Ölmeye Yakın 'Bir Işık' Görür Müyüz?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Mit-1: "Ölümden dönen insanlar bir ışık görürler ve o ışık, cennetin kapısının aralanmasındandır."

Mit-2: "Geçirdiğim kazadan sonra 5 dakika kalbim durdu, havada süzüldüğümü ve tünelin sonunda bir ışık olduğunu gördüm."

Mit-3: "Işığı görürsen ışığa doğru gitme, ters tarafa git, hayata dönersin."

Mit-4: "Ölmeye yakın görülen ışık, ölümden sonraki yaşamın ispatıdır."

Gerçek-1: Fizyolojik olarak ölüme çok yaklaşan insanlarda birçok olağandışı tepkime meydana gelir. Bu tepkimelerin büyük bir kısmı da, elbette beyinden kaynaklanır. Beyin, vücudun oksijensiz kalması sonrasında vücudun kontrolünü sağlamak amacıyla yüzbinlerce sinyal gönderip alır; ancak bunlar, oksijenin kullanılamamasından ötürü, nöronların ve vücudun pek çok noktasının düzgün çalışamaması dolayısıyla istenildiği gibi gerçekleşemez. İşte bu sebeple, beynin gönderdiği sinyaller beklenmedik durumlar doğurabilir. Bunlardan en meşhur ikisi, gözler önünde ışıkların çakması ve kişinin hafiflediğini ve hatta havada süzüldüğünü hissetmesidir. Bu tepkiler son derece doğaldır ve tamamı fizyolojik kökenlere dayanmaktadır. Doğaüstü hiçbir tarafı yoktur.

Gerçek-2: Işık gördüğünü ya da havada süzüldüğünü iddia eden insanların çoğu aslında ölüme yaklaşmamıştır. Sahip oldukları hastalıklardan ötürü beyinleri düzgün çalışamamaktadır ve bu sebeple aynı yukarıda açıklandığı gibi beklenmedik tepkimeler doğabilmektedir. Yapılan araştırmalar, ışık gördüğünü iddia edenlerin aslında ölüme yaklaşmakla hiçbir ilgileri olmadığını ortaya koymuştur.

Gerçek-3: Kültür parçacıkları olarak düşünebileceğimiz memlerin yayılmasıyla, ölüme yaklaşan kişilerin beyinleri uzun yıllardır şartlandıkları "Ölüme yaklaşan insanlar ışık görürler." bilgisini hatırlayıp gerçekleşmesine sebep olabilmektedir. Bu olay, hafıza tarafından tetiklenen kontrol dışı tepkiler olarak adlandırılabilriz.

Gerçek-4: Doğru noktalara uygulanan etkiler kullanılarak beyinde yapay "tünelin ucundaki ışık" ya da "bedende süzülme hissi" yaratılabiliyor. Bu durum, bu görüntüler ve hislerin ölüm ile değil, beyin ile ilgili olduğunu ispatlıyor.

Gerçek-5: Beyni ve sinir sistemi olan canlıların istisnasız tamamında yaşanılan tüm duygular ve hisler tamamen beyin kaynaklıdır ya da beyinle ilişkili bir fizyolojik durum ile alakalıdır. Bunların henüz tamamı net bir şekilde keşfedilmemiş olabilir, ancak yapılması gereken, doğru deneylerin, doğru şekillerde uygulanmasıdır. Görülecektir ki çok çok büyük bir ihtimalle doğada meydana gelen olayların hemen hiçbirinde bilimsel olarak açıklanamaz bir doğaüstülük bulunmayacaktır; sadece ve sadece bilimde geçici olan, dönem şartlarıyla sınırlandırılmış yetersizlikler bulunabilecektir. Bunu da çözmenin yolu "çalışmak ve daha çok çalışmak"tan ve her zaman, her şeyi sorgulamaktan geçmektedir.

 

Bilgi: Bu mit ile ilgili bilgiyi Edinburgh Üniversitesi ve Cambridge Tıbbi Araştırmalar Konseyi'nin ortaklaşa yaptıkları bir çalışmayla ilgili NTV'nin haberinden vereceğiz:

 

"Tünelin ucundaki ışık beyinde!"

Uzmanlar, insanın ruhunun beden dışına çıkması, ölmüş olan yakınlarla karşılaşma gibi deneyimlerin ölümden sonraki hayatın kapısının aralanması değil, beyin işlevlerinin 'cilvesi' olduğunu söylüyor.

Bir grup bilimadamı ölümün eşiğinden dönüldüğü anlarda yaşanan deneyimlerin beyin işlevlerinin yoğunlaşmasından kaynaklandığını savundu.

Edinburgh Üniversitesi ve Cambridge Tıbbi Araştırmalar Konseyi uzmanları, bu konuda şimdiye dek yapılan araştırmaları gözden geçirdi.

Uzmanlar, insanın ruhunun beden dışına çıkması, ölmüş olan yakınlarla karşılaşma gibi deneyimlerin ölümden sonraki hayatın kapısının aralanması değil, beyin işlevlerinin 'cilvesi' olduğunu söylüyor.

Araştırmacılardan Dr. Caroline Watt, ''Beynimiz bize oyunlar oynamakta çok usta.'' diyor.

Ölümün eşiğinde hissedildiği söylenen tuhaf deneyimler, beynin travmatik bir anda insan bedeninin maruz kaldığı tıbbi durumu anlamlandırma çabası olarak yorumlanıyor.

Edinburgh Üniversitesi'nde görevli Dr. Caroline Watt, ''Ölümün eşiğinden döndüğünü anlatan insanların dosyalarını incelediğimiz zaman, çoğunun aslında ölüm riskiyle karşı karşıya gelmediğini gördük. Fakat öldüklerini düşünüyorlardı.'' diyor.

Bilimsel kanıtlar, ölüme yaklaşma deneyiminin tüm yönlerinin biyolojik bir temeli olduğunu gösteriyor.

Ölümün eşiğinden döndüklerini anlatanların sıkça sözünü ettiği bir unsur, 'öldükleri bilinci'.

Ancak bu hissin başka ortamlarda da kendisini gösterebildiği kaydediliyor.

"Cotard Sendromu" ya da "yürüyen ceset sendromu" denilen bir hastalık, bireylerin öldüğünü düşünmesine yol açıyor. Bu gibi durumlar ağır travma sonrasında, ya da tifo ve multipl skleroz hastalıklarının ileri safhalarında ortaya çıkabiliyor.

Pek çok kişi de "öte tarafa gidip geldiğinde" kendisini bedeni dışında, havada süzülür gibi hissettiğini anlatıyor.

 

"Aynı his yaratılabiliyor!"

İsviçreli uzmanlar ise, bu gibi deneyimlerin beynin algı ve bilinçten sorumlu kısmının uyarılması ile yaratılabileceğini söylüyor.

Dahası, "ucunda ışık olan tünel" de beynin belirli şekilde uyarılması ile yaratılabiliyor.

Pilotlar yerçekimi ivmesinden kaynaklanan G-kuvvetinde uçtuklarında kimi zaman kan basıncının aşırı yükselmesinden kaynaklanan baygınlıklar yaşayabiliyor, bu sırada tünelden geçme duygusuna kapılabiliyor ya da göz merkezinde bir kaç saniyeliğine görüşü kaybedebiliyorlar.

Hatta ABD'de yapılan bir araştırmaya göre tünelin ucundaki ışık, göze yeterli kan ve oksijen gitmemesi ile açıklanabiliyor.

Mutluluk, ferahlık, coşku gibi hislerin ise ketamin ve amfetamin türü ilaçlarla yaratılabiliyor.

Söz konusu araştırmada beynin salgıladığı noradrenalin adlı hormonun da olumlu hisler, sanrılar ve öte yana gidip gelme ile ilişkilendirilen duyguları yaratabildiği kaydedildi.

Bilişsel Bilimler dergisinde (Trends in Cognitive Science) yer alan makalede, uzmanlar "Tüm bunlar bir araya geldiğinde, bilimsel deneyimler, ölümün eşiğinden dönüşün tüm boyutlarının nöro-psikolojik ya da psikolojik temelleri olduğunu düşündürüyor." dedi.

New York Eyalet Üniversitesi'nden Dr. Sam Parnia ise, sadece ölüp dirilme hissinin değil, mutluluktan depresyona tüm duyguların beyin süzgecinden geçtiğini kaydediyor.

"Beyinde bunlardan sorumlu olan alanları bulmak, ya da aynı hissi yaratabilmek, deneyimin hakiki olmadığı anlamına gelmiyor. Aksi halde, aşk, mutluluk ve depresyon da gerçek değil demek gerekirdi" diyor.

Parnia'ya göre, "Pek çok kişi de beynin işlemediği (kalp krizi gibi) anlarda birşeyler gördüğünü anlatıyor. Bunları sırf beyin ile açıklamak mümkün değil, çünkü beyin devre dışı halde."

Parnia, "Yaşayanlar açısından gerçek görünen bu tür ölümün eşiğinden dönme deneyimleri, biz geri kalanlar için de ölümün nasıl bir şey olduğuna dair ipucu veriyor" diyor.

 

Kaynak: NTV

Teşekkür: Nilüfer Tekin

Yuvayı Dişi Kuş Mu Kurar?

Filler Farelerden Korkar Mı?

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim