri Archives of Sexual Behavior ve diğeri Human Nature olmak üzere iki farklı dergiye sundu ve Springer tarafından yayınlandı. Araştırmalar Avrupa Araştırma Konseyi (European Research Council) tarafından finanse edilmişti. 

Anket sonuçları, genelde kadınların ilişkilerinde öpüşmeye erkeklere göre daha çok değer verdiğini gösterdi. Buna ek olarak, daha çekici olmaya önem verenlerin ve kısa dönem ya da rastgele ilişkileri tercih eden kadınlar ve erkeklerin öpüşmeye daha çok değer verdiği gözlendi.

Tüm memeliler gibi insanlarda da dişi, yavruya erkeğin yaptığından daha çok yatırım yapıyor, örneğin hamileliğin 9 ay sürmesi ya da yavrunun yıllarca emzirilmesi gibi... Önceki çalışmalar kadınların partner seçiminde başından beri daha seçici olduğunu göstermişti. Daha çekici ya da daha rahat seks partneri olan kadın ve erkeklerin olası eş seçiminde daha seçici olduğu tespit edildi. Öpüşmeye daha eğilimli olan bu grubun ankete verdiği cevapları gösteriyor ki, öpüşme potansiyel seks partnerini belirlemede yardımcı oluyor.

Bu öncelikle gösteriyor ki öpüşmek, tat ve koku ile potansiyel partnerin uyumluluk açısından biyolojik ip uçlarını toplamaya, genetik uygunluk ve genel sağlığın bilinç altında değerlendirmesine izin veriyor. Profesör Robin Dunbar şöyle diyor:

İnsanlardaki eş seçimi ve flört karmaşıktır. İnsanların kendilerine 'Ben bu ilişkiyi daha ileriye götürebilir miyim?' diye değerlendirdikleri bir dizi dönem içerir. İlk çekim yüz, vücut ve sosyal ip uçları içerebilir. Bu değerlendirmeden sonra flörtleşme daha da ilerler ve öpüşme ardından gelir. Partner seçerken, bir 'Jane Austen probleminin’ üstesinden gelmemiz gerekir. Mr. Darcy'yi ne kadar bekleyeceksin, sonsuza kadar bekleyemezsin ve onu bekleyen bir çok kadın olabilir? Bu noktada papaz ile uzlaşma yapmak zorunda mısın? Jane Austen'in fark ettiği şuydu: İnsanlar, 'çiftleşme pazarının' neresinde yer aldıklarını bilmekte çok iyiydiler ve taleplerini buna göre ayarlıyorlardı. Bu, size ne tür bir poker elinin dağıtıldığına bağlı. Eğer çok güçlü bir eliniz varsa, iş olası eşleri seçmeye geldiğinde çok daha talepkar ve seçici olabilirsiniz.

Profesör Dunbar açıklamasında şöyle devam ediyor: 

Araştırmanın sonucunda bazı şeylerin açığa çıktığını görüyoruz, öpüşmek potansiyel partnerin değerlendirilmesinde rol oynuyor.

Geçmiş araştırmalar kadınların uzun süreli ilişkilerini güçlendirmeye büyük önem verdiğini göstermişti. Şimdiki çalışmalarda, araştırmacılar ilişkinin uzun ya da kısa dönem olmasına göre insanlar için öneminin değiştiğini keşfetti. Özellikle, öpüşmek uzun dönem ilişkide kadınlar için daha önemli, anlaşılan öpüşme duygusal yakınlık ve var olan çiftler arasındaki bağlılıkta önemli rol oynuyor.

Uyarılma yüksek düzeyde (özellkle seksten önce) öpüşmenin bir sonucu olsa da, araştırmacıların söylediğine göre bu romantik ilişkilerde niçin öpüştüğümüzün açıklayan itici neden gibi görünmüyor.

Diğer Bulgular

  • Anket katılımcıları kısa vadeli ilişkilerde öpüşmenin seks öncesinde en önemli, seks sırasında ve sonrasında daha az önemli olduğunu, diğer zamanlarda ise neredeyse önemsiz olduğunu söyledi. Kalıcı bir bağ oluşturmanın ve bu bağı korumanın önemli olduğu uzun dönem ilişkilerde ise öpüşmek seks öncesinde, seks sırasında ve seksle ilgili olmayan anlarda bile eşit öneme sahip.
  • İlişkilerdeki öpüşme sıklığı ile ilişkinin kalitesi bağlantılıyken, bu durum daha sık seks için geçerli değil. Ancak, insanların öpüşmeleri ile seksten tatminleri ilişkilerinin kalitesiyle uyumlu.
  • Araştırmacıların Human Nature dergisinde verdiği açıklamaya göre, kadınların romantik bir öpüşmeye yaklaşımları menstrüal döngülerinde nerde olduklarına ve ilişkilerinin durumuna bağlantılı. Kadınların öpüşmeye en çok ilişkinin ilk basamaklarında periyodlarının gebe kalmaya en uygun olduğu dönemde değer verirler. Önceki çalışmalar gösterdi ki menstrüal döngüye bağlantılı hormonal değişimler kadınların potansiyel eş seçimindeki tercihlerini değiştirebilir. Gebe kalma ihtimali en yüksek haldeyken, kadınalar potansiyel eşte genetik uygunluğun dışa vurumuna bakıyolarlar örneğin erkeksi yüz, yüzdeki simetri, sosyal baskınlık vb. Öyle ki araştırmacılara göre romantik bir öpüşme kadınların olası eşlerinde ki genetik kalitenin değerlendirilmesine yardımcı oluyor.

Tek Bir Öpücük, 80 Milyon Mikrop Aktarımı Demek!

Hollanda'da yapılan araştırmada 21 çiftin öpüşme davranışları incelendi ve günde ortalama 9 defa öpüşen çiftlerin mikroorganizma (mikrop) aktarım oranının en fazla olduğu belirlendi. Daha önceden yapılan araştırmalar ağzımızda 700 farklı bakteri türü yaşadığını tespit etmişti; ancak Microbiome dergisinde yayımlanan bu yeni araştırmaya göre bunlardan bazıları, diğerlerine göre çok daha kolay aktarılabiliyor.

Hollanda temelli Uygulamalı Bilimsel Araştırmalar Organizasyonu (TNO) araştırmacıları, öncelikle 21 çifte bir dizi soru sorarak, geride bıraktığımız yıl içerisinde kaç defa öpüştükleri, her bir öpüşme sırasında dudaklarının ne kadar süreyle kilitlendiği de dahil olmak üzere öpüşme alışkanlıklarını belirledi. Sonrasında, her çiftten 1 tanesine, kolayca tespit edilebilir mikropları içerisinde barındıran probiyotik bir içecek içirildi. Bundan sonra, 10 saniye boyunca öpüşmeleri istenen çiftlerin öpüşme öncesinde ve sonrasında ağızlarından tükürük örnekleri alındı.

Örnekler arasındaki farklılıkları analiz eden uzmanlar, 10 saniyelik öpüşme sonucunda 80 milyon bakterinin bir ağızdan diğerine geçtiğini gördüler. Araştırmayla ilgili ilginç bir bulgu, tükürükteki bakterilerin büyük bir kısmı karşı tarafa aktarılabilirken, dildekilerin çok daha zor aktarıldığıydı. Araştırmanın başındaki Prof. Dr. Remco Kort şöyle söylüyor:

Fransız öpücüğü, kısa bir sürede büyük miktarda bakteriye maruz kalmanın harika bir örneğidir. Bundan sonra yapılacak araştırmalar, aktarılan bu bakterilerin özelliklerini ve dilin bu süreçteki yapışkanlık görevini belirlemelidir. Bu tür araştırmalar, gelecekte daha farklı bakteriyel terapiler geliştirmemizi ve bakterilerle ilgili sorunları olan insanları tedavi etmemizi sağlayabilir.

Hollandalı bilim insanları bu araştırma için Micropia isimli "bakteri müzesi" ile birlikte çalıştılar. Amsterdam'da bulunan müze, mikroplara atfedilen tek bilim müzesi. Yeni açılan bir bölümünde, çiftlerin öpüşmesi isteniyor ve bu sırada aktarılan bakterilerin anlık analizleri kendilerine verilebiliyor.

Giderek artan sayıda bilim insanı, "mikrobiyom" adı verilen bu sahada çalışmalar yapıyor. Mikrobiyom, vücudumuzun içindeki ve üzerindeki tüm mikrobiyal yaşam demektir. Buradaki yazımızdan okuyabileceğiniz gibi, vücudumuzda yaklaşık 1.5 katrilyon civarında mikrobik hücre yaşamaktadır. Buna karşılık, kendinize ait olan (Homo sapiens türüne ait) hücrelerin sayısı 100 trilyon civarındadır. 

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 0
  • 0
  • 1
  • 0
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Türev İçerik Kaynağı: Science Daily
  • N. Burton. The History Of Kissing. (2014, Şubat 23). Alındığı Tarih: 02 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Psychology Today
  • Springer Science. Kissing Helps Us Find The Right Partner – And Keep Them. (2013, Ekim 10). Alındığı Tarih: 02 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Science Daily
  • E. Haseltine. Why We Kiss On The Lips. (2017, Ağustos 04). Alındığı Tarih: 02 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Psychology Today

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 16/09/2019 14:23:38 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/1502

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Biyoloji, bir çeşit mühendisliktir.”
Daniel Dennett
Geri Bildirim Gönder